NAS Server arızalı disk değişimi (Raid 5)

Raid 5 olarak bağlanmış 4 adet 2 TB diskten oluşan nas server var.
Disklerden birinin kırmızı ışığı yandı. Aynı model no ve aynı kapasiteye sahip aynı marka disk aldım.
Yeni diski taktığımda otomatik olarak bağlanmadı. Kırmızı ışık yanmaya devam ediyor.
Disklerin yerlerini değiştirdiğimde kırmızı ışık yine yeni diskin slotunda yanıyor. Yani slotun kendisi arızalı değil.
Network üzerinden ara sıra nas 3 disk ile gözüküyor ve dosyalara erişiyorum. Ancak kısa süre sonra kopma yaşanıyor. Dolayısıyla dosyaları da yedekleyemiyorum.

3 eski disk sistemde “ST2000DM001-1CH164” olarak gözüküyor
Yeni disk ise “ST2000DM001-1ER164” olarak gözüküyor.
Bu aradaki farkı anlamadım? “ST2000DM001” zaten model no. devam eden kod nedir? bundan kaynaklı olabilir mi? ne yapmak gerekir?

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Açılış “error: no such divice” sorunu

Merhabalar bilgisayarımda normalde çeşitli linux dağıtımlarını tek tek deniyordum bu süre zarfında win. 8.1 yanına kuruyordum ana sebep orada birçok dosyayı hazır halde indirmiş olmasıydı.

 

Bir an hiç yapmadığım bir şekilde HDD bölümlerini ayarlarken yanlışlıkla mint kurulu bölümü biçimlendirdim amacım başka bir bölümü biçimlendirmekti ama çok olunca ve isim vermeyince karışıyor işte.

 

O an win. resetlemediğim için hiçbir sorun yok gibi görünüyordu ama sabah bilgisayarımı açmak istediğimde ilk ekranda

 

error: no such divice :

Entering rescue mode…

grub  rescue>_

 

yazısı ile karşılaştım  söyle bir bakıştıktan sonra yazıyı çözümlemeye çalıştım

anladığım ise ;

 

hata var aga such bende değil

senin suchndan dolayı giriş modu kumpirlik patates oldu diyordu…

 

anladım ki multi boot bilgisayara bootu yedirtmiş 😀

 

hemen bir heycanla win. imajı olan usb ye sarıldım onarım onarım kısmına geldim ve orada gelişmiş seçeneklerde komut satırına tıkladım ve  anladığı dilden 2-3 kelam yazdım…

 

bootrec /RebuildBcd
bootrec /fixMbr
bootrec /fixboot

 

ve bilgisayarı yeniden başlattım sorun sanki hiç çıkmamış gibi kendi aramızda kapandı…

 

#error: no such divice

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Bisiklet için cep Telefonu uygulamaları

Sports Tracker ve Strava benzeri programları bisiklet severler biliyordur. Yaklaşık 7 senedir Sports Tracker kullanıyorum. O zamanlar Nokia E72 vardı. İlk çıkan Nabız ölçerini aldım. Sonradan Cadence ve hız ölçerini aldım. Geçen sene Runtastic denemeye de başladım. 2 ay önce de strava kullanmaya başladım. Hepsinden öncesinde endomondo kullandım bir süre.

Şu anda Sports Tracker kullanmaya karar verdim. 1 yıllık premium aldım. ( aslında gerek de yok) Bir noktada Sports Tracker sensörlerim çöpe gitsin istemedim. ( cadence sesnsörü strava ile eşleşti aslında)
Sports Tracker de beğendiğim kısım Web arayüzü basit. Ve detaylı. Uygulama oturmuş ve hatasız. Üstelik free versiyonda bile çok detaylı veriler mevcut. Sesli bildirim vs var. Siyah üzeri beyaz yazılarla gece gündüz çok okunaklı ve az pil harcıyor. ( strava resmen pil içiyor ve göz alıyor)
Sports Tracker a global heat map veya personal heat map gelir mi bilmiyorum ama canlı takip ve Live Segments özelliği gelse süper olur. Veya en azından segments gelebilir.
Stravanın da premium u nu kullandım. Yıllık üyeliği çok pahalı. Ve ayrıca ücretsiz uygulamada anlık hızı göstermiyor. Bir çok veriyi ekranda görmek yok. Strava nın premium özelliğinde live segments ve heat map gerçekten güzel. Ancak pahalı da. Bu yüzden vazgeçtim şimdlik.

Endomondo tuhaf geldi .Runtastic de pro sürümü satın aldım ama kullanmıyorum. onda canlı takip olayı güzel. Sabahtan akşama dağ tepe gezerken hanım takip ediyor. Uçurumdan mı uçtum nerdeyim hesabı.
Bir çok ugulama denedim. Mesela ipBike içlerinde en detaylı olanı. Ama kullanmak cidden yorucu.

Bu uygulamaların hemen hemen hepsinde yaptığınız yol gpx olarak export edilebiliyor.

Bir de urban biker adında bir uygulama var basit ama ilginç. tek sayfada çok güzel veriler sunuyor. Zil sesi çıkarıyor filan.

Şu anda Yol bisikletim üzerinde General Mobile GM5 plus kılıfını actioncam tutucusuna vidaladım. O şekilde bir aparat ile kullanıyorum.

MTB için de gidona telefon takma aparatı aldım. Onda su sıçraması ve hafif yağmurdan koruma da var. Yanımda powerbank taşıyarak sabahtan akşama ekranı açık tutabiliyorum.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Lenovo Laptop (win 8) Siyah Ekran Sorunu

Laptop açılıyor(Fan sesi geliyor) ancak ekrana görüntü gelmiyor.

İnternette bir kaç yol gördüm ve bunları denedim olmadı, ekranı harici bir ekrana bağlamayı denedim hdmi ile harici ekranada görüntü gelmedi. Sizin bir çözüm öneriniz var mı?

Bu arada laptop un ekranı 4-5 saat açık kalınca görüntü geliyor.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Uzun Kullanım Testi | Urban Revolt Fyber

Merhabalar , Yaklaşık 1 yıldır kullandığım Fyber Headset kulaklığın ilk aldığım günden bu yana nelerinin değiştiğini,nelerden memnun kalıp nelerden kalmadığımı aktarmak üzere bu yazıyla karşınızdayım.

Malzeme Kalitesi ve Dayanıklılık

   Sanırım en merak edilen bölüm olacak o yüzden buradan başlayalım. En başta söyleyeyim malzemeler ilk aldığım günkü gibi . Herhangi bir yerinde yırtılma,eskime,solma,aşınma hiç olmadı. Bu yönüyle beni çok şaşırttı diyebilirim. Yoğun kullanmama rağmen kablosunda (kalın olmasının da verdiği etkiyle olsa gerek) hicbir bozulma olmadı(Ses iletmede).Genelde en çok yıpranan yerler olan pedler de hala taş gibi. Kemer kısmındaki süet kaplama ise zamanla ter vs. Gibi etkilerle biraz renk değiştirse de yıpranma yok. İncelememde yukseklik ayarının ayarlandığı yerin zamanla sürtünmesini kaybedebileceğini söylemiştim ama o da olmadı. Kısacası malzemelerin kalitesi ve uzun ömürlülüğü fiyatının çok üstünde olduğunu düşünüyorum.

 

Ses Performansı 

Bas odaklı bir kulaklıktı. Bas odaklı derken müthiş basları var anlamında değil, en iyi olduğu yön baslardı anlamında.Zamanla baslar çok olmasa da biraz daha etkisini kaybetti. Ses temizligi degismedi diyebilirim. Ses yüksekliği çok değildi. Biraz daha düştü. Hani telefonlarda sesi çok açınca yüksek sesle dinlemeyiniz uyarısının geldiği seviye ,artık kulaklığın son seviyesi oldu diyebilirim. Yuksek performans beklemeyen biri olarak memnuniyet sınırımda şu an. Kablosunda ise 2 ay önce mikrofon kısmı bozuldu.

Konfor

Kulaklık kumaş gibi bir malzemeyle kaplı olduğu için hafif. Kemerin süet ile kaplı olması sebebi ile de genel olarak konforlu. Ama pedleri biraz sert oldugu için iki saati geçen yolculuklarda ikinci saatin sonunda kulaginizdan çıkarıp 2-3 dakika kadar dinlendirme ihtiyacı duyuyorsunuz.

Sonuç 

Fiyatının 50tl olduğunu göze alırsak malzeme kalitesinin fiyatının üstünde, ses performansının ise fiyatı seviyesinde kaldığını söyleyebilirim. Yuksek performans beklemediğim için benim açımdan tasarım ve malzeme kalitesi daha on plandaydı o konuda memnun kaldım. Sese önem verenler için ise o kadar tatmin etmeyeceğini söyleyebilirim.

Okuduğunuz için teşekkürler, umarım faydalı olmuştur 🙂

Urban Revolt Fyber

 

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Siber güvenlik e-Safe ile yeni bir boyuta taşınacak

e-Safe ile Güvenlikte Farklı Boyut

Siber güvenliği e-Safe ile yeni bir boyuta taşınacak

e-Safe kurucusu olan Musa Savaş, 30 Mart 2017 tarihinde yapılması planlanan Siber Güvenlik Zirvesi’ne ilişkin olarak, “Siber güvenlik konusu artık e-Safe ile yenib bir boyuta taşınacak. Yeni boyutun ismi, ülkenin bütün satıhları ile teknoloji temelli güvenliğidir” olarak ifade etti.

Yurt içi ve yurt dışından gelen muhtemel siber saldırılara ilişkin tedbirler değerlendirilecektir.BTK merkez binası içerisinde düzenlenecek olan zirvede, siber güvenlik kapsamında uzman isim ve sektör proffesyonelleri de yer alacaktır. Zirvede öncelikle yerel sorunlar konu edinecek.

Güvenlik tehditleri oluşturan unsurlara karşı önleyici tedbirler alma konusunda sektöre ışık tutması planlanan etkinliğe, bilişim uzmanları, bilişim sistemleri yöneticiler, teknoloji profesyonelleri, kamu kurumları ve konuyla ilgili birimler, kolluk kuvvetleri, siber güvenlik alanındaki uzmanlar, medya, üniversite akademisyenleri ve beraberinde ilgili bakanlık temsilcilerinin de katılması planlanmaktadır.

Ülkenin teknolojik güvenliği güçlenecek

e-Safe kurucusu olan Musa Savaş, yapılacak olan zirvenin önemine değinere, “Siber güvenlik konusu artık e-Safe ile yeni bir boyuta taşınmış olacak. Bu yeni boyutun ismi de, tüm satıhları ile ülkenin teknoloji temelli güvenliği olacaktır dedikten sonra şunları ekledi; “Ülkenin tüm teknolojik konularında güvenliğini anlatıyoruz”.

Siber güvenliklerden post kuantuma, savaş, doğal afetler ve sabotajlar üzerinde merkezlerin yazılım ve donanım güvenliklerine kadar farklı birçok konunu e-Safe’te tartışılacağını dile getirdi.

Kaynak:

http://aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/siber-guvenligi-e-safe-ile-yeni-bir-boyuta-tasiyoruz/776815

BeğenFavori PaylaşYorum yap

İnsanlık Tarihi Ne Zaman Başladı?

İnsanlık tarihi ne zaman başladı?

İnsanlık Tarihi Ne Zaman Başladı?

İlk insan olan Hz. Adem’den bu güne ne kadar zaman geçti ve bu konuda ileri sürülen yüzbin yıllık tarihler ne kadar doğrudur?

Günümüzde kabul edilen ifadelere göre üzerinde yaşadığımız dünyamız, 5.000.000.000 yıl önce oldukça sıcak ve yoğun bir gaz kümesi halindeydi. Bundan yine 4.000.000.000 yıl önce ise koyu kırmızı bir ateş topu şeklindeydi. Canlılar yani tek hücrelilerin ortaya çıktıkları kabul edilen zaman ise bundan 1.000.000.000 yıl öncesine dayanmakta.

Bu tahminler çağlar boyunca sürekli olarak zamanın hep aynı şekilde aktığı yahut sabit kaldığı düşüncelerinden yapılmakta. Oysa ki zamanın değişken bir boyut olduğu ve zamanın atomda, ışınlarda, olayın başında ve de sonunda farklı seyirler gösterdiği sonradan anlaşıldı. Bu durum aslında bir ırmağın yüzey şekilleri ve yüzey şartlarına göre değişik hızlarda akmasına benziyordu.

Zaman, ilk çağ dönemlerinde genişleme gösterip durgun bir şekilde akabildiği gibi, zamanımızdaki haliyle daha hızlı bir seyir gösterebilmekte. İlk çağ dönemindeki iri olan hayvan ve bitki türleri bizim zamanımıza göre kıyaslandığında 10 kat daha fazla yaşadıkları ifadesine bakılacak olursa, o dönemlerdeki zamanın 10 kat yavaş aktığını söyleyebiliriz. Yine aynı örnekle yola çıktığımızda o dönemdeki yaş hesaplamalarını şimdiki zamana göre hesapladığımızda 10/1 ölçüsünde küçültmek mantıklı gelecektir.

Bu duruma göre Güneş Sistemi’nin yaşı 4.000.000.000.000 yıl değil de 400.000.000 yıl, hayatın başlangıcı ise 1.000.000.000 yıl değil de 100.000.000 yıl önce başladığı ve yine 100.000 yıl olduğu farz edilmekte olan insanlık tarihi için 10.000 yıl önce olduğu kanısı ortaya çıkar.

Cisimler hızlanıp ışık hızına eriştiklerinde yahut yaklaştıklarında mutlak sayılan değerler bir bir değişir. Örnek olarak ışık hızına yaklaşan birinin seyrettiği zaman bizlere göre 14 kat yavaştır. Yani o birey 1 yıl yaşadığında bizler 14 yaşına girmiş oluruz. Bu denli bir hızda hareket eden bir kişinin yalnızca zamanında değişikliklerin meydana gelmeyeceği, boyunda kısalmanın olacağı ve ağırlığında ise 3 katı artışın olacağı ifade edilmektedir. Yani yine bu duruma göre 50 kilodaki birinin ağırlığı 150 kiloya ulaşırken boyu ise yarı yarıya düşüş gösterir. İşte yine bu bireyin elinde duran saat, yerde olan bir insana göre 14 defa yavaşlamış olur. Böyle birinin böyle bir saat ile insanlık tarihini ve evreni ölçmesi halinde ulaşacağı sonuçlar doğru olabilir mi? Aynı şekilde yine yerde olan bir insanın da, enerji dünyasını normal cetvel ve saat ile ölçmesinde başarı olur mu?

Maddi alemdeki çap, kütle hesabı ve zamanı bu ölçülerde incelemeye çalışsak doğru sonuçları elde edemeyiz. Aynı hesaplama yöntemini, enerji dünyası içerisinde yaşayan enerji-varlık (cinlerden) biri yapmak isterse, enerjinin ölçüleri ile maddi dünyayı ölçmek isterse doğru sonuçları elde etmeyecek.

Radyoaktif elementler “yarı ömür” olarak ifade edilen sırlı bir olay ile, belirli bir zaman ardından gizemi bilinmeyen bir şekilde enerjiye dönüşür. Örnek: 1 kilo Uranyum, 1620 yıl sonra yarı yarıya düşecek. Bu zaman dilimi uranyumun yarı ömrüdür. Maddelerin bir şekilleri ve boyutları bulunurken, onların aslı ve hamuru olan enerjinin zamansız ve boyutsuz olan dünyasının sırlarına ne yazık ki henüz sahip değiliz. Ancak birgün tüm bunların çözüleceğine yürekten inanıyorum. Bizlerin bildiği enerjinin ışık hızında olduğu ve maddenin özelliklerini barındırmadığıdır. Maddeden farklı özellikler sergiler. Radyoaktif elementlerin de yine belirli bir zamandan sonra yarıya inmeleri, canlı türlerin özellikle yakın geçmişleri ile ilgili birçok ipucu verir. Ancak bilim insanları yapmış oldukları hesaplamaları genel olarak madde konusu üzerinden yapar. Mutlak ve kesin. Fakat bu hesabı madde üzerinden değil de enerji üzerinden yapacak olursak; elektron gibi pek çok kozmik parçacıklar ve atomaltı parçacıklar ışık hızında seyredecektir. Tabi bu hızda parçacık halinde değil ışık halinde olurlar. Bu durumda hesaplamalarımızda bir daha değerlendirme yaparak evrenin yaşının 14-20 milyar yıl olduğu değil de 14’te biri olduğu sonucuna ulaşırız.

Yukarıda yazdıklarımı destekleyen farklı bir mesele ise ivmeli artış gösteren dünya nüfusudur. Şayet insanlık tarihinin 15.000 yıldır devam ettiğini ve bu süre zarfında ortalama insan yaşının 70 yıl olduğu kabul edilirse, şuan günümüzde 1 trilyon civarında insan olması gerekirdi. Bu teoriye göre yüzbinler olduğu ileri sürülen insanlık tarihinin 15.000 yıldan da kısa olması gerekir. Yani insanlık tarihinin yüzbinler olduğu kabul edilince atalarımızın 600-1000 yıl yaşadıklarını kabul etmek zorunda kalırız.

Yüz yıl sonraki insan nüfüsu hakkında hesaplama yapabildiğimiz gibi geriye dönük de hesaplama yapabiliriz. Yani bu işlemi yaptığımızda Hz. İsa döneminde (miladi takvim başlangıcı “0) nüfus 250.000.000 olduğu hesabı ortaya çıkar. Dünyada meydana gelen hastalıklar, salgınlar ve savaşlar sonucunda hayatını kaybeden insanların sayısı ancak nüfusun yüzde 3’üne tekabül ettiği kabul edilmektedir. Bu duruma göre insanlık ömrünün 100 binler yıl olduğu teorisi de geçerliliğini kaybetmektedir. Yalnızca nüfus artış hızının üzerinde yapılan hesaplamalar bile insanlık tarihinin 15.000 yılı geçemeyeceğini göstermektedir.

Günümüzdeki tarih hesaplamaları için kullanılmakta olan metot, termodinamik soğuma gibi olan kaba metotlardır. Radyoaktif yarılanmaya dayanmakta olan bu hesaplama metotları ise uzak zaman tarihleri için doğru sonuçları göstermemektedir. Bu duruma göre en güvenilir olan ve en doğru olan kaynak ise Kur’an ve hadis haberleridir. Günümüze kadar yapılan ilim sonuçları sürekli olarak Kur’an ile aynı sonuçlara denk gelmiştir ve birbirlerini çürütmemiştir. Zira kainat ve Kur’an, Allah’ın 2 ayrı kitabı olarak görülmelidir. Yalnızca bu iki kitabı doğru anlamamız ve doğru yorumlamamız gerekir.

 

Not: Konu dini bir paylaşım değildir! Gerçeklik kuralları çerçevesinde ele alınmış birkaç yerde ise din üzerinden örnekler gösterilmiştir.

Kaynaklar:

[1] Miller, C.Tyler. “Living In the Environment” Kaliforniya Amerika Birleşik Devletleri. 1975

[2] “İnsanlık Tarihi Ne Zaman Başladı?”, Gerçeğe Doğru, cilt:4, s.304.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 10 / 14
  • Necmi @aglaknecmi

    Dini paylaşım değildir demek bir paylaşımın türünü değiştirmez, belki sadece niyetinizi belirtebilir. Dünya düzdür savının savunulabildiği bir ortamda elbette bu tür desteksiz, deli saçması fikirler de savunulabilir. (Hadis konusunda, ya uydurmadır, ya bahsedilen yıl kavramı farklı süredir anlaşılamamıştır diyorum, demiştim zaten). #TSBilim Ortalama insan ömrü daha bazı Afrika ülkelerinde bugün 50, insanlık tarihi boyunca 70i kabul eden zekaya şaşarım, başka da birşey yapamam.

