Bu tür bir dimmer anahtar alsam, mevcut standart anahtarın yerine taksam direk çalışır mı?

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 9

Hastalıklardan Korunmak İçin Maske Kullanımı

#CoronaVirus #Influenza #CerrahiMaske #N95Maske

Hastalıklardan korunmak için maske kullanımıyla alakalı bazı yanlış bilgilere denk geldim. Konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere faydalı olabilecek bilimsel bilgileri paylaşmak istedim.

Enfeksiyon hastalıkları temas, damlacık veya solunum yoluyla bulaşabilir. Maske kullanımı hem damlacık hem de solunum yoluyla bulaşan hastalıklara karşı koruma sağlar. Damlacık yoluyla bulaş hasta veya taşıyıcı kişinin öksürme, hapşırma veya konuşması sırasında etrafa saçtığı enfekte salgıların diğer kişilere bulaşması şeklinde olur. Damlacık ile bulaşan enfeksiyon etkeni 5 µm'den büyüktür ve hastanın 1 metre çevresine yayılabilir. Boğmaca, difteri, influenza, kabakulak, adenovirüs, kızamıkçık damlacık yoluyla bulaşır. Solunum ile bulaşan etkenler ise 5 µm'den küçüktür ve havada asılı kalabildikleri için kolaylıkla uzak mesafelere yayılabilirler. Tüberküloz, varisella zoster virüs (bir çeşit herpesvirus), kızamık, su çiçeği, SARS (coronavirüs), ebola, lassa ve marburg etkenleri solunum yoluyla bulaşan etkenlerdir.

Bu hastalıkların yayılmasını engellemek için aslında yapılması gereken hasta kişinin maske kullanmasıdır. Çin, Japonya gibi ülkelerde kişiler hasta olmamak için değil, hastalığı yaymamak için maske takarlar (Wuhan'daki şu anki durumdan farklı olarak). Ancak bizim ülkemizde insanlar maske kullanmaktan utandıkları için ne hasta olanlar ne de hasta olmaktan korunmak isteyenler maske kullanmaz. Bu yüzden sürekli influenza salgınları yaşıyoruz.

Hastalıktan korunmak için kullanılabilecek maskeler:

Cerrahi maske: Damlacık yoluyla bulaşı engellemek için kullanılır. Asıl kullanım amacı kullanan kişinin damlacıklarının çevreye bulaşını engellemektir. Ancak çevredeki damlacıklardan korunmak için de kullanılabilir. Düşük filtreli olduğu için aerosollere ve virüslere karşı etkisizdir. Ucuzdur, herkes alıp kullanabilir. Hastaların dışarıya çıkarken kullanması gereken maske budur. Hastanelerde damlacık izolasyonu altında olan hastalara yaklaşırken bu maske kullanılır. influenza salgınlarında kendinizi korumak için bu maskeyi kullanabilirsiniz.

N95 Maske: %95 filtreleme özelliği olan aerosol, bakteri ve virüslere karşı yüksek etkinliği olan maskelerdir ancak pahalıdır. Solunum yoluyla bulaşan hastalıklardan korunmak için kullanılması gereken maske türüdür. Hastanelerde solunum izolasyonu altında olan hasta odalarına girerken N95 maske kullanmak zorunludur. Tüberküloz, SARS (coronavirüs), ebola, lassa ve marburg gibi solunum yoluyla bulaşan korkutucu hastalıklara karşı korunmak için kullanılması gereken maske N95'dir.

