COVID-19 Günlüğü #01 - Yeni Bir Gezegen

 

Bu yazıyı yazma konusunu çok düşündüm. Hâlâ emin olmasam da, not düşmeden edemedim. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Mâlum salgın nedeni ile, tüm aile gönüllü olarak evde izole olalı tam on altı gün oldu. Mâcerâlarımı, düşündüklerimi ve hissettiklerimi sizlerle paylaşmak istedim. Benim için bir zihinsel terapi işlevi görmesini umduğum bu eylemin, bâzılarınıza fikir verebilmesini, karşılığında sizlerden de yeni şeyler öğrenebilmeyi umuyorum. Bir peşrev için yeterince uzun oldu.

 

Yeni Keşfedilen Gezegen

            Çoğu şey geldiği konusunda bizi uyarır. Bu uyarılar, her ne kadar net olsa da, gelen şeyin hacmi ve etkisini anlamak; rahatı yerinde, modern bilgeliğimiz ile genel olarak mümkün değildir. 21.yüzyılı anlamakta başarısız olan 20.yüzyıl insan çoğunluğunun, tüm ezberlenmiş entelektüellik temsili ve beyaz yaka işgâli bir yana; inanıyorum ki, hayâl edilmesi son derece mümkün, lâkin gerçekleşmesine pek ihtimâl vermeyeceğimiz bir şey oldu. Bir sabah uyandık, ve artık yeni bir gezegende yaşıyorduk. Öyle ki; bu gezegenin kuralları, rutinleri, ahlâkı, görgüsü, pratikleri hakkında en ufak bir fikrimiz yoktu, ki bu durum hâlâ değişmedi.

Modern insanın rahatsız edici derecede plâstik bilgeliği -elbette azınlı, kâideyi bozamayacak kadar azınlıkta-; her zaman olduğu gibi bu yeni gezegende de, akıl fikir kirliliği üretmekten geri kalamadı. Elbette bu başka bir başlığın konusu.

Kaçınılmaz olan şu ki; şu anda yaşadığımız bu gezegen, kesinlikle bilmediğimiz kurallara sâhip. İnkâr edilemez biçimde yeni gereksinimler ve pratikler öngörmekte. İhtiyaç duyulan ahlâk ve görgü tamâmen farklı. En önemlisi ve unutma lüksümüz olmayan şey; bildiğimiz her şey artık geçersiz, ve bir önceki evimiz Dünya’ya geri dönüş yok.

 

Alıştıklarımıza Elveda

Eski evimizde, binlerce yıl inşâ ettiğimiz medeniyet bizi 2019 yılına kadar getirmişti. Çok fazla alışkanlık, kural, rutin ve pratiğe sâhiptik. Sosyal yaşantımız, iş hayâtımız, aile hâyatımız, ikili ilişkilerimiz, hâtta kendimizle ilişkimiz bile oldukça karmaşık ve katı bir biçimde hüküm sürmekteydi. Mâlesef alışık olduğumuz davranış ve rutinlerin hemen hepsi, yeni evimizde hepimizi tehdit ediyor. Yeni evimiz, ona uyum sağlamayı reddetmemiz hâlinde, agresif biçimde bizi öldürmeye çalışıyor. Alışkanlıklarımızda ısrâr etmemiz, alışkanlıklarımıza bağlı kalmamız; sevdiğimiz, bağlı hissettiğimiz, “alıştığımız” pek çok insanı bir daha göremememize sebep olabilir. Bir alışkanlığımız bile, bir sevdiğimize mâl olabilir demek isterdim. Ne yazık ki; tanımadığınız birinin alışkanlığına bağlılığı, sizin bir sevdiğinizin hayâtına mâl olabilir. Vazgeçip geçmemek bizim seçimimiz. Bu seçim hepimizi etkileyecek.

Güçlü Olan Değil, Adapte Olan Yârına Sâhip Olacak

"Ne en güçlü olan tür hayatta kalır, ne en zeki olan... Değişime en iyi adapte olabilendir hayatta kalan." demiştir Charles R. Darwin. Yeni evimiz, bize direnme şansı vermeye hiç niyetli değil. Adaptasyon becerimiz, zihinsel kapasitemiz sâyesinde en güçlü yanımız. Ne var ki, aynı kapasite buna direnç göstermemiz için de, en uygun enstrumanları bize sağlamakta. Doğadaki pek çok şey gibi gücümüz, zaafımız ile aynı.

Ancak seçim yapma şansına sâhibiz. "Resistance is futile!"

WE ARE BORG

Kalemi tutan el olarak, Star Trek referansı verme özgürlüğümü olabildiğince çok kullanmak niyetindeyim -ki bu başlık, ilk referans değildi-. Star Trek evrenindeki Borg topluluğu /Borg Collective), iki çok öne çıkan özelliğe sâhiptir. Bunların ilki, tek bir zihin kontrolü ile hâreket ediyor olmaları. Milyarlarca "drone", toplamda tek bir zihni oluşturmakta, komutları tek bir kraliçe ile almaktadır. Daha önemli özellikleri ise, adaptasyon kapasiteleridir. Her şeye adapte olabilirler. Bu kurgusal evrendeki kurgusal ırktan öğrenmemiz gereken de tam olarak bu. Adapte olabilmeliyiz, olabiliriz.

Disiplinli Bir Zihin, Her Şeyi Başarabilir

İyi güzel yazıyorum da, benim bu denli ahkâm kesmek ne haddime ki? Hangi bilgi ya da birikime dayanarak bunları söylüyor olabilirim? Tıp doktoru değilim. Biyolog değilim. Salgın konusunda herhangi bir uzmanlığım yok. Kan tahlili sonuçları ile, Matrix filminde bilgisayarda akan sayıları birbirinden ayıramayan biriyim. Çoğumuz bu uzmanlıklara sâhip olmasak da, adapte olmak zorundayız.

Baştan söylemeliyim ki, ekonomik durum, çalışma şartları gibi şeyler kişiden kişiye değişiyor; ve mâlesef pahalı, pahalı olduğu kadar fakir, bir o kadar da Akdenizli, Orta doğulu bir ülkenin vatandaşlarıyız. Kendi adıma, ailemin kıt kanaât geçindiğini, bütçeyi milim milim oluşturduğumuzu söyleyebilirim. Şansım evden çalışan bir freelancer olmam.

Kendim ve ailem için bir zihinsel disiplin ve metodoloji geliştirmeye çalıştım. Hayatta çok az şey bilebilmiş, sürekli çabalayan bir câhil olarak; paylaşarak hatâlarımı bulabilme konusunda hızlanmayı amaçladığımı tekrâren belirtmek isterim.

1) Neyi artık yapamayacağını tespit et ve kabullen. İstisna yok! Ama yok! Eğer yok! Bahane Yok!

Hayatınızda olan tüm rutinleri, alt rutinleri ve özel durum davranışlarını listeleyin. Neyin, güncel şartlarda sürdürülemeyeceğini bulun, ve onu yok edin. Uygun terim askıya almak olmalıydı diyebilirsiniz. Bir şeyi askıya almak, her an yürürlüğe konabileceğini imâ eder. İmâlar, birinin canına mâl olabilir.