  • Gerginix @gerginix

    Hz. Adem ve tek hücreli canlılar kavramlarını aynı yazıda kucaklayıp kullanmak oldukça ironik olmuş.

    • Poolitex @jetpara_net

      @gerginix kaynağın ben olmadığımı belirtmek istiyorum. Konu ilgimi çektiğinden dolayı özgünleştirip siz değerli teknoseyir üyeleriyle paylaşmak istedim. Kaynak belgelerde bu şekilde ifade edilmişti. Ayrıca konu başlığına bakılırsa “Canlı tarihi değil, insanlık tarihi hakkında açıklamalara yer verilmiş.

    • Gerginix @gerginix

      @jetpara_net Şahsa gönderme yapmıyorum. Birbirine iki düşman kavramın aynı yazıda kucaklaşması ironik diyorum.

  • Burak Yirmibeşoğlu @burak25

    Bu sacmaliklari kurumsal kullanici olarak mi yaziyorsunuz yoksa bireysel mi? Bu arada genel kulturunuz artsin bu tarz makalelerde 1.000.000.000.000.000 gibi rakamlar kullanilmaz 1 katrilyon (en azindan parantez icinde) dersin, okuyucunun okuma akisini kesmemis olursun bu sayede.

    • Poolitex @jetpara_net

      Bakış açınıza göre saçmalık yahut gerçeklik olgusu değişir. Saçmalık olduğunu düşünmeniz teorilere inanmamanızdan kaynaklanmaktadır. Ayrıca tavsiyeniz için teşekkür ederim. Bir sonraki paylaşımlarda bunu yapmaya özen göstereceğim.

    • Burak Yirmibeşoğlu @burak25

      @jetpara_net “adyoaktif elementler “yarı ömür” olarak ifade edilen sırlı bir olay ile, belirli bir zaman ardından gizemi bilinmeyen bir şekilde enerjiye dönüşür.” Yahu bunun gerceklikle filan bir alakasi yok cahillikle alakasi var. Yari ömur nedir neden olur, nasil olur, neden hidrojende olmazken uranyumda olur hepsinin aciklamasi son derece net olarak var.
      Yazdiklariniz tamamen sallama ifadeler. Daha duzgun ve gecerli kaynaklar kullanin. Burada bir suru genc insan var. Onlarin bunlari yanlis ogrenip, sacma sapan konulara sapmamasi icin yaziyorum bunlari.

    • Poolitex @jetpara_net

      @burak25 Yarı ömür, genel olarak, azalmakta olan bir maddenin baştaki miktarın yarısına düşmesi için gereken zaman. Bu zaman T1/2 olarak gösterilir. Birimi zaman birimidir. Yarı ömür kavramı özellikle radyoizotop denilen izotopların tükeniş (bozunum, decay) hesaplarında kullanılır.

      ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Yar%C4%B1_%C3%B6m%C3%BCr )

      “Gerçekte, bir radyoizotopun herhangi bir atomunun ne zaman değişim geçireceğini bilmek mümkün değildir. Ancak, değişim geçirme ihtimali bellidir. Bir deney tübündeki milyarlarca atom bir arada incelenerek, o izotopun bozunma sürati ölçülür. Deney tübünde radyoizotopa ait atom sayısı radyoaktivite sebebiyle sürekli olarak azalır. O izotopa ait atom sayısının yarıya indiği süreye yarı ömür denilir” (Wikipedia)

      {Sonraki paylaşımlarda kaynakları daha güvenilir olanları ekleyeceğim sayenizde ben de bu konudan şüphe duymaya başladım 😀 Silmem gerekiyorsa bildirebilirsiniz. }

