Lihit Lab Teffa Bag in Bag (A4) İncelemesi

Herkese selamlar. İçinde bulunduğumuz salgın şartlarından dolayı günlük olarak yanımızda taşıdığımız eşyalara kolonya, dezenfektan, hijyenik mendil, maske gibi yenileri eklendi. Haliyle çantalarımız bir hayli kalabalıklaştı. Öyle ki emektar Columbia sırt çantam sağ askılığın dikiş kısmından kendini salıvermeye başladı geçtiğimiz ay. 😒

Laptop, defterler, kitaplar, tezler, makaleler, kalemler, şarj aletleri, kulaklık ve daha sayamadığım bir sürü ıvır zıvır arasında aradığım şeyleri de bulamamaya başlamıştım son zamanlarda. Neredeyse 2 günde bir online bir toplantı oluyor ve geç kalmamak için toplantıdan 15-20 dakika önce çantayı açıp ihtiyacım olan şeyleri bulup masaya koyuyordum. Şöyle elimi attığım anda kapabileceğim ve içinde ihtiyacım olan her şeyin olduğundan emin olabileceğim bir minik çantam olsa fikri iyiden iyiye beynimde yankılanmaya başlamıştı. Hayret ki aynı şeyi hocam da düşünüyormuş. Evde balkon - mutfak arası bir yerde çalışıyor ve tabiri caizse her şey her yerde. Kendisine Teffa Bag in Bag'den bahsettikten 15 dk sonra amazon.com.tr'den siparişi vermiştik. 😄

Biraz uzun bir girizgah oldu, özür dilerim. Sadede geleyim.

Lihit Lab Japonya'nın bağrından kopup gelmiş ve çanta, kalemlik, defter kılıfı vb. minvalde muhteşem ürünleriyle tanınan güzide bir firmamız. Teffa kalemliğini birkaç aydır kullanıyorum ve kalitesi cidden çok iyi. Teffa Bag in Bag ise adı üzerinde başka çantaların içerisinde taşınmak üzere tasarlanmış bir çanta düzenleyici. A4 ve A5 boyutlarında iki çeşidi ve birçok renk seçeneği mevcut. Kaliteli polyester malzemeden üretiliyor ve işçiliği üst düzeyde.

Ben stealth bir duruşu olan koyu gri-siyah eşyalara karşı zaafım olduğu için siyah rengi, boyut olarak da laptopumu da koyarım düşüncesiyle A4 olanını tercih ettim. Ana bölme dışındaki en büyük bölme A5 boyutlu defter-kitaplarınızı veya tabletinizi rahatlıkla alabiliyor. İnce şarj aletlerinizi de belki buraya koyabilirsiniz. Bunun dışında birer adet A7 ve B7 boyutunda cırtcırtlı göz bulunuyor. Powerbank, küçük not defteri veya hesap makinesi gibi şeyler için ideal. Bir de genişlik olarak B7 ancak uzunluk olarak daha büyük olan bir göz daha var, buraya ne koyacağıma hala karar verebilmiş değilim. Çantanın yapısı gereği kalın şeyler koyamıyorsunuz. Şekli şemali biraz kayıyor ve cırtcırtlar bazen açılabiliyor çok zorlarsanız. 3 adet kalem gözü var. Dışardan bakıldığında geniş gibi gözükse de kullanılan malzeme kalın olduğu için resimdeki Tikky 3 in 1 ancak sığıyor. Dolma kalem gibi kalın kalemler ise sığmıyor maalesef.

Bütün göz ve bölmelerin iç kısmı kahverengi. Tüm renk seçeneklerinde durum  böyle. İlk başta biraz yadırgasam da kullandıkça bunun doğru bir tercih olduğu kanısına vardım çünkü günlük kullanımdan ileri gelen lekeleri güzel gizliyor.

A4 boyutlu çantaya 14" laptoplar sığabiliyor. A5 boyutlu olana ise tabletlerinizi rahatlıkla koyabilirsiniz. Bu ana bölmeler içerideki eşyaları koruyan 'cushion' dediğimiz yastıklarla desteklenmiş, dolayısıyla içiniz rahat oluyor. Bu bölmeye pek tabii büyük defter veya benzeri şeyler de koyabilirsiniz. Çift fermuarlı bir yapısı var ve 180 derece açılarak içeridekileri rahatça görüp almanıza olanak veriyor.

Çantanızı organize etmenin yanı sıra benim gibi sık sık çanta değiştiren biriyseniz Teffa'yı alıp kullanacağınız çantaya koyduğunuzda en gerekli şeyleri yanınıza almış oluyorsunuz; bayağı vakit ve emek tasarrufu sağlıyor. İlla çanta içinde taşımak zorunda da değilsiniz. Tek başına da gayet kullanışlı oluyor ve çok şık duruyor. Son birkaç gündür böyle kullanıyorum, inşallah ileride öğretim üyesi olursam bunu alıp derse gitmek hayalim. 😄

Sonuç olarak işlevini yerine getiren ve bunu yaparken şıklıktan ve dayanıklılıktan ödün vermeyen bir ürün. Lihit Lab ürünleri genelde 15-20 dolar bandında oluyor. Teffa Bag in Bag de 15 dolarlık bir ürün. Ancak ülkemizde maalesef yok. Amazon sağ olsun Amazon Germany üzerinden getiriyor. Kargo ve gümrükle birlikte 230 liraya satın aldım ve 10 günde elime ulaşmıştı. Böyle bir ürüne ihtiyacınız varsa gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz.

