Opel Astra (K) Excellence 1.6 CDTi ECOTEC

  


Otomotiv tarihinin önemli ve köklü model serilerinden biri olan Opel Astra, geçtiğimiz yıl Frankfurt Motor Show'da, büyük değişimler geçirmiş yeni haliyle karşımıza çıkmıştı. Zamandizininde Kadett A kodlu model ismiyle başlayan bu seri, 1991'de B,C,D ve E'nin ardından sıra gelen F harf kodu ile ancak bu sefer Astra ismiyle yola devam etmişti. O yüzden bugün güncel modelin kaçıncı nesil olduğunu K harf koduyla ayırt etmekteyiz. 

 ABD merkezli General Motors bünyesinde bulunan Opel markası, her ne kadar Avrupa modelleri Avrupa'da tasarlanan ve geliştirilen bir yapıya sahip olsa da, şirketin tee Atlantik'in ötesinden mühendislik kısımlarını etkileyen bazı önemli kararlar vermesi, Rüsselsheim'dakileri 2008 küresel ekonomik krizi ile birlikte sıkıntıya sokmuştu. Insignia modeli ile zor günlerden kurtulmaya çalışan firma bunu nispeten başarmış ve ardından bugün bizlerle olan modellerin geliştirilmesine imkan sağlanmıştı. 


 2011 yılında kolları sıvayan Alman mühendisler, önce hafif alaşımlı bloklardan istifade eden ve günümüz en son teknolojilerini kullanan yeni motorları tasarlamış, ardından her modele özel olarak ağırlık azaltımı çalışmalarına başlamıştı. Bu yazımda bu çalışmaların sonucu olan bir ürün, Opel Astra K HB 1.6 CDTi ECOTEC (136 beygir) 6-ileri otomatik şanzımanlı modelin Exellence donanmılı versiyonuyla ilgili izlenimlerimi aktarıyorum sizlere.


Dış Görünüm

 2013 yılında sergilenen Monza Concept modelinden ilham alındığı dile getirilen dış tasarımda önceki nesile göre daha ince formdaki farlar ve yalın bir görünüme kavuşan gövde panelleri yeni Astra'nın ayırt edici özelliklerinden. Aslında şahsen nedense "J" kod adlı jenerasyonun makyajlısına benzettiğim Astra K'nın bu görünümünde A sütunu ile motor kaputunun aracın burnuna doğru yaptığı açı ile alakası var diye düşünüyorum, bilmiyorum siz de bu görüşe katılır mısınız...

 Testime konuk olan modelin Excellence donanımıyla birlikte gelen IntelliLUX (Matrix LED) far sistemi bu nesille gelen bir yenilik ve ana farlar dışında sinyaller de LED aydınlatmaya kavuşmuş.

 Arka kısımda daha dramatik değişiklikler yaşayan yeni modelin en çok hoşuma giden kısmı da burası; karartılmış reflektör bölümlerine sahip farların içindeki ince şerit şeklinde ve homojen bir ışık veren LED aydınlatma oldukça şık görünüyor. Ayrıca tampon, far ve bagaj kapağındaki enlemesine uzunca çizgiler araca arkadan bakıldığında olduğundan geniş gösteriyor.

Önceki nesilden 5 santim kısa ve 2,5 santim alçak olan yeni Astra'da aks açıklığı bir kaç milimetre azaltılmış ama buna rağmen ön konsolun konumlandırılması ve koltukların kalınlıklarında, yerleşimlerinde yapılan ayarlamalarla diz mesafeleri artırılmış. 

 Yeni Astra'da yapılan bir diğer dikkat çekici değişiklik ise şimdilerde moda olmaya başlamış C-sütunu ile arka camı birleştiren parlak plastik bir parça. Bu birleşim yerine doğru yükselen kapı gövdesi de daha önce Skoda modellerinde rastladığımız bir tasarım detayı olarak gözümüzde canlanıyor.


İç Mekan

 2000'lerin başından 2015'e kadar olan tüm jenerasyonlarında istisnasız bir şekilde düğme kalabalıklığından ve kullanışlılık sorunlarından dem vurulan Opel'de mühendisