BeğenFavori PaylaşYorum yap

Bu yazı ekonomi hakkında tamamen şahsi fikirlerimi içerir. Her türlü eleştiri, ekleme, çıkarmaya açıktır.

8 bin civarı orta ve büyük ölçekli şirket konkordato ilan etti. Bir nevi battı. Ufak esnafın sayısı meçhul. Bu 8 bin şirket 24 ay boyunca alacaklılarına borçlarını ödemeyecek. Alacağını tahsil edemeyen ve henüz batmamış şirketler de tahsilat yapamadıkları için fazla ayakta kalamayacaklar. Benim görüşüm orta ve büyüklerin yarısına yakını 12 ay içinde gidici.

Vatandaş zaten battı, tüketim azaldı. Tüketim daha da azalınca sürümden kazanma stratejisi fiyattan kazanmaya dönecek. Zor durumdaki şirketler batmamak için fiyat arttırmak zorunda kalacak. Bunlar dışında batan şirketlerin piyasadan çekilmesiyle bazı sektörlerde rekabet azalacağı için hem tekelleşme hem de rakip yokluğunda rahat rahat fiyat arttırmalar olacak. Bu da fiyatları daha çok arttıracak. Kısır döngü yani ve çözümü yok.

Kredilerin neredeyse yarısı batık durumda. Bankaların durumu da iyi değil. Ek olarak mevduat azlığı da bu dönmeyen kredilere eklenince bankaların kasasında, kredisini düzgün ödeyecek adama kredi olarak verecek para da kalmıyor.

Hepsinin üzerine özel sektörün 400 milyar dolar civarı dış borcunu da koyun. Dolar basıp ödeyemeyeceklerine göre dolar düştükçe piyasadan dolar çekip ödeyecekler. Bizim iç piyasada zaten şu an ne kadar döviz dönüyor ki...

Ek olarak dolar düştükçe şirketler dış borçlarını ödemek için piyasadan dolar çekip yine doları yükseltmeye devam edecek siyasi kriz olmasa bile.

Yani zaten iç piyasa battı. Bugünler daha iyi günlerimiz çünkü henüz başında olduğumuz için ağır darbeleri yemedik.

Orta, uzun vade tedbirler alınıp uygulamaya koyulması lazım hemen ama yerel seçimlerden dolayı onları da yapmıyorlar oy kaybı olmaması için, ki bunları yapsalar da geri dönüşü en az 3 yıl. Bu 3 yıl içinde ülkeye sıcak yada soğuk döviz girişi olmazsa iyice battık demek.

Sıcak yada soğuk döviz girişi içinde ya faize abanacaksın ki bu bir yere kadar işe yarar, bir yerden sonra ekonominin daha da içine eder. Yada siyasi ve hukuki istikrarı üst düzeye taşıyacaksın ki yurt dışından döviz getirip ülkeye yatırım yapacak yatırımcıyı ekonomi berbat olsa bile burada siyasi ve hukuki istikrar var, hazır ekonomi göçmüş her şey ucuzken(işçilik dahil) gel yatırım yap krizi fırsata çevir, 3-4 seneye ekonomi toparlandığında kral olursun diye çekebil.

Bizde o da yok maalesef...

Şuan iş gücü olarak Çin'den daha ucuz Türkiye farkında mısınız?

Ama kaç tane firma gelip buraya ucuz üretim yapmak için yeni fabrika açıyor ?

Dünyanın en karışık vergi sistemi bizde, hukuk desen baştakiler ne derse o, yarın öbür gün ters bir durum olsa senin yatırımının başına bir iş gelmeyeceğinin, el konulmayacağının güvencesini alamıyorsun. Ekonomi de zaten çöktü...

Dolar düşsün düşsün diyoruz ama doların düşmesi ne kadar iyi ne kadar kötü düşünmüyoruz. TL bol para döneminde anlamsız şekilde değerliydi. Bu ekonomide TL'nin değer kazanması kazanç değil kayıp olur.

TL değersiz olursa iş gücü ucuz olur, ülkeye yatırım gelme olasılığı artar, işsizlik bir nebze sakinleşir, döviz girişi olur ve en azından yerli şirketler dış borçlarını bir şekilde ödeyip biraz daha nefes alıp iç piyasayı canlandırabilir.
İthal ürünlerin fiyatı arttığı için ithal ürüne olan talep zorunlu olarak azalır bu da cari açığı doğrudan azaltır ve yerli üretime katkı sağlar.

TL değerli olduğu için, daha ucuza geliyor diye samanı bile dolarla ithal etti bu ülke...

Türkiye bu saçma sapan ekonomi politikalarından dolayı bırakın üretim yapıp satmayı kendi kendini bile doyuramayan, yurt dışından gıda alamazsa aç kalacak bir ülke oldu neredeyse.

TL'nin değerinin düşmesiyle en azından bu kötü ekonomi politikalarına rağmen parasızlıktan zorunlu olarak yerli üretime döneriz.

Bunlar olmazsa ve bir şekilde ülkeye küresel olarak para pompalanmaya devam ederse yalancı bahar biraz daha devam eder ama ne kadar uzun süre devam ederse sonucunda o kadar büyük çöküş olur.

Bu yüzden bırakın TL değer kaybetsin, Dolar 6-7-8 olsun. TL ne kadar değer kaybederse bu ülke zorunlu olarak o kadar kendine yetmeyi öğrenecek ve üretim ekonomisine el mahkum o kadar çabuk geçecek.

Cari açık o kadar çabuk azalacak, bilinçsiz tüketim çılgınlığı ve tüketim toplumu da o kadar çabuk ister seve seve ister seve seve bilinçlenecek.

2001 krizinde vatandaşın bireysel kredi ve kredi kartı borcu 9 milyar TL iken şuan 550 milyar TL. Borçlanmaya, bizim olmayan parayı harcamaya, üretmeden tüketmeye o kadar alıştı ki toplum bu süreç yeniden bilinçlenmede çok önemli bir eşik olacak.

Şirketlerin bir kısmı banka ve devleti sömürmekten başka adam gibi katma değer sağlamıyor zaten(devletten teşvik, bankalardan kredi ama sonuç yok) ve bunların neredeyse tamamı bu süreçte batıp en azından ekonomi üzerinden yükü biraz atacak. Ek olarak bu asalak şirketlerden boşalan pazar payını da umarım tekelleşme ile değil de yeni ve dinamik, üretim odaklı şirketler kurulup doldurulur ve en azından 3-5 sene sıkıntı çektikten sonra doğru düzgün bir ekonomi ve üretim kültürümüz olur.

Artısı, eksisi varsa siz ekleyin. Genel olarak, detaya girmeden kendi şahsi görüşlerimi yazdım. Detaylandırıp verileri de eklemeye kalkarsak burada 50 sayfa ekonomi raporu yayınlamamız gerekir.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 9 / 26
  • protego @protego

    "bilinçsiz tüketim çılgınlığı ve tüketim toplumu da o kadar çabuk ister seve seve ister seve seve bilinçlenecek." Bu cümle hariç çok güzel yazmışsınız. İsteyen istediğini tüketsin. Bilinçsiz tüketim diye bir şey olur mu? Sokaktaki bir amcayı çevirsen yoldan, adam akıllı telefona bilgisayara gereksiz diyecek belki. Kime göre bilinçsiz? Para kazanan adam istediğini alabilmeli. Gitsin marka diye fazla para versin. Bana göre saçma ama ona göre değil. Ben gidip de adamın yerine karar veremem. Ona bunu alma şunu alma diyemem. Dememem lazım. Ekonomisi düzgün olan ülkelerde böyledir çünkü. Ülkenin ekonomisi sanki millet birşeyler alıyor diye bu halde gibi bir anlam çıkıyor. Kim ne alabiliyor ki? Ülkenin bi zengin kesimi var onlar asıl harcamayı yapıyor. Yanlış anlamanızı istemem ancak sizin haliniz vaktiniz biraz fazla yerinde. Sürekli büyük paralarla haşır neşir oluyorsunuz. Kazancınız da kaybınız da büyük. Haliyle %5'lik kesimin içindesiniz. Çevreniz de ona göredir. Ben biliyorum çevremde şu an hiç kimse hiçbir şey alamıyor. Adamın maaşı aynı ama fiyatlar iki katına çıkmış. Patates 4 katına çıkmış. Ne bilinci? Olayın tüketim çılgınlığıyla alakası yok. Adam para kazanıyorsa istediği yere harcayabilmeli. Nasıl bu ekonomisi düzgün ülkelerde sorun olmuyorsa bizde de olmamalı. Üretim yapmamak ve "bilinçsiz tüketim" çok farklı konular. Kimsenin kimseye "bizim ülkede üretim yok sen gidip şu ithal markayı alma" deme hakkı hatta bunu eleştirme hakkı yok bence. Türkiye'de evet sende olmayan parayı harcama olayı var doğru. Ama kimse keyfinden yapmıyor. Ev geçindiren her insan bilir taksit denen şeyin sonra geri ödenirken yaşattığı zorluğu. Sanki ülkede kimse bunun farkında değil gibi konuşmuşsunuz. Alakası yok. Herkes farkında. Ama Türkiye'de taksitsiz kimse birşey alamaz. Adamın 1 asgari ücretiyle 2 tane aldığı telefonu sen Türkiye'de 5 asgari ücretinle anca alıyorsun. Araba konusuna falan hiç değinmiyorum. Herşeyde böyle. Durum böyle olunca ve her yıl daha kötüye gidince mecburen taksit yapmak zorundasın. Evleniyor adam parayı nerden bulacak? Mecbur taksite. Büyük paralarla uğraşmayan herkes mecbur buna. Örneğin adam buzdolabı alacak , 2500 lira olsun. Eminim ki Türkiye'de ha diyince cebinden 2500 lira nakit çıkarabilecek insanlar %5'den fazla değildir. Sonuç olarak kimsede tüketim çılgınlığı yok. Ortadaki tek sorun insanların bundan yaklaşık 10 sene önceki yaşam tarzlarını şu an devam ettirmeye çalışmaları. Ki bu psikolojide bir konu zaten. Ama 10 yılda ekonomi o denli çöktü ki o yaşam tarzını kaldırmıyor. Kimse alıştığı yaşam tarzından vazgeçmek istemez. Şöyle bir anektod vardır hatta, eskiden bir öğretmen emekli ikramiyesiyle bi ev araba alırdı, sonra bir eve düştü, sonra bir arabaya düştü, şimdi ne ev ne araba alabiliyor. Ki gerçektir bu. Bu insanların suçu değil, tüketim fazlalığıyla alakası da yok. Sizin gibi ticaretle uğraşan veya uğraşmış olanların anlamadığı kısım şu, satıcının maliyeti artarsa satıcı ürüne zam yapar karını korur. Ancak maaşlı çalışanın masrafı 2 katına çıktığında aldığı maaş değişmez, maaşlı çalışanların tüccarlar gibi parasını koruma lüksü yoktur. Ülkede herşey 2 katına çıktı, adamın aldığı maaş aynı, enflasyon gerçekte %100den bile fazla olabilir ancak maaş aynı. Türlü alicengiz oyunlarıyla enflasyonu düşük göstermeye çalışıyorlar. 2019da maaşlara %15den fazla zam yapılırsa şaşarım. Bu durumda gidip tüketim çılgınlığı falan demek büyük saçmalık. Ha insanlar temel ihtiyaçlarıyla yaşasın diyorsanız başka. Diğer ismi yoksulluk sınırıdır bunun. Böyle bir durumda elbette herkes taksitle alışveriş yapacak. Başka türlüsü mümkün değil. Türkiye'de öyle yaşanmaz. Bırak lüks şeyleri temel ihtiyaçlarını bile alamazsın. Hatta kendimden de örnek vereyim, ne zamandır forexe gireyim diyorum. Giremiyorum. Neden? Yatıracak para yok. 200 euro sizin için lafı edilmeyecek bir meblağ olabilir ancak cebinden 200 euroyu tak diye kenara ayırabilecek insan sayısı o kadar da fazla değil. Zaten bakın biraz toplumu inceleyin, zengin olmayan, maaşlı çalışan ve ev geçindiren/geçindirmiş bir insanın bile taksite karşı olduğunu göremezsiniz. Adam başka yolu olmadığını biliyor çünkü. Adamın buzdolabı bozulsa taksit dışında seçeneği yok çünkü. Birikim tasarruf denen şey zengin işi Türkiyede.

    • huseyin_ozcan @hegemen

      1600 Tl lik telefonu almak için 2017 ağustos da araştırmaya başladım ancak 2018 ocakta aldım.
      taksit borcum varmı var.Kredi ile ev aldım hala 6 sene ödemem var.Mecburiyette kaldığım için ev almak zorunda kaldım.Benim gibi bir sürü çevremde insan var dediklerine katılıyorum.Ülke vergilendirmesi çok fazla 1 ürünün ederinden çok vergisi var.

    • Ali @norego

      @protego Hocam güzel yazmışsınız ama benim demek istediğimi yanlış anlamışsınız. Öncelikle ben o %5 lik dilimde değilim. Benim minibüse binecek param olmadığı için kilometrelerce yürüdüğüm oldu. Aylarca kiramı ödeyemediğim oldu. Pazardan evime yiyecek alacak durumum olmadığı zamanlar oldu. Ben büyük ihtimalle bu sitedeki herkesten fazla yokluğu da gördüm, varlığı da gördüm. Her iki ucu da yaşadım. Hep ticaretle uğraştım, hayatımda 1 kere bile maaşlı bir işe girmedim. Milyonlar batırdığım zamanda oldu kazandığım zamanda oldu. Büyük ihtimalle de aranızda en fakir benimdir. Fakirlik zenginlik ne kadar kazandığınla ilgili değil. Benim ödemem gereken hala milyonlarca lira borç var. Ticaretle uğraştığım için üretici ve satıcının durumunu da biliyorum, tüketicinin durumunu da, çalışanın halini de anlıyorum patronun da. Çevreme gelirsek; müşterilerim genelde zengin insanlar ama dostlarım değil. En yakın 3 arkadaşımdan biri işsiz, diğeri araba fabrikasında işçi diğeri ise yıllardır işsizdi 6 ay önce sağa sola sora sora araya adam koyaya sonunda 2.500 lira maaş alabileceği bir iş bulduk ki kendisi şuan evli ve bu parayla ev geçindiriyor.
      Son kız arkadaşım 3 kız kardeşti, babası marangoz annesi fabrika da işçi, evleri kira ve 3 kızın 1'i lise diğer 2 si üniversite öğrencisiydi. Müşterilerimin içinde fabrikatörler de var, siyasiler de var, ticaretle uğraşan büyük tüccarlarda var, yıllarca boğazından kısıp biriktirdiği parayı değerlendirmeye çalışanlarda var.

      Bilinçsiz tüketim vardır hocam. Taksitle evine buzdolabı, çamaşır makinesi alan adama bilinçsiz tüketici demiyorum zaten. Asgari ücretle çalışırken borçlanıp 5 bin liralık telefon alan ama o kontörü olmayan adam bilinçsiz tüketicidir. Babası evi zor geçindirirken her hafta AVM'lere gidip sadece 1-2 defa giyeceği yada hiç giymeyeceği kıyafetler ayakkabılar alan kız bilinçsiz tüketicidir. Evinde iyi kötü TV'si varken bankalar artık kredi veya kredi kartı vermediği için ev kura gidip piyasanın %50 fazlasına senetle daha büyük TV alan adam bilinçsiz tüketicidir. Ve bu örneklerin hepsi birebir benim çevremde olan örnekler.

      Benim müşterilerimden biri sanayici, demir çelik fabrikası var, 100'lerce çalışanı var, banka hesabı da baya bir kabarık. İnanılmaz görgülü, bilgili ve tam bir beyfendi. Hesabında da hatrı sayılır, çoğu kişi için servet denilebilecek bir parası var işlettiğimiz. Bu aradım cebindeki telefon IPhone 3gs. Onun ihtiyacını karşılıyormuş, fazlasına ihtiyacı yokmuş ve almamış. Bindiği araba Tiguan, sürekli bozuk yollardan iki yakın şehir arasında gidip gelmek zorunda olduğu ve sanayi bölgelerine girip çıktığı için SUV gerekiyormuş, Tiguan almış. Bu adam istediği lüks 4x4'ü peşin ödeyip alabilecek durumda. Ama ihtiyacı olmadığı için almıyor. İstediği telefonu alabilecek durumda ama almıyor.