Amazon olmasa şu ürünleri ancak yurtdışına gittiğimizde veya giden arkadaşlarımız aracılığıyla alabilecektik. Amazon ❤

"Teknoseyir'de bir başka incelemede görüşmek üzere..."

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Siege Survival : Gloria Victis (FishTankStudio - 2020)
Ortaçağ döneminde kuşatma altındaki bir kalede sivilleri kontrol ederek hayatta kalmaya çalıştığımız kaynak yönetme oyunu olan Gloria Victis, hikaye bakımından ilgimi çeken bir oyun oldu. İki karakter ile başladığımız oyunda önce içerisine sığındığımız kalenin harabelerinde ardından da geceleri gizlice girdiğimiz yağmalanmış şehirde erzak ve malzeme arayışındayız. This War of Mine kafasında olan oyun, içerisinde sığındığımız kaleyi geliştirmenin yanı sıra şehri savunan tabyamıza da sürekli kaynak göndererek var olan savaşı kazanmaya çalışıyoruz. Geceleri sessiz bir şekilde girdiğimiz yağmalanmış şehirde envanter kontrolümüzü dikkatli yaparak ve devriye atan askerlerden saklanarak veya savaşarak topladığımız malzemeler ile kalemize dönmeye çalışıyoruz. Hikaye içerisinde yer yer karşımıza çıkan diyalog seçenekleri ile hikayeye az da olsa etki edebiliyoruz. Bu etki This War of Mine ile aynı kafada bir etki, yani bir karakterle ticaret, yardım veya saldırma arasında seçenek oyuncuya kalmış. This War of Mine'dan ayrılan bir diğer kısım ise gündüzleri kalenin içinde olmak her zaman güvenli değil. Zaman zaman top ve ok atışları ile kaleye saldırılar düzenleniyor. Saldırılar kale içerisinde yapılarınızı yıkabiliyor, karakterlerinizi yaralayabiliyor hatta öldürebiliyor. Hikayesi için tavsiye edebileceğim bir oyun.

-Dil seçenekleri arasında Türkçe bulunuyor, ancak hala çevrilmemiş bazı kısımlar mevcut. Final sürümünde bu eksik kısımların çevirisinin tamamlanacağını düşünüyorum.
-Steam üzerinde Prologue kısmını indirip deneyebilirsiniz. 5 GB yer isteyen oyun yaklaşık 4 GB indirme yapıyor.
-Oyunun ana hikayesinin haricinde kendi hikayenizi yazma modu final sürümünde yer alacak.
-2020 içerisinde final sürümünün yayınlanması planlanıyor.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

1More Quad Driver E1010 Kulaklık İncelemesi

Bir süre önce tease ettiğim 1More Quad-Driver E1010 kulaklığın incelemesini sonunda yapabiliyorum 🙂

En baştan audiophile falan olmadığımı söyleyeyim. Elimden onlarca yüzlerce kulaklık geçmedi. Ancak günde birkaç saatimi müziğe ayırdığımı ve dışarı çıktığımda  kulaklığı kulağımdan çıkartmadığımı söyleyebilirim. Yani çok müzik dinliyorum ve buna göre yorum yapacağım.

1More ülkemizde pek duyulmamış bir marka. Bundan dolayı satışları düşük. Ancak buna rağmen Türkiye'de agresif bir fiyat politikası izliyorlar. Yurtdışında 150-170 dolar arası satılan bu kulaklık Türkiye'de 699TL. Evet sonda söyleyeceğimi başta söylemiş oldum, ancak bu kulaklığı alırken kararımı etkileyen şey bu özel fiyatlandırma oldu. İthal ürünlerin fiyatlarını hesaplarken doları 10 olarak almaya başladığımız bu dönemde bu markanın izlediği politika gerçekten beni mutlu etti. Ve aynı zamanda ülkedeki pahalılığın sadece kur ve vergiyle de açıklanamayacağını gösterdi. Kulaklığı satın almadan önce okuduğum incelemelerde; Türk audiophile forumlarında bu kulaklığın 1000 liranın üstündeki rakiplerini eze eze geçtiği yorumlarını gördüm. Yabancı forumlarda da 200-250 dolar bandındaki kulaklıklarla yarıştığına dair yorumlar okudum. Gördüğüm her şey bu ürünün US fiyatıyla dahi bir F/P kulaklığı olduğunu söylüyordu ki TR'ye geldiğinde F/P oranı 2-3 katına falan çıkıyor fiyatlandırmasından dolayı. Açıkçası bu fiyatta bir kulaklık almayı hiç düşünmüyordum ancak F/P oranının bu kadar yüksek olması bütçemi çok fazla aşıp satın alma kararı vermemi sağladı.

İncelemeye geçmeden önce satın aldığım yeri de söyleyeyim. Miuimarket'ten aldım. Kargo sürecinde bir sıkıntı yaşamadım. Oldukça hızlıydı. Pakete sağlam koruma yapmışlar, birkaç tane de kahve eklemişler sağolsunlar 🙂 https://market.miuiturkiye.net/one-more-E1010

  • Frekans Aralığı: 20-40.000 Hz
  • Hassasiyet: 99dB
  • Empedans: 32Ω
  • Sürücü Sayısı: 4 Driver - Diamond-like Carbon
  • Bağlantı: 3.5mm Gold Plated
  • Kablo: 1.25m Oxgyen Free Copper
  • Ağırlık: 18.5g
  • Rated Power: 5 mW
  • Hi-Res: Certified

1More E1010'un kaliteli bir şey çıkacağını daha kutusunu gördüğünüzde anlıyorsunuz. Gerçekten özenilmiş ve hiçbir şey eksik bırakılmamış bir kutu. Mıknatıslı kapağı var.

Kapağı açınca sol tarafta çizimler sağ tarafta ise kulaklık ve aksesuarlar bizi karşılıyor.

Kulaklığın kendisine ek olarak deri kılıf, uçak yolculukları için aparat, 3,5mm jack'tan 2,5'a dönüştürücü aparat ve kulaklığın kablosunu kıyafete tutturabilmek için klips çıkıyor. Deri kılıf gerçekten çok başarılı. Oldukça sert bir yapıda, dayanıklı olduğunu belli ediyor ve hiç kokusu yok.

Kulaklığın üstünde 1 çift silikon kulaklık başlığı mevcut ve buna ek olarak 8 çift yedek başlık daha geliyor. Bunlardan 3 tanesi foam, 5 tanesi silikon. Silikon olanların ortalarında fotoğrafta görebileceğiniz üzere koruma için ek kısım var. Bir kulaklıkta ilk defa gördüm ancak mantıklıymış. Kulaklığın içinin kirlenmemesi için güzel bir detay. Foam olanlarda yok

 

Son olarak kutudan kullanım kılavuzları ve bir adet 1More çıkartması çıkıyor.

Kulaklığın jack'ı altın kaplama ve L şeklinde. Kulaklığın üstünde 3 tuşa sahip kontrol kumandası mevcut. Bu tuşlara üst ve alttaki tuşlar ses artırma/azaltma işlevine sahip. Ortadaki tuş tek basış için durdurma/oynatma, çift basış için sonraki şarkıya geçme ve 3 basış için bir önceki şarkıya dönme işlevlerine sahip. Aynı zamanda bu tuşla gelen aramaları da cevaplamayı sağlıyor. Kulaklığın mikrofonu da var.

Fotoğraflarda ne kadar gözüküyor bilmiyorum ancak kablosu yarı saydam. İçindeki kablolar gözüküyor. Hoş bir bordo/lacivert rengi var. Kablonun bir garip olduğunu söylemeliyim. Şu ana kadar kullandığım hiçbir kulaklığa benzemiyor. Aldığı şekli kaybetmemek için direnen bir kablo 🙂 Yine de pek fazla dolaşmıyor, kabloyu çözmeye uğraşmıyorsunuz. Bu ikisi aynı anda nasıl oluyor anlamadım şahsen. 1More kabloyu Oxygen-Free Copper olarak belirtmiş.

Kulaklığın kendisi, kontrol kumandası, jack'ı tamamen metal malzemeden. Alüminyum olabilir emin değilim ancak kaliteli olduğunu bağırıyor. Ve kulaklığın biraz ağır olduğunu söyleyebilirim.

Ses deneyimlerine geçmeden önce son olarak kulaklık başlıklarına değinmek istiyorum. Burada ilginç bir durum mevcut. Bugüne kadar kullandığım kulaklıkların hepsinin başlıkları benzerdi. Ancak bu kulaklıkta farklı. Buna sebep olan şey ise kulaklığın ses çıkış kısmının çok büyük olması. Aşağıdaki fotoğrafa bakınca sanırım ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Ve aşağıdaki fotoğrafta da Xiaomi Hybrid Pro HD modeli ile yan yana karşılaştırması var. (Bu fotoğrafta foam uçlar takılı ve foam'lara ortamdaki tüm toz resmen yapışıyor)

Gördüğünüz üzere ses çıkış ızgarası anormal diyebileceğimiz seviyede. Aslında kulaklığın ses çıkış şiddetini görünce neden böyle yapıldığını anlıyorsunuz ancak bu durum bende şöyle bir şeye sebep oldu, foam uçlar kulağımı ağrıttı. Silikon uçlarda böyle bir rahatsızlık durumu yok ancak foam'larda rahat edemedim. Fazla büyük kaldılar. İlk başta rahatsız etmiyor ancak 1 saat gibi bir süre taktığımda ağrıtmaya başlıyor. Merak edenler için foam uçları kullandığımda seste belirgin bir değişiklik fark etmedim. Zar zor hissedilebilecek şekilde tizleri biraz emiyorlar ve basslar azıcık daha fazla gibi ancak bunu normalde fark etmek pek mümkün değil. İki başlıkla da ardarda denemeler yaptığınızda ancak fark edilebiliyor ve varla yok arasında diyebilirim.

Uzunca bir yazı olacak olan ses kalitesi kısmına geçmeden önce son olarak Xiaomi Hybrid Pro HD ile yan yana fotoğrafları:

Kulaklığı ilk takıp müziği başlattığımda "bu nedir?" şeklinde tepki verdim. Hiç de bu para edecek kulaklık değil gibiydi. Ses seviyesi ve ses kalitesi olarak önceki kulaklığımdan farkı yok gibiydi. Ancak almadan önce bolca inceleme okuduğum için buna hazırlıklıydım. Bu kulaklığın burn-in'e ihtiyacı var. Daha önce hiçbir kulaklıkta görmediğim kadar. Çünkü şimdiye kadarki kulaklıklarımda burn-in'in çok az etkisini görmüştüm ancak bu çok farklı çıktı. -Burn-in'in ne olduğunu bilmeyenler için kısaca, kulaklıkların tam performansına ulaşması için bir süre çalışmaları gerekir. Bu sürece burn-in deniyor-

Burn-in yapmam gerektiğine hazırlıklıydım ancak bu kadar yapılması gerektiğini tahmin etmemiştim. Toplamda 50 saat kadar burn-in yaptım. Tabi 50 saat kesintisiz müzik çalmak kulaklık için pek sağlıklı olmadığından dolayı 1-2 saatlik aralıklarda kulaklığı 15 dakika kadar dinlendirdim. İlk önce daha düşük ses şiddetinde başladım ve süreç ilerledikçe ses seviyesini yükselttim. Toplamda 1 haftamı aldı bu süreç. Ve her aşamasında kulaklıktaki değişimi gördüm. Şöyle desem yalan olmaz, kulaklığı ilk kullandığımda benim için 200 liralık bir kulaklıktı, şu an ise parasının çok üstünde bir yerde 🙂

Kulaklığın ses performansı tek kelime ile inanılmaz. Ses profili tam dengeli. Ne bass'lar önde, ne tizler önde, ne midler önde. Her şey olması gerektiği gibi. Bunda muhtemelen 1 adet Dinamik Diamond-like Carbon sürücü ve 3 adet dengeli armatür olmak üzere toplam 4 sürücülü olması da etkili, Quad-Driver ismi de buradan geliyor. Hiçbir şey geride kalmıyor. Özellikle test için kullandığım bir parça var, maalesef kime ait olduğunu bilemiyorum çünkü Track 17 diye ismi var 🙂  Shazam falan da bulamadı. Her neyse, bu parçanın özelliği her şeyi içinde barındırması. Aşırı tiz, aşırı bass ve en önemlisi aşırı hızlı olması. Bu parçayı 1More ile dinlerken şunu fark ettim, Xiaomi bu parçayı çalamıyormuş. Şarkının bir yerinde ardarda ve gittikçe hızlanarak vuran bass sekansı var. İki kulaklığı ardarda takarak o sekansı dinlediğimde şunu fark ettim, 1More o sekansı 1x hızında geçiyorsa Xiaomi o sekansı 0.75x hızında geçiyor. Ve Xiaomi'de o yavaşlığa rağmen bas vuruşları birbirine karışırken 1More'da hepsi tek tek vuruyor. Yani Xiaomi'nin sürücüleri yeterince hızlı değilmiş. Elbette bunu 1More'u deneyene kadar anlamamıştım.

Bu bir bass kulaklığı değil. Ancak bassları yetersiz değil. Bazı şarkılarda kulaklığın titrediğini söylesem sanırım anlaşılır bass seviyesi. Ancak bu bass'ı sadece gerektiğinde veriyor. Şarkı bunu gerektiriyorsa. Her şarkıyı dinlerken kesintisiz gümbür gümbür bass beklemeyin, bu kulaklıkta hormonlu bass yok, ki öyle olması zaten tercih edilmez çünkü bass'lar, mid ve tizleri yok eder. 1More E1010'da her şey dengeli ve tamamen şarkıya göre. Ancak; şarkıda bass'ın ortalığı dağıtması istenmişse evet o bass'ı kafanıza kafanıza vuruyor. Bunu da tizleri ezmeden yapıyor. Taylor Swift'in Look What You Made Me Do parçasında basslar vururken sanki biri beynimi dürtüklüyormuş gibi hissettim. Bir yerde kulaklık öyle bir titredi ki kulağımdan dışarı doğru kaydı... Aynısı tiz için de geçerli. Şarkıda tizin ortalığı dağıtması istenmişse bu sefer kulağınızı çınlatacak kadar o tizi bir çakıyor ki sesi azaltma isteği duyuyorsunuz. Yellow Claw'ın DJ Turn It Up parçası da güzel bir test parçası oldu. Bir ara verdiği tiz yüzünden kulaklığın sürücüsü falan patladı sandım. Bunu yaparken bass'ı da gümbürdetebilmesi ayrı bir meziyet. E1010 şarkı ne istiyorsa o tarafa rahatça gidebilen bir kulaklık.

