bu zamana kadar yaşadığım en büyük hayal kırıklığı boş zaman ile ilgili oldu galiba.

üniversite sonrası bizi öyle bir keklediler ki siz şöyle özelsiniz, siz böyle özelsiniz, aman şu işler size göre değil, aman sen yazılımcı adamsın, aman o işler sana göre değil vs diye.

okul sonrası boş durmamak için girdiğim işi bırakmıştım sırf biraz birikmişim var diye. lan çalışmıyorum, para da var o dönem ki önümde deli gibi de boş vakit var.

hah işte bu dönem net olarak hayatımın en kötü dönemidir. haddinden fazla boş zamanın ne kadar tehlikeli olabileceğine aklım şaşırmıştı.

evde boş boş takılıyorum olmuyor, dışarı çıkıyorum bir süre sonra sıkılıyorum olmuyor, arkadaşlarla buluşmak zaten zor çünkü herkes işte derken olmuyor, bilgisayar oyunu oynayayım diyorum olmuyor, bisiklet sürmeye çıkıyorum olmuyor vs derken gerçekten psikolojik olarak kötü etkilenmeye başladığım bir dönemdi.

hangi uğraş olursa olsun en fazla birkaç saat onunla ilgilenebiliyorsunuz, ya yok nasıl anlatayım bilmiyorum.

o dönem için sağlık sorunlarım da gelişmeye başlamıştı kilo alma gibi şeyler haricinde; yok yani nasıl anlatayım bilmiyorum.

zihnim bildiğiniz benimle dalga geçiyordu, halbuki başlangıçta boş zaman diye düşünüyordum. İnsan zihni o kadar değişik düşüncelere giriyor ki anlamak mümkün değil.

o dönem sonrası her zaman zihnimi oyalayabilecek bir şeyler bulmaya çalıştım ki hala da öyle. insanın zamanının olması çok iyi bir şey ama fazla zamanının olması kesinlikle çok kötü bir şey.

hayatımda öyle pek fazla kırılma noktası olmadı çünkü az çok belli kalıpların dışına çıkmayan birisiyim fakat olduğu dönemlerde de vesile olan sebeplerin etkisi fazla idi.

daha önce deneyimleyen var mı acaba aramızda bu duyguyu? galiba lise - üniversite gibi insan beyninin olgunluk çapına yaklaştığı ve düşüncelerinin oturmaya başladığı çağda bir evladım olsa idi onun bu kadar boş zamanı olmasına izin vermezdim.

düşünüyorum ama aklıma daha ciddi bir kırılma anı gelmiyor gğnlğk hayatla ilgili.

acaba neden dışarıdan görüldüğü gibi değil ki bu durum? o dönem için elde maddi kaynak var, zaman var.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

saatlerle uğraşıyorum şu sıra ve diğer uğraşlarda bir hata yapıyordum;

sürekli aynı seviye ürün biriktirmek.

burada fark şu, atıyorum bir şeyin iyi seviyesini kullandığım zaman ki bu kulaklık vs gibi şeyler olduğunda arada verimlilik farkı oluyordu.

işte bu şey saatler için önemli mi? sadece saate bakmak için ve kolumda güzel duruyor diye kullanıyorum. otomatikmiş, pilliymiş pek önemli değil ki şu sıralar casio tercih ediyorum.

elimde casio g shock da dahil olmak üzere birkaç tane orta seviye casio, 2 tane citizen promaster ve birkaç japon saati daha oldu şimdiden.

saat konusunda öyle bir şey var mı acaba? giriş - orta seviye saatler toplayarak hata mı yapıyorum?

yolun henüz çok başındayım, bu uğraşlar ilgili tavsiyesi olan arkadaşlar var mı aramızda?

