
#OtoSeyir #MX5
Selamlar,
Yaklaşık 4 ay ve 5000 km’lik kullanımın ardından deneyimlerimi paylaşabileceğim bir inceleme yazmaya karar verdim. Araç şu an tek aracım; öncesinde şirket aracı olarak kullandığım Peugeot 2008’den geçiş yaptım. Segment farkı oldukça büyük olduğu için doğrudan kıyaslamanın çok anlamlı olmayacağını düşünüyorum.
Tek başıma yaşıyorum ve aracı hem günlük kullanımda, hem uzun yolda, hem de hafta sonu virajlı rotalarda aktif şekilde kullanıyorum. Bunun yanında birkaç kez piste çıkma fırsatım da oldu. Dolayısıyla aracın farklı kullanım senaryolarında yeterince fikir verebilecek bir deneyimim oluştu. Bu inceleme daha çok teknik verilerden ziyade kullanıcı deneyimine odaklanacak.
Kısaca araçtan bahsetmek gerekirse:
2017 model, 2018 çıkışlı, satın aldığımda 76.000 km’deydi. 2.0 motorlu ND1 versiyon, yani 160 hp güç üreten ve LSD (limited slip differential) donanımına sahip olan model. Üzerinde dönemin en dolu paketi olan Sports-Line bulunuyor. Ve evet, manuel 🙂
Türkiye’de daha yaygın olan 1.5 versiyonlara kıyasla; daha yüksek motor hacmi ve güç, daha büyük frenler, LSD, ayrıca 16 inç yerine 17 inç jantlar gibi önemli farklarla geliyor. Muhtemelen atladığım küçük detaylar vardır ama karakteri belirleyen temel farklar bunlar.
Aracı 2025 Aralık ayında 18000 €’ya satın aldım. Bu kısmın yorumunu size bırakıyorum 🙁 2.5 yıl önce Almanya'ya taşındım. Ek bilgi olsun.
-----
Günlük Kullanım & Uzun Yol

Beklediğimden çok daha iyi çıktığını söyleyebilirim. Aracı alırken her gün kullanılabilecek kadar pratik olup olmadığı konusunda ciddi soru işaretlerim vardı; ancak genel olarak bu konuda tatmin edici bir seviyede olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
İş yerim eve 16 km uzaklıkta. Bu yolun yarısı bol dur-kalklı, trafik ışıklarıyla dolu ve maksimum 50 km/s hızla ilerlenen bir şehir içi rota; diğer yarısı ise 80 km/s hız sınırına sahip, daha akıcı bir yol. Bu kullanım senaryosunda araç gayet uyumlu hissettiriyor.
Süspansiyonu birazcık sert tarafta konumlandırmak lazım ama kesinlikle rahatsız edici, “takır tukur” bir karakteri yok. Daha çok sert süspansiyonlu bir B segment hatchback’in verdiği hissi hatırlatıyor. Direksiyon gerektiği kadar yumuşak; şehir içinde kullanımı zorlaştırmıyor, aksine oldukça dengeli.
Şanzıman ise biraz daha karakterli bir tarafta. Trafikte uzun süre kalırsanız zamanla yorucu olabiliyor. Geçişler kemikli ama kısa; bu da sportif hissi destekliyor. Vites kolunun konumu ve özellikle formu ise bence aracın en keyifli detaylarından biri. Eğer otomobil kullanmayı seven biriyseniz, her vites değişimi keyifli, sadece benim aracımda şanzımanla alakalı ufak bir sorun olduğunu düşünüyorum, 1-2 geçişleri oldukça sertti, bazen hareket halinde vites düşürmek bile çok zorluyordu komple şanzıman yağını değiştirdim azaldı ama geçmedi, ısındıkça daha iyi oluyor ama bir baktırmam lazım kullanımı çok etkilemese de, pimpirik önemli.
Kompakt boyutları sayesinde park etmek oldukça kolay. Ancak soft-top kapalıyken sağ ve sol arka tarafta belirgin bir kör nokta oluşuyor. Benim donanım paketimde kör nokta uyarı sistemi olduğu için bunu çok büyük bir problem olarak görmüyorum.
Olumsuz taraflara gelirsek — ki geri kalan her şeyi olumlu kabul edebilirsiniz 🙂
Benim için en zorlayıcı konu araca inip binmek oldu. 183 cm boy ve 92 kg ile bu aracın fiziksel olarak üst sınırında olduğumu düşünüyorum. Benden daha uzun veya iri yapılı kişilerin hem araca giriş-çıkışta hem de kabin içinde ciddi anlamda zorlanacağını tahmin ediyorum. Oturduktan sonra benim için bir problem yok, ancak özellikle soft-top kapalıyken iniş-biniş ekstra uğraştırıcı olabiliyor. Zamanla küçük “trick”ler geliştirip alışmak gerekiyor.
Bir diğer eksi ise rüzgar sesi. Zaten genel olarak her hızda bir miktar rüzgar sesi alıyor, ancak 130 km/s sonrası bu durum baş ağrıtıcı seviyeye ulaşabiliyor. Bu noktada RF versiyonun daha avantajlı olabileceğini düşünüyorum.
Ayrıca benim araç özelinde mi bilmiyorum ama mikrofon performansı oldukça kötü. Araç içinden sağlıklı bir telefon görüşmesi yapamadım; genelde kulaklık ya da hoparlör kullanmak zorunda kalıyorum. Belki mikrofon modülünün temizlenmesi ya da değiştirilmesi gerekebilir.
Bagaj hacmi ise günlük kullanım için bence yeterli. Haftalık alışverişleri rahatlıkla alıyor, kabin boy valizler ve çantalar da sığıyor. Ancak orta veya büyük boy valizleri yerleştirmek mümkün değil; uzun seyahatlerde eşyaları daha küçük parçalara bölmek gerekiyor.
Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, bekar bir kullanıcı ya da çocuksuz bir çift için ihtiyaçların büyük kısmını karşılayabilecek bir araç olduğunu düşünüyorum. IKEA alışverişleri için ise online sipariş şart 🙂
Yakıt tüketimi ise en sevindiren kısmı 🙂 bu 5000km boyunca hiç yakıt tüketimine dikkat etmeden kullandım, aracın karakteri gereği üst devir çevirerek, sınırsız otobanda tabiri caizse basarak ve toplanda eko kullanımlarla da beraber 7.6lt yaktı. bir önceki aracımda bunun yarısı kadar kullanıyordum sportiflik olarak ama 1.2 puretech ile 7.9-8lt arasında geziyordum. Mazda bu skyactive işini iyi becermiş 🙂
Son olarak, Softtop'ta araç kar altında da kaldı, yağmur da yeni ama herhangi bir sızdırma vs yapmadı, belki senede bir tahliye kanalarını temizlemek işe yarayabilir bunun önüne geçmek için. Lakin Belalı bir kedi var musallat olan, sokakta her akşam benim arabanın üstüne yatıyor bu sebeple kaportada pati izleri ve tentede kedi tüyleri artık günlük rutinim oldu 🙁 Özellikle yıkadıktan sonra çok sinir bozucu oluyor. Sokak kedisi yok almanyada ama birisinin serseri kedisi diye tahmin ediyorum henüz suç üstü yakalayamadım işinde profesyonel belli ki 😀 Genel olarak tavanın bazı yerlerinde özellikle katlama yerlerinde hafif beyazlaşma olabiliyor, düzenli bakımını ve su iticilerini uygulamak lazım.
Ayrıca aracın boyası çok ince, seken taşlar vs hemen iz yapabiliyor, eğer yeni alınacaksa kesinlikle en azından ön tarafa ppf yaptırılmalı.

-----
Keyif Kullanımı & Pist

(GT3 RS'e divebomb yapmadan 3sn önce hockenheim düzlüğü, geçtiğimi görenler var inanmayan dayıya sorsun)
Gelelim bu arkadaşın asıl varoluş sebebine 🙂
Normalde çok “hype”lanan şeylere karşı refleks olarak bir önyargı geliştiririm. Biraz gıcıklık da olabilir, kabul ediyorum. Ama bu araç için söylenenlerin büyük kısmı gerçekten boş değilmiş. “Tüm zamanların en çok satan roadster’ı” unvanını neden aldığını kullanmaya başlayınca çok net anlıyorsunuz.
Motorun devirlenme karakteri, şanzıman uyumu ve genel sürüş hissi gerçekten çok iyi ayarlanmış. Özellikle araçla tempo yaptıkça — yani gerçekten üzerine çıktıkça — LSD’nin de katkısıyla yol tutuş ciddi anlamda kendini belli ediyor. Araç size güven verdikçe siz de daha çok zorluyorsunuz, siz zorladıkça o daha çok karşılık veriyor.
Direksiyon bence aşırı hisli bir direksiyon değil, ama kesinlikle kopuk da değil. Ne yaptığınızı anlıyorsunuz, bu da zaten yeterli güveni sağlıyor.
Bence bu aracın “prime time”ı; üstü açık, düzgün asfaltlı, virajlı country road’larda yaşanıyor. 3-4. vites bandında akıcı bir tempoyla, hairpin’lerde heel & toe ile vites küçülterek virajdan viraja akmak… O noktada araçla gerçekten bütünleşiyorsunuz. En güzel tarafı ise bunu yaparken çabuk yorulmaması. Uzun süre aynı tempoda sürseniz bile ne siz ne de araç hemen pes ediyor.
Motor karakterine gelirsek: 1. ve 2. vites, kısmen de 3 oldukça canlı ve keyifli. Günlük kullanımda da, kısa hızlanmalarda da yüzünüzü güldürüyor. Ancak 3. vitesten sonra tork ciddi şekilde düşüyor ve atmosferik motor karakteri kendini net şekilde hissettiriyor. Yani “itme” hissi azalıyor, daha çok devir çevirerek hızlanıyorsunuz.
Pist tarafında ise işler biraz farklı bir boyuta geçiyor.
Ben Hockenheimring IDM layout’unda bir trackday’e katıldım. 2 seans sürdüm; ilk seansta hem aracı hem de pisti tanımaya odaklandım, ikinci seansta ise biraz daha limitleri zorladım. Profesyonel bir sürücü değilim ama belli bir noktaya kadar kendime güvenirim.
Aracın potansiyeli gerçekten yüksek. Trafiğin olduğu bir seansta 2:04 civarı bir tur attım. Temiz bir tur yakalayabilsem 2:00 civarlarına inebilirdim diye düşünüyorum.
Araç özellikle apex çıkışlarında çok eğlenceli. Erken gaz vermeye ve gerektiğinde kontra ile toplamaya oldukça müsait. Bu da viraj çıkışına daha fazla hız taşımanızı sağlıyor. Yani doğru kullandığınızda sizi ödüllendiren bir karakteri var.
Ancak pisti sınırlayan şey daha çok dış etkenler oldu.
Lastik konusu burada çok kritik. Araçta neredeyse yeni sayılabilecek Continental UltraContact vardı ama pistte, özellikle ısındıktan sonra ciddi şekilde performans kaybı yaşadılar. Çok hızlı “ezilmeye” başladılar. Semi-slick performansı beklemek tabii ki doğru değil ama biraz daha dayanıklı olmasını beklerdim.
Fren tarafında da benzer bir durum var. Disk boyutundan ziyade balatalar yetersiz kalıyor. Çok çabuk ısınıyorlar ve seans sonuna doğru fren performansı ciddi şekilde düşüyor. Eğer yılda birkaç kez piste çıkma planınız varsa, OEM+ bir fren setup’ı şart diyebilirim.
Bana göre aracın en büyük handikaplarından biri ise body roll. Belirgin bir yatma var. Bu durum günlük kullanımda konfor sağlıyor olabilir ama pistte hissediliyor. Buna rağmen mekanik tutuş gerçekten iyi; yani yatıyor ama tutuyor.

-----
Genel tabloya bakınca: Araç şu haliyle bile inanılmaz keyifli. Ama “ben bu işi biraz daha ciddiye alacağım” diyorsanız — ki ben o taraftayım, cüzdan biraz geriden geliyor 🙂 — ufak dokunuşlarla çok daha farklı bir seviyeye taşınabilir.
Benim kafamdaki setup şu şekilde:
- Ön / arka sway bar
- Ön / arka kule gergisi
- Eibach Pro-Kit yaylar (bütçe varsa direkt Öhlins Road & Track set)
- Daha performans odaklı lastik
- Daha iyi fren balataları
Bunların toplam maliyeti yaklaşık 1500 - 1800 € civarında.
Benden şimdilik bu kadar. Çok plan yapmadan, oturup bir çırpıda yazdım ve paylaşıyorum.
Sorularınız olursa yorumlarda konuşuruz 🙂
Bu arada @can 'a da selam olsun onun inceleme videosunu da izledim almadan önce, şahsi kanaatim türkiyedeki en iyi inceleme videosunu yapmış OtoSeyir'de.

Re2 Remake oynamadım ama aşırı hamallığı olan bir oyun gibi görünüyor. Hiç çekemedi kendine.
Re3 Remake maalesef orijinalinden çok kesintiler yapılmış ve nemesis kepaze edilmiş. Çok aceleye getirilmiş bir oyun. Efsane nemesis karakterinin korkutmak yerine bıkkınlık getiren bir tasarımı var.
Re4 Remake oynamadan ölmeyin. Kesinlikle efsane.
Village çok güzeldi. Onuda mutlaka öneririm. Son çıkan requiem maalesef kötü. Leon bölümleri re3 remake rezilliğiyle yarışır.
Revelations 2de çok güzel oyundur. Barry gibi bir karakteri nasıl ana oyunlarda kullanmazlar anlamıyorum. Harika bir karakter.
2 direkt dediğiniz gibi. Çekilecek çile değil 😀
3 te Nemesis yok gibiydi hocam. Hiçbir işlevi yoktu ara sıra silkeliyordu çıkıp o kadar 😀 Ama yine de eğlenceliydi, oynanır bence.
Village de oynayacağım hocam, 7 yi oynayamadım çok geriyor beni bari Village bitireyim 😀
4 remake için orijinalinin atmosferini/ruhunu kaybetti deniliyor internette. Orijinal hali de denenebilir.
https://youtu.be/e-KAA6b2qWQ?si=8iPaIVh3AG9ACiyp
https://youtu.be/83BhJAZrXrc?si=-iHHhtQNHf8r6DlY
Hocam en önemli fark yürüyerek ateş etmek yoktu orijinalinde. Bunda var. O bakımdan da bunu diyor olabilirler, çünkü ateş ederken hareket edememek ve o sırada karşıdan gelen zombi sürüsüyle bakışmak gerici oluyordu 😀
Bir de parry mekaniği eklenmiş bıçakla. Parry mekaniği bu oyunun ruhuna biraz aykırı diyebilirim ancak sürekli yapılabilecek bir mekanik değil, bıçak kırılabilir durumda çünkü. Ona göre de zorluğu arttırmışlar.
Testereli adam hakkında söylediklerine hak verebilirim. Orijinalinde acayip geriyordu o. Arkadan gelip birden kafanın kesilmesi pek hoş değildi o yaştaki ben için 😀 😀
Orijinalinde sisli ortam güzeldi ancak şu anki haline ruhunu kaybetti diyemem. En az 15 kez bitirmişimdir bu arada orijinalini 😀
Videodaki AI Ashley beni de arada delirtti, oradakiler kadar olmasa da 😀 Orijinalinde hiç ayak altında dolaşmıyordu, zorluk çıkartmıyordu bize.
Kesilen sahneler kısmındaki yer hakikaten gericiydi orijinalinde. Ancak onun yerine bundan daha gerici bir yer koymuşlardı 😀
Orijinali hala oynanabilir durumda bu arada. Çok eğlencelidir, başına otursam yine bitiririm 😀
Re serisi sürekli aklımda ama girmek istemiyorum pek. Gerçi Ada için oynamak istiyorum. Çikolata parçacıklı kekim benim. 🙂
Ada için oynayacaksanız direkt 4 hocam. Çok harika çizilmiş pardon yazılmış bir karakter 😀 😀 😀