Bu kulaklığın bir incelemesinde şöyle bir cümle okumuştum, ki kulaklığı kullanmaya başlayınca hak verdim. "Bass, mid ve tiz'i yürüyen insan olarak düşünürsek, bugüne kadar kullandığım kulaklıklarda hepsi arka arkaya yürüyordu. Örneğin en önde yürüyen bass, arkasında tiz, en arkada ise mid var. 1More E1010'da ise bu 3 adam da yan yana yürüyor sanki. Bass, mid ve tizlerin aynı anda kulağıma geldiğini hissediyorum." Bu yoruma daha fazla katılamazdım. Kulaklıkta her şey mükemmel ve hiçbir şey birbirinin üstünde değil. Müzik keyfimi en çok artıran şeylerden biri de bu oldu. Bu arada 1More bu kulaklığın tune'unu Grammy ödüllü Lucas Bignardi'ye yaptırmış. Ses kayıt mühendisi.

Eğer gümbür gümbür bass isterseniz equalizer ile bunu kolayca yapabilirsiniz. Equalizer'a çok müsait, esnek bir kulaklık. Güzel tepki veriyor, nereye çekerseniz oraya hiç nazlanmadan gidiyor, ancak bunu da burn-in'den sonra yapıyor, belirteyim. Elbette buradan değinilmesi gereken en önemli konuya geliyoruz. Bu kulaklığı sürmek her cihazın harcı değil.

Ses performansı için çift dac'a sahip olan Meizu 16th telefonum var. Kulaklığı sürebildi. Hatta şunu söylemeliyim, normalde hep son ses dinlediğim ve ses seviyesi yetersiz gelen müzikleri bu kulaklıkla son seste dinleyemedim. Ses şiddeti çok yüksek. Kesinlikle memnun kalırsınız. Ancak Meizu 16th bu kulaklığı sürebilse de net şekilde sınırda olduğunu hissettiriyor. Özel bir ses çözümüne sahip olmayan bir telefon bu kulaklığı süremez.

Kulaklığı bilgisayara bağladığımda ses seviyesinin çok daha yüksek olduğunu ve bassların da daha yüksek olduğunu gördüm. Son seste değil bir altında bile dinlemek mümkün değildi. Adamı sağır eder. Yine de o seste dahi basslarda bozulma yoktu. Ama Meizu'da equalizer ile ekstra bass verince son seste bass bozulması duyuluyor. Aynı şekilde eğer ses seviyesi(Zaten fazla yüksek olmasına rağmen) daha da artırmak isterseniz sesler bozuluyor. Ancak PC'deki ses seviyesi bundan çok daha yüksek olmasına rağmen bozulma yok.

Bu tabloya göre Meizu kulaklığı süremiyor diyebilirdik ancak Meizu'da dahi son seste birkaç dakikadan fazla dinlemek mümkün olmadığı için Meizu sürebiliyor diyebilirim. Ancak tekrar vurgulamak istiyorum, sınırda. Ya Meizu gibi ya da LG gibi özel bir ses çözümüne sahip telefonunuz yoksa bu kulaklık size göre değil. Ya da harici dac ile kullanmanız gerekir. Şahsen LG v60 gibi bir telefonum olsa bu kulaklıktan daha çok performans alacağımı hissediyorum ancak bu hali de tamamen yeterli son seste zaten dinlemek mümkün olmadığı için... Bu arada bilgisayarımda Asus ROG Strix X570-F anakart var ve özel ses çözümü var. Standart Realtek çipi değil. Okuduğum bazı incelemelerde standart dizüstü bilgisayarların bu kulaklığa yetersiz geldiğini yazmışlardı.

E1010'da beni en çok şaşırtan şey açıkçası ses şiddeti oldu. 99dB, 32 ohm ve 5mW çıkış gücü olduğu belirtilmiş teknik özelliklerinde. Ve bu değerler önceki kulaklığım olan Xiaomi Hybrid Pro HD ile kağıt üzerinde aynı. Hatta ses frekans aralığı bile aynı. Ancak ses şiddeti arasında dağlar var diyebilirim. Audiophile değilim, teknik özellikleri aynı gözükmesine rağmen bu fark niye mevcut hiçbir fikrim yok ancak teknik özelliklerin çok da bir şey ifade etmediğini anlamamı sağladı. Xiaomi ile Spotify'da müzik dinlerken ses şiddeti az gelirdi. Yükseltmenin yollarını arardım, equalizer bile çok etki etmezdi. Bunda ise -daha önce on kez dediğim gibi- son seste dinletmeyecek kadar yüksek.

Spotify'da böyle bir fark oluşmasına şaşırdım çünkü Xiaomi ile harici bir player'la (Jet Audio ve Poweramp) dinlerken ses seviyesi düşük gelmiyordu, sadece Spotify yetersizdi ve ben bunu doğal olarak Spotify'a bağlıyordum. Ama demek ki kulaklıktanmış. Bu bağlamda harici player'lardan ziyade Spotify'daki müzik kalitesinin daha çok arttığını söylemem yanlış olmaz. Çünkü -hazır olun- Spotify'daki ses seviyesi şu an harici player'lardan daha fazla. Yani Xiaomi ile olanın tam tersi bir durum oluştu. Spotify'ın kulaklığın değerlerini algılayıp ona göre ses verdiğinden şüphelenmeye başladım. Teknik açıklamasını ben de çok merak ediyorum.

Yazının son kısmına doğru gelirken bu kulaklığın aslında eksi olmayan bir dezavantajını söylemek istiyorum. Eskilerden gelen bir mp3 müzik arşiviniz varsa durum kötü demektir. Kulaklık müzikteki her bir detayı sonuna kadar veriyor. Daha önce duymadığınız notaları, duymadığınız enstrümanları duymanızı sağlıyor. Ancak eğer ki şarkı dosyası kötüyse, onun da her bir detayını veriyor. Böyle birkaç parçam vardı, 128-192kbps mp3'ler. Xiaomi ile bir sorun olmazken bu kulaklıkta kalitesizliği iliklerinizde hissediyorsunuz. Özellik kasabın elinden çıkma bir şekilde bilgisizce 128kbps'ye downgrade edilmiş parçalarınız varsa bunları en kısa zamanda değiştirmelisiniz. Her bir bozulmayı kulaklık size aktarıyor. Düzgün 320kbps mp3'lerde hiçbir sorun yok ama. Evet bu kulaklığın hakkı flac şarkılar olabilir ancak bu kesinlikle "mp3 veya Spotify dinlenmez" demek değil. Eğer mp3'leriniz kaliteliyse hiç sorun yok. Eğer benim gibi eskilerden kalma 128-160-192kbps biçilmiş mp3'leriniz varsa en azından 320kbps olanlarıyla değiştirmelisiniz veya Spotify'a geçirmelisiniz. Flac şarkılarınız varsa onları da elden geçirmeniz gerekebilir. Benim bazı flac şarkılarım vinyl yani plak kayıttandı. Xiaomi'de bir sorun yoktu ama bunda plak'ın dönme sesine çok benzeyen bir dip ses duymaya başladım 🙂 Onları da dijital olanlarla değişeceğim mecburen.

Sanırım kulaklık hakkında söylenebilecek her şeyi söyledim. Gerçekten beni çok memnun eden bir ürün oldu. Kırdığım tek puanı kablosunun değişmemesinden kırıyorum. Ancak değişen kabloya sahip kulaklıklarda da kontrol çubuğu ve mikrofon genelde olmuyor. Bana da kesinlikle gereken bir şey kontrol kısmı. Çünkü kulaklığı çoğunlukla otobüste ayakta veya yolda giderken kullanıyorum, ki şarkıları değiştirebilmek için habire telefonu çıkarmak zorunda kalmak eziyet gibi. Zaten bu kalitede bu fiyat seviyesinde olup çıkarılabilen kablolu kulaklık da yok. Yine de çıkarılabilir olmayan kablo bir eksiklik midir evet.

Bu kulaklığı kimlere tavsiye ederim?

  • Müziğin hayatınızda önemli bir yeri varsa
  • LG V60 veya Meizu 16th gibi özel ses çözümüne sahip telefonunuz varsa
  • Böyle bir telefonunuz yoksa, eğer harici DAC alıp kullanabileceksiniz
  • Bilgisayarda kullanma niyetindeyseniz, PC'nizin veya laptop'ınızın iyi bir ses kartı varsa. (Laptop kısmında özellikle dikkat edin, bu kulaklığı süremeyen laptoplar olduğunu okudum)
  • 699TL bütçeniz varsa (Xbox Gamepad'in 600TL, bir oyunun 500TL olduğu şu günlerde bir kulaklık için 699TL pahalı sayılmaz kimse kusura bakmasın)

Sorularınız varsa alabilirim.

Dipnot: Kulaklıklar söz konusu olduğunda hifi forumlarında özellikle kulaklığın karakteristiği tartışma konusu olur ve kulaklığı alacak insanlar için bir kriterdir. İncelemede kulaklığın karakterine özellikle değinmedim, ancak dikkat ederseniz üstüne basa basa denge kulaklığı olduğunu belirttim. Buna değinmeme sebebim şu; "kulaklığın başarılı ve başarısız olduğu türler" şeklinde bir ayrımı bu kulaklıkta yapmak çok zor. Dengeli bir kulaklık ve ağır bastığı bir müzik türü yok. Esnek bir karakteri var ve parça neyi istiyorsa o tarafa doğru hemen kayan bir kulaklık.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 11 / 35
  • Muhammet Aktaş @muhammet-aktas

    Emeğine sağlık ve güle güle kullan 😎🖐🏻

  • Ali Poscu @ali-poscu

    Mikrofon ses kalitesi nasıl ? Burn-in hakkında bilgi verir misiniz almayı düşünüyorum ama o kadar saat açık mı kalacak siz 2 saat de 1 mola verdim vs yazmışsınız gece falan kalkıp onla mı ugraşacaz ? (Bu arada kulaklığı sipariş ettim yazınızdan sonra)

