6. Yılında Google Pixel Slate

Bu cihaz 2018 sonlarında çıktı, ben de 2019 yılı Nisan ayında aldım. Yani alalı 5 yılı geçti, ben de altıncı yılında bu cihazı kullanmak nasıl bir şeydir, nesi iyi nesi kötü paylaşayım dedim. O sıralarda paylaştığım inceleme linki de burada:

https://teknoseyir.com/inceleme/google-pixel-slate-incelemesi

Cihazı alırken en az 5 yıl kullanma hedefiyle almıştım, bunu karşıladı, halen de ilk günkü performansta çalışıyor, iyisiyle kötüsüyle.

İncelemede cihazı öncelikle bilgisayar, gerektiğinde tablet olarak kullanmak üzere aldığımı yazmıştım. O yüzden bilgisayar yönüyle başlayayım. 

Bilgisayar olarak kullanım

Bu açıdan beklentimi karşıladı, hatta şaşırttığı durumlar da oldu. Ben oyun oynama, video işleme gibi şeyler yapmadığım için de böyle oldu tabi. Şaşırttığı durumlardan biri çoklu ekran desteği oldu. Masamda birbirine daisy chain ile bağlı 2 tane 1440p monitör var. Bunlar doğrudan type C ile de bağlanan monitörler. Bir tanesini type C kablo ile Pixel Slate’e bağladığımda kendi ekranı ile birlikte bu ekranları çalıştırdı ve herhangi bir zorlanma, yavaşlama yada ısınma olmadı. Yıllarca bu şekilde kullandım. Daha yakın zamanda çıkmış olup da kendi ekranı dışında 2 ekran daha çalıştıramayan laptoplar olduğunu düşünürsek güzel bir sürpriz oldu. Beklentimi biraz aşan başka durum da yüklü miktarda veriyi 2 harici disk arasında sorunsuz olarak aktarabilmek oldu. Büyütülecek bir şey değil ama Chromebooklar çok sınırlı olarak bilinen cihazlar olunca işlem yarıda kalır, sık sık sorun çıkar diye düşünmüştüm. Sadece bir kere sıkıntı çıktı, diskteki veriyi bozdu ve format atmam gerekti. O sırada beta sürümdeydim, sanırım ondan oldu. Böyle beklenmedik sorunlar başka sistemlerde de nadiren olabileceğinden cihazı çok da gömmemek gerekir diye düşünüyorum, ama bir defa da olsa sorun yaşadığımı yazmam gerekir. Ayrıca USBden bağlanan webcam, printer gibi şeyler de sorunsuz çalışıyor, sürücü diye bir şey olmadığından her şey tak çalıştır mantığıyla işliyor. Sürücü yok ama bu tür donanımları yönetmeye yarayan uygulamalar da yok. Mesela Windows’ta kullandığım Logitech Options bunda yok, dolayısıyla bunun sağladığı özelleştirme imkanları da kullanılamıyor. Ama işletim sistemine fare tuşlarını özelleştirme ayarları eklendi yakın zamanda, bir çok şey bu yolla yapılabiliyor.

Tablet olarak kullanım

Bu konuda aradığımı tam bulamadım. Burada sorun sistemin yetersizliğinden ziyade cihazın büyüklüğü. Ben yanımda hep el çantası taşırım ve daha önce ilk nesil, 8.4 inch Tab S kullanıyordum. Bu tablet rahatça çantama sığdığı için dışarı çıktığımda bir kafede oturup tabletle takılabiliyordum. Slate el çantası için fazla büyük olduğu için bu konforu kaybettim. 2 sene kadar sonra Tab S6 aldım ve tablet olarak onu kullandım genelde. Slate’i neredeyse sadece bilgisayar olarak kullandım. Tabi ince ve hafif olduğu için yazları Türkiye’ye giderken yanıma almak kolay oluyordu (yurt dışında yaşıyorum). Ama bir süre önce S6’yı eşime verdim, dışarıda şirketin verdiği iPad’i, evde de Slate’i kullanıyorum tablet olarak. Bu senaryoda işimi gördüğünü söyleyebilirim. Fakat sorunsuz değil.

Sorunlar/Kusurlar

Açık ara en önemli şey bluetooth performansı. Diğerleri daha çok keyfe keder şeyler. Cihaza kulaklık dışında bluetooth klavye, fare falan bağlarsam seste kesilmeler oluyor ve görüntü ses senkronizasyonu bir süre sonra bozuluyor. Bir de WiFi 2.4 GHz bağlıysa durum iyice kötü. Eğer WiFi bağlantısı 5 GHz olursa ve sadece kulaklık bağlı olursa sorun kalmıyor. Tarayıcıdan YouTube kullanırsam ses görüntü arasında hiç gecikme yok, bunu test etmeye yarayan videolarla teyit edebiliyorum. Sanırım Android’deki gibi görüntüyü de gerektiği kadar geciktirip senkronize ediyor. Fakat tarayıcıda YouTube tablet modunda dokunmalara biraz yavaş tepki veriyor, yani kullanılmayacak gibi falan değil ama mükemmel de değil. Bunun sebebini anlayamadım, masaüstü moduna geçince fare tepkileri son derece sorunsuz. Bir de video indirme işi düzgün çalışmıyor, bir iki tane indirdikten sonra bolca yer olduğu halde depolama doldu deyip hata veriyor. Cihazı hep evde kullandığım için bu pek bir sorun değil benim için. Ama tepki yavaşlığına karşı YouTube Android uygulamasını denedim. Tepkiler gayet hızlı, normal Android telefon veya tablet gibi. Ama bluetooth’ta ciddi gecikme var. Sanırım ses görüntü senkronizasyonu özelliği Android uygulamalarında çalışmıyor. Bunlar cihazı kullanılmaz hale getiren şeyler değil ama ideal de değil. YouTube senaryosu dışında tablet kullanımı gayet sorunsuz.

Başka bir sorun ise Netflix, bir süre önce Android uygulaması kurulmaz oldu, Google Play’de görünmüyor. (Tarayıcıdan kullanımda sorun yok) Biraz araştırdım, Google bir ara bazı değişiklikler yapmış, ama Netflix bunu dikkate alıp da kendi uygulamasını uyumlu hale getirmemiş. Bu değişiklik de sanırım yakın zamanda gelen ölçeklendirme imkanı veren özellik. Bir Android uygulamasını telefon, tablet veya tam ekran modları arasında geçiş yaparak kullanmak mümkün. Bu da sanırım farklı cihaz tiplerine uygun olmayan uygulamaları görece sorunsuz olarak kullanabilmek için geldi. Mesela sadece telefonlar için yapılmış bir uygulamayı, cihaz yatay dururken bile dikey küçük bir pencere olarak kullanmak mümkün. Eğer cihazı seyahatlerde falan yanımda taşıdığım bir tablet olarak kullanıyor olsaydım, bu Netflix yokluğu sıkıntı olurdu, tarayıcıda indirme yapma imkanı yok çünkü.

Bir de benim başıma henüz gelmeyen, sanırım nadir rastlanan ciddi bir sorun var. Depolama modülü aniden ölüyormuş ve cihaz açılmıyormuş. İşin kötüsü Google tamir falan da etmiyor, cihaz hala garantideyse yenisini veya parasını veriyormuş ama garantisi devam eden de kalmamıştır. Yalnız bu sorun genelde ilk bir iki yılda çıkıyor demiş insanlar, benimkinde hala olmadığına göre bu saatten sonra olmaz sanırım. i7 versiyonunda bu sorun yok deniyor, onda 256 GB daha hızlı ve farklı bir modül var ve sorunsuz deniyor. Benim aldığım zamanlarda o versiyon galiba 1600 dolardı, aşırı pahalı olduğu için almayı düşünmedim. Hatta o zamanlarda M3 versiyonu ile i5 arasında hissedilir bir fark yok, onu alıp 200 dolar daha az ödeyin deniyordu ama 800’ü veren 1000’i de verir, uzun süre işimi görsün diyerek i5 almıştım. 