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • Distor @distor

    Dümdüz özlüyorsun. Çok eskiden 50 küsür kilometır bisikletle git gel yaptığım yerden şu an arabaynan işe gidiyom. Tanıdık yer görünce mutlu oluyom. Bisikletle girmişliğim olan arabaya hiç uygun olmayan yerlere giriyom çıkıyom

    • awacs7n @pesatalim

      galiba hocam, tanıdık yer görünce olmasından çok özellikle o bölge beni çok etkiledi. yoksa diğer yerlerden de geçiyorum.

      sorun şu ki o dönem ile ilgili çok şey hatırlamıyorum, neye bu kadar keskin şeyler hissettiğime anlam veremiyorum.

  • oniki @oniki

    Hobi ürünün size mutluluk vermesi önemli. Ucuz pahalı önemli değil. Zamanla zevkleriniz gelişse evrilse bile elinizdeki ürünlerle hayatınızı paylşatığınız için onların manevi değeri yok olmayacak. Bazısı sürekli alır satar, o başka birşey. Bazısı sürekli alır yığar, kullanmaz, o da başka birşey. Aslında yine de nasıl mutlu oluyorsanız artık, amaç koleksiyonun ve koleksiyon yapma etkinliğinin sizi mutlu etmesi. Genelde başlangıçta çok fazla ürün almayın derler, zevkiniz biraz oturana, işi biraz öğrenene kadar ama almadan da nasıl olacak? Birdenbire çok fazla almamak lazım, alınan ürünlerle güzel zaman geçirmek, aldığınız ürünlere gereken ilgiyi gösterebilmek lazım diye düşünüyorum,

    • awacs7n @pesatalim

      pek çok uğraşla zaman geçirdim bugüne kadar, genellikle kullandığım şeyler 2 - 4 arasına iniyor ve kalanlar çekmeceye kalkıyor. 🙂

      açıkçası saat biraz farklı gelmişti. galiba benimki birdenbire oldu.

  • Mafyasus @bobrekus

    Giriş-orta seviye ürünler değer kazanmaz, ikinci eli de para etmez. Atsan atılmaz satsan satılmaz misali. Boşa para harcarsınız hocam. Çok beğeniyorsanız orası ayrı da gerek var mı diye düşünmek lazım.

  • pegasus @pegasus

    genelde kıyafete ya da o gün gideceğim yere göre saat seçimim olur. giriş orta seviye günlük kullanım için uygun biz ölümlüler için. he ilerde çocuğa-toruna kalır o zaman manevi bir değeri olur o ayrı ama bu segment değer kazansın diye alınmaz. hobi amaçlıysa ya da seviyorsanız zaten bir önemi yok segmentin. bütçenize göre hareket ediyorsunuz sonuçta. bende dededen ve babadan kalma üst segment saatler de var. kendi saatlerimle birlikte ben de oğlana bırakacağım. kullanıyorum bir yandan da 🙂

    • awacs7n @pesatalim

      tamamen keyif için hocam, aman toruna kalacak gibi bir derdim yok. 🙂

      kolumda dursun ve güzel görünsün yeterli. bisiklet sürmeye çıkarken akıllı olana geçiyorum antrenman takibi için, işe giderken değişik modeller takıyorum vs.

      sadece biraz güzel görünmesi yetiyor. geçenlerde bir tane citizen promaster Bn serisi saat aldım ve acayip hoşuma gitti, saat direk kendini belli ediyordu.

      hah, tam olarak bu tarz saatleri seviyorum segment olarak. mesela 200 metre su geçirmezliği var ve görünüm olarak da belli bir seviye duruyor.

geçenlerde bisiklet sürmeye çıktım, 18 yaşındayken sürekli gittiğim bir yer vardı ve orası da yolumun üzerindeydi. yıllar sonra oradan geçtim.

yaklaşık 3 gündür etkisinden çıkamıyorum, kafam sürekli aynı konuyla meşgul.

acaba sebebi ne olabilir?

o dönem ile ilgili çok şey hatırlamıyorum işin garibi, acaba önemli bir şey mi çağrıştırıyor da zihnimin arka planında?

belli bir yaşa kadar elbette geçmişe özlem duyuyordum fakat bu şey 26 dan sonra kaybolmuştu. şimdi durduk yere nasıl ve nereden geldi acaba bu his?

hani durum o kadar farkedilir ki çevremdeki insanlar da bir sorunum olup olmadığını ya da yorgun olup olmadığımı soruyor yüz ifademden.

benim buna bu kadar takılmamın asıl sebebi şu?

geçmişe duyulan özlemin biraz da illüzyon olduğunu biliyorum, beyin genellikle daha iyi anıları hatırlamak istiyor. sorun bunun bilincinde olduğum halde bu durumu birkaç gündür aşamamak.

len işteyim aklıma orası geliyor.

acaba bir şeyi mi tetikliyor orası duygusal olarak?

BeğenFavori PaylaşYorum yap

küçükken bisiklet sürdüğümde ellerimi bırakabiliyordum; öyle ki bayağı uzun süre de gidebiliyordum.

hah işte bu olay şu anda yok bende, bunun sebebi ne olabilir?

bisikletle ilgili olmadığını biliyorum konunun, bir şekilde bisikleti sabit tutamıyorum eller bırakılıyken. ya sağa ya da sola dönmeye çalışıyor.

yani olan bir özellik nasıl kayboluyor acaba?

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 9 / 41

yol bisikletine geçtiğimden beri dağ bisikletini çok ama çok nadir çıkarıyorum; önceden 130 km ye kadar sürüşler yapıyordum kilitsiz maşalı ve 2.2 küsür lastiklerle ki bir de rotanın yarısına yakını şehir içi sürüşlerden oluşuyordu.

dağ bisikletim yaklaşık 5 yıldan fazladır bende, geçen sene topladığım ridley fenix sla ile hayal kırıklığı yaşadığımı buraya yazmıştım dağ bisikleti sonrası.

birkaç ay somra onu satıp kinesis aethin disk topladım; bisiklet arıcılık olarak ridley den ciddi anlamda daha iyi.

şehir içi bisikletlerle tahmini ortalama hızları şu şekilde;

trek marlin dağ bisikleti - yaklaşık 16 - 17 km s
ridley fenix sla disk - yaklaşık 19 - 20 km s
kinesis aethin disk - yaklaşık 21 - 22 kmh

konfor olarak da ridley den hiç memnun kalmamıştım dayanıklılık odaklı olmasına rağmen ki kinesis için çok fazla yarış odaklı dense de konfor olarak fenix den belki de daha iyi.

asıl fark ise ani hızlanmalarda, fenix çok ağır ve tepkisizdi; kinesis bayağı tepkili.

ha bu da gidici galiba, 40 kilometre üzeri sürüşlerde konfor sıkıntısı çekiyorum. açıkçası giant defy gibi bir modele geçmeyi düşünüyorum.

var mı uzun sürüşler için yol bisikleti kullanan? özellikle konfor konusunda tavsiyelere gerçekten ihtiyacım var.

tayt kullanmıyorum, rahat edemiyorum. konfora o kadar etki ediyor mu?

başka bir sorun ise yol bisikletinde uzun kilometrelerce bel bölgemde uyuşma olabiliyor ki ana sorunum dirseklere binen yük.

acaba esneklik vs ile ilgili mi?

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • AB9 @sqn

    Konfor sıkıntısından kastın tam olarak nerede olduğunu ayırmak lazım. Popo mu acıyor, yoksa boyun, omuz, dirsek, bilek, eller veya bel tarafında mı problem var? Çünkü çözüm her biri için farklı.

    Popo kaynaklıysa pedli tayt ciddi fark yaratabiliyor. Ben de başlangıçta tayt konusunda çok sıcak değildim ama uzun sürüşlerde konfor açısından faydasını göz ardı etmemek lazım. Ancak boyun, dirsek, bilek ve bel gibi bölgelerde sorun varsa ilk bakacağım yer bisikletin kendisi değil, **bike-fit** olur. Sele yüksekliği, reach, gidon yüksekliği, gidon genişliği, sele konumu ve özellikle vücudun gidona ne kadar yük bindirdiği çok şeyi değiştirebiliyor. Esneklik ve core kuvveti de işin bir parçası.

    Yarış odaklı bir kullanımın yoksa endurance kadrolara yönelmeni kesinlikle tavsiye ederim. Son birkaç yılda farklı bisikletler kullandım; Carraro 3.2, Storck Aerfast gibi daha performans/aero karakterli bisikletlerden sonra bile uzun sürüş konforunda endurance geometrinin avantajını daha net hissediyorum. Hatta geçmişte kullandığım B'Twin 520'nin verdiği konforu hâlâ bazı daha pahalı bisikletlerde arıyorum. 🙂

    Aero ve yarış geometrisinin bedeli olabiliyor. Bisiklet hızlandıkça her şey daha sportif ve tepkili hâle geliyor ama özellikle 40–50 km sonrasında pozisyonun vücuduna yük bindiriyorsa bunun bedelini hissediyorsun.

    Bence Giant Defy gibi endurance modellerine bakman mantıklı. Ama yalnızca kadroyu değiştirerek sorunun tamamen çözüleceğini düşünme. Aynı bisiklette küçük bir fit değişikliği bile dirseklere ve ellere binen yükü ciddi şekilde azaltabiliyor.

    Benim de özellikle uzun süre aero/performance odaklı bisiklet kullandıktan sonra bel tarafında sorunlar ortaya çıktı ve geçtiğimiz ay iki fıtık teşhisi kondu. Bunun tek sebebinin bisiklet olduğunu söylemek doğru olmaz; ancak bu deneyim bana bike-fit konusunun kesinlikle “ince ayar” olarak görülmemesi gerektiğini gösterdi.

    40 km civarında başlayan rahatsızlığı ben olsam şu sırayla incelerdim: bike-fit → temas noktaları (sele/gidon/ayakkabı) → kadro geometrisi → kondisyon ve esneklik. Bisikleti değiştirmek ancak bunlardan sonra gelecek bir adım olur.

    • awacs7n @pesatalim

      hocam konfor konusu şöyle;

      en belirgin sorun ellere binen yük ki gidonu 90 mm den 70mm ye çekerek bu yükü biraz daha azalttım.

      ikinci sorun işe 45 dakika sonrası bel bölgesinde başlayan uyuşma hissi, bu biraz sele yüksekliğine göre de değişiyor ki ridley de bu şey çok daha fazla başıma geliyordu.

      ha bazen çok daha geç başlıyor fakat yine de başlıyor. başka bir konu ise esnekliğimin vasat ya da ortalamadan düşük olduğunu biliyorum.

      normalde sele vs bacak boyuma göre ayarlı, bir ara hafif acı oluyordu ki ınu da seneyi lazerli gidon aparatı ile düzgün ayarlayacak çözdüm.

      genel bisiklet tayfasının aksine sele ile ilgili pek de bir sorunum yok.

      konfor demişken dağ bisikletiyle uzun kilometreler yaptım dedim; ufak sele ve birkaç lafını etmeye değmeyecek küçücük ağrılar ile 5 - 7 saat arası sürüyordum.

      güzel bisikletler kullanmışsınız. 🙂

      ben ilk olarak sırf dayanıklılık diye ridley alsam da ondan patladık, bisiklet ne konforlu ne de hızlı idi. konfor da şöyle; mesela bir yol bisikleti için geniş olan çukurlardan geçmekse bazen dağ bisikletimden neredeyse daha iyi sönümlüyordu darbeyi ama gitmiyordu bisiklet.

      hocam ayrıca dağ bisikletim bana sürüş konforu olarak o kadar uygundu ki benim için artık referans konfor noktası oldu.

      bilemiyorum, uzanma mesafesi vs olarak yarış ile dayanıklılık arasında ciddi farklar var galiba.

      hani konfor çok iyi olduktan somra birkaç kilometre yavaş gitmişim benim için önemi yok.

      ayrıca gözüme 200 kilometreleri kestirdim hafiften, lan acaba diyorum.