    • reducto @protego

      Mikrofonunu hala denemiş değilim 🙂 Covid sağolsun dışarı çıkmayınca mikrofonu da kullanamadık 😀 Burn-in'in nasıl yapılacağını çok kafaya takmaya gerek yok öyle keskin bir "yapılması gereken" listesi yok aslında. Gece bırakmaya da gerek yok gündüz yapın. Kendi programıyla da olur kendi şarkılarınızla da. Önemli olan 40-50 saat boyunca, kısık sesle başlayarak yavaş yavaş sesi artırarak şarkı çaldırmanız. Aynı şarkı da olmasın bi liste açın çalsın dursun. %20-%30 seste başlayabilirsiniz. 1-2 saat çaldıktan sonra biraz dinlendirmek iyi olur. İlk 10 saat %20 seste, ikinci 10 saat %40 seste, üçüncü 10 saat %60 seste... şeklinde gidebilirsiniz. Yaklaşık 1 hafta böyle burn-in'e gider

  • Ali Poscu @ali-poscu

    İyide burda önemli olan süreklilik degil mi? Gece kapatsam bu sefer sabah tekrar parçalar sogumuş olacak ve baştan başlamış oluncak.. bilmiyorum ben yav nette falan da bulamadım bişey ilk defa duydum 😂
    Mikrofonu da pubg için çok önemli benim için umarım iyidir

  • Ali Poscu @ali-poscu

    Tamam işte bakır yansın diye uzun çalıştırmak gerekmez mi gece dursam sabaha gene sogur. Yada aynı şekilde esneme tam olması için.. mikrofon nasıl bozuk mu hala mı denemedin😂

Ubuntu 20.04 Focal Fossa İncelemesi

Merhaba, sizin için Ubuntu 20.04 üzerindeki deneyimlerimi paylaşmak istedim. Kişisel olarak 4 yıldır kendi sistemimde Linux dağıtımlarını kullanıyorum. Zaman zaman deneysel girişimlerim olsa da kişisel bilgisayarımda yaklaşık dört yıl boyunca Ubuntu 16.04 kullandım. 16.04' ün sorunları olsa da Ubuntu'nun daha sonradan Gnome arayüzüne geçmesi beni yeni ubuntu sürümlerinden uzun süre itti. Gnome'un iyi bir arayüz olduğunu biliyordum. Ancak 18.04 sürümünden sonra Ubuntu'da bulunan tam olmuş bir işletim sistemi hissi gittiğini ve deneysel basit dağıtımlardan birine döndüğünü düşünmeye başladım. Bu nedenle uzun süre yeni Ubuntu sürümlerinden uzak durdum.

Ubuntu ve Gnome birlikteliği, uzun süredir Ubuntu 16.04 kullanan biri olarak beni ikna edebilecek seviyeye gelmiş görünüyor.

Neden Ubuntu 16.04' ten vazgeçtim?

Gnome arayüzünün Unity'e oranla çok daha sorunsuz ve performanslı olduğunu biliyordum. Ayrıca Ubuntu 16.04' ün kullandığı kernel artık eskimişti. Sistem artık eski olduğunu bana hissettiriyordu. Performans ise tatmin edici değildi. Sistem geç açılıyor, geç kapanıyor, uykudan çok zor uyanıyordu.

Ubuntu 16.04 sistemimin dosya düzeninin oldukça karışması, performansının yetersiz gelmesi sebebiyle işletim sistemimi güncellemeye karar verdim. Bu süreçte başka dağıtımlara geçmeyi de düşündüm. Ne var ki cihazımda oldukça fazla dosya ve devam eden projeler olduğundan böyle deneysel bir geçiş yapmayı uzunca bir süre erteledim.

Ubuntu 18 ve 19 sürümleri denemiştim ve verdikleri deneyimi beğenmemiştim. Bu nedenle 16.04 üzerinde idareten yaşamaya devam ettim. Ubuntu 20.04' ün beraberinde getireceği arayüz güncellemeleri ile dikkatimi çekmesi sonucunda yeni sürümü beklemeye koyuldum.

Ubuntu 20.04 Focal Fossa Deneyimlerim

Yeni sürümü kurduktan ve ilk açılıştan sonra ayarları kurcalamaya başladım. Burada oldukça değişiklik yapılmış ancak eski hali gnome-control-panel çok daha iyiydi. Ancak detay seviyesi ona oranla çok artmış. En çok öne çıkan özelliklerinden biri ise karanlık temanın gelmesi. Ubuntunun yeni görünümünü ve simgelerini oldukça şık buldum.

14 inch dizüstü bilgisayarımda 1080p ekran var ve yazılar oldukça küçük görünüyor. Bu nedenle önceden ekran olçeğini 125% olarak ayarlıyordum. Bu sayede deneyimim çok daha kullanışlı oluyordu. Ancak 20.04' ün bana sunduğu 125% ölçekleme ile her şey o kadar büyük oluyordu ki, 100% ile kullanmak zorunda kaldım. Görüntü ile ilgili daha detaylı düzenlemeler için gnome-tweaks kurdum. Burada font scale i 1.25 yaparak istediğim sonucu elde ettim ve uygun bir görünümü elde etmeyi başardım.