Eski Mısır’ın Sırlarla Çevrili İnşa Teknolojisi

İnşa Teknolojisi

Sırlarla Dolu Mısır ve İnşa Tekonolojisi

Eski Mısır’ın Sırlarla Çevrili İnşa Teknolojisi

Antik Mısır dönemi içerisinde inşası yapılan ve bugüne kadar halen bile büyük hayranlık içerisinde izlenen dünya için en önemli eserler şüphesiz ki gizemli piramitlerdir. Mısır piramitlerinin arasında en ihtişamlı olan piramit ise “Büyük Piramit” olarak kabul edilir. Zira dünya üzerinde inşa edilmiş olan ve ayakta duran en büyük yapıdır. Bu piramitlerin ve Büyük Piramit’in nasıl inşa edildiğine dair birçok teori mevcut ancak inşası konusunda Herodot tarihlerinden beri farklı pekçok teori ortaya atılmıştır. Bu teoriler arasında sık olarak rastlanılanı ise, bu piramitler yapımında kölelerin çalıştırıldığı ve basamaklı piramitten rampa tekniğine kadar birçok yöntemin kullanıldığını savunmasıdır. Kullanıldığı söylenilen yöntemlerin bizlere yansıyan manzarası ise şu şekildedir;

  • Bu piramitleri köleler inşa ettiyse buradaki kölelerin minimum sayısı 250.000 civarında olması gerekiyor.
  • Şayet rampa teknikleri kullanılarak yapılmış olsalar piramit yapımı biterken bu rampanın yıkılabilmesi için 8 yıl gerekirdi. Mısır bilimcilerinden Garde-Hansen’e göre oldukça saçma bir teoridir. Zira bu rampaların yıkımındaki atıklar ve dev molozların yakın bir yerde bulunması gerekirdi. Ancak bu şekildeki hiçbir delil bulunamadı.

Şimdi piramitlerin ziyaretini yaparken şaşırtıcı olan bu görüntüleri zihninizde canlandırın: 5.000 yıl önce yapılan taş ocağı işçileri, günde 330 taş blok üretiyor. Yağmurların şiddetlendiği dönem ve mevsimlerde ise günde 4.000 blok taş Nil nehriyle taşınarak Giza platosuna getiriliyor. Giza platosuna gelindiği zaman bu blok taşlar platodan taşınıp piramidin inşa edileceği bölgeye kadar getiriliyor. Şimdi bu durumu rapor haline getirmeye çalışırsak bu taşıma işlemleri dakikada 6,67 blok taşın taşınması gereklidir.  Elde edilen bu sonuçlar karşısında teori geçersiz kalmakta ve çürümektedir.

İşte tüm bunlarda, piramidin bir yüzeyinin alanı yaklaşık 2.5 hektarlık alan olduğu düşünülürse, her bir yüzey bu değere göre yaklaşık olarak 115.000 kaplama taşı ile kaplanmış olmalıdır. Bu taşlar yerlerine öyle usta bir şekilde yerleştirilmiştir ki birçok yerinde taşlar arasındaki mesafeye bir kağıt bile geçmemektedir.

Tüm bu elde edilen bilgiler, piramitlerin yapımı ile ilgili olan sırların, günümüz teknoloji ve bilim adamlarınca dahi çözülemediğini gösteren bilgilerden yalnızca bazılarıdır.

Kaynak:

[1]. Moustafa Gadalla, sf.115
[2]. Moustafa Gadalla, sf.116

BeğenFavori PaylaşYorum yap

iOS’ta Beta Güncelleştirmeleri Alma Yöntemi

iOS’ta güncellemeleri ilk alanlardan olmak istiyorsanız https://beta.apple.com/sp/betaprogram/ adresine iPhone’nunzdan girip Sign In diyerek Apple hesabınızın giriş bilgilerini giriniz.

Sonrasında Apple size bir özel profil yazacak ve onu indirmenizi isteyecek.

Profil indirdikten sonra iPhone yeniden başlat isteyecek tamam deyin.

Artık Apple Beta Güncelleştirme programındasınız.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

iOS 10.3 ile Gelecek Olan Apple File System (APFS) Nedir, Ne Değildir?