      Bir diğer müşterim büyük bir avukat, cebinde her daim en az 1-2 bin lira nakiti vardır ne olur ne olmaz diye yanında taşıdığı. Banka hesabı da bir sanayici kadar olmasa da yine kabarıktır ve borcu da yok. Bütün gün yanında laptop taşır maillerine ve dosyalara bakmak için. Kullandığı bilgisayarın artık ahı gitmiş vahı kalmış, laptop öyle bir ısınıyor ki üzerinde yumurta pişirirsin, kasanın sağı solu çatlamış kırılmış, aletin şaftı kaymış. İçinde windows 8 var, 6 senedir aynı laptopu kullanıyor. İstediği bilgisayarı peşin ödeyip alabilecek güçte ve o laptop parası hesabından eksilse fark etmez bile belki. Hatrı sayılır bir yatırımı var benim işte. Parayı gönderirken min kesinti olsun diye yapmadığı kalmamıştı, çekerken de aynı şekilde. Ki o kesintiler dönen paranın yanında çerez parası.

      Bu adamlar cimri değil, ihtiyacı olan şeyi en uygun fiyata alıp gereksiz harcamadan kaçıp kendilerini ve hayatlarını sürekli garanti altında tutuyorlar. Iphone 3gs kullanan sanayici her buluşmamızda beni bulunduğu şehirde gezdirir, yedirir içirir, eşiyle akşamları yemeğe çıkar, hiç bir eksiği yoktur, sadece ihtiyacı olmayanı almaz. Avukat gereksiz harcamadan kaçınır, birikim yapar ama cimrilik yapmaz.

      Bu adamlar bunları yaparken asgari ücertle çalışan adam taksitle yeni telefon, TV alıyorsa, babası zengin olmayan kızın dolabında 10 tane ayakkabısı varsa ve bu ayakkabıları 1rer 2 şer defa giyip unutuyorsa(doğrudan bildiğim örnekler bunlar) bilinçsiz şekilde tüketiyorlardır ve gereksiz borçlanıyorlardır.

      Benim annem ilk okul öğretmeni ve inatla hala da emekli olmuyor devam ediyor işini ve çocukları sevdiği için. Orta/düşük gelir düzeyindeki bir bölgede devlet okulunda öğretmen. İlk okul öğretmeni olduğu için veliler genelde 30-35 yaşlarında. Çocuğun ayağında doğru düzgün ayakkabı yok, beslenme çantasında adam gibi yemek yok ama çocuğun ev hanımı olan annesi bütün gün AVM'lerde arkadaşlarıyla o cafe senin bu mağaza benim gezip instagram'da fotoğraf paylaşıyor, çocuğuna ayakkabı alacağı parayı gidip cafelere, giymeyeceği kıyafetlere, makyaj malzemelerine veriyor. Aynı veli 10 lira ek kitap parası ödememek için kırk takla atıp çocuğun eğitimine 10 lira harcamaktan kaçıyor ama elinde en son çıkan amiral gemisi telefon var.

      Son bir örnekte kendimden vereyim. İş için 2. bir akıllı telefona ihtiyacım vardı. Gidip S9, Iphone X alacak durumum var ve o para bana koymaz, nakit olarak alırım, o telefonun parasını 1 günde geri kazanırım. Ama bir telefona 5 bin lira vermek dünyanın en saçma şeyi geliyor bana. 3 asgari ücreti bir telefona vermek bence saçmalıktır. Bin liraya Vestel Venüs Z10 aldım. İşimi fazlasıyla görüyor, fiyatı uygun, nispeten yerli ürün en azından paranın bir kısmı bizim ekonomi içerisinde kalıyor.

      Sizin verdiğiniz örneklere değil benim bilinçsiz tüketici yorumum zaten. O örnekler hayatta kalmaya, bir şekilde kendini çevirmeye çalışıyor. Benim verdiğim örnekler doğrudan çevremde gördüklerim, sizin çevrenizde bu örnekler yoksa gerçekten bilinçli ve ayağını yorganına göre uzatan bir kesimin içinde yaşıyorsunuz demektir.