Maske kullanmak zordur. Nefes alış verişinizi etkiler, rahatsızlık verir. N95 maskeler ağız ve burunu tamamen kapattığı ve yüksek filtreleme oranına sahip olduğu için soluk alıp vermeyi daha da zorlaştırır. Sürekli maske kullanımı zor olduğu için kalabalık veya hastalık etkeninin bulunduğunu bildiğiniz mekanlarda kullanmanız daha rahat olacaktır. Maskelerin tek seferlik olduğunu söylememe gerek yoktur sanırım. Bu yüzden de N95 kullanımı daha da zorlaşıyor. Nitekim, bir kutu (50 adet) cerrahi maskenin fiyatı ₺20-30 iken tek bir N95 maske bu fiyatlara satılır.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • reducto @protego

    Tek kullanımlık şeye 20-30 lira para verebilecek insanlar anca zenginlerdir, onlar da bizim aksimize toplu taşımanın falan yakınından bile geçmedikleri için pek bir anlamı kalmıyor 😀

    • Equitatus @equitatus

      Evet, maalesef öyle. Ancak enfekte olduğu kesin olan bir bölgeye gidiliyorsa N95 maske kullanımı anlam kazanıyor. Yazıda da belirttiğim gibi hastanelerde de sadece solunum izolasyonu olan hastaların yanına girerken kullanılır (kural böyle ama %90 kullanılmıyor, ancak tüberküloz enfekte hasta varsa kullanılıyor).

Plakaya güvenip biniyorum, hâlâ yaşıyorum.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

#Lego Az önce Paskalya Adası’ndaki “Moai” heykelleri için çok basit bir MOC tasarıma denk geldim, eldeki parçalarla hemen yaptım. Çok basit ama baya güzel bir tasarım. #Hobi

Moai Heykelleri ile ilgili bilgi: https://seyler.eksisozluk.com/nasil-yapildiklari-konusuna-hala-akil-sir-erdirilemeyen-paskalya-adasi-efsanesi-moai

Moc tasarımı kaynak: https://www.instagram.com/p/BhPaUgFBsoK/?taken-by=custombrick

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Nintendo Switch İncelemesi

Nintendo Switch'i 5 gündür kullanıyorum. 5 gündür de hiçbir işim olmadığından tüm gün bu aletle vakit geçirdim. Önce teknik kısmıyla başlayacağım ama zaten her yerde bulabileceğiniz şeyler olduğundan kısa geçeceğim.

 

Teknik

 

Switch tüm gücünü Nvidia'nın geliştirdiği Tegra X1'den alıyor. Ben de en başta bu seçimi değişik buldum ama pek fazla seçenek yoktu sanırım.

Switch'te 6.2 inch büyüklüğünde 1280x720 çözünürlüğünde bir ekrana sahip. Bazı kişiler çözünürlüğün düşük olduğunu düşünebilir ama gayet yeterli. Ekran IPS veya türevi. Televizyonda maksimum 1080p oluyor. Zelda ise en fazla 900p oluyor. 4K televizyonda oynadım ve bir sıkıntı çekmedim. Switch kartuş tipi şeyler kullanıyor fiziksel oyunlar için. Sormadan söyleyeyim, yaladım. Yaladım ve bence gayet normaldi. Çok bir şey tatmadım. Pek fazla söylenecek bir şey yok.

 

Ergonomi ve kullanışlılık

 

Switch'in üç farklı kullanım şekli var. Televizyona bağlayıp, el konsolu olarak, Switch'i masaya koyup Joy Con'ları elde tutarak. Ayrı ayrı inceleyeceğim.

 

Televizyona takması gerçekten rahat bir cihaz. Dock'a koyunca ve çıkarınca görüntü anında geçiyor. Ayrıca dock içindeki Type C çıkışına takmaya çalışmıyorsunuz. Bırakmanız yeterli. Bunun yanında dockun içi sert plastik. Öküz gibi koyarsanız çizmeniz kesin gibi. Ben ekran koruyucuyla kullandığımdan rahatça koyuyorum. Çok abartılacak bir şey gibi gelmedi.

Televizyonda oynarken yine iki şekilde kontrol edebiliyorsunuz. Bir Joy Con'ları Joy Con Grip'e takıp klasik kontrolcü gibi bir de ikisi ayrı ayrı. Grip bence yeterince ergonomik. Bir Pro Controller değil ama bu ne ya, bununla oynananmaz dedirtecek bir şey değil. Alışınca gayet güzel. Bu varken 60 dolar Pro Controller'a verilmesini mantıklı bulmuyorum. İkisi ayrı ayrı kullanılınca da gayet güzel. Yayılıp oynayabiliyorsunuz. Ben Mario'yu ayrı ayrı Zelda'yı da standart kontrolcü gibi oynamayı tercih ediyorum. İkisi de gayet güzel. Bunun dışında pek çok oyunda bir Joy Con'u birine verip diğerine de kendiniz alıp iki kişi oynayabiliyorsunuz. Böyle yapacaksanız kesinlikle kayısları takın. En başta biraz ön yargılıydım bu konuda. Rahat olmaz diyordum ama Mario ve FIFA'yı iki kişi oynadım ve gayet güzeldi.

 

El konsolu modunda ise yine gayet ergonomik. İnce olduğu için en başta değişik feldi ama bir saate alıştım. PSP'den daha iyi diyebilirim bu konuda. Ekran da yeterince büyük. Yine de ekranla ilgili başarısız bulduğum bir konu var. Ekran güneşli bir günde dışarıda oynamak için yeterince parlak değil. Öyle kapkara olup görülmüyor değil ama çok soluklaşıyor ve zevk vermiyor. O nedenle tamamen açıkta oynamaya pek elverişli değil. Restaurant, kafe gibi yarı açık mekanlarda ise sıkıntı yok. Aynı şekilde tren ve metroda da. Zelda oynarken 3 saat gibi bir şarj ömrü var. Yeterli geldi ama uzun yolcuklarda yetmeyecektir. Neyse ki evrensel Type C kullandığı için kolayca Powerbank takabilirsiniz. Bunun dışında rahatça taşınabiliyor ama cepe atılacak bir alet de değil. Yanına bir taşıma çantası almanızı şiddetle tavsiye ederim.

 

Masaya koyup da oynanabiliyor. Hiç böyle oynamak istemedim veya ihtiyacını duymadım ama denedim. Çok bir şey söylemeyeceğim, televizyonun küçüğü. İki kişinin yan yana oturup bakması için yeterli ama 4 kişi Mario Kart oynayacaksanız zorlanabilirsiniz.

 

Oyunlar

 

Bir konsolun en önemli kısmı oyunları elbette. Niye Switch alalım sorusunun iki cevabından biri. Siğeri taşınabilir olması. Ben şu anlık Zelda: BotW, Mario Odyssey, FIFA 18, Enter The Gungeon ve Jotun: Valhalla Edition diye bir oyun aldım. Jotun dışındakileri oynadım ve oynuyorum. Zelda, Mario, Pokemon, Metroid, belki Bayonetta gibi Nintendo özel oyunlar konsolun en büyük albenisi. Zelda mükemmel. Oyun incelemesi olmadığından ve bitirmediğimden çok konuşmayacağım. Hayvan gibi oyun işte. Aynısı Mario için de geçerli. FIFA 18 klasik FIFA ama Journey modu yok. Ben FUT oynamadığım için bu kadar söyleyebileceğim. Online özellikleri belki kötü olabilir. Switch'in en iyi yanıysa üçüncü parti desteği. Bir PS veya PC beklememelisiniz. Nintendo'nun kendi oyunları dışında birtakım üçüncü parti oyunlar da var. Bunların başında Bethesda oyunları geliyorm Skyrim, Doom ve yakında Wolfenstein 2 oynanabilecek Switch'te. Dark Souls Remastered da yine başka bir AAA oyun. Yine de Far Cry, AC gibi oyunları beklemeyin. Bunun dışında birçok indie oyun var ve çıkacak. Enter The Gungeon, Hollow Knight, Stardew Valley, Celeste, Binding of Isaac bunların en iyi örneklerinden. İlk başta oyun fiyatları çok pahalı geldi. Eğer tek hesabınız varsa pahalı da. Ama Switch'in ülke kilidi yok. 3-5 profil açıp her birinin ülkesindeki marketten alışveriş yapabilirsiniz. Ben ABD, Rusya, Meksika, Norveç ve Japonya olmak üzere 6 hesap açtım. Bu sayede pek çok oyunu ucuza getirdim. Mesela Fifa 18, 18 dolara; Enter The Gungeon ise 6 dolara geldi. Oyunları bence zengin olsa da uygulama yok. Kısıtlı değil, yok. Kendi Web Browser'ı bile yok. Sadece Hulu var.