Kısa bir süre önce, iOS 10.3 beta ile piyasaya sürülen Apple File System (APFS) çok yakında otuz yaşında olan Apple cihazlarının sahip olduğu mevcut dosya sisteminin yerini alacak. Bu, Apple Watch, iPhone, iPad, Mac ve Apple TV’nizin HFS sisteminden yükseltileceği anlamına geliyor.

Günümüzün depolama teknolojileri için yeni optimizasyonu beraberinde getiren, birincil bir özellik olarak dahili şifrelemeye sahip olan Apple File System, bu yıl yayınlanmasıyla kullanıcılara bir takım yeni avantajlar getirecek. Bu değişikliklerin neler olduğunu ve APFS’den neler bekleyebileceğinizden bu yazımızda bahsetmeye çalışacağız.

Apple File System (APFS) Nedir?

Apple File System veya APFS, Apple’ın yeni dosya sistemidir ve şu andaki otuz yaşındaki HFS dosya sisteminin yerini almak için tasarlanmıştır. HFS başlangıçta, flash sürücüleri ve SSD’ler gibi depolama teknolojisi tüketici teknolojisinde bir norm değildi. Apple daha akıllı ve daha gelişmiş bir dosya sisteminin oluşturulmasının gerektiğine ve APFS’nin 2017’de iOS, macOS, tvOS ve watchOS’ta yeni varsayılan dosya sistemi olacağına inanıyor.

APFS’nin Depolama Alanı Kullanımı

APFS farkı her günkü kullanıcı için nominal görünse de, APFS’in kullanıcı deneyimini değiştireceği birkaç alan vardır. Daha bariz olan değişikliklerden biri, cihazlarınızdaki depolama kapasitesinin hesaplanma şeklinde olacaktır. Mesela APFS ile iPhone’unuzun aniden daha fazla veri depolayabileceğini görebilirsiniz. iOS 10.3 beta 1’i yükleyen geliştiriciler, iPhone’un listelenen kapasitesinin ve kullanılabilirliğinin az da olsa değiştiğini fark ettiler. Görünüşte cihazlarında daha fazla kullanılabilir alan oluşmuşken, kapasitede marjinal bir miktarda artış olduğu farkediliyor. Bu, yeni APFS’in mevcut ve kullanılmış verileri nasıl hesapladığından kaynaklanmaktadır.

Dosyaları Daha Hızlı Kopyalama ve Taşıma

APFS’nin işlevlerinin nasıl olduğuna dair gözle görülür bir diğer değişiklik ise dosyaları hızlı bir şekilde taşıması ve kopyalamasıdır. WWDC 2016’daki sahnede yapılan bir demoda Eric Tamura, iTunes’un son sürümünü HFS’ye karşı APFS olarak biçimlendirilmiş bir flash sürücüye ne kadar çabuk kopyalayabildiğini göstermişti. Bu demoda, APFS, flash sürücüsüne dosyayı anında kopyalarken, HFS için kopyalama süreci 17 saniye boyunca devam etmişti. APFS ile dosyaları kopyalarken göze çarpan bu hız değişiklikleri elbetteki kullanılabilirliği yükseltecek.

APFS’nin Yayınlanma Tarihi

APFS için resmi bir yayınlanma tarihi henüz açıklanmadı ancak iOS 10.3 ile APFS’nin hayatımıza gireceği kesin. iOS 10.3’in yedinci beta sürümüne ulaşıldığı göz önüne alındığında, yeni dosya sistemine oldukça yakın olduğumuzu sözlememiz mümkün. Ayrıca Apple, tüm kullanıcılar için HFS’den APFS’ye kesintisiz bir yükseltme ve geçiş yapacaklarının sözünü veriyor. Bu geçiş ise oldukça basit ve hızlı olacak. iOS 10.3 ve tvOS 10.2’yi kullanan geliştiriciler bunu zaten gördüler.

APFS’yi öncelikli olarak test etmek isteyenler, en yeni iOS 10.3 beta güncellemesini yükleyerek bunu yapabilirler.

BeğenFavori PaylaşYorum yap