    • AB9 @sqn

      @pesatalim Hocam bence asıl mesele bisikletin sertliğinden çok pozisyon. Ellere fazla yük binmesi ve 45 dakika civarında belde uyuşma başlaması, özellikle sele yüksekliği değişince bunun da değişmesi, bana doğrudan fit sorununu düşündürüyor.

      Bacak boyuna göre sele ayarlamak sadece başlangıç noktası. Sele yüksekliği, setback, gidon yüksekliği/reach ve hood pozisyonu birlikte değerlendirilmeli. Esnekliğinin düşük olması da yarış geometrisini uzun süre taşımayı zorlaştırabilir.

      MTB'de 5-7 saat rahat edebilmiş olman da önemli; demek ki vücudun daha dik ve kısa pozisyonu seviyor. Bu yüzden Defy, Domane, Endurace gibi endurance modelleri senin kullanımına daha uygun olabilir.

      Hele 200 km hedefliyorsan, 2 km/h daha hızlı ama 80. kilometrede belini ve ellerini bitiren bisikletten ziyade, 200 km boyunca üzerinde kalabildiğin bisiklet çok daha hızlıdır.

      Ben olsam önce mevcut bisiklete düzgün bir bike-fit yaptırır, sonra hâlâ sorun varsa endurance'a geçerdim.

    • awacs7n @pesatalim

      @sqn hocam sele offseti vs tahmin yoluyla yaptım ki bisiklet tüm halde satılmadığı için bir kaynak bulamadım. yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 10mm arkaya bırakmıştım.

      başlangıçta yol bisikleti acemisin olduğum için direkler düzdü, sonradan doğrusunu uygulamaya başladım fakat gene de pek bir şey değişmedi.

      üst vücut pek sevmiyor kendine yük binmesini galiba, genellikle ellere bırakma eğilimdeyim.

      başka bir konu da buna henüz 200 kilometre ancak oldum para ediyorken elden çıkarmak da mantıklı sanki.

      söylediğiniz gibi bu fit meselesine bakmak lazım galiba bisikleti elden çıkarmadan.

      yoksa hatrı sayılır bir zarar ediyorum satarken. sorunu bike fit le çözebiliyorum çözmek benim için maliyet olarak çok daha mantıklı.

2011 model e segment aracı satıp çok daha düşük kilometreli 2014 model manuel c sınıfı araç aldım.

yakıt, masraf çıkarma, potansiyel bir sorunda araçsız kalma süresi, sigorta ücreti vs derken yürütme maliyetleri arasında uçurum varmış.

ne öğrendim buradan peki?

10 yaş üzeri 200k den fazla kilometreli premium araçtan uzak dur.

ha 2014 çok mu yeni? elbette değil ki arada 3 yaş oynuyor fakat sonuç olarak dünya varmış dedim.

ha başka bir şeyi daha farkettim, c sınıfı araçlar uzun yol için de gayet kullanışlı olabiliyormuş. nasıl ve nereden küçük araçla ilgili böyle bir önyargım oldu bilemiyorum fakat yersizmiş.

hele bir de şehir içi ağırlıklı sürüyorsanız geniş arabanın olumlu yanları iyice azalıyor.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 22 / 24

iş yerinde yan bölümde bir arkadaş var, bir şekilde kendi grubuyla ters düşüyor ve dışlanıyor. kendi grubu dışındaki diğer insanlar da genellikle kendi işinde gücünde insanlar, öyle o düşmüş bu kalkmış pek umursamaz tipler.

neyse en ufak olaylarda kendi grubuyla ters düşüyor, kendi grubu da bunu biraz dışlıyor vs derken elamana şirkette günaydın diyen bile olmayacak konuma geliniyor.

ee biz de insanız ya, bu durumu biraz garipsedim. kişisel olarak kendi arkadaş grubu da olsa mobing seviyesinde olmasa da bilerek gıcıklık vs yapılınca içimdeki adalet duygusu kabarıyor.

gel zaman git zaman günaydın, halini hatırını vs soruyorum. hani şöyle anlatayım, şirkette sabah kapıdan girdiğinde günaydın bile diyen yok. hani herkes birbiriyle samimiyken bu arkadaş bilinçli şekilde dışlanıyor, durum o kadar vahim yani.