Gnome tweaks ile şu değişiklikleri yaptım;

  • Pencere butonlarını alışkanlıklarımdan dolayı sol tarafa aldım.
  • Font Scaling Factor ayarını 1.25 e ayarladım.
  • Uzantıları etkinleştirdim

Bilgisayarımın deneyimini özelleştirmek ve Gnome'un bir çok istemediğim özelliğinden kurtulmak için uzantılar araştırdım.

Yüklediğim uzantılar

  • Unite: Unity'de en sevdiğim özellik bir pencerenin tam ekran olduğu zaman menüsünü ve butonlarını durum çubuğuna taşımasıydı. Bu uzantı tam olarak bunu sağlıyor. Oldukça iyi çalışıyor.
  • Animation Tweaks: Pencere animasyonlarını değiştirmeyi sağlıyor
  • GSConnect: Tek başına incelenmesi gereken çok etkili ve başarılı bir eklenti. KDE Connect özelliğini Gnome' a getiriyor. Bilgisayarınız ve telefonunuzu tam anlamıyla eşliyorsunuz. Kesinlikle deneyin.

Gnome üzerinde yaptığım müdaheleler ile sistemi istediğim noktaya getirdim ve kullanmaya başladım.

Ubuntu 20.04' ü kullandığım arayüzüm

 

Performans

Ubuntu 20, 16 ya göre çok daha hızlı çalışıyor. Üstteki resimde görünen programlar açıkken ortalama %5-10 arası değişen CPU kullanımı ve 3.1 GiB Ram kullanılıyor. (Ram kullanımını azaltmak için Snap Store uygulamasını sistemden kaldırabilirsiniz. Bu durumda kullanım 2.8 GiB' e düşüyor).

Ubuntu, Nvidia 940MX grafik kartım için Noeveu driver'ı otomatik olarak kurdu. Sistem genel olarak Intel Graphic üzerinde çalışıyor ancak istediğiniz bir uygulamayı sağ tıklayarak dedicated GPU ile başlatabiliyorsunuz.

Ubuntu 16.04 Intel Graphic ile Minecraft'ta ortalama 23 FPS sunarken, şuan yine Intel Graphics ile sabit 60 FPS alabiliyorum. Bunun neden kaynaklandığını hala anlamadım.

Performans konusunda cidden bir sıçrama yaşadığımı söyleyebilirim.

Uygulama Kurma ve Paket Yönetimi

Ubuntu Uygulama Mağazası snap paketlerinden oluşuyor. Arayüz olarak pek iyi olmasa da içerik olarak oldukça genişlemiş. Ancak ben yine de Ubuntu Software Store ve Snap uygulamalarını sistemimden kaldırdım. Bunun yerine apt aracını ve .deb dosyalarını kurmak için gdebi paketini kullanıyorum. Bence bu sistemi gereksiz yükten kurtarıyor.

Genel olarak Ubuntu 20.04 eksiklerine rağmen gayet iyi bir dağıtım olmuş. Gnome arayüzünün son derece özellştirilebilir olmasıdan dolayı, kendi istediğiniz hale getirebilirsiniz. Bu nedenle denemenizi tavsiye ederim. Bilgisayarlarınızı gerçekten kullanmanın zevkini aldıktan sonra GNU/Linux ile derin bir bağ kuruyorsunuz.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 8 / 11

İstek üzerine Teknoseyir 2020 İmsakiye 🙂 @temp

Not: "Teknosahur" Levent abinin söylediği bir sözdür. Geçmiş senelerin gündemlerinin birinde söylemişti. Bulan olursa link atsın 🙂

https://twitter.com/srhnhpsn/status/1254148127390662664

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Springer ücretsiz e-kitap veriyor. Üyelik gerekmiyor, seçip indiriyorsunuz. Bilgisayar bilimi (computer science)
https://link.springer.com/search?facet-language=%22En%22&facet-content-type=%22Book%22&package=mat-covid19_textbooks&facet-discipline=%22Computer+Science%22

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Güzel bir haberim var! Sevgili @leventp ile bu perşembe saat 21.00'da https://www.twitch.tv/gelecekbilimde adresinde teknoloji sohbeti yapacağız! Teknoloji-psikoloji ilişkisi, bilim-kurgu, havacılık, simülasyon ve çok daha fazlasını konuşacağız zaman yettiği ölçüde.

Şimdiden alarmlarınızı kurun efenim 🙂

#akış #HaberinizOlsun #Leventpekcan #gelecekbilimde #bilim #teknoloji

BeğenFavori PaylaşYorum yap

bildiğim tüm linux dağıtımlarında pulseaudio default ses sürücüsü olarak geliyor. şunu da yanında kurmayı ihmal etmeyin. uygulamalara göre ses düzenlemesi yapabiliyor.

https://github.com/wwmm/pulseeffects

wwmm/pulseeffects

Limiter, compressor, reverberation, equalizer and auto volume effects for Pulseaudio applications - wwmm/pulseeffects
BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • turker @turker

    bu arada, düzenlemeler her türlü input için geçerli. yani mikrofon, gitar, midi klavye, mp3 dosyası, tarayıcı, video oynatma, herhangi başka uygulama, network stream vs. raspberyden media server filan yaptıysanız orada da iş görür epey.