    • protego @protego

      @norego Ben de çok çok zenginsiniz demek istemedim, daha önce konuştuklarımızdan biliyorum sürekli bat çık yaptığınızı. Ticaretle uğraşan adamlar hep büyük paralarla uğraşıyor. Kazancı zengin edecek kadar olmasa bile sürekli büyük paralarla uğraştığı için adam bin lirayı çerez parası olarak görüyor. Bahsettiğim şey bu. Her an cebinden çıkartabileceği para. Verdiğiniz örnekler güzel ancak emin olun azınlıklar. Bende Sony Z2 var zamanının amiral gemisi. 5 yıl oldu. Ve artık eskidiğini hissettiriyor. Ancak şu an amiral gemisi telefon alamıyorum. 5 yıl önce rahatlıkla almışım. Ve 5 yıl götürdü beni. Kaliteli birşey alıp uzun süre kullanırım ben hep. Ama şu an amiral gemisi almaya kalksan o zaman verdiğim paranın 3 katını vermem lazım. Ülkenin çoğunluğu bunun farkında zaten. İşte buradaki olay insanın alıştığı yaşam şartlarını bırakmak istememesi. Eve giren para aynı ama alım gücü üçte bire düşmüş. İnsan bu durumda eski şartlarına göre yaşamak ister. Hakikaten de bu durum psikolojide var. Ve evet ben de şimdi alsam anca orta seviye bir cihaz alabilirim. O yüzden almıyorum. Attan inip eşeğe binme durumu. Kimse de istemez zaten. Şu an ülkede yaşanılan durum da bu. İnsanlar rahatça istediklerini alabiliyorken artık alamıyorlar bu yüzden ekstradan borçlanıp bir şekilde alıyorlar. Ülkenin neredeyse tamamı bu halde. O verdiğiniz örnekler emin olun azınlık. Var mı öyleleri evet var ama istisnalar.

  • YasinC @yasinc

    Ali yorumlarını çaldım. Neden diye sorarsan büyüklerimiz den böyle gördük 🙂

  • eskod @eskodd

    @norego kredilerin yarısı batık demişsiniz kaynak var mı acaba ? Bir de doların yükselmesi bir noktaya kadar işe yarar, hammaddeyi ithal ettiğimiz sürece maliyet devamlı yükselir.

    • Veysel @spectrum

      Tam öyle olmuyor, işçilik kısmından her türlü gol atarsın. Ama sorunumuz istikrar yok. Kimse ülkemize güvenmiyor.

      Şu anda Çin'de en ucuz işçilik 250 dolar, çoğu eyalette 400 dolar. Türkiye'de 300 dolar civarında. İşçilikte Çin'in önündeyiz yani. Ama yatırım yok. Adam neden yatırım yapsın? Kafalarına göre kurallar değişiyorken?

  • Veysel @spectrum

    Şu kriz süresince hükümetin yaptığı bir tek doğru şey yok.

    Tüketimi arttırmak için ÖTV'yi düşürüyorlar, ne için? Araçlar için. Araçların çoğu ithal. İthalatı arttırıyorsun yani.

    O bütçeyi üretimi desteklemek için kullansan?

    KGF dağıtıyorsun, kime? Tacire, önüne gelen herkese. Ama ihracat yapan adamın KDV iadesini 1 yıl vermiyorsun bütçen olmadığı için.O ihracatçı da batıyor (firmamın birikmiş KDV iadesi tüm makina parkurunun %30 fazlası şu anda).

    Para dışarı kaçmasın diye "para getiren" ihracatçıya saçma sapan kurallar koyuyorsun, gelen bedeli DAB'a bağlama diye bir kural getirdiler. Gelen bedel başına bazı bankalar 40-60 dolar istiyor. İhracat yapıyorum, para getiriyorum. İşimi neden zorlaştırıyorsun?

Sündürüp siyasi boyuta çekmeden fikirlerinizi almak istediğim bir soru var. Demokrasi sizce mantıklı ve en iyi yöntem mi? Şuan ki demokrasi şartlarına göre fikrinizi merak ediyorum, farklı demokrasi türleri veya uygulamalarına göre değil. Ek olarak sizce en iyi yönetim sistemi hangisi?

Benim fikrim demokrasi halkın eğitim ve düşünme seviyesinden dolayı doğru bir yönetim şekli değil şuan. Alternatif konusunda ise fikrim yok. Ya herkese seçme hakkı vermemek gerek ya da seçilme hakkını verdiğin kişileri bir şekilde eleyip seçebilmek gerek.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 48
  • Erkan Mengüş @ekomen

    Ev de aile içi bir karar veririken neye göre veriyorsak ve bizi hangisi tatmin ediyorsa cevap da o.

  • Veysel @spectrum

    Herkes eşit olmalı ama oy verirken belli kriterler olmalı. Bu da suistimal edileceğinden gene sıkıntı olur.