öyleydi böyleydi derken yaklaşık 2 hafta arkadaşı biraz olsun iyi hissettirmeye çalıştım kapalı mobing yiyor kendi çevresinden diye.

sonuç mu? kendi arkadaş grubuyla tekrar bir araya gelen arkadaş günaydını bile bıraktı 1 günde. 🙂

bir iyilik yapıyorsam karşılıksız yapıyorum, elbette kimseden bir beklentim yok fakat neden bunu bir insan yapar aklım almıyor.

yani, sana kapalı mobing yapan insanların yanında iyi hissetmeni sağlayacak şeyleri düşünebilecek bir insanım ve sen ilk fırsatta günaydını kesiyorsun.

sonuç olarak insanları düzeltemezsiniz, insanlara yara bandı olmaya çalışmayın.

affedersiniz geçen haftaya kadar sana köpek muamelesi yapan insanlar geri geldi diye yanındaki adamı satarsan olmaz o iş.

ulen 2 gün önce bütün aktivitelerini bir başına yapıp arkadaşların tarafından köpek muamelesi görüyordun.

bilemiyorum, aklım almıyor. len şirkette günlük gördüğün adam, 1 günde mi vazgeçtin yani?

işin güzel yanı ise bunu küçük bir kayıpla öğrendim, normalde güvenebileceğim bir insan olduğunu düşünürdüm.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

siyanürle ilgili bir haber araştırıyordum, direk karşıma intihar yardım hattı çıkmaya başlamıştı arama motorunda.

siyanürle ilgili aramaların intihar bağlantısı oldukça yüksek galiba, ciddi ciddi intihar uyarıları vs çıkıyor ekranda.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

son bir senedir evdeki kulaklıklar, bisiklet parçaları, elektronik zımbırtılar vs her neyse fazlalıkları elden çıkarmaya çalışıyordum ve tutulan ürün ya da marka gerçeğiyle bir kez daha karşılaştım.

ulen b marka diğeri kadar tutulmasa da performans olarak c markadan 2 gömlek daha iyi fakat daha ucuz ama millet gene gidip c marka ürünler alıyor.

yani aynı kalite olan ürünlerde de benzer durum var, bilinen ürünün ölüsünü satabiliyorken bilinmeyen ürünü sıfır ayarındayken yarı fiyatına satamıyorsun.

atıyorum fiio amfi ya da shanling ürünler vs satarken hem hızlı hem de daha az zararlarla satarken bilinmeyen ama sağlam ürünleri neredeyse çeyreğini yakın fiyatlara elden zor çıkardım.

bir uğraşta ilerlemek istersem muhtemelen bilinen markalardan devam edeceğim, satma durumunda gerçekten elde kalan çok fazla şeyle karşılaştım.

bisiklet için fazlalık olan sıfır parçalar satıyorum mesela; shimano vs olunca ilanda fazla kalmadan giderken daha az bilinen ürünleri yarı fiyatına satamıyorum.

marka, bilinirlik vs gibi konuların insanların psikolojisi üzerinde etkisi nedir acaba?

neden bazılarımız fiyat performansa bakarken toplumun genel çoğu daha güvenli seçeneklere yönelir?

ya da biraz daha ileri gideyim; neden elma gibi markalar piyasaya herhangi bir şey sürdüklerinde insanlar sorgulamadan tercih ederler?

aynısı samsung ya da başka markalar için de geçerli. değer kaybını konunun dışında tutuyorum. mesela ıp 16 da ekran 60 fps idi, yıla baktığımızda acayip saçma idi fakat satış rakamlarına baktığımızda pek de şey değildi.

ne zaman elma düz modelde 120 ye geçti o zaman kullanıcılar ooo 120 moduna geçti, halbuki 1 sene önce hatrı sayılır bir kesim 60 neyinize yetmiyor diyordu.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 13 / 16
  • Omer @omerf97

    Bknz:Apple. Bir cok konuda muadillerinden geri olsa bile iphone abii yaaaa

  • Ekrem @huseyinekrem

    İnsanların her şeyi öğrenmeye vakti yokta ondan. Bizim anlamlandıramadığımız saçma gibi görünen teknolojik seçimleri biz de kıyafet alırken, mutfak alış verişi yaparken yapıyoruz ama farkında bile değiliz. İlgi alaka meselesi.