 

Peki birisi niye Switch alır? Bana kalırsa sadece Nintendo oyunları bunun cevabı değil. Nintendo oyunları ve taşınabilirlik nedeniyle alınır. İkisinden birisi bile olmasaydı almazdım. Taşınabilir olmadı gerçekten çok rahat. Bir yere gittiğinizde veya seyahate çıktığınızda oyunları bırakmak zorunda kalmıyorsunuz. Taşıyıp götürüyorsunuz. Sadece Switch'i değil dock'u da taşımak kolay. Gerçekten küçük bir şey. Bunun yanına bir de Nintendo oyunlarını ekleyince fevkalade oluyor. Peki bu konsol kime göre ve kime göre değil? Bu konsol “Benim konsol veya bilgisayarım yok. Tüm AAA oyunları güzel grafiklerle oynamak istiyorum.” diyenler için değil. Ya da “Ben ne popülerse onu oynarım. Yeri gelir PUBG yeri gelir Call Of Duty.” diyen birisi için de değil. “Benim evde işini görecek bir PC/PS/Xbox var ama hem Nintendo oyunları çok iyi yorum aldı hem de taşımak isterim.” diyen için uygun. “Benim konsolum veya PC'm yok, bütçem de kısıtlı.” diyen normal kullanıcı için ise çoğu kişinin düşündüğü gibi PS4 veya Xbox One yerine Switch almadı gerektiğini düşünüyorum. Bunun ilk nedeni Switch'te oyun kıtlığı olmaması. Sadece Switch'iniz olsa bile oyunlar bitmez. Bir sürü oyun var. AAA'ların çoğunun olmaması bu gerçeği değiştirmiyor. Zelda gibi gerçekten çok güzel oyunlar da var. İlla God Of War veya Call Of Duty oynamak isterse her yerden PS4 bulunabilir. Switch ise hep bulunabilen bir konsol değil. Bu nedenle Zelda vb. oynayabilmek daha önemli geliyor bana. Ayrıca Switch taşınabilir. Tatile gidince, yazlığa gidince, toplu taşımada, koltuk veya sandalyeden sıkılınca yatağınıza yayılıp kullanılabilecek çok güzel bir konsol. Bana kalırsa Switch benim gibi PC'ci birine bile konsol aldırmayı başarmış çok iyi bir konsol. 

Çok iyi anlatamamış olabilirim, kusura bakmayın. Aklınıza takılan bir şey varsa lütfen sorun.

Not: Videolar ve fotoğrafları sonra koyacağım. Mobilde olduğum için rahat değil.

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Whatsapp'da kayıtsız bir numaraya mesaj yazmak

Numarayı alan konu ile birlikte aşağıda ki linkin sonuna ekleyip, numarayı kayıt etmeden mesaj yazabilirsiniz.

Linki kopyalayıp herhangi bir Browser'da açtıktan sonra mesaj butonuna tıklamanız yeterlidir.

https://api.whatsapp.com/send?phone=905xxxxxxxxx

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 12 / 25

13 Reasons Why 2. Sezon İncelemesi

Yüzeysel spoiler içerebilir. Fragmanları izlediyseniz yazıyı da okuyabilirsiniz.

Geçen hafta 13 Reasons Why dizisinin 2. sezonunu bitirdim. Görüşlerimi paylaşmak, ilk sezona göre ne iyi, ne kötü bunu anlatmak istiyorum.