  • muhsin @muhsinulusoy

    Dünyada en iyi yönetim sistemi diye bir şey yok. Modern dünyada en optimumu demokrasi olarak görülmüş ve bu norm olmuş, bu sistemi kullanmayan ülkeler de var elbette onların da normu kendi sistemleri. Tüm sistemlerin kendince dezavantajları var. Tabii ki demokrasinin de. Antik çağdan beri filozoflar boşuna bu konuları tartışmamış. Zaman ilerledikçe demokrasi de optimum olmaktan çıkıp başka sistemler o çağın normali olacaktır. Bunun hangi sistem olduğunu şu an için bilemeyiz, nasıl bundan 3000 yıl önce demokrasi diye bir şey yoksa, belki de ileride yeni bir şey ortaya çıkacaktır. Cumhuriyet, başkanlık, yarı başkanlık gibi olgular da değişecek/gelişecektir. Bunu duymak bazı insanları sinirlendirebilir ama Türkiye nasıl önceden değilse ilelebet de cumhuriyet olarak kalmayabilir. Tarihe bakınca değişimin tek gerçek olduğu ortada, zaman dediğimiz şey sadece bizim yaşadığımız dönemi kapsamıyor maalesef.

  • aaxoy @aaxoy

    gördüğüm kadarı ile demokrasi ile cumhuriyet karıştırılıyor.

Arkadaşımın amd fx serisinden bir işlemcisi vardı. Zamanında 430 liraya Vatan'dan almış. Anakartı bozulunca 2. elden başka bir anakart aldı ama işlemci dökümanlarda o kartı destekliyor görünmesine rağmen çalışmadı. Kartta sorun yok başka işlemciyle denedi.

İşlemcinin garanti süresinin dolmasına 4 gün kala, vatan'a çalışmıyor diye götürdü, 4 gün sonra ücret iadesi yaptılar aynı modelde ellerinde işlemci olmadığı için.

Büyük ihtimalle servise gönderildi ama servis işlemci eski olduğu için uğraşmadı direk ücret iadesi verdi.

İşlemciyi 430 tl ye almıştı 620 lira iade yaptılar. Dolar üzerinden hesaplamışlar fiyatı.

Vatan fanı falan değilim, hatta genelde diğer mağazalardan pahalı olduğu içinde ilk tercihim değil fakat internette çok fazla şikayete denk geldim ürün bozuk çıktı iade almadılar/değiştirmediler vs diye. Geçen sene de ben sıvı soğutma almıştım, soket uymayınca ertesi gün yakın fiyattaki bir hava soğutma ile değiştirmiştim sorunsuz olarak.

Bizim alış veriş yaptığımız şube mi iyi yoksa millet mi sallıyor anlamadım.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 9 / 13

95 doğumlu adam edevletten bedelli başvurusu yapmış, bankaya gidip ödeme yapıp dekontu da almış gelmiş sırada bekliyor. Nasıl başvuruyu kabul ediyor edevlet onu da geçtim banka ödemeyi alırken kimlik doğruluyor onlar ödemeyi nasıl almış?

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 10 / 20

Bedelli yapan arkadaşlar; edevletten başvuru formu çıktısını alıp bankadan dekontu alıp başvuru yaptıktan sonra muayene olayını nasıl hallettiniz?

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Askerlik şubede sırada 60 kişi bekliyor, 1 tane memur çalışıyor. 3 milyon memuru olan ülkede memur kıtlığı yaşıyoruz 🙂

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 17 / 28

Bu tictoc artık ne zıkkımsa gına geldi her yerde reklamını görmekten. Ofislerine şarbonlu mektup gönderme seviyesine getirdiler beni.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 11 / 27
  • JohnSmith @johnsmith

    Bu kaçıncı gördüğüm şikayet ama daha bir tane tictoc denen şeyin reklamını görmedim ve neymiş merak temeye başladım 🙂

    • Ali @norego

      Reklamını gördüğün an bütün merakın bir iğrenme ile gidiyor hocam. Şu an için şanslı azınlık içerisindesin, kıymetini bil. Yakında sana da görünmeye başlar.

      İnterneti geçtim bugün 1. köprü girişinde tabelada gördüm reklamını. İnternetten de taşmışlar artık reklam konusunda.

  • Erman @ermanyurdakann

    Tek bir reklamını bile görmedim, varlığına dair tek bilgim reklamlarından şikayet eden bunun gibi paylaşımlar.