    Ama şu var, etrafında bu işlerden anlayan insanlar varken, sorarak iş yapmak yerine kafalarına göre takılan, hatta daha kötüsü; sorduğu halde gidip saçma salak hatalar yapıp tavsiyelere uymayanlar doğal seçilim örneği oluyorlar. Onlara yapacak bir şey maalesef yok.

  • ganiemre @ganiemre

    İnsanlar bilmiyor, bilmedikleri gibi araştırmaya gerek bile duymuyorlar. Moondrop Dawn Pro DAC + Truthear Hexa kulaklık kullanıyorum, ikisinin toplam fiyatı ~10.000 TL. Tüm şarkı arşivim flac, tırt airpods kulaklığı olan ve spotify kullanan arkadaşım "ya sen hala kablolu kulaklık mı kullanıyorsun .s" diyor. Ben buna ne anlatabilirim ki? Ses kalitesi, sahne genişliği anlatıyorsun, bunda uzamsal ses var kafanı döndürdükçe ses farklı geliyor diyor aslşfkzxşvasf

  • oniki @oniki

    'neden bazılarımız fiyat performansa bakarken toplumun genel çoğu daha güvenli seçeneklere yönelir?'

    Mesela omuiliğinizden ameliyat olacaksınız. Bilinen tanınmış konusunda ünlü olan profesöre mi (yani güvenli seçenek) gidersiniz, yoksa yeni çıkmış daha adı duyulmamış ama tabi profesörden ucuza ve parasına göre iyi iş yaptığı söylenen (yani fiyat performans) yeni mezun doktora mı?

    Aynı şey değil ama, sorunun cevabı için yol gösterici olabilecek bir soru.

    • awacs7n @pesatalim

      mantığı anlasam da birisinde hatanın bedeli çok fazla iken günlük hayatta çok fazla toleransımız var.

    • oniki @oniki

      @pesatalim İşin içine konuya yakınlık giriyor. Öreneğin bilgisayarı 'toplama' almak bile ciddi cesaret istiyor, bilmeyen için. Bilen için tam tersi, kendisi değerlendirebiliyor. Zaten konuya hakimseniz markanın bir önemi kalmıyor, ama konuyu bilmeyen için marka demek güvence demek, bilmediği konuda doğru kararı kolayca verebilmek demek. Bir de tabi 'IBM satın aldığı için kimse kovulmamıştır' olayı var, bundan ayrı ama onun da etkisi vardır.

    • awacs7n @pesatalim

      @oniki evet, aslında ilgili düzeyine indirince konuyu bir şeylere bakış açısı da değişebiliyor. ha bu arada yargılamıyorum, yanlış anlamasın kimse lütfen ki anlaşılan ilgimiz olmayan konularda hepimiz buna yakın duruş sergiliyoruz.

      olayın psikolojik kısmını merak ediyorum.

yakın arkadaşlarımdan birisini filmlerdeki gibi dolandırmışlar; mafya, dükkan ortağı vs derken en son güngörenin ortasında arabada ak - 47 silahla tehdit edip toplamda 20 milyona çökmüşler.

olay abisinin birkaç yıl önce ortak bulmasıyla başlıyor; aslında ortaklıktan önce de muhtemel bir samimiyetleri var fakat arkadaşımın gözü bu elemanı hiçbir zaman tutmuyor.

ha bu arada bahsettiğim çocuk lise arkadaşım ve düzgün bir ortamda büyümüş ve düzgün bir insan, abisi hariç ailesinden birkaç kişiyi tanıyorum ve onlar da çok düzgün insanlar. yani öyle mafyayla vs işi olacak tipler değiller, zaten birazdan değineceğiz.