Genel Yorumlar

Aldığımdan beri ChromeOS’de bir çok yenilik ve gelişme oldu. Mesela telefonla bağlantılı fonksiyonlar arttı, telefona yeni indirilen dosyalar cihazın bildirim kısmında küçük bir ikon olarak beliriyor ve kolayca bilgisayara alabiliyorum. Bunun dışında tek tek hatırlayamadığım başka özellikler de geldi, mesela genel karanlık tema sonradan geldi, yukarıda bahsettiğim fare tuşları özelleştirme vs de var. Eskiden 6 haftada bir yapılan güncelleme, normal masaüstü Chrome’daki gibi bir süredir 4 haftada bir geliyor. Bunların dışında da küçük güncellemeler geliyor aralarda. Hatırladığım kadarıyla cihazı aldığımda garanti edilen güncelleme süresi 6 yıldı, sonra yaklaşık 10 yıla çıktı. Ayarlarda, hakkında kısmında Haziran 2029’a kadar güncelleme alacağı yazıyor. Her Chromebook için, daha doğrusu o cihazın üreticisinin baz aldığı platform için, o platformun (aslında board tabiri kullanılıyor) çıkışından itibaren ne kadar güncelleme alacağı belli, bildiğim kadarıyla en az 8 yıl oluyor ve ayarlarda bu tarih gösteriliyor.

Güncelleme konusunda ise diğer masaüstü işletim sistemlerine nazaran bana göre müthiş bir üstünlüğü var. Android’de de olan (ama mesela Samsung’un ısrarla kullanmadığı) A/B partition özelliği Chromebooklarda da var. Güncellemeyi arka planda boşta olan partition’a kuruyor ve tamamlamak için kapatıp aç diyor. Bunu o anda yapmak gerekmiyor. Müsait olduğumda yapıyorum ve bu öyle Windows güncellemesi gibi uzun süren bir yeniden başlatma değil. Normal bir kapatıp açma gibi, bir dakika bile sürmeyen bir işlem. Açılınca önceden açık olan pencere ve uygulamaları yeniden yüklüyor ve hazır hale geliyor. Önemli özelliklerin eklendiği bir güncelleme ise bunları anlatan bir pencere de açılıyor.

İncelemede orjinal klavyesi yerine Brydge üretimi olanı aldığımı yazmıştım ama sonradan orjinal klavyesini de aldım. Bluetooth değil de cihaz üzerindeki pogo pinlerle bağlandığı için bluetooth sorunlarına çare oldu büyük ölçüde, kulaklıkla çakışmamış oluyor. Bir de touch pad çok daha büyük, tuşlar da daha iyi. Hem de çok daha hafif. Genel kullanım keyfi açısından daha çok beğendim. Ha ama onda da ölümcül bir sorun var, bir süre sonra hereketli kısım içindeki kablosu kopuyor ve ölüyor. Bunu bildiğimden yedeğini alıp kenara atmıştım 🙂 İlki öldü ve klavye kısmını makasla kesip smart cover gibi kullanmaya başladım. İkinciyi de bozulmasın diye sürekli kullanmıyorum. Zaten masa üstünde monitör üzerinde takılı USB dongle ile bağlı Logi klavye mouse ile kullanıyorum. Böylece masada iş bilgisayarı ile bunun arasında geçiş de çok kolay oluyor, sadece type C kabloyu birinden çıkarıp diğerine takıyorum.

Çalışma masam dışında kullanırken kullandığım aksesuarlardan biri de fotoğraftaki Lenovo TrackPoint Keyboard II, büyüklük olarak cihazla baya uyumlu, trackpoint kullanmayı da severim, güzel bir kombinasyon oluyor. 

Sonuç

Cihaz halen çok akıcı, 10-15 sekme açık şekilde hiç takılmadan, yavaşlamadan çalışıyor. Ekran ve ses kalitesi bugünün cihazları ile rekabet edebilecek kadar iyi. Pil sağlığı %85'e düştü, 5.5 yıllık cihaz için iyi gibi. 7-8 saat kullanabiliyorum. Akşam salonda koltukta otururken ister klavyesi ile sehpada, ister tablet olarak elimde keyifle kullanıyorum. Yukarıda bahsettiğim sorunlar beni çok üzmüyor, zaten kusursuz ürün de yok.

Daha da önemlisi, bozulsa içime sinerek alacağım bu tip bir cihaz yok. Lenovo’nun Duet modelleri var, en son 11 inch bir model çıktı, belki o olabilir ama o da 4GB RAM ile geliyor genelde, zar zor 8GB bulmak mümkünmüş galiba. Gerçi buna göre baya da ucuz. Bundan daha iyi bir performans verecek gibi durmuyor. Bir sorun çıkmazsa aklım başka cihazda kalmadan kullanmaya devam ederim. Bir de pek kimsede olmayan ama çok da güzel bir cihazı kullanıyor olmanın verdiği keyif de var 🙂 

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Samsung Galaxy Note 20 Ultra 5G Değerlendirme

 

OnePlus 7T Pro’da Android 11 güncellemesi baya gecikince duruma canım sıkıldı, cihazı tercih etmemdeki önemli sebeplerden biri ortadan kalkmış oldu. İlk duyurulduğunda almayı pek de düşünmediğim Note 20 Ultra birdenbire aklıma düştü nedense. En son Note 4 kullanmıştım, o zamanlar cihazı donanım olarak beğensem de arayüz hoşuma gitmemişti. Ama hem yakın zamandaki incelemelerden, hem de eşimin uzun süre kullandığı Note 8’e bakarak arayüz işinin baya düzeldiğini gördüm. İyi ki de almışım, Aralık ayında Android 11 geldi, OnePlus ise Ocak ortalarında anca açık betaya geçti. Hatta Ocak başlarında Note 10’a da geldi Android 11.

Yalnız benim cihazımın özel bir durumu var. Ben bunu doğrudan şirketin sistemine bağladım aldığımda. Bu işlem Android Enterprise denilen bir sistemle oluyor ve ilk kurulum oldukça farklı. Samsung’un bir kaç tane uygulaması dışında hiç bir şey kurulmuyor, o da telefon uygulaması falan. Bixby mesela, izi bile yok 🙂 Açıldığında kurulu uygulama sayısı Pixel telefonlardan bile az. Bu nedenle telefonu açmadan kalemi çıkarınca direk not alma özelliği yok mesela, ama neyseki kalemle ilgili diğer özellikler var. Bu durum beni çok çok memnun etse de (Hem Note donanımı hem Pixel sadeliği), cihaz için inceleme başlığı altında bir şey yazmama engel, çünkü bir çok şey eksik kalır. Eksik olan bir çok Samsung uygulaması istenirse Galaxy Store üzerinden kurulabiliyor, ama sistem uygulaması olarak kurulduğundan bir daha da kaldırılmıyor 🙂 Denemek için takvimi kurdum, neyse ki o çok güzel bir uygulama da, pek pişman olmadım kurduğuma.

Bu uzun giriş sonrası başlıklar altında değerlendirmemi yapayım.

Tasarım ve Ekran

Bunlarla ilgili çok detaya girmeye gerek yok diye düşünüyorum, mağazalarda görülebiliyor zaten. Malum, Note serisi her zaman S serisine göre daha köşeli, benim de hoşuma giden bir tercih. Kamera çıkıntısı bir açıdan rahatsız etse de, endüstriyel bir hava verdiği için benim hoşuma gitti. Ama eğer kalınca bir kılıf kullanmazsam o kısım çizilecek mi diye endişe ediyorum. Ekran ile ilgili en önemli özellik tazeleme hızı. OnePlus’ta 90Hz kendini zaten kolayca hissettiriyordu, bundaki 120 Hz daha da bariz bir fark yaratıyor. Kullanım keyfini çok artıyor, ama hani 60Hz de bundan sonra çekilmez diyemem. Yine de bir kere yüksek tazeleme hızını görünce 60 Hz’in tadı baya kaçıyor. Ekran görüntü kalitesi, parlaklık falan zaten muhteşem, S21 çıkana kadar telefon dünyasının en iyisi buydu sonuçta. Kenarlardaki kıvrım da tadında bırakılmış, çerçeveyi çok ince hale getirecek kadar kıvrımlı ama bir rahatsızlık yaratacak kadar da çok değil. Ben OnePlus’ta bundan daha fazla olan kıvrımdan şikayetçi değildim, ama bu biraz daha kullanışlı bir seviyede olmuş. 

Performans ve pil

Gelelim Samsung’un son yıllarda başını çok ağrıtan meseleye. Hani başını çok ağrıtan diyorum ama ortalama kullanıcının da umrunda olduğunu sanmıyorum, bizim gibi meraklılar için sorun olan bir durum. Çeşitli karşılaştırmalarda hem performans açısından, hem de pil ömrü açısından Exynos versiyon belirgin şekilde zayıf. Hatta performans açısından anca geçen senenin SnapDragon modeli, yani 855 seviyesinde falan deniyor. Bu nedenle baya tereddüt ettim almakta. Sonra düşündüm, elimdeki cihaz zaten 855 ve öyle fark edilecek şekilde yavaş falan değil 🙂 Hatta Samsung tabletim de 855li, yani bunun Samsung arayüzü giydirilmiş halinde de performansta sorun yok. O nedenle ben yine de alayım dedim, biraz içim buruk kalsa da. 

Günlük kullanımda tabi ki performans çok çok iyi. Oyun da oynamıyorum, o nedenle o konuda bir şey diyemem. Pil performansı da ekran görüntülerinde olduğu gibi. Çok matah değil, benim için dert olacak kadar kötü de değil ama Note serisi bir cihaz daha iyi olmalıydı, orası da kesin. Bazen pilin fazla hızlı bitmesi canımı sıkıyor. Pil performansı ile ilgili hem kendi pil bölümünden hem de AccuBattery uygulamasından ekran görüntülerini ekliyorum.

Bir de cihaz 5G destekli. Buna özel başlık açmayayım, burada bahsedeyim. Cihazın 5G desteklemeyen versiyonu da satılıyor burada, fiyat farkı fazla olmadığı için ben 5G olanını aldım. İndirme hızı 700 Mbps seviyelerini geçebiliyor. 5G’de henüz upload olmadığı için 30-40 Mbps civalarında değerler görüyorum.

Kamera

Bu tabi ki cihazın çok güçlü bir yönü. Görüntü kalitesi konusunda öyle renk doğruluğu, sıcaklığı, detay seviyesi vs konusunda bir yargı verecek kadar bilgili değilim. Ama çektiğim hiç bir fotoğraf ve video beni üzmedi. OnePlus’ta bazen renkler belirgin şekilde tuhaf çıktığı falan olurdu, incelememde bahsetmiştim, bunda öyle şeyler olmuyor. 5X yaklaştırma da oldukça başarılı. Ancak belirtmem gereken bir şey var, sadece ışık çok iyi olursa devreye giriyor o kamera, diğer durumlarda ana kameradan crop yaparak yaklaştırıyor. Ana kamera da 108 MP olduğu için crop yaparak da tatminkar sonuç veriyor. S20 Ultra’da çok eleştirilen odaklama sorunu bunda halledilmiş, lazer odaklama eklemişler.

Yaklaştırma performansı ile ilgili iki ayrı sahneden fotoğraflar aşağıda. Sırasıyla geniş açı (0.5X), normal, 5X, 20X ve 50X. Son iki tanesi optik olarak 5X yaklaştırma yapan kamera ile yapılmış dijital yaklaştırma. 20X hiç fena değil, 50X ise bir fotoğraf olarak kullanılmaz ama orada ne varmış diye bakmak için dürbün niyetine kullanılır. Fotoğrafların TeknoSeyir'e yüklerken biraz bozulduğunu da dikkate alın. Bu arada ortamda güneşli ve gölgeli bölgeler olduğu için dinamik aralık konusunda da fikir verebilir.

Video da aynı şekilde gayet iyi. OnePlus’tan farklı olarak çekim esnasında farklı kameralar arasında geçiş yaparken bu geçiş gayet yumuşak şekilde oluyor, onda hiçbir geçiş efekti olmadan direk diğer kameraya geçiyordu. Lakin her kamera 60FPS çekmiyor, dolayısıyla böyle geçişler yapabilmek için 30 FPS (4K veya 1080p) çekmek gerekiyor.

Arayüz

Arayüz konusunda da ikonlar dışında bir şikayetim yok, hatta One UI ile başlayan, ekranın büyükçe kısmının başlık olduğu tasarımı çok mantıklı buldum. Bu sayede ekranın en üstünde kalacak bir yer ortaya kadar indirilip tek elle erişilebilir hale geliyor. İkonlar da o eskisinden çok daha iyi tabi ama bir numarası da yok. Cihaz Android Enterprise nedeniyle uygulama açısından çok sadeleşmiş olsa da, ayarlarla ilgili birşey değişmediği için Samsung’un sunduğu bir çok oyuncak yerli yerinde duruyor. Ekranla ilgili ayarlar, edge panel, jestler vs bolca kurcalanıyor. Ama varsayılan ayarlar güzel seçilmiş, bir çok özellik kapalı, bu kadar ıvır zıvır istemem diyen için de sorun olmaz. Mesela beni şaşırtan bir şey, always on screen bile kapalı geliyor. Hızlı kısayollara bunu açma kapama imkanı eklemişler, gerekli gördüğümde açıyorum, gereksiz durumlarda ve özellikle pil daha uzun gitsin dersem kapatıyorum kolayca. Bunun gibi güzel detaylar iyi düşünülmüş.

DeX çok güzel çalışıyor. Her ne kadar telefonun bilgisayar yerine geçebileceğine bir çok kişi pek şans vermese de Samsung’un bu işte ısrarcı olması bence çok güzel. Bu işe özel laptop şeklinde bir aksesuar yapsa ciddi ciddi iş görür. Bu tip üçüncü parti aksesuarlar var ve baya akla yatkın bir kullanım senaryosu mümkün. 

Diğer

Kalemin yeri sola alınmış, belli ki periskop lensli kameranın kapladığı yer yüzünden. Ergonomik açıdan eskiye göre geri gitmiş, tabi solaklar için iyi olmuş. 

Hoparlör sesi güçlü ve doygun, bir kaç yıldır Samsung cihazlar böyle. 

Titreşim çok çok güçlü, varsayılan ayarlarda masada dururken titreşimin neden olduğu gürültü rahatsız edebiliyor, neyse ki ayarlanabiliyor. 

Haptik geri bildirim iyi, bazı durumlarda baya parmağımın altında bir şey tıklıyor gibi. OnePlus da bu konuda iyi diye anlatılıyor ama bu ondan baya bir yukarıda. 

Parmak izi okuyucu ultrasonik tip ve optik olanlara göre bir miktar daha yavaş, daha güvenli olduğu iddia ediliyor.

Good Lock ile kişiselleştirme imkanlarının sınırları neredeyse tamamen kalkıyor. Böyle ek bir imkanın doğrudan firmanın kendisi tarafından sağlanması ilginç. Fakat her ülkede mağazadan indirilmiyor. Ya apk kurulacak yada Amerika mağazasından indirmek için çeşitli taklalar atılacak. Neyse ki değiyor.

Sonuç

Genel değerlendirmede cihazdan memnunum. Pil performansı böyle üst seviye bir cihaza yakışmıyor. Bu konuya çok önem verenler için dikkat edilecek bir kusur. Ben hele bu zamanlarda genelde masa başında olduğumdan, seyahat edebildiğim zamanlarda da illa ki harici pil taşıdığımdan pil performansını genelde çok önemsemiyorum. Ama bu Exynos ve SnapDragon farkı meselesine de bir çözüm bulunmalı. Ha şunu da söyleyeyim, Exynos versiyonu 128 yerine 256 GB depolama ile geliyor. Bir de sanırım fiyatı daha da çabuk düşüyor. Amerika'da SnapDragonlu versiyonun çıkış fiyatı 1300 dolar, ben KDV hariç 930 dolara aldım. OnePlus 8 Pro alsam 850 dolar, bence bu cihaz çok daha iyi ve aradaki farka rahat rahat değer. Ha telefonların fiyatları neden buralara çıktı diyebiliriz tabi, o ayrı bir tartışma konusu, ben mevcut piyasa koşulları içindeki durumuna bakarak değer dedim.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • Tegin @tegin

    Kullanıcı deneyiminin yazıya dökülmesi gayet iyi olmuş. Parmaklarınıza sağlık.

    Android Enterprise sadece belli cihazlara mı özel, yoksa her telefonda kullanabiliyor muyuz? Geri dönüş imkanı veriyor mu?

    Pandemi sürecinde site editörlerinin de çekim yapma şartları uygun değil diyerek bahane üretmesi yerine yazılı inceleme içeriği üretmelerini beklerdim. Hele ki geçmişte yazılı içerik döneminde bu konuda oldukça başarılı oldukları düşünülünce TS ye daha çok katma değer sağlayabilirlerdi. Kişisel görüşüm maalesef sadece uzun soluklu iki canlı yayın gecesinden öteye geçemediler. Canlı yayınlar siteyi bilmeyen yada sık sık uğramayanlara cihazların inceleme yazılarının tanıtımı için bir araç olarak kullanılabilirdi.

    • Emrah Öztürk @emrah-ozturk

      Teşekkürler. Burada Android Enterprise için tavsiye edilen cihaz listesi var:
      https://androidenterprisepartners.withgoogle.com/devices/#!?device_categories=knowledge_worker
      Tavsiye edilenler dışında aslında hemen hemen her cihaz destekliyor sanırım, burada olmayıp da kurulum ekranına geçen cihaza rastladım.
      Ama kendi kendinize bunu kullanabileceğinizi sanmıyorum. Bu sistem cihazı bir şirket platformuna bağlamak için kullanılıyor, bunun için adres gibi bir şey giriliyor, sonra kullanıcı adı ve şifre vs. Zaten bazı sınırlamalar da getiriyor, mesela kendiniz apk kuramazsınız. Gerçi bunu kapatıp açmak şirketin kararı ama hiç bir şirket de buna izin vermez.
      Yazılı içerik meselesine gelince, TeknoSeyir tamamen video odaklı bir girişim. Uzun sürmüş olsa da geçici bir durum için bundan vazgeçmemelerini anlıyorum ben. Buradaki sosyal kısım da sırf Hamdi Bey'in ekibe dahil olması ile kuruldu, bugün olsa yapmazlardı herhalde.
      Öte yandan bence video incelemeler evden de devam edebilirdi ama o konuda ahkam kesmeyeyim. Özellikle Murat Bey bu tür kararları ince ince düşünerek alıyor, herhangi bir konuda soru sorulunca verdiği derli toplu cevaplardan bu kararların rastgele alınmadığı anlaşılıyor.

    • Tegin @tegin

      @emrah-ozturk Enterprise hakkında verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Linke vaktim olunca bakarım.

      Sitede video içeriklere şartların elverdiği ölçüde devam ederken geçmiş birikimlerini çöpe atıp yazılı içeriğe bir fırsat vermemeleri üzücü. Bunda yazılı içerik nedeniyle reklam gelirinin neredeyse sıfır olması da elbette en büyük etken (üretilen içeriğin kolayca çalınabilmesi de var elbette).

Epic vs Apple/Google

Epic'in Apple'a (ve Google’a) açtığı savaşla ilgili kendimce değerlendirme yapayım. Rekabet hukuku uzmanı falan değilim elbette, ama iş hayatımda rekabet meselesi ile ilgili öğrendiklerim üzerinden yorum yapacağım.

 

Rekabet meselesinde temel kriter firmanın pazarda hakim konumda olup olmamasıdır. Bunun çok net tanımı olmasa da mesela bir firma %30-35 pazar payına sahipse ve ikinci çok gerideyse kafasına göre fiyat artırmaya ve hatta fazlaca düşürmeye kalkması halinde soruşturmaya tabi olabilir. Bu durumdaki firmaların sadece ürünleri ile ilgili değil, tedarikçileri ve bayileri ile ilişkilerinde de dikkatli davranmaları gerekir, istismar ihtimali ortaya çıkarsa yine soruşturmaya tabi olabilir. Bu nedenle firmalar pazar payları konusunda çok dikkatli konuşur, en çok ben satıyorum diye çok bağırmaz. Bir şekilde bağıracaksa da pazar tanımını çok geniş tutar. 

Bu noktada "pazar" tanımı da devreye girer, bunun da tanımı duruma göre değişir.

Mesela dünyadaki akıllı telefonlar diye çok geniş bir tanım yaparsak Apple'ın hakim bir konumu yok, pazarda birinci bile değil. Ama Amerika'daki satışlar diye bakarsak %50'nin üzerinde payı olduğu söyleniyor, bu durumda hakim konumdan rahatça bahsedilebilir. Dünya geneli tablet pazarı diye bakarsak yine çok güçlü bir konumu olduğu malum. 

Pazar hakimiyeti dışında, kendi kapalı sistemi içinde bile istediği kuralları koyabileceğini kolayca söyleyemeyiz, tartışılır. Bu sistem öyle küçük bir kullanıcı grubunu ilgilendiren bir şey değil. Dünya çapında yüz milyonlarca kullanıcısı var, dolayısıyla genel kullanıcı topluluğu içinde etkisi azımsanamaz, bu nedenle de aldığı kararlar tüketici yararı açısından sorgulanabilir. İnsanlar sırf Apple öyle karar verdi diye başka bir platforma geçmek zorunda bırakılamaz bence. Mesela bir müşteri “Fortnite benim için çok önemli, oynayabilmek için şimdi elimdekini satıp başka bir cihaz almak zorunda kaldım. Bu da bana maddi yük getirdi, zaman harcattı” falan diyebilir. Bunun sorumlusu Epic’in sözleşme ihlalleri midir, Apple’ın poltikası mıdır, müşteri bununla ilgilenmez, “aralarında anlaşsınlar, beni mağdur etmesinler” diyebilir. Bu da en az Epic kadar Apple’a da sorumluluk yükler, çünkü cihazı satan o.

Okuduğum kadarıyla Epic de bazı ihlaller yapmış, o da ayrıca tartışılır tabi. Onun sonuçlarına ayrıca katlanır, şartların değişmesi isteğinde halen ısrar edebilir.

Burada Epic veya başka bir firma, benim komisyon ödemek zorunda kalmayacağım bir imkan tanınsın da diyemez elbete, Apple’ın da ticari çıkarlarına saygı duymak zorunda. Öte yandan benim yaptığım her işten %30 komisyon alması haksız, kar elde etmeme engel oluyor diyebilir. Komisyonun düşürülmesini, veya en azından satın alınan şeye göre farklı oranlar belirlenmesini isteyebilir mesela. Oyunun geliştirilmesi ve reklamının yapılması için tüm masrafları Epic yaparken, bu işten en çok Apple’ın kar etmesi biraz haksız gibi duruyor. Apple da sağladığı platform için masraf yapıyor elbette, ama sırf bu nedenle aslan payını almalı mı, bilemedim. Zaten telefonu bedava vermiyor sonuçta.

İşe Android tarafından da bakalım. Burada işletim sistemi bazında pazar hakimiyeti tartışılmayacak kadar bariz. Kaynağa göre değişmekle birlikte dünya geneli pazar payının %75 ile %85 arası olduğu söyleniyor. Tabi burada Çin pazarı da dahil, orada Google servisleri yok, cihazlar AOSP üzerinden açık kaynak kodlu işletim sistemini kullanıyor. AOSP tek başına Google’a ait değil, onunla ne yapılacağına da pek karışmıyor.

Lakin Google’ın elini rahatlatan argümanları var. Üçüncü parti uygulama marketleri veya firmaların kendi web sayfaları üzerinden dağıtım yapmalarının önünde bir engel yok. Öte yandan ortalama kullanıcı için bunlar nispeten çetrefilli yöntemler. Basitçe uygulama marketinden yüklenecekse yine %30 komisyon devreye giriyor. Epic veya başkası, Google’ın burada kendisine ticari bir engel çıkardığını iddia edebilir. Ha burada Google Epic ile rakip olacak bir iş yapmadığı için kötü niyetim yok diyerek sıyrılmaya çalışabilir. Yani Spotify ve Apple Music rekabetine benzer bir durum yok. Buradan satacaksan komisyon alırım, komisyon ödemek istemiyorsan kendin satabillirsin diyor Google.

Bu işin özellikle Apple tarafında nasıl çözüleceğini söylemek çok zor. Apple bunu kullanıcı güvenliği için yaptığı argümanını kullanabilir ve güçlü bir argüman olur. Ama karar verici yetkili merci bunu dikkate almak zorunda olmayabilir. Burada bir haksızlık var, çözüm bul der geçer, nasıl bir çözüm olacağını önermez. Apple bir çözüm bulur ve onaya sunar. Mesela üçüncü parti ortamlardan yüklenen uygulamaları cihaz üzerinde (belki bulut desteğiyle) denetleyerek kullanıcı güvenliğini sağlayabilir. Google böyle bir yöntem kullanıyor. Başarısı tartışılır ama bu sürecin başarılı bir şekilde yapılabilmesi yetkili kurumun derdi değil, bu kadar çok kullanıcıya hitap ediyorsan yeterli bir çözüm bulmak senin sorumluluğundadır diyebilir.   

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Jabra Elite 75t ve 65t Karşılaştırma

Biraz geç kaldım ama Teknoseyir’in 75t incelemesinden sonra orada yapılamayan 65t ile karşılaştırmasını kısaca yapayım.

Baştan söyleyeyim, aradaki fiyat farkına bakarak 65t halen gayet tercih edilebilir. Yeterli pil performansı, gayet iyi bir ses kalitesi var. 75t, pil ve ses kalitesi gibi önemli konularda belirgin şekilde ileri gitmiş olsa da, 65t hala iyi bir seçenek.

65t’yi bir buçuk yıl kadar kullandıktan sonra Şubat ortasında 75t’yi edindim. 65t hazır normal çalışırken yeni modeli almamın sebebi ise şu aşağıdaki Sony WF-1000X ile yaptığım karşılaştırmada bahsettiğim konular:

https://teknoseyir.com/inceleme/1006609

65t her konuda daha iyi iken ses konusunda Sony net şekilde daha iyi. 75t ise sesi ciddi şekilde iyileştirme iddiası ile çıktı. Aldıktan sonra pişman olmadım, gerçekten büyük iyileşme var, artık Sony’yi aramıyorum. Teknoseyir incelemesinde de bahsedildiği gibi bas ağırlıklı ama uygulamasından veya telefonun kendi ayarlarından yapılan değişikliklerle istenen tarz yakalanabiliyor.

Bunun 65t’ye göre ses dışındaki üstünlükleri:

  • Tek şarj ile 7.5 saat kullanım, 65t’de 4.5 saat
  • Tip C girişi ile şarj oluyor, eskisi micro USB
  • Daha küçük kutu
  • Kulaklıkların kendisi biraz daha küçük
  • Kutusunun kapağı mıknatıs ile kapanıyor, 65t’nin kutusu bir tırnak ile kilitleniyor ve açması zor, tek elle imkansız
  • Telefon görüşmesinde biraz daha iyi ses iletimi.
  • Kutusunun yüzeyi mat, genel olarak 65t’ye kıyasla daha kaliteli bir görünümü ve hissi var

Bugün (24 Nisan 2020) itibariyle Hebsiburada fiyatları arasında 330 TL fark var. Buna değer mi sorusununun cevabı kişiye göre değişir elbette. İlk başta yazdığım gibi 65t de gayet tatminkar bir cihaz. Bütçe el veriyorsa ve ses kalitesinde hassas iseniz 75t’ye verilecek farka değer, üzerine diğer avantajları da var zaten. O kadar para vermeye gerek yok deyip 65t alan da pişman olmaz.

Fotoğraflarda soldaki 75t, sağdaki 65t.

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Android'de Ekran Yoğunluğunu (DPI) Değiştirme

Android'in güzel yanlarından biri de ekran yoğunluğunu değiştirebilmektir. Eskiden bunun için root gerekiyordu, Android 7 ve üzerinde root olmadan da değişiklik yapılabiliyor. Bunu bilenler elbette vardır ama bilmeyenler için kısa bir rehber hazırlayayım dedim. Yalnız bazı sorunlar çıkabilir, yazının sonunda bahsettim.

  1. Önce geliştirici ayarlarını açmak gerekiyor. Bunun için Ayarlar- Hakkında altında Yapı Numarası yazan yeri bulun. Bunun yeri markaya göre değişebiliyor, ama genelde "Hakkında" kısmı içinde bir yerlerde olur. Buna 7 defa dokunun, geliştirici ayarları açılacaktır.
  2. Ayarlar altında "Geliştirici Ayarları" kısmına gelin, genelde altlarda, Hakkında kısmının hemen üstünde olur.
  3. Ekran görüntüsünde de görülen "En Küçük Genişlik" ayarını bulun. Bu ekran HTC 10'dan alındı, ekran çözünürlüğüne de bağlı olarak buradaki varsayılan değer değişebilir, bende 423.                                                                                                                                                       

Bu değeri artırırsanız ekrandaki herşey küçülür. Değişiklik yapmadan önce varsayılan değeri bir yere not edin veya ekran görüntüsü alın. Örnek olarak ben 550 yaptım (sistem buna en yakın uygun değer olarak 551 seçti), görünüş aşağıdaki gibi olacaktır. Farklı değerler deneyerek istediğiniz ölçeği yakalayabilirsiniz. UYARI: Buraya rastgele rakamlar girmeyin, mevcut rakamdan çok uzaklaşmadan denemeler yaparak ilerleyin. Aksi halde arayüz kullanılmaz hale gelebilir ve telefonu sıfırlamak zorunda kalabilirsiniz.                                                                       

  1. Yazılar çok küçük oldu derseniz onun için bir çözüm var. Yine örnek olarak bu haldeyken fontu büyüttüm, bunun ayarı genelde ekran ayarları altında olur. En büyük haline getirince aşağıdaki gibi oldu. Bu durum telefonun markasına göre değişebilir, yine deneme yanılma ile istediğiniz ölçeği bulabilirsiniz. Gördüğünüz gibi font büyüklüğü varsayılan DPI ayarı ile neredeyse aynı oldu, ama ekran ölçeği hala 551'e göre, bildirim çubuğunun daha ince olmasından anlayabilirsiniz.

 

Gelelim yaşanabilecek sorunlara. Özellikle üreticinin kendi eklediği uygulamalar farklı DPI değerlerine uyumlu olmayabilir. Mesela HTC 10'da telefon uygulaması sorunsuz iken (eskiden o da sorunluydu) kamera uygulamasında ikonların yerleri kayabiliyor. Ekran görüntüsünde deklanşör tuşunun sola kaydığını görebilirsiniz. Bende görsel sorunlar olsa da her uygulama çalışıyor. Ama bazı uygulamalar hiç çalışmayabilir.

Umarım birilerinin işine yarar.

 

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 7 / 37

Pixel 2 XL Değerlendirme

Cihazı 3 haftadan fazla bir süredir kullanıyorum, bir inceleme vakti geldi. Ama öyle tam bir inceleme gibi yazmadım. Bu cihaz zaten Türkiye’de bulunmuyor, o yüzden detaylı inceleme çok anlamlı gelmedi. Daha çok kusurlara ve özellikle dikkat çeken iyi yanlara odaklandım.

 

Cihazla ilgili en büyük eleştiri konusu ekran, bu cihazı biraz takip eden herkes duymuştur. İlk izlenimde de yazmıştım, renkler konusunda bence bir sorun yok. Eşim Note 8 kullanıyor, onunla yan yana gelince elbette fark var, ama bu biraz Samsung’un artık arayı açıp gitmesinden kaynaklanıyor bence. Bu arada eşim de iki ekran arasında çok fazla bir fark görmediğini söyledi. Ekranı sağa sola çevirince maviye kayma ise belirgin, yalnız bu durum Note 8’de de var ama daha az. Pixel 2 XL’in özellikle renk doygunluğu rakiplere göre az olunca diğer kusurlar da fazlaca dikkat çekti sanırım. Güncelleme ile doygun bir ayar seçme imkanı geldi zaten. Yanma (burn-in) var mı diye düz gri bir fotoğraf açıp dikkatlice inceledim, şimdilik bir sorun yok. Zaten bir güncelleme ile navigasyon tuşlarını kısa sürede bir bekleme sonrasında griye dönüştürme gibi bir çözüm geldi, işe yaramış gibi.

 

Tabi şunu da belirtmek lazım, bu kadar pahalı bir cihaza yakışmayan bir ekran olmuş. VR’daki avantajı nedeniyle Google OLED ekranda ısrarcı. Anlaşılan bu model LG tarafından üretilince Samsung panel kullanmak mümkün olmadı.

 

Ekranla bağlantılı diğer konu ise çerçeveler. Cihazın alt ve üst çerçeveleri pek geniş olmasa da günümüzün amiral gemileri kadar küçültülmüş değil. Neyse ki o alanda stereo hoparlörler var, daha küçük çerçeve yerine bunu tercih ederim. Daha önce HTC M7 ve M8s kullandım ve özlemişim. Asıl mesele yan çerçevelerde, onlar bugünün standartlarına göre kalın kalıyor, ne bahanesi var bilmiyorum. Belki yanlardan sıkma özelliği ile ilgilidir ama daha ince olmalıydı.

 

Genel performans ve kamera konusunda detaya girmiyorum, cihaz çok hızlı, kamera da muhteşem, örneklerini ekledim.

 

Arayüzle ilgili çok üzerinde durulmayan küçük ama güzel bir özellik var. Koyu renkli bir duvar kağıdı seçilirse bildirim alanı vs siyah oluyor, güzel bir detay.

 

Bahsedebileceğim başka bir sorun ise görüşme esnasında eller serbest moduna geçip sesi sonuna kadar açınca seste bozulma oluyor. Müzik veya video izlerken böyle bir sorun yok.

 

AR stickers özelliğini de baya beğendim. Sanal öğeleri gerçek görüntü üzerine oldukça güzel oturtuyor. Bu işlemi yaparken baya bir pil tükettiğini de söyleyeyim.

 

Ortamda çalan şarkıyı tanıma özelliği var. Bu özellik internet üzerinden çalışmıyor, cihaz önceden bir miktar veri indirip, müzik tanıma için bunu kullanıyormuş. Özellikle İngilizce şarkılarda başarılı şekilde çalışıyor.

 

Pil performansı da ekran görüntülerindeki gibi, beni tatmin ediyor. Yalnız always on ekran açık olursa bekleme sırasında önemli bir artış oluyor, saatte %1’in biraz üzerinde gibi hesapladım.

Pil demişken, şarj konusu biraz sıkıntılı, en azından benim için. Cihaz Qualcomm’un QuickCharge çözümünü kullanmıyor, bunun yerine USB standardı içinde olan USB-PD (Power Delivery) kullanıyor. Bir not düşeyim, iPhone 8 ve X da bu standardı kullanıyor. Benim evde ve arabada kullandığım QC destekli adaptörler var, hatta bir kaç ay önce QC destekli harici pil de almıştım. Hiç biri bu telefonu hızlı şarj etmiyor maalesef. Samsung Adaptive Fast Charging destekli adaptörler de aynı şekilde. Ben hem iki telefon kullandığım için, hem de seyahatlerimde çeşitli adaptörler vs kullandığım için bu durum işime gelmedi. Hızlı şarj için illa ki orijinal adaptörü ve iki tarafı da Type-C olduğu için orijinal kabloyu yanımda bulundurmam gerekiyor. Bir çok kişi için normal olan zaten bu olduğu için sorun teşkil etmeyebilir tabi. Bir de cihaz siyah ama adaptör ve kablo beyaz, böyle olmasaydı keşke.

 

Bir de Google Daydream denedim, geçenlerde ikinci nesil başlıktan almıştım. Henüz pek bir şey denemedim ama BBC Life in VR çok keyifli mesela. Özellikle elde tutulan kontrol cihazının kullanımı çok iyi tasarlanmış.

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • LD3 @lvntd

    6-7 Aydır da ben kullanıyorum. Ekran yanması sorunu olmadı. Kamera gerçekten çok iyi. Görüntünün renginin belli açılardan maviye kayması durumunu sizin incelemenizi okuyunca hatırladım. Günlük kullanımda hissedilmiyor yani. Ama böyle bir şeyin var olması bu kadar pahalı bir cihaz için hiç hoş değil tabi.

  • Emrah Öztürk @emrah-ozturk

    Samsung'un arayüzü bana hala fazla cicili bicili geliyor, sevmiyorum. Bir de güncelleme konusu berbat. Android P'yi çıkar çıkmaz almak varken Samsung'u hiç çekemem 🙂 Bana göre zaten özellikle S8'e göre bir eksisi de yok.

  • Emrah Öztürk @emrah-ozturk

    @xdaft Android P ile biraz daha oyuncak geliyor gibi. Güncelleme için evet Google en iyisi ama popüler markalar arasında Samsung da açık ara en kötüsü. Mesela Nokia baya iyi, neredeyse Pixel seviyesinde. HTC de süper olmasa da bu konuda Samsung'dan çok daha iyi. Sony de iyi. Ben bundan sonra Pixel tercih ederim, olur da başka bir şey almak istersem önce Nokia'ya, sonra (hala yaşıyor olursa 🙂 ) HTC'ye bakarım. Olmadı BlackBerry'yi değerlendiririm. Hele ki Samsung'un bir de güvenlik yaması konusunda yalan söylediği de ortaya çıktı ya, bundan sonra işim olmaz 🙂

Android O ve yeni güncelleme yapısı (Project Treble)

Yeni sürümle birlikte güncelleme yapısında önemli bir değişiklik olacağı duyuruldu. Buna göre örneğin Qualcomm kendisi bağımsız olarak sürücü güncellemesi falan yayınlayabilecek. (Buna dair bir şeyler Androıd 6 betasında da görülmüştü) Örneği biraz detaylandırırsak, Qualcomm işlemcili bir Samsung telefon içinde ayrı ayrı bölümler olacak. Qualcomm ayrı, Samsung ayrı, hatta Google ayrı şekilde güncelleme yapabilecek. Aslında şu anda da Qualcomm'un hazırladığı bir sürücü güncellemesinin, Samsung tarafından daha genel bir güncelleme içine eklenmesi konusunda bir engel yok, ama bu Samsung'un insafına kalmış durumda, ister ekler ister eklemez.

Okuduğum yazılardan net olarak anlayamadığım şey bu parçalı yapının zorunlu olup olmayacağı. Aynı örnek üzerinden gidersek, Samsung bu parçalı yapıyı açık veya kapalı yapabilecek mi? Bunun kapalı gelmesinin bir sebebi, güncellemeyi sınırlı tutarak kullanıcıyı daha yeni modele yönlendirmek gibi cinlik olabilir. Ama makul bir sebebi de olabilir.

Eğer bu yapı açık olacaksa Samsung sürekli olarak Qualcomm ile iletişimde olmak zorunda. Onun yapacağı bir güncelemenin kendi sistemi ve güncellemeleri ile uyumlu olup olmayacağını kontrol etmesi gerekir. Tabi eğer bu sistemin açık bırakılması zorunlu olacaksa telefon üreticileri ve donanım bileşeni üreticileri bir işbirliğine zorlanmış olur. Bu kullanıcı için iyi bir şey gibi ama sorun çıkarma riski de var. Tam Samsung bir güncelleme yapmışken kısa süre sonra Qualcomm'un yayınlayacağı güncelleme ile sorunlar çıkabilir. Google bunları engellemek için bir takım önlemler alacağını söylüyor, yani bir tür uyumluluk kuralları bütünü (Vendor Test Suite - VTS) Bu kurallar yeni çıkacak cihazlar için de geçerli tabi.