Öncelikle ilk sezonun benim için ne ifade ettiğinde başlayayım. İlk sezonun reklamını o kadar çok görüyordum ki bir gün kafaya koyup izlemek istedim. Aslında hep bir bakmak istiyordum ama 1 saat olan bölüm süreleri beni itiyordu. Bu dizisinin ilk sezonunu izlemeden önce 2-3 dakikalık şarkı klipleri bile bana çok uzun geliyordu. 20 dakika süren The Big Bang Theory bölümlerini izlemek bile benim için olaydı. Günler önce planlamalıydım. Neyse, bu diziyi izlediğim hafta evde tek başımaydım ve bilgisayarın başına gömüldüm. İlk 1-2 bölüm sıkıcıydı ama sonra sonraki bölümde ne oluyor merakı yüzünden çok severek vaktin nasıl geçtiğini anlamadan bitirmiştim. Çok sevmiştim ve başta Hannah'nın öldüğünü bilsek bile intihar sahnesi çok etkiliydi. Sanki gerçekten bir arkadaşım öldü gibi hissettim. Bir hafta sonra geçti. 😀 (Detaylı yazım: https://teknoseyir.com/durum/746142)

Şimdi gelelim inceleme konum olan 2. sezona. İlk sezonda kitap tamamen bitmişti ve kitapta olmayan bir şekilde ucunu açık bırakmışlardı. Bu yüzden nasıl devam ettirecekler diye merak ediyordum ve çoğu dizide olduğu gibi batıracaklar diye korkuyordum. Hannah'yı hayal olarak görürüz diyordum ve öyle de oldu. Dizide Hannah var ama sadece Clay'e hayal olarak ve geçmişteki sahnelerde gözüküyor.

Bu sezon ilk sezona göre çok daha agresif. İlk sezonda karakterler arasında eğlenceli, komik sahneler oluyordu ama bu sezonda pek rastlayamadım. Sanki her an birisi birine fena halde saldıracak gibi bir hava var. Olayın "ciddiyeti" bunu normal kılıyor ama izlerken sizi rahatsız edebilir. Ayrıca şiddet ve kan oranı da bir hayli artmış. Şiddet içeren sahnelerde gerçekten adrenalini yükseltiyor, bitince nefes nefese kalıyorsunuz. Kan olayına girmeyeceğim, izleyip görün ama çok hassas olabileceğinizi düşünmüşler, o bölümlere uyarı koymuşlar. Dikkate alın. (Bir The Punisher değil elbette.)

Konumuz Hannah'ın davası. Başına gelenlerin sorumlusu aranıyor. Olayın içindeki çocuklar sorgulanıyor. Gerçeğini bilmiyorum ama Türk mahkemelerine göre baya rahat bir ortam var. 😀 Mahkemeye çıkanlar ile beraber Hannah'nın diğer yönleri de gösteriliyor. İlk sezonda Hannah çok hassas ve herkes ona karşı kötü gibi gösteriliyordu. Sevdiğimiz kız Hannah gerçekten masun mu sorusuna cevap veriyor.

Teknik olarak dizide yine şu an ve geçmişi anlatmak için sıcak ve soğuk renkleri tercih etmişler. Müzikleri ise ilk sezondaki gibi karaktere özel olmak yerine şarkıcılara şarkı söyletmişler. (Bazı ilk sezon müziklerinin değiştirilmiş hali bazen çalıyor.) Birkaç şarkıyı baya beğendim. Özellikle şunu:

https://www.youtube.com/watch?v=V1Pl8CzNzCw

Sezonun en kötü kısmı bence sonu. Hatta bir son yok. Sanki 14. bölüm var gibi bitiyor ve niye diye soruyorsunuz. Direk yarıda bitiyor. Beklenmedik bir olay ile bitiyor. Fragmanlar hem sonuyla ilgili hem de genel olarak sezon ile ilgili çok az ipucu vermiş. 3. sezon kesin gelir ve duyduğum kadarıyla Hannah karakterini canlandıran Katherine Langford dizide olmayacakmış.

Sonuç olarak ben beğendim. Batırmamış olmalarına sevindim. İlk sezon kadar etkilemedi beni ama devam sezonu için gayet güzeldi. 3. sezon için heyecanlıyım. Umarım bu kaliteyi artırmasalar bile koruyarak devam ederler. Okuduğunuz için teşekkürler.

BeğenFavori PaylaşYorum yap