Örneğin: Bir arkadaşınız ile evde buluşmak gibi bir rutininiz olsun. Evlerin arası mesâfe taşıtla seyahati zorunlu kılsın. Bu alışkanlığınızdan vazgeçmediğiniz takdir de;

Evden çıktığınızda çok şanslıysanız kendi arabanıza binersiniz. O kadar şanslı değilseniz, ancak yine de şanslıysanız taksiye binersiniz. Hiç bahtınız yok ise, toplu taşıma ile en iyi senaryoda tek vâsıta ile seyahat edersiniz. Her aşamada, görüşeceğiniz arkadaşınızı enfekte etme, ve kendinizin enfekte olması riski artar. Eğer zâten enfekte iseniz, bindiğiniz taksi, ya da kullandığınız toplu taşımadaki herkesi enfekte edebilirsiniz. Bir yere ziyârete gittiğinize göre, geri de döneceksiniz. Demek ki ilk yolculukta enfekte ettiğiniz kişi sayısını iki ile çarpmalısınız. Enfekte ettiğiniz kişiler de, kendi çevrelerine bulaştıracaklar. Bu domino etkisi sonucunda, hiç tanımadığınız birinin annesi, babası, eşi, kardeşi, ya da çocuğu sizin alışkanlığınız nedeni ile ölecektir. Trajik ölümün yanı sıra, sınırlı olan tıp kaynakları, alışkanlığınızdan vazgeçmediğiniz için harcanacak. Sizin çok sevdiğiniz birinin tedâvi ihtiyâcı olursa; sırf alışkanlığınızdan vazgeçmediğiniz için, tükenen kaynaklar nedeni ile sağlık hizmeti alamayabilir. Soru şu, bütün bunlara değer mi?

Gönüllü ev izolasyonu kararımızdan beri; evin sâkinleri zorunlu durumlar hâricinde dış temâsı tamamen kesti. Zorunlu durumlar, kronik hastaların ilaç ihtiyaçları, ve ilk hafta için bâzı alış veriş operasyonlarıydı, ki buna ayrıca değineceğim.

2)Kendinizi enfekte olmuş kabul edin. Bir başkasına bulaştırmaktan kaçının.

Dünya Sağlık Örgütü'nden, Sağlık Bakanı'na kadar herkes, bu kuraldan bahsetti. Bunu uygulamak, söylemekten biraz daha zor. Ne var ki, alışmak çok da zor değil. Eski bilgilerinize, ve egonuza sarılmamak yeterli olacaktır.

-Evde birden fazla kişi yaşıyorsa, aranıza azami mesafe koyun. Mümkünse yan yana oturmayın. Gerekirse aynı masada yemek yemeyin. Evdeki risk durumuna göre, dinamik olarak bu önlemleri alabilirsiniz.

-Kapıyı kimseye açmayın. Kapı arkasından iletişim kurun. Rutinleri buna göre yeniden düzenleyin.

Örneğin: Apartman görevlisi çöp topluyorsa, çöp toplama saâtinden evvel çöp torbasını kapıya koyun. Su siparişi veriyorsanız, siparişi internetten verin, boş damacanayı kapıya koyun. Dolu damacanayı daha sonra alın. Şâyet nakit para ile bir alış veriş zorunlu ise, kapınıza asacağınız bir torba içine parayı önceden koyun. Kapının arkasından süreci yönetin.

3)Bir an durup düşünün; Gerçekten lâzım mı, ya da başka şekilde çözebilir miyim?

Bazan, gereklilikler izolasyon kurallarını bozmayı zorunlu kılabilir. Bir an durup düşünmek, çözümü bulmanızı sağlayabilir.

Örneğin; benim kedim tuhaf bir hayvan. Belli bir kuru mama dışındaki hiçbir şeyi yemiyor. Bir seferinde, 48 saat aç kaldığı hâlde başka bir şey yememişti. Mamanın bittiği evde fark edilmediği için, aynı gün içerisinde mamanın alınması gerekti, ve apartman görevlimiz izinliydi.

Bir an durup düşünerek şu çözümü geliştirdim:

Veterineri arayarak, mamayı sipâriş ettim. Veterinerin önüne araba ile gelineceğini, paranın arabanın bagajında olacağını söyledim. Bagajı açıp mamayı bırakıp, parayı almasını rica ettim. Biraz tuhaf bir istek olsa da, evde kronik hastalıkları olan insanlar olduğunu açıklamam, iknâ etmeye yetti. Görme kısıtım nedeni ile araba kullanamıyorum. Sevgili annem, araba ile veterinerin önüne gitti. Hiç arabadan çıkmadan bagajı açtı. İşlem gerçekleşti, ve doğruca eve geri geldi. Aramızda espiri konusu olan bu eyleme uygun bir isim de bulduk. Protocol: Transporter (filmi bilenler göz devirdi bile)

*Bir minik ipucu: Opet benzin istasyonlarında, telefona kuracağınız bir uygulama ile arabadan hiç çıkmadan arabanıza yakıt doldurtup, ödeme yapabilirsiniz. Ben de lâzım olunca, küçük bir Google araması ile öğrendim.

4)İnternet servislerini kullanmaya alışın. Unutmayın,

Bu oldukça basit. Yapabildiğiniz her alışverişi internetten yapın. Ülkemizde internet hizmetlerinin çeşitliliği hiç de fena değil. Asla unutmamanız gereken şey; teslimat yapan insanlara karşı da sorumluyuz. Onlar kendilerini çok daha fazla riske atıyor, sipâriş konusunda müsrif olamayız.

-Mümkünse tek bir siteden alış veriş yapın.

-Mümkün ise bir aylık süreçte minimum sipâriş verecek şekilde kendinizi plânlayın.

-Mükemmeli aramayın. İyi sizin için yeterli olsun.

Ne işe yarayacak derseniz; örneğin benim oturduğum sitede 140 daire var. Sitenin etrâfı hâliyle market dolu. Dolayısı ile her daireden en az bir kişi, aklına estikçe markete gidiyor. Dolaşımı siz düşünün. Diğer taraftan, bir sanal marketin teslimat birimi; bir günde bence yüzden fazla daireye teslimat yapabilir. Bir teslimat ekibi en fazla üç kişiden oluşuyor ise, dolaşım önemli derecede azalır.

5)Zihninizi Temizleyin. Veri kirliliğinden arının

Hepimiz tüm dünyaya erişecek kapasiteye sâhibiz. Ne var ki, bu kaynağı birbirimizi kandırmak dışında bir şey için kullanmamayı seçmek; kayda değer bir 20.yüzyıl davranışı. TC Gülpalas Apartmanı WhatsApp grubundan, kayın biraderinin, askerlik arkadaşının, amca oğlunun sağlık bakanının psikoterapisti olduğunu söyleyerek, büyük oyunu bozan Twitter hesaplarına kadar; tüm veri çöplüğünden uzak durmalısınız. Bilgi kaynaklarınızı olabildiğince sınırlayın. Resmi kanalları referans kabul edin. İkinci ağızı, doğrudan yanlış kabul edin. Unutmayın, ne siz, ne de size veriyi ulaştıran; yer sarsacak bilgilere erişecek kadar önemli olamaz.

Bir diğer önemli hususta, ihtiyâcınız olmayan bilginin peşinde koşmamak gerektiği. İleri seviye analizler ya da tıp makâleleri gibi profesyonelleri ilgilendiren yayınlar, sâdece zihninizi bulandırır. Kişisel bir tıp merâkınız olabilir -ki ben onların kendilerini tehdit ettiklerini düşünüyorum-. Onlar da edindikleri bilgileri paylaşma konusunda cimri olmalı. Evde oturan ve tedirgin olan bizler, tıp uzmanı değiliz, olamayız. Dikte edilen kuralları uygulamak çok daha güvenli olacaktır.

6) Zor olanı yap. Kurallara uygula.

 

Türkiye'de -hâttâ belki tüm dünyada-, herkes her şeyin uzmanıdır. Yaşasın post-modernizm. Doğrusunu biliyor olmanın, ya da büyük oyunu bozmanın size çok havalı gözüktüğüne eminim. Hobilerin çoğunun çok pahalı şeyler olduğunun, Twitter'ın bedava olduğunun da farkındayım. Ne var ki, artık bildiğimiz, alışık olduğumuz rutinler geçerli değil. Muhafazakarlık (düne kadar sâhip olduklarını, kişisel statikonu korumaya çalışmak), hepimizi tehdit etmekte. Eleştirmek gerekli ve zorunlu. Ne var ki, önce kuralları imkânlarımız dâhilinde olabildiğince mükemmele yakın uygulamalı, sonra tenkitte bulunmalıyız. Aksi takdirde rehavet, umursamazlık ve çâresizlik hisleri bize hâkim olur; zira zâten çok uzakta değiller.

7) Şımarık olma! Şımarıklık yapma!

Bu oldukça rahatsız edici bir ifâde. Bunun farkında olmamak mümkün değil. Ne var ki, en büyük zaaf da bu.

Bir dolu TED konuşmasındaki, bir sürü uzman; beyin ile ilgili ortak bir şey söyler. Beyin yeni yollar denemeye, ilk aşamada direnir. Ne var ki, beyinde oluşabilecek hastalıkların en büyük düşmanı da, sürekli yeni nörâl yollar inşâ etmektir. Beyin, vücudumuz gibidir. Spor yapmak ilk etapta zorludur. Vücut yoğun tempolu, ağır hareket setlerine direnir. Beyin de farklı değildir.

-Evden çıkmak zorunda değilseniz, çıkmayın. Bu kuralın aması yok. Duvarlar üzerinize gelmiyor. Oksijen azalmıyor, ya da her ne felâketi hayâl ediyorsanız, o şey gerçekleşmiyor. Sözüme güvenin. Elbette, psikiyatrik bir kronik durumdan ötürü, evde kalmakta zorlanabilirsiniz. Tavsiyem, öncelikle tâkibinizi yapan doktorunuz ile görüşmeniz.

-Canınızın istediğini, tam o an yapmak zorunda değilsiniz. Belli bir çikolatayı canınız istediğinde, sırf köşede market olduğu için o an alıp, yemeniz gerekmiyor. Canınız birden ağaçlar arasında oturmak istedi diye, o an gidip bir ağaç bulmanız gerekmiyor. Normâl günde Instagram ve Twitter'dan uzak kalmamayı tercih ettiğinizi unutmayın.

-Evde yemek yapma beceriniz var ise, evde yemek yapın. Bir ay lâhmâcun yemediğiniz için hayatınız kararmayacaktır. Dışardan yemek söylediğinizde de, bir sürü insanı riske attığınızı unutmayın. Elbette zorunluluklar söz konusu olabilir. Temel felsefe, zorunlu değilse vazgeçmek olmalı.

-Sevgiliniz ile görüşmediğiniz için sizin yüzünüzü unutup, yeni aşklara yelken açmaz. Arkadaşlarınız ile bir masada oturup, aynı anda Twitter'da sörf yapmadığınız için aranız açılmaz. Yüz yüze görüşmek yerine telefon ile konuşmak, sizi asosyal yapmaz. Black Mirror gerçek değil. Henüz üç aylık bir ilişkisi olan biri olarak, sevgilimle tam anlamıyla "uzaktan ilişki" yürütmekteyiz. Birlikte Satranç ve Fleet Battle oynuyoruz. İnternet tanrılarına şükürler olsun.

Zihin şımarmaya teşnedir. Her zaman kendimizi tartmalıyız.

Fiziksel kısıtları nedeni ile, zihnini sürekli zorlamak durumunda olan biri olarak söyleyebilirim ki; beyniniz alıştırdığınız tempoda çalışmaya devam eder. Sürekli yeni şeyler denemek, aynı şeyleri farklı yollar ile yapmaya kendinizi zorlamak, kısacası zihin egzersizi yapmak; adapte olabilme becerimizin kaynağı olabilir. Bu salgın, her birimize muazzam bir zihinsel mücâdele sunuyor.

Beyaz Yaka Bilgeliği

Herkesin, hâttâ beyaz yakalıların bile, beyaz yakalılık konusunda sarkastik düşünceler nakşetme arzusu olduğuna eminim. Vâr olan her şeyi emip, uçuş miline dönüştürmek istedikleri de doğru olabilir. Ben farklı bir şeye değinmek istiyorum.

Yeni gezegenimizde, varlığına güvendiğimiz pek çok enstruman bizin düşmanımız. Etrafa karşı sergilemekten çekinilmeyen, iyi cilâlanmış pek çok "yetenek"de aynı şekilde düşman. Beyaz yaka, dil bilir gibi olmak ile övünen, sâhip olduğu FOMO (Fear of Missing Out) hastalığını bir beceri sanan, var olma sebebi olan dünya düzenini sürekli yerden yere çalan, ezberlediği bâzı eylemleri, zevkleri olarak tanıtan, hayattaki her meseleyi, plaza hayatında öğrendikleriyle çözmeye çalışan ve daha pek çok enteresan özelliği olan ilginç bir topluluktur. Bütün bunlar da, "beyaz yaka bilgeliği" dediğim şeyi oluşturur. Bu topluluğun yalan haberlere kanma olasılığının daha yüksek olduğunu biliyor muydunuz? Elbette TC Falan filan Apartmanı WhatsApp grubundakilerden sonra...

Beyaz yaka, tüm bilgeliği ile her şeyi kendine hak görür. "Home office" olduğu, maaşını düzgün aldığı hâlde keyfe keder dışarı çıkıp, işe gitmek zorunda olanlar için devletin "aksiyon almamasına" isyân eder. "What aboutism" olarak da bilinen bu hileli akıl yürütme yöntemi ile, konuyu kendi şımarıklığından bağlamsızlaştırmış olur. Dünyadaki verilere bakılırsa, serbest dolaşım kısıtlamasının ülkemizde neden hâlâ devreye alınmadığını anlamakta cidden zorlandığım bir gerçek. İnsanların, ekonomik olarak devlet tarafından desteklenmesinin zorunlu olduğu da bir gerçek. Pek çok arkadaşım, evlerini bir yerlerde müzik yaparak geçindiriyor. Bu durumda hiçbiri yaşamını sürdüremeyecek pozisyonda. Ne var ki, tüm bu maddi gerçekler ile beyaz yakalı hayâli karakterimizin, evden çalışan, maaşını düzgün alan hâli ile dışarıda gezmeyi kendine hak görmesinin bir alâkası yok. Eleştirmek, kurallara uymaktan elbette kolaydır. Zor olanı yap. Güneş zâten balçıkla sıvanmaz.

Büyük Oyunu Bozmak Yerine Küçük Bulmacaları Çözmek

Pek çok insanın, internetin karanlık gibi gözüken bir köşesinde bulacağı veri kırıntıları ile dünyayı kurtarmayı hayâl ettiğine eminim. Aslında sosyal medyada beğeni alma bağımlılığını tatmin etmek istediğine eminim. Ancak Levent Pekcan'ın da hep espiri konusu yaptığı üzere; sen görebiliyorsan, önem arz ediyor olamaz. Ne var ki, çözmemiz gereken daha küçük, ancak daha önemli bulmacalar var. Kendimizi ve ailemizi salgın tehtidinden korumak. Dile kolay gelse de, elimize balta alıp kapıda beklemek ile bu bulmacayı çözemeyiz, muhtemelen üzerine bir de enfekte oluruz. Zekice, kurnazca çözümlere ihtiyâcımız var. Teknoloji, hayâtımızı kolaylaştırmak ve bu bulmacaları çözmemize yardım etmek için sürekli gelişiyor. Bu gelişmeleri merâk etmek, incelemek, kendi ihtiyaçlarımıza uydurmak ve denemek, bizi ve ailemizi bu salgından korumaktaki en mârifetli metodlar. Ben kendimi korursam, ailemi de korurum. Ailemi korursam bizi, yâni hepimizi koruyabilirim. Sorunun tamâmını çözmek gerine, sadece küçük bir parçasını çözmeliyim. Diğer küçük parçalar için ise, size güveniyorum; ve beni hayal kırıklığına uğratmayacağınızı biliyorum.

İlk Temas: 5 Nisan 2063

Star Trek referansı verme özgürlüğüm engellenemez! 5 Nisan 2063. Bu târih, insan ırkının bir uzaylı ırk ile temâs ettiği ilk târih. Star Trek evreninde 2000'li yıllarda 3. Dünya Savaşı patlak verir. Nükleer bir savaş olan, 3. Dünya Savaşı ardından, büyük devletler yıkılır. Terörizm günlük hâle gelir. Tüm bunlar yaşanırken, Zefram Cochrane isimli bir bilim insanı, eski bir nükleer füzeyi modifiye ederek, insanlığın ilk ışık hızında seyahat etme denemesi için hazırlanır. 5 Nisan 2063 günü, bu deney başarı ile gerçekleşir. Cochrane, Güneş'e kadar gider ve geri gelir. Bu deneyi gözlemleyen Vulcan ırkı, ışık hızına çıkma kapasitesini geliştiren insan ırkını, tanışmaya değer olarak tanımlar ve Dünya'yı aynı gün ziyâret eder. Evrende yalnız olmadıkları kendilerine kanıtlanan insan ırkı, tüm farklılıklarını ve çatışmalarını bir kenara bırakarak, tek bir amaç altında birleşir. Gelişmek, ve ileriye gitmek.

Kiminize sıkıcı, kiminize de detaysız gelebilecek bu bilgiyi paylaşmamın elbette bir sebebi var -Star Trek'ten bahsetme fırsatını değerlendirmek dışında-. Bâzı şeyler vardır ki; bir toplumdaki tüm farklılıkları, tüm çatışmaları bir kenara koymamızı gerektirir. Birlikte, ortak bir amaç için hareket etmemiz, bu farklılıkları ve çatışmaları bir kenara koymakla mümkün olacaktır. Millet olarak biz bunu biliyoruz. Kurtuluş Savaşı'nda bunu yaşadık.

Bugün öyle bir aşamadayız ki, sırf ülkemiz değil, tüm dünya halkı tek bir amaç altında birleşmeye ihtiyaç duyuyor. Amaç, bu yeni gezegende hayatta kalmak. Siyâsi görüş, din, mesheb, etnisite, sevdiği müzik ne fark eder ki? Bu mücâdele de hepimiz birbirimizden sorumluyuz. Hepimiz, kendimiz, sevdiklerimiz, ve başkalarının sevdikleri için mücâdele veriyoruz, vermeliyiz.

Bu kadar uzun bir yazıyı okumaya kimin zahmet edeceğinden emin değilim. Bu zahmete katlanan herkese, bu ânı benimle paylaştıkları için teşekkür ederim. Dilerim, yeni fikirler sunabilmişimdir; ve umarım siz de benimle fikirlerinizi paylaşırsınız.

Star Trek referanslarının asla sonu gelmez.

"Live long and prosper",

"Uzun ve başarılı yaşayın"

#COVID-19 #corona #coronavirus #gundem #akis #akış #evdekal #karantina

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Yazılım Gündemi - 2020/12

< Önceki Gündem   |   23-29 Mart 2020   |   Sonraki Gündem >

Yazılım Gündemi ile ilgili gelişmeler hakkında bildirim almak için bu adresdeki konuya bakabilirsiniz. Yazılım Gündemine katkı sağlamak için yazılımın herhangi bir alanıyla ilgili karşılaştığınız haberleri sosyalde #YazılımGündemineMalzeme etiketi ile paylaşabilirsiniz.

Safari 13.1 ile tüm üçüncü parti çerezleri engellemeye başladı

Bu hafta içerisinde yayınlanan iOS ve iPadOS güncellemeleri ile birlikte Apple ekosisteminin varsayılan tarayıcısı olan Safari, artık tüm üçüncü parti çerezleri (cookie) engelliyor. Intelligent Tracking Preventation (ITP) isimli özelliklerindeki bu güncellemenin amacı ise kullanıcıların internette gezinirken takip edilmesini önlemek. Bu derece sert bir kuralı uygulayan bir diğer tarayıcı ise Tor Browser. Brave Browser ise bazı istisnalar hariç diğer çerezleri engelliyor.

İlgili değişiklikler Apple tarafından açık kaynak olarak geliştirilen tarayıcı motoru WebKit'in blog sayfasında duyuruldu. Yazıda bu yolda yalnız olmadıklarını Google tarafından geliştirilen Chrome tarayıcısının da 2022 yılı için bu tarz bir değişikliğe hazırlandığını belirtmiş. Aynı zamanda bu uygulamanın standart olması için W3C kurumuna da başvuracaklarını belirtmişler.

Değişikliğin biz geliştiricileri etkileyen kısmında ise bizlere üçüncü parti çerezler yerine kullanabileceğimiz 3 farklı opsiyon sunmuşlar. Bunlar şu şekilde:

Fakat bu değişiklikler sadece çerezleri etkilemiyor. Tarayıcıda bazı verileri depolamak için kullandığımız IndexedDB, LocalStorage ve SessionStorage gibi yapılar da etkileniyor. Artık bu yapılar üzerinde sadece 7 günlük veriler tutabileceğiz. Bunu yapmalarındaki amaç ise büyük ihtimal kullanıcıları takip eden servislerin çerez engellemesini bu tarz yapıları kullanarak aşmalarını istememeleri olabilir.

Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Safari'nin çerezlere olan bu sert yaklaşımı siz doğru mu? Yorumlar bölümünde konuşalım.

Git 2.26 sürümü yayınlandı

En popüler versiyon kontrol sistemlerinden biri olan Git, bu hafta içerisinde 2.26 numaralı yeni sürümünü duyurdu. Bu sürüm ile birlikte gelen bazı değişikliklere birlikte bakalım.

Varsayılan protokol versiyonu 2 olarak güncellendi

2018 yılında Git'e Google tarafından katkı sağlanarak eklenen Git protocol version 2 artık varsayılan olarak kullanılacak. Önceki Git protokolünün bazı ölçekleme sorunları vardı. Bir Git sunucusu, istemci (client) özel olarak istemediği halde tüm branch'lar, tag'lar ve diğer referanslar hakkında bilgi veriyordu. İlk bakışta "bunda ne var" diye düşünebilirsiniz ama büyük çaplı projeler için durum böyle değil. Kullanıcı sadece master dalıyla ilgilendiği halde ona tüm dallar ve etiketlerle ilgili bilgi dönmesi demek fazladan birkaç megabyte'ın harcanması demek ve bu da gereksiz veri trafiği anlımına geliyor. Şimdi ise büyük boyutlu depolardan daha kısa bir sürede veri çekebiliyor olacağız.

Eğer Git versiyonunuzu yükseltmeye henüz hazır değilseniz ve Git 2.19 üzeri bir sürüm numarasına sahipseniz. Bu değişikliği siz de aşağıdaki komutu çalıştırarak uygulayabilirsiniz:

git config --global protocol.version 2

Bu protokol versiyonu hakkında daha detaylı bilgi almak için bu sayfayı ziyaret edebilirsiniz.

git sparse-checkout komutunda değişiklikler

Bir önceki sürüm (2.25) güncellemesiyle birlikte gelen bu özelliği Yazılım Gündemi - 2020/03 yazısında detaylıca anlatmıştık. Dolayısıyla özelliğin teknik detayları için önce o yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Bu sürümle ise git sparse-checkout add modu eklendi. Artık daha kolay bir şekilde istediğimiz klasörleri indirebileceğiz. Örnek kullanım için:

$ git clone --filter=blob:none --sparse git@github.com:git/git.git
$ cd git
$ git sparse-checkout init --cone
$ git sparse-checkout add t
$ git sparse-checkout add Documentation
$ git sparse-checkout list
Documentation
t

Yukarıda sırasıyla şu işlemleri yaptık:

  1. https://github.com/git/git deposunu sparse-checkout özelliğini kullanarak clone edeceğimizi belirttik.
  2. git klasörünün içine girdik. sparse-checkout yapacağımız için içi boş.
  3. sparse-checkout özelliğini başlattık.
  4. t isimli klasörü uzak sunucudan indirdik.
  5. Documentation isimli klasörü uzak sunucudan indirdik.
  6. sparse-checkout yaptığımız klasörlerin listesini yazdırdık.

Git 2.26 sürümüyle birlikte gelen diğer yeni özellik ve değişiklikler için GitHub tarafından hazırlanmış şu blog yazısını okuyabilir ya da konu başlığına eklediğim bağlantıya tıklayabilirsiniz.

TypeScript 3.9 Beta duyuruldu

Microsoft tarafından geliştirilen JavaScript üreten programlama dili TypeScript'in bu hafta içerisinde 3.9 Beta etiketli sürümü duyuruldu. Microsoft TypeScript takımının bloglarında yayınladıkları yazıyı inceledim fakat dile uzak birisi olduğum için pek bir şey anladığım söylenemez. Bu nedenle bu sefer de sizi konu başlığına eklediğim bağlantıya tıklayamaya davet ediyorum. TypeScript'i ilgi alanıma girerse, ilerleyen Yazılım Gündemi yazılarında daha detaylı değinebilirim belki.

Henüz "Beta" sürecinde olduğu için çalışan projelerinizi bu sürüme geçirmeniz tavsiye edilmez ama yine de ayrı olarak bir deneme yapmak isterseniz şu komutu çalıştırarak TypeScript 3.9 Beta'yı projenize ekleyebilirsiniz:

npm install typescript@beta

Google Play üzerindeki Multiplayer API desteği sonlanıyor

Gün geçmiyor ki bir başka Google hizmeti ya da ürünü Google Mezarlığında yerini almasın. Android için oyun geliştirirken Google'ın geliştiriciler için sunduğu oyununuza çok-oyuncu (multiplayer) API desteğini kullanabiliyordunuz. Google Play üzerinden sağlanan bu API ile birlikte arka plandaki bazı iş yüklerinden kurtuluyordunuz fakat 31 Mart itibariyle bu özellik artık çalışmayacak. Eğer sizin de Google Play markette yayınlanmış ve Multiplayer API kullanan bir oyununuz varsa bu tarihten itibaren çalışmamaya başlayabilir.

Neyse ki bazen Google bir taraftan alırken bir taraftan da yeni alternatifler koyabiliyor. Bu hafta içerisinde Google Cloud tarafında oyun yönetimi için yeni bir çözüm tanıtıldı: Game Servers. Henüz "beta" etiketiyle sunuluyor fakat önümüzdeki dönemlerde stabil bir sürüme de kavuşacaktır.

GitHub Desktop uygulamasının 2.4 sürümü yayınlandı

GitHub'ın henüz sadece Windows ve Mac işletim sistemlerini destekleyen masaüstü yazılımı 2.4 sürümüne ulaştı. Bu sürümle birlikte eklenen bazı özellikler şu şekilde:

  • Proxy desteği: Artık GitHub Desktop uygulamasının internetle olan bağlantısını bir proxy üzerinden geçirip kullanabileceğiz.
  • Issue oluşturmak için kısayol: Repository menüsü altına "Create Issue on GitHub" seçeneği eklendi ve tıkladığınızda varsayılan tarayıcınız üzerinde ilgili deponun issue oluşturma sayfasını açıyor.
  • Koyu tema özelliği betadan çıktı: Çeşitli testler ve geri dönüşlerden sonra iyileştirilen uygulamanın koyu tema modu sonunda beta'dan çıktı ve herkese açıldı. Keşke GitHub'ın web arayüzüne de gelse koyu tema özelliği ya da bu uygulamanın GNU/Linux dağıtımları için olan sürümünü çıkarsınlar o da uyar bana, gece karanlıkta çalışırken GitHub'ı açınca far görmüş tavşan gibi kalmaktan bıktım! Zaten olmaması ayrı bir saçmalık. Çoğunlukla geliştiricilerin kullandığı bir web sitesinde neden koyu tema özelliği olmaz gerçekten anlamak çok güç.

Uygulamayı bu adres üzerinden indirebilirsiniz.

Diğer Haberler

BeğenFavori PaylaşYorum yap

BIOS Kendiliğinden Neden Resetlenir?

Merhaba,

  • Ryzen 7 3700X işlemci
  • Gigabyte X570-I Aorus Pro Wi-Fi anakart
  • 32 GB G.Skill RAM 2133 MHz RAM (XMP ile 3600 MHz)
  • Seagate Firecuda NVM SSD
  • FSP Hydro G Pro 850W PSU
  • MSI RX 5700 XT GamingX GPU
  • BIOS Sürümü en son güncel F12E

BIOS ayarlarında; ERP aktif, XMP profilli, Hızlı başlat etkin, CPB kapalı kullanıyorum. Bazen bilgisayarı açarken bütün bu ayarlar kendiliğinden sıfırlanıyor. Yeniden hepsini ayarlamam gerekiyor.
Bir önceki BIOS sürümünde de aynı sorunu yaşıyordum. Yeni sürümde de devam ediyor.
Bu sorunu nasıl düzelteceğimi bilmiyorum. Her seferinde olmasa da ara ara sürekli kendini sıfırlayan BIOS'a girip yeniden bu ayarları yapmak istemiyorum.
Yardımcı olabilecek kimse yok sanırım.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 6 / 9

Charga-Plate - Veresiye alisverisin temelleri...

Oncelikle hepimizin az cok asina oldugu bir sey vardir, gecmisin her zaman gelecegi etkilemesi gibi.

Bunu bilmek icin yasayan ve beyni az cok calisan birisi olmak yeterli... 🙂

Bizim farkettigimiz yada edemedigimiz ama bir sekilde haberdar oldugumuz degisikliklerin cogu kendi cevremizde yada bizi ilgilendiren alanda olur diyelim...

Yani genelde canimiz yanmazsa, bizi etkilemezse pek onemsemeyiz...
Bazen bu kisiler icin yani bizler icin de donum noktasidir ama buna tarihsel demek icin kitlesel etkileri olmasi gerektiginden konumuz degil...

Tarihsel donum noktalari kitleleri etkiler, buyuk degisikliklere yol acar, yikici da yapici da sonuclari olabilir.

Tarihte bazi donum noktalari vardir, bunlarin bazisi bolgesel degisikliklere yol acabilecegi gibi tarihin akisini buyuk olcude de degistirebilir... Politik, ekonomik, teknolojik, sosyal ve dini donusumler etkiledigi genel ana basliklardir...

Bir de donum noktasi olmayan ama onun onculu olan nispeten daha kucuk noktalar vardir...

Mesela...

Buhar gucu gibi, kesfedilmesi ulasimda kullanilmasindan cok daha uzun zaman oncesine dayanir...
Hatta Roma Imparatorluguna kadar uzaniyor...

Ama bir donum noktasi olmasi, bunun ulasimda kullanilmasiyla baslar...
Evet, endustriyel olarak bir olcude kullanilsa da konu kitlesel donusum oldugu icin boyledir.

Konumuzla alakali olan donum noktasi ise ekonomik bir donusumdur, paraya dayanan alisveriste ticarete ivme kazandiran donusum kitlesel alisveristir, insanlarin kapital yasama genis kitlelere halinde ki bunu toplumun en fakirinden en zengin kesimine uyarlayarak dusunun yayilmasi zamanla paranin meta olarak gucsuz hale gelmesine sebep olmustur.

Yani alinacak seylerin degerleri buyudukce odeme sistemi de zorlasmaya baslamistir, tabi bu odemeler uzun bir sure degerli madenler ile yapildi ama sokaktaki insana arabayi 1 kulce altina satmak 19.yy sonlarinda kolay olsa da zamanla alicisi cogaldikca odemeler zorlasmaya basladi...
Bunu sadece araba ornegi ile kiyaslamayin, yeni teknolojiler, yeni ihtiyaclar ve yeni esyalar demek.

TV, buzdolabi, radyo, ev esyalari vs...

Kisaca paranin hareketenin kolaylastirilmasi gerekiyordu, bunun icin de bir odeme sistemi olusturulmaliydi.

Kredili odeme sistemi...

Bu yuzden alisverisi hizlandirmak, daha genis kitlelere yaymak icin kredi yada sonradan odemeye dayanan bir sistem gelistirilmeliydi.
Bunun, veresiye alisveristen duzenli ve genis olcekli bir den cok satici ile iliskili kayda dayali olmasidir ki bu yonuyle kredikartina kadar olan gelisimler sadece oncul sayilabilir.
Cunki, kredi karti devasa etkilere sebep oldugundan tek basina bir donum noktasi sayilabilir.

Tabi, kredi kartina gecmeden once bir cok denemeler yapilmis, bir kismi basarisiz olmusken bir kismi ki burada anlatacagimiz ornekler bunun onculleri olmayi basarmistir.

Coin - Sikke turu sahsi muhurler...

Onceleri ticari firmalar kendilerine ait ozel "Coin" adi verdikleri sonradan odemeli bir cesit muhur olan hani bizim "sikke" yada "damga" olarak adlandirabilecegimiz bozukluklar urettiler.

Her ne kadar bozukluk desek de bunlarin sekilleri cok farkli olabiliyordu...

Bu jetonlar ile bir hesap numaraniz oluyordu, alisveris yaptiginiz magaza bu sekilde tuttugu defterde odeme gunu geldiginde sizden yada anlasmaliysa bankanizdan borcunuzu aliyordu.

Bu isi yapan kisilere de "Debit collector" yani Tahsilatci denmekteydi ki Amerika'da halk arasinda pek sevilen bir meslek degildir 🙂

Fakat, bir sure kullanilsa da bir standartinin olmayisi ve Amerikan eyalet sisteminin karisikligi hesap tutmalari zorlastiriyor, musteriler borclarini odemeden baska eyaletlere gidebiliyordu.

Bu yuzden daha merkezi bir sisteme ihtiyac vardi...

Kredi kartindan once Charga-Plate vardi...

Charga-Plate!

Tabi bu merkezi sistem bir kredi karti degil yani bir Pos cihazinda odeme yapmaniza imkan saglamiyor...
Kaldi ki kullanima basladigi yillarda degil Pos cihazi, bilgisayar bile yoktu...

Farrington Manufacturing firmasinin icad edip 1928 yilinda piyasaya surdugu bu sistem 1950'li yillarin sonlarina hatta bazi eyaletlerde 60'li yillara kadar varligini surdurmustur...
Charge-Plate almak icin bireysel olarak basvurmaniz gerekiyordu.

Charga-Plate, uzerinde kabartmalarla adiniz, adresiniz kisaca butun bilgilerinizin yazili oldugu bir muhur plakasidir. Bu muhur tabii ki sizin hesap numaranizi temsil ediyor yani eger muhurdeki numara karsiliksiz bir hesap ise haliyle hic bir sekilde odeme yapilamiyor, yasal olarak sahte hesaplar icin o zamanlar ne tur yaptirimlar vardi kim bilir.

Nasil kullaniliyordu?

Alisverisinizi odemek icin bu muhru verdiginizde faturaya basit bir makine yardimiyla size ait damga basiliyor, ucret zamani geldiginde sizden yada bankanizdan tahsil ediliyor.
Charga-Plate'in arkasinda imzaniz bulundugundan faturaya atacaginiz imza ile karsilastirma yapildigindan ek bir guvenlik saglaniyordu.

Yani aslinda kredi-kartindan cok odeme ceki gibi bir sistem ama defter tutma ve hesap mantigi ile bir yonuyle kredi karti gibi yani birden cok yerden birden cok defa alisveris yapilabiliyormus...

Hatta, Coin'den farkli olarak merkezi bir sistem oldugu icin diger eyaletlerde de kullanabiliyordunuz.

Merkezi hesap sistemi bugunki kredi karti sisteminin aslinda temelidir, bankalarla birlikte calismayi kolaylastiran bu sistem "Debit collector - Tahsilatci" ihtiyacini da buyuk olcude kaldirmis ama yerini haciz memurlarina birakmistir 😀

Ornek Charga-Plate:

 

Bazi ilginc Charga-Plate bilgileri...

  • Charge-Plate zamaninda cok benimsenmis, 30 yili askin bir sure Amerika'da kullanilmis...
  • Kadinlarin kendi adlarina almalari yasakmis, ancak esleri yada babalari yada erkek kardesleri alabiliyormus. Ama ilginctir ki reklamlarinda genelde kadinlari kullanmislar.
  • Siyahi insanlarin da ayni sekilde almalari yada kullanmalari yasakmis.
  • Bazi firmalar bu muhurleri musterilere vermemis, kendileri saklamistir. Musteri geldiginde sadece hesap numarasini vererek alisverisini yapmis satici bu muhurle odemeyi tamamlamistir.
  • Bugun cok az sayida bulunan Charga-Plate'lerin kolleksiyonculari var ve nadir parcalara buyuk paralar odeyebiliyorlar...
  • Bugun kullanilan dijital (Bit)Coin sistemi de aslinda temelde Charga-Plate sistemine benzer bir yapidadir. Devletlerin asiri kontrolcu ve baskici tutumu dogrudan alisveriste kullanilmalarini zorlastirsa da para akisinda halen yasaldir.
    Tabi, dijital ve analog iki sistemi birebir karsilastirmak dogru degil ama benzerlikler yadsinamaz.
  • Hali hazirdaki banka kartlarinin arkasindaki kisisel imza da aslinda Charga-Plate'ten kalmadir.
  • Devletlerin ve bankalarin ortak hazirladigi borc yapilandirmasi ve taksitlendirmesi de Charga-Plate zamanlarindan gelir..
  • Kredi borclari ve beraberinde getirdigi kitlesel ekonomik krizler sonucunda alinan onlemler ve sartlar bugunki kredi karti sisteminin de temelidir.

Gorsel kaynaklar:

Buffalo in the '50s: Before credit cards, you shopped with Charga-Plate

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Huawei P40 Serisi

Huawei'nin yeni P40 serisi, online yapılan tanıtımla duyuruldu. Huawei P40 serisi üç telefondan oluşuyor. Telefonların tam özellik listesine buradan ulaşabilirsiniz.

Yeni telefonların başlıca özelliklerini değerlendirdiğimizde, yine en önemli gelişmelerin kamera tarafında toplandığını görüyoruz.

Her üç telefon da iddialı kamera özelliklerine sahip olmakla beraber, modelden modele değişen bir kamera kurulumu söz konusu. Ancak her üç model de Ultra Vision adı verilen 50 Mega Piksel ve 1/1.28 inç boyutundaki RYYB sensör bulunuyor. Bu sensör dünyanın en büyük telefon kamera sensörü. Sensör büyüklüğünün avantajı, fotoğraf makinelerinden de bildiğiniz gibi, daha çok ışık alabilmesi. Huawei'nin iddiası, rakiplerinin uzun pozlama yaparak elde ettiği ışık miktarını, normal çekim modlarında dahi sağlayabilmesi.

Elbette ışık kapasitesinin artmasında RYYB sensörün de rolü var. Bu sensör tipi yeşil yerine iki tane sarı piksel dizilimi içeriyor. Bu da iki tane yeşil dizilime sahip RGGB sensörlere göre daha fazla ışık almasını sağlıyor.

P40 Pro+ 8MP 10x periskop kamerası ile yakınlaştırma konusunda en iddialı model. Onu takip eden P40 Pro, 12MP 5x periskop kamerası ile 5x yakınlaştırma sunuyor. P40 ise 8MP ve 3x yakınlaştırma sunabilen kamera ile geliyor. P40'ta periskop kamera bulunmuyor.

P40 Pro+, diğer iki modelin sunmadığı ikinci bir tele kamera ile 3x optik zoom yaparak, periskop kamera ile birlikte en geniş yakınlaştırma aralığını destekliyor. Aynı zamanda P40 Pro ile beraber ToF derinlik algılama kamerası bulunuyor.

Sonuç olarak Huawei P40 Pro+, 100x, P40 Pro ise 50x yakınlaştırma değerine ulaşıyor.

Huawei P40 Pro+ ve Pro modelleri 40 MP, P40 ise 16 MP ultra geniş açılı kameraya sahip.

P40 Pro+ modeli, OIS'in en az gerektiği ultra geniş açı kamerası haricindeki tüm arka kameralarında OIS destekliyor. Diğer iki model ise 50 MP kamerasında OIS sunuyor.

Her üç model de ön kamerada 32MP algolayıcı sunarken, Pro ve Pro+ modelleri aynı zamanda IR sensör barındırıyor.

Özellikle gece çekimi, yüksek miktarda yakınlaştırma ve portre gibi kritik konularda, sonucun iyileştirilmesi için yapay zekadan da faydalanılıyor.

Ortak ve Ayrı Noktalar Neler?

Her üç telefonun da ortak noktası, kullandıkları işlemci platformu. Huawei Kirin 990 ile donatılmış P40 serisi, 8GB RAM ve modele göre değişen depolama alanları ile geliyor. P40 Pro+ ve P40 Pro'nun OLED ekran boyutu 6.58 inch'ken, çözünürlükleri 2640x1200. Her iki telefon da 90Hz tazeleme hızı ile çalışabiliyor. 6.1 inç boyutu ile daha küçük olan P40 ise 2340x1080 çözünürlüğe sahip ve ekran tazeleme oranı 60 Hz.

Gövdedeki farklı boyutlar pil kapasitesini de değiştiriyor. P40 pro+ ve P40 4200 mAh kapasiteye ve kablosuz şarj imkanına sahipken, daha küçük olan P40 3800 mAh pille geliyor ve sadece kablo ile şarj oluyor.

Her üç telefon da ortak bir tasarım dili kullanıyor ve nerdeyse tamamen ekrandan oluşan ön yüzüne, estetik olarak şekillendirilmiş köşeler eşlik ediyor. Her üç telefonun da renk çeşitleri bulunmakta.

Huwei P40 serisi Android 10 tabanlı EMUI 10.1 ile geliyor ve HMS sistemini kullanarak uygulamalara erişim sağlıyor.

BeğenFavori Paylaş

Sanal Dünya - Digitalizm

 

       Sanal Dünya

Giriş

Yorucu iş günü sonrası hepimiz genellikle  sakinleşmek ve dinlenmek için televizyon , sanal medya yada sanal oyunlara giriyoruz. Aslında bizler sanal medyaya yada bu sanal oyunlar oynarak gerçeklerden kaçıyoruz.

Bizler  iş ve aile sıkıntılarından , korkulardan sevgiden kaçıyoruz bunu en iyi yol sanal oyunlar ve sanal medyalarla daha doğrusu sanal dünya ile yapıyoruz.

Bu oyunları düşünür müsünüz? Atari oyunlarının bizim dünyamızı nasıl etkilediğini ve daha doğrusu playtasion geleceğini düşünür müsünüz? Gelecek teknoloji ile bunları okumak ve izlemek  ile yetinmeyip  bir gözlükle  bu dünyalara ayak basacaksınız.Sadece bilgisayar oyunları oynamakla kalmayıp kendi hikayenizin baş kahramanı olacaksınız.Geminizin kaptanı olacaksınız.. (Ready play one(2018))

Bu şekilde sanal uçaktan amazon  yağmur ormanlarına atlamak nasıl daha mühteşem olucak düşünün. Oyun oynarken sizde üzerinden gecen rüzgarı hissediniz oldu mu? Yada oynarken bir anlık gerçeklik hissine kapıldığınız oluyor mu?

Siz bu oyunları oynarken aslında oturduğunuz yerdeniz ve başka dünyalar gidiyorsunuz.

Yani hiçbir yere gitmeden bir yerlere gidiyorsunuz. Ama şimdilik bunların sadece bir oyun olduğunu ve rol yaptığınızı biliyorsunuz. Sizin elinizde konsol yada gözünüzdeki sanal gözlükle analog değişimler verileri gerçek dünyadan sanal dünyaya veri gönderiyoruz. Peki tam tersini düşünürsek sanal dünyadan analog değişimleri okuyup bu dünyamıza aktardığımızı bir düşünür müsünüz? Ne kadar gerçekçi olacak

Sanal dünya potansiyelini düşününce ilk çağlarını yaşıyoruz. Bu sanal dünyanın gerçekmiş gibi olduğunu inanmak için sadece 5 duyumuzu kandırmak zorundayız. Görme duyumuzu, işitme duyumuzu , koklama duyumuzu , tat alma duyumuzu ve hissetme duyumuzu kandıracağız ve biz de kanacağız.

Sanal dünya bizi kandırdığı anda  bunun gerçek mi yoksa sanal mı anlmayacağız. Oyunlarda veya flimlerin gerçek olmadığını bildiğimiz halde gülüyor , korkuyor yada heycanlanıyorsak . Bunun gerçek olduğunu anlamadığımız an neler yapacağını bir düşünüm.

Kitaplar ve flimler ile farklı dünyalar  ve farklı hayatlar tasarlıyoruz. Ve bunların vasıtasıyla kendimize hergün kendi mecaramızı seçiyoruz. Bilgisayarlarla kendimize sanal dünyalar tasarlayıp bu dünyalara girebilmeyi başardığımızda bu sanal dünyalara giden yolda bizim  ilk adım belki de son atımdır.

 

Bunun bilim kurgu değil günümüz öngürülü düşünürlerin dunyamızın böyle olacağınızı oldukta yüksek görüyorlar. Hatta bu yolla giden adımı atmaya başladık bile. Bunu sanal gözlüklerle yapmaya başladık. Sanal gözlüklerle metaverse gitmeye başlayacağız.

Metaverse  , toplumda birçok kişinin bulunduğu ortak evren. Aynı internet uygulamaları gibi birbirimiz bağlanan gezegen büyüklüğünde hayali bir evren. Tecrübeler ile dolu yepyeni bir dünya.

Bu bizim digital dünyamızın geleceğidir. Gerçeklik bizim hayal gümüz kadardır. Çünkü hayal edebiliyorsak hayata geçirebiliriz. Gelecekte sanal inşaat yada sanal mimarlar olacak şimdi bize bunlar çok saçma gelebilir ama bu kaçınılmaz.

Eğer biz metaverse girebilirsek. Gelecek dünyamız da olduğu gibi gruplaşmalar yada ayrışmalar olacak , Sevgi ve ilişki durumlarında zorunlar  olacak.

Metaverse için ilk protatif yapıldı bile.

Second life  yani ikinci hayat ile sanal dünyamıza atımızı yavaş yavaş atmaya başladık. Second life  dünyası  sizi özgür kılacak.

“Bu sanal dünyada her şey yapabilirsiniz. İstediğiniz yere gidebilirsiniz.Tatil gezegeni gibi….  (Ready play one(2018))”.

Gerçek hayatta güzel yada çirkin olun bunun hiçbir önemi yok. Önemli olan iç güzellik. Bu dünyada kendi dünyanız ve kendi avatarınızı tasarlayacaksınız.

Linden şirketi Sancar projesi ile second life dünyasını daha gerçekci olması için çalışıyorlar. Sanal dünya çok güzel olduğunda bu sanal dünya vazgeçilmez bir dünya haline gelebilecek.

Şuan imkansız görünen şeyler. Gelecekte mümkün hale gelecek. Bu dünyayı secdiğimizde metaverse ün 1 sürümü dolmuş olacak. Onu kullanmaya başladığımızda geri dönüşü olmayacak.

Herkes gerçeklikten sıkılanların bu dünyadan çıkmak istemeyecek. ….  (Ready play one(2018).

Gerçek olmayan şeyleri tecrübe etmek çok şasırtıcı. Gerçek olmadıklarını bildiklerinizde halde yine de onları tecrübe ediyorsunuz.

Peki , bu sanal dünya sizi fazlasıyla içine çekip. Kandırabilir mi?

*(Belgesel 11:39);

Teknolojinin beynimizi ne kadar kandırabileceğini görmek için deney yaparlar. Cisimleştirme deneyinde kendilerini bu küçük bebek olarak görebilirler mi? Sanal gözlükleri takarak ve bebeğin gözünden bakıyorlar. Bebeğin dizini dokunulduğunda kendileri de bu hissi algılıyabiliyor. Yani analog değişimleri alıyorlar.

Bebeğin dizini dokunulduğunu biliyorlar ama bunu kendileri de hissediyorlar.  Yani kendilerini bu bebek olduklarını kanıyorlar.

Bu sanal dünya ya girmenin tek yolu sanal gözlükler olmadığını black mirror S05E01 bölümünden küçük aparat ile bu sanal sanal dünya ya girmişti. Araçlar değişse de yine de hepsi fantasi dünyasına açılıyor.

Bu dünya tamamen alıştıktan sonra Metaverse 2.0 sürümüne geçeceğiz.

Metaverse ikinci sürümünde beyinlerimizi internete yükleceğiz. Bedenlerimizin içinde hapsolmak yerine bedenlerimizi terk edip zihinlerimizi bir ortama yükleceğiz. Ve bir sürücüde yaşacağımız bir sürüme gececeğiz. Beynimizin kimyasını değiştireceğiz. Bir mikroişlemcide yaşacağız.

Başka bir beden için bu bedenimizden vazgeceğiz.

Elon musk gibi futuristler  beynimizi digitalleşmeyi hayal ediyor. Neurolink kurdu bile.

Yani bilgisayarların bir parçası olacağız. Bilgisayar çalıştığı sürece yaşacağız.

Bizi biz yapan fiziksel bedenimizin ötesinde bir şey olacak. Sanal dünyada özümüz bizimle kalacak.

İlk sürümde diğital dünya bu gerçek dünyadan kaçısımızı sağlayacak. İkinci sürümde ise tamamen bu dünya ya girmeye başlayacağız.

Eğer kendimizi bir şekilde yok etmemeyi becerebilirsek. Birkaç yıl sonra teknoloji çok ilerlemiş olacak.  O zaman bu sanal  dünyada ortak şekilde yaşamaya çalışcağız. Bunun için mühendislerin her zaman yaptığı seyi yapacaklar imkansızlık içindeki umudu arayacaklar. Bir nebze olsa dahi.

Zihnimizi digitalleştirip bunu buluta yükleyip  yada bir başka bir beden ile  sanal dünya içinde simule edilmiş bir dünyada yaşamaya başlacağız.Yeni yerler maceralar ve tecrübeler ile dolu bir dünya olacak.

 

Her şeyde olduğu gibi bu aynanın da bir karanlık yüzü var. Eğer hacklenirsek burada bilgisayarlarımız değil beynimiz olacak.

Bu metaverse 2 sürümü kabul ettiğimizde bedenlerimiz yerine zihinlerimizle davranmış olacağız. Bu aynı mars yapılan 1 seferler gibi olacak büyük ihtimalle geri dönüşülmez bir yol olacak. İnsanlığın sonu olacak.

Metaverse bir bakıma sosyal medya gibi. İnsanları birbirlerine bağlayacak.

Bu sanal dünyaya biz kademeli olarak geçmeye başladık bile.Ona tamamen bağımlı olana kadar  siz anlamadan sizi kontrol altına alıyor .Henüz daha almadı ise. İnternetti ne kadar kullandığımızı fark etmiyorsunuz. Yada. İnternetsiz ve telefonsuz kaç gün daha kaç dakika geçirdiniz.  …(Samsung reklamı internet bağımlılığı)

 

Öyle yada böyle insanlığın geleceği bulutta saklı , buluta bağlanarak bu bedenlerimizi terk edip o metaverse sonsuza kadar yaşacağız. Metaverse simülasyon edilmiş dünyasında yaşacağız.

Dünyamızı gerçekten sarsan bir şey söyleyim mi? Bazı futuristler bu sumulasyonun içinde yaşadığımıza inanmakla kalmayıp kanıtları olduklarını söylüyorlar.Bunu söyleyenler doktora sahibi insanlar.

Belkide metaverse bizi çoktan kontrol içine almış ve bizler bu simulasyonun içinde yaşıyor olabiliriz.

Dini inaçları katmadan. İleri medeniyetlerde yaşayan zeki mühendislerin tasarladığı devasa bir simulasyonda yaşamadığımızı kanatlayabilir misiniz?

Ben cevap vereyim .Hayır kanıtlayamazsınız.

Gelecekte metaverse yapmış ve girmiş olacağız.

Belki de metaverse gelecekte değildir. Şuan içinde yaşıyoruzdur ve etrafımızda her şey bir sumulasyondur. Kokladığımız , gördüğümüz , duyduklarımız bir  yazılımdan ibarettir.  *END GAME deki gibi parçalanarak yok olacam.

 

Belki de simulasyon bizi daha açıklı bir gerçekten koruyordur. Belki biz nükleer bombalar ile birbirimiz mahvettik.

 

Neyse kendimizi gelecekteki bir sürücüde var olacağımız günlere bırakalım.

 

EBU ENES YILDIRIM

Youtube  Konu Videosu  Tıklayınız

 

Etiketler

----------------#evdekal #HaftalıkGündemeMalzeme #Covid19 #KonuDışı #incehesap #Apple #TeknoYardım #YouTube #narcos

 

#metaverse #Digitalizm #sanal #dünya #oyun #metin2

 

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap

NARCOS İbrahim Tatlıses 1.Bölüm

Narcos, Amerikan Suç Draması ve aksiyon dizisi. Netflix'de yayına başladı.

Amerika’daki suç dünyasının en büyük uyuşturucu baronu Pablo Escobar'ın hayatını anlatır.

Capsman34 diye biri bir montajında pablo escobar'ı ibrahim tatlıses yapmış.

Montajı yapanı, kanal sahibini tanımam ama iş baya iyi duruyor 🙂

 

NARCOS İbrahim Tatlıses 1.Bölüm. #Narcos #capsman #ibrahimtatlıses

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 4 / 5

Xiaomi Mi 10 Lite 5G Tanıtıldı 6.57" FHD+ AMOLED Ekran, Snapdragon 765G, 48MP Dörtlü Arka Kamera

  • 6.57inç FHD+ AMOLED ekran
  • Qualcomm Snapdragon 765G mobil platformu
  • 6GB LPDDR4X RAM / 64-128GB UFS 2.1 depolama
  • Ekran içi parmak izi okuyucu, yüz tanıma
  • 3.5mm ses çıkışı, Smart PA amplifikatör
  • 5G SA/ NSA ve Dual 4G VoLTE bağlantı desteği
  • WiFi 802.11ac, Bluetooth 5, GPS (L1+L5), NFC
  • 4160mAh batarya / 20W hızlı şarj / USB Type-C
  • Çift SIM kart desteği, microSD durumu bilinmiyor.
  • Ürün ölçüleri kalınlık 7.98mm ve ağırlık 192g
  • Global satış fiyatı 64GB €349, 128GB €399

Xiaomi Mi 10 Lite 5G Kamera Özellikleri

  • 48MP ana kamera
  • 0.8μm geniş açı kamera
  • Derinlik algılayıcı kamera
  • Makro çekim kamera
  • 16MP damla çentik ön kamera

Not: Firma tarafından ürün hakkında detaylı bilgiler paylaşılmamıştır.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

HUAWEI Sound X Hoparlör Tanıtıldı

  • Lüks hoparlör üreticisi Devialet ile birlikte geliştirildi.
  • Aktif eşleştirme teknolojisi, Speaker Active Matching
  • Huawei Share paylaşım altyapısı destekli
  • Altı tweeter ve 360° ses üretebilen çift subwoofer
  • 40Hz bass ve 20mm genlik bas etkisi
  • 144W çıkış gücü, SPL 93dB ses seviyesi
  • Altı tweeter ile 40kHz çevresel ses üretimi
  • Devialet Push-Push Acoustic Design anlayışı
  • Dokunmaya duyarlı yüzey ve aydınlatmalı halka
  • Hi-Res lisanslı ses sertifikası
  • Ölçüleri 165x203mm, ağırlık 3.5kg
  • Fiyat ve satış tarihi bilgisi paylaşılmadı

BeğenFavori PaylaşYorum yap