Konuyla ilgili linkini verdiğim yazıya da bakabilirsiniz:

http://www.androidcentral.com/project-treble

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Shop and Ship Servisi

Bu servisin amacı normalde bulunduğunuz ülkeye gönderilmeyen ürünleri de yurtdışından alabilmek. Yanlış anlaşılmasın, cep telefonu falan getirmek için kullanamazsınız yine. Örneğin Amazon'da bazı ürünlerin gönderildiği ülkeler arasında Türkiye olmayabiliyor, bu servis sayesinde onları da alabilirsiniz. Yada hiç ülke dışına sevkiyat yapmayan bir mağazadan ürün alabilirsiniz.

Ben şu an Dubai'de yaşıyorum, yani Türkiye'de yaşayanlar için deneyim daha farklı olabilir. Açıkçası Türkiye'deyken böyle bir şeye pek ihtiyaç duymadım, almak istediğim çoğu şey Türkiye'ye de gönderiliyordu ama nedense bir çok ürün buraya gönderilmiyor.

Öncelikle 45$ ödeyerek sisteme üye oluyorsunuz. Sadece bir iki alışveriş yapacak kişiler için mantıklı değil yani. Sürekli alışveriş yapanlar için bu ücret çok da rahatsız etmiyor. Size 18 ayrı ülkeden alışveriş yapma imkanı sağlıyor. Bu ülkelerde firmanın birer ofisi var. Amazon üzerinden örnekle çalışma şeklini anlatayım.

Amazon'da adres girerken birinci satıra firmanın adresini yazıyorsunuz, daha doğrusu cadde ve bina numarasını. İkinci satıra firmanın size verdiği bir kod numarasını yazıyorsunuz. Zaten web sitesinde adresin tam olarak nasıl yazılacağı tüm ülkeler için ayrı ayrı net şekilde gösterilmiş. Bu adresi girdiğinizde ikinci satır tuhaf bir şey olduğu için Amazon uyarı veriyor ama tamam deyip geçiyorsunuz. Ürün o adreste teslim alınıyor, tartılarak ücreti belirleniyor ve adınıza tanımlı asıl adresinize yönlendiriliyor. Sevkiyatı web adresinden veya telefon uygulamasından takip edebiliyorsunuz. Amerika'dan aldığım ürünler shopandship'e tesliminden sonra 3-4 gün içinde bana ulaştı şimdiye kadar. Türkiye için fiyatlara baktım, ilk yarım kilo için 12$, her ek yarım kilo için de 5$ şeklinde. Yalnız buna ülke içi sevkiyat ücreti dahil değilmiş, sanırım paketi yurt içinde çalışan bir kargo firmasına aktarıyor. Gümrük masraflarını da ayrıca tahsil ediyor.

Açıkçası Türkiye'ye direk gönderilen ürünler için bile kullanılabilir çünkü aldığı ücret Amazon'un hızlı sevkiyatından daha düşük. Ben Amazon prime abonesiyim, çoğu ürünü aynı gün shopandship'e ücretsiz olarak ulaştırıyor, eğer yarım kilodan hafif ise 12 $ ücretle elime geçiyor.

Şimdiye kadar 9 alışveriş yaptım. Bir keresinde ürünün ağırlığını olduğundan fazla olarak kaydetmişler ama itiraz edince sorun çıkarmadan düzeltip aradaki ücret farkını bir sonraki sevkiyatta kullandırdılar. Bu sırada müşteri hizletlerinin yaklaşımından memnun kaldım. Bir kere de ürünü aldığım firma yüzünden sorun yaşadım. Dün incelemesini paylaştığım kulaklığı HTC Amerika sitesinden aldım, maalesef ikinci satırı yani beni shopandship servisinde tanımlayan kodu yazmamışlar. Adrese benzemiyor diye silmişler herhalde. Ama shopandship yine de ürünü adıma tanımlayıp bana gönderdi. Sanırım şansıma benimle aynı ada sahip başka bir üye yok ki sorun olmadı. Bana bir bilgi maili geldi, kodu doğru vermezseniz paketiniz gecikir falan diye. Bahsettiğim kulaklığı başka şekilde alma imkanım yok, bu gibi durumlarda çok işe yarar bir servis.

Bir eksikliği var, paket birleştirme yapmıyor. Yani bir kaç yerden alışverş yapıp onları topluca sevk ettirerek masrafı düşüremiyorsunuz. Her paketi ayrı işliyorlar.

Biraz daha ucuz ve paket birleştirmesi yapan firmalar da varmış ama internette şöyle bir baktım, shopandship'in daha düzgün çalıştığı yazılmış.

Firmanın adresini de yazayım, shopandship.com

BeğenFavori PaylaşYorum yap

JBL Reflect Aware C Kulaklık İnceleme

Bu kulaklıklar HTC 10 ile birlikte duyurulmuştu. Aslında daha önce iPhone için Lightning uçlu olarak çıkan modelin USB Type C uçlu versiyonu. Gürültü engelleme donanımı enerjiyi USB’den alıyor. Çok seyahat ettiğim için gürültü engellemeli bir kulaklık istiyordum, sesi çok iyi diye duydum ve şarj etmek gerekmediği için bunu aldım.

Kulaklık oldukça iri yapılı ve biraz ağırca. Uç kısımlar ve kancalı kısım ayrı ayrı değiştirilebiliyor. Sporcu hedefli bir ürün olduğu için kulağa çok iyi oturuyor ama rahatsız edecek şekilde de değil. Kablosu sert bir malzemeden yapılmış ve kalın. Kullanım esnasında biraz gerilebiliyor ve bazen rahatsız ediyor. Üzerinde boydan boya fosforlu bir çizgi var, adındaki Reflect de buradan geliyor. Hepinizin bildiği üzere nasıl oyuncu ürünleri ışıklı falan olmak zorunda ise, sporcu ürünleri de fosforlu olmak zorundadır. Açıkçası kablo biraz çamaşır ipine benziyor ama sağlam görünüyor. Kumanda parçası üzerinde dört buton var, ses kısma/yükseltme, gürültü engellemeyi açma kapama ve çok fonksiyonlu (oynatma, durdurma, telefona cevap verme vs) tuş.

Kulağa iyi oturduğu için pasif gürültü engelleme konusunda zaten oldukça başarılı. Asıl marifeti olan aktif gürültü engelleme ise bir mağazada kısaca denediğim Bose QC35 kadar başarılı değil. Tümüyle gürültüyü engellemiyor, daha ziyade düşük frekanslı uğultuları engelliyor. Bu da uçak kabini gibi bir ortamda baya işe yarıyor. Normalde müzik dinlerken o uğultuyu da duymak beni rahatsız ederdi, bunda müzik çok daha fazla keyif veriyor gürültüye rağmen. Telefona yüklenen uygulama ile gürültü engellemenin seviyesi istenirse her iki taraf için aynı, veya ayrı ayrı ayarlanabiliyor. Adındaki Aware kelimesi de buradan geliyor. Yani bir yol kenarında falan koşarken yol tarafında gürültü engelleme özelliği azaltılarak geçen arabaların farkında olmak mümkün. Uygulamada ekolayzır da var ve oldukça etkili çalışıyor. Bu uygulama ile kulaklığın yazılımı (firmware) da güncellenebiliyor ama ben aldığımdan beri bir güncelleme gelmedi.

Ses kalitesini baya beğendim. Bas, orta ve tiz ayrımı oldukça belirgin. Ses kalitesinin seviyesini şöyle anlatayım. HTC 10’un kutusundan çıkan kulaklıklar Sennheiser CX 300-II’den bir adım daha iyiyse, bu onun üzerine iki adım daha ileri. Başka bir üst seviye kulaklıkla kıyaslama imkanım yok maalesef, ancak bu kadar anlatabiliyorum. Müzik dinleme keyfimi, özellikle gürültülü ortamlarda çok daha yukarıya taşıdığını söyleyebilirim. Dışarıya taşan ses de pek yüksek değil, etraftakileri rahatsız etmez.