ortaktan devam edelim; anladığım kadarıyla dükkan için alınan ürünler bu ortağın deposunda tutuluyor. burayı aklınızda tutun çünkü depodaki mallardan da dolandırılıyorlar.

gıda sektöründe birden fazla şubeli bir yer ki normalde dükkanın asıl payı bizim arkadaşın abisinde; yani ödemeler vs gibi ana şeyler bizim arkadaşın abisi üzerinden yürüyor.

bu sahtekar ortağın ne halt yediği belli değil, yani güven vermeyen davranışları var fakat arkadaşın abisinin aklına nasıl girdiyse kendine bir şekilde güvendiriyor.

ödemeler, çekler vs derken yanlış anlamadıysam arkadaşın abisine bir şekilde rakamsız çek yazdırıyor. artık kendine mi yazdırıyor ya da arada paravan bir şirkete mi yazdırıyor orasını bilemiyorum, bir şekilde aklına girip ciddi bir miktar hesaptan çıkartabilecek bir plan yapıyor.

bir şeye bulaştığından şüpheleniyor dedik ya; hah işte olay burada patlıyor. artık kumara mı bulaştı neye bulaştı bilemiyorum fakat bir şekilde mafyayı musallat ediyor bizimkilerin başına.

çeki mafyaya bozdurduğundan bahsediliyor çok daha küçük bir rakam karşısında. şimdi siz diyeceksiniz ki sizinkiler ne alaka? hah işte bizimkilerin bir suçu yok ama mafya bu, dinler mi?

gel zaman git zaman musallat olmaya başlıyorlar. para istiyorlar, dükkanın istiyorlar, faiz istiyorlar vs derken artık tehditler vs artıyor ve bizimkilerin tadı ciddi anlamda kaçıyor.

en son güngörenin ortasında minibüsün içinde ak-47 falan çekiyorlar, aileni öldürürüze vs geliyor olay.

lan bankadan çeki iptal edemiyormuydunuz diye sordum; etmek istesek edebiliyorduk da canımızdan korktuk diyor. söylediğine göre mafyanın ana amacı dükkana çökmeye çalışmakmış, gel zaman git zaman dükkanı verin kapansın vs tehdit ediyorlarmış.

çok fazla çözüm aramışlar, bulabildikleri sadece bir çözüm varmış o da daha güçlü bir yerle görüşmek. hatta bir kurum fakat burada kurum ismi vermek doğru olmaz, hani sokakta birisi söylese ertesi gün şafak baskını ile alırlar o derece sakat bir durum.

ha o kurumdan işi çözebilecek birisini bulmuşlar; o da çözerim ama dükkanı isterim gibi bir şey söylemiş.

depodaki malın ödemesiyle ilgili yaklaşık 6 milyon, geri kalan zararla da birlikte yaklaşık 20 milyon dolandırıldılar yani anlayacağınız.

elde avuçta ne varsa vermek zorunda kaldılar mafyaya, yetmedi borcu kapatmak için kredi çektiler arkadaşın söylediği kadarıyla.

hani normalde kolay kolay kimseye boyun eğecek birileri değiller ki bahsettiğim arkadaşın kardeşi falan da ülkede az çok bilinen bir sporcu.

ama can tatlı işte, bakmışlar bunlar insan falan dinlemiyor vermip kurtulmuşlar parayı. çek konularından vs pek anlamıyorum ya da tr de prosedürler ne bilmiyorum fakat söylenilenlere göre böyle bir şey yaşanmış.

çevrenizde de var mı bu tarz şeyler yaşayanlar? ya da aniden bir şeye bulaşanlar vs? özellikle son 10 yılda kumara bulaşıp peşine birilerini takan hatrı sayılır sayıda insan gördüm galiba ben.

ayrıca yok mudur bu tarz durumların basit bir çözümü?

BeğenFavori PaylaşYorum yap