    Çok huzurluyum sanırım, görmediğim için tam değerlendiremiyorum ama şarbonlu mektup yollattıracak kadar kötüyse görmediğim için çok huzurlu olmalıyım 😀

    Çare mobilde Youtube uygulaması kullanmamak. Reklam engelleyici eklentisi kurulu Firefox ile masaüstündeymiş gibi sıfır reklamla izleyebiliyorum.

    • Ali @norego

      1. köprünün girişinde koca tabelada gördüm, hadi mobili çözdük tabelayı nasıl çözeceğiz 😀 Şarbonlu mektup bence en kesin çözüm şuan için.

    • Erman @ermanyurdakann

      @norego Oha, yuh! 😀 Adamlarda deli para var demek ki, nereden geliyor bu değirmenin suyu acaba?

      Bir de, agresif reklamın işe yaradığının bir delili olarak, merak ettim: nedir bir tiktok? Kendim arama yapmaya cesaret edemiyorum, google takip edip bir şekilde gırtlağımdan sokmanın yolunu bulur diye.

    • Ali @norego

      @ermanyurdakann Benim reklamlardan anladığım kadarıyla 10-15 yaşındaki ergenliğe yeni adım atan çocukların müzik eşliğinde sex sell politikası kapsamında seksi olmaya çalışarak videolar çekip paylaştıkları sözde sosyal medya uygulaması. En azından reklamlardan bu anlaşılıyor. Bir nevi ergenler ve muhtemelen pedofiller için online striptiz club gibi bir şey

      Aman diyim arama yapacaksan da modemi resetleyip IP yi değiştirip chrome kullanmadan yap. Google'ın radarına bir girersen bütün hayat enerjin biter bu meretin reklamlarından.

    • Erman @ermanyurdakann

      @norego Tor hala çalışıyor mu ya? 😛 Aman yok, bakmayacağım, işim olmaz. Fakat her ne kadar benim işim olmasa da bu tarz şeyleri çok da zararlı bulmuyorum. "Gençlik çok bozdu mirim, bizim zamanımızda böyle miydi?" muhabbetinden hiç hoşlanmam. Bir süre fazla kaysalar da sonunda dengeye gelir o gençlik kendiliğinden, bu tarz aşağılamaları her nesil yaptı, istisnası yoktur. Yani aslında iyidir, bırakın gençler sex sell taında takılsınlar, belki cinsel devrim olur ülkede bir sonraki nesilde. Şakası bir yana ciddi sorunlara sebep oluyor toplumun bu konudaki kapalı yapısı.

      Ama böyle reklam politakasının ızdırabına sokayım, orası apayrı ve hiçbir olumlu tarafı olmayan bir kahırmış 🙁

  • turker @turker

    onlara kızdığın kadar google ve FB içinde sövmen lazım. ilgimi çekmiyor desen bile, adamlar parayı verince düdüğü çalıyorlar. Google ve FB de umursamıyor tabi sen ilgimi çekmiyor demişsin, dememişsin.

    • Ali @norego

      Facebook, instagram, twitter vb hiç bir sosyal medyayı ve whatsapp'ı kullanmıyorum. Kullanmasam da az buçuk ne halt ettiklerini tahmin edebiliyorum. Google'dan ise kurtuluş yolunu bulamadım henüz maalesef. Analytics'den gmail'e, androidden youtube'a büyük ihtimalle benim hakkımda benden çok şey biliyor şuan google.

      Aklımda çok çılgın fikirler var bu konuda. Deneysel olarak bir ara deneyeceğim.

    • turker @turker

      @norego FB gezilen sitelerden de takibe alıyor hiç bir hesabın olmasa bile. Bir ara hostis dosyasına domainleri yazıp engelliyordum, çakallar yüzlerce domain alıyorlar. Gmaps gmtracker fbimg vs. Vs. Belirli bir şablon da yok. Ki engeli basıp unutayım. Vazgeçtim bende...

  • protego @protego

    Tictoc'u indir, sonra sil, bidaha çıkmıyor reklam. Denendi onaylandı 😀

Uzun bir süreden sonra ilk defa TV izlemeye kalktım. Jet Sosyete açık. Abartmıyorum 20dk yı geçti reklam. Bu ne saçma iş ya. Bir daha da TV'den bir şey izlemem.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 8 / 12