Enerjiyi telefondan aldığı için telefonun pilini ne kadar etkilediğinden bahsetmek lazım. Telefonu tam şarj edip uçuş modunda bir saat Spotify’dan müzik çalınca pil %96’ya düştü. Aynı senaryoda ve aynı çalma listesi ile telefonun kendi kulaklığı ile %97’ye düştü. Daha iyi anlamak için daha uzun test yapmak lazım ama kabaca saatte %1-2 arası bir tüketime neden oluyor diyebiliriz. USB C portu olan başka telefonlarla da çalışması gerekir diye düşünüyorum, zaten kutusunda HTC 10’a özel olduğuna dair bir ibare yok.

Ben alırken sadece HTC’nin Amerika mağazasında satılıyordu ve 200$ fiyatı var. Pahalı bir kulaklık ama hem çok kaliteli hem de diğer gürültü engellemeli kulaklıklar gibi içinde pil vs olan bir kutuyla gelmiyor. Normal bir kulak içi kulaklık kadar yer kaplıyor, taşıması çok kolay ve şarj derdi yok. Zaten şarjını kollamam gereken bir kaç cihaz var, bir tane daha olmasını istemezdim. Yalnız gördüğüm incelemlerde Bose’nin kulak içi QC20 modeli de gürültü engelleme konusunda daha iyiymiş ama o daha da pahalı ve o bahsettiğim kutu var.

Normalde Amerika dışına gönderilmiyor ama ben shopandship.com servisi ile getirttim. Bu servisle ilgili de daha sonra kısaca bir yazı paylaşırım.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

HTC 10 İzlenimler

Sitede zaten bir inceleme olduğu için daha çok izlenimlerimi yazacağım ve mümkün olduğunca videoda bahsedilmeyen şeylere değinip,

zaten bahsedilen konulara pek girmeyeceğim.

Cihaz 32 GB’lık versiyon ve Dubai’den aldım. 64 GB’lık versiyonu da güya var ama sanırım burası dahil hemen hemen hiç bir yerde satışta değil.

 

Dış Görünüm:

Benim aldığım cihaz siyah. Gümüş renkli olana göre en önemli farkı ön yüzde ortaya çıkıyor. İncelemede bahsi geçen Samsung’a benzeme hali daha az olsa da iPhone’u biraz andırdığını ben de söylemeliyim, ama karıştıracak kadar da değil, HTC yine de belli bir özgünlük yakalamış. Arka tarafta ise o kesimli kısmın özellikle yabancı sitelerde çok bahsi geçen ışıltılı hali bu renkte çok daha az. Fakat o kesimler nedeniyle tabiri caiz ise elegant durduğunu söyleyeyim.

 

Ekran:

Gün ışığı altında muhteşem bir performans gösteriyor. Dubai’nin öğlen güneşi altında bile fotoğrafların detaylarına kadar çok iyi bir görüntü veriyor. Yalnız üst kenarda bir ışık sızması var gibi, ortam loş ise ve koyu renkli bir görüntü var ise biraz belli oluyor. Bu benim cihaza mı özel yoksa genel bir durum mu bilmiyorum. Bir de çeşitli forumlarda polarizasyon konusunda şikayet var. LCD ekranların hepsinde polarizasyon vardır zaten ama HTC genelde kullanılan yönden farklı bir yönde polarizasyon kullanmış ve polarize güneş gözlüğü ile ekranı görmek zor oluyormuş. Almayı düşünüp de polarize gözlük kullanan varsa bir mağazada falan denemeden almasın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Batarya:

Ekran görüntüsünde de görüldüğü gibi pil %10’a düştüğünde 4 saate yakın bir açık kalma süresi vardı, bu görüntüyü cihazın 2. şarjından sonra aldım ve zamanın tamamına yakını 4G üzerinden internet kullanımı ile geçti. Belki pil biraz daha kullanılınca daha iyi olabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ses:

Cihazın kulaklığı bozuk çıktı ama neyse ki servis çok kolay bir yerdeymiş, direk yeni kulaklık verdiler. (Burada hem satışı yapan mağazanın hem de servis merkezinin Türkiye’ye göre çok daha iyi hizmet verdiğini fark etmiş oldum)

Sesin çok kaliteli olduğunu zaten herkes söylüyor ama özellikle ses şiddeti anormal yüksek. Ben sesi sonuna kadar açamıyorum. Kulak üstü kulaklıkları da besleyebilmesi için böyle olduğu belli. Zaten çok iyi kulak üstü kulaklıklarla da iyi ve yüksek ses verdiğini anlatan incelemeler var. Ben daha önce de M8s kullanıyordum, açıkçası onun da sesi baya iyi ve yanında gelen kulaklığın da daha önce kullandığım Sennheiser CX-300 II seviyesinde olduğunu fark etmiştim. Dolayısıyla da bu telefonda müzik dinleyince “aklım gitti” falan diyemem. Yalnız M8s’in kulaklık kablosu yassı ve neredeyse hiç karışmıyor. Bununki yuvarlak kablo, malzemesi karışmayı azaltan cinsten ama bu konuda önceki kadar iyi değil.

Bir de JBL ve HTC işbirliği ile USB Type C üzerinden çalışan aktif gürültü önlemeli kulaklık duyuruldu ve Amerika’da HTC’nin sitesinde 199 $’a satılıyor. Amazon’da falan bulamadım.

Kameralar:

Ana kamera hakkında birşey yazmayacağım, zaten bu konuda bilgim ve deneyimim Murat Gamsız ile kıyaslanacak bir düzeyde falan değil. Söylebileceğim şey, hem gündüz hem de gece çekimlerinden çok memnunum.

Ön kameraya gelince, sık sık Hangouts üzerinden görüntülü görüşme yapıyorum. Loş bir ortamda bile olsam karşıya giden görüntü çok iyi. Sanırım OIS’in bunda katkısı var.

Diğer konular:

Teknoseyir videosunda da bahsedildiği gibi cihaz çok az sayıda ve mümkünse Google uygulamaları ile geliyor. Hatta dosya yöneticisi bile yok. Ama HTC dosya yöneticisini Google Play’den indirmek mümkün. Zaten HTC’nin eklediği tüm uygulamalari kilit ekranı ve launcher gibi temel uygulamalar da dahil, Google Play’de var ve oradan güncelleniyor. Yalnız SMS için Google Messenger yerine yine HTC’nin uygulaması var. Sanırım tema desteği için böyle yapılmış.

Benim kullanımımda RAM doluluğu %60 seviyesini hiç geçmiyor ama oyun da oynamıyorum. RAM yönetimi baya iyi, bir süre kullandıktan sonra sürekli kullandığınız hemen hemen her uygulama RAM’de yerini almış oluyor ve cihazın kullanımı, geçişler falan daha da hızlı oluyor.

USB 3.1 varsayılan olarak açık değil, açınca şebeke bağlantısı ile ilgili sorun olabileceğine dair bir uyarı veriyor ekran görüntüsünde olduğu gibi. Orijinal kabloyu iş yerinde unuttuğum için hızını ölçemedim. Yedek olarak aldığım kablo ile de “bu kablo USB 3.1 değil” gibi bir hata verdi. Sonra ölçüp buraya ekleyeceğim.

HTC 2 yıl için 100 GB Google Drive alanı hediye ediyor. Ben zaten ayda 2 $'a 100 GB kullanıyordum ve iptal ettim bu hediyeyi ekleyince. Bana cihaz gerçekten de 48 $ daha ucuza gelmiş oldu.

İzlenimlerimi paylaşmaya çalıştım arkadaşlar, değinmediğim konular vardır. Merak edilen konularda gelen yorumlara elimden geldiğince cevap vermeye çalışırım.

Ekleme:

Dosya transferini 2.6 GB'lık bir film ile denedim. Ama USB 3.1 moduna geçmedi, diğer cihazın da 3.1 olması lazım diyor. Bir türlü memnun edemedim cihazı 🙂 Okuma ve yazma hızları maalesef 20 MB/sn civarında çıktı. Yani 3.1'e geçmediği gibi 3.0 hızları da vermiyor.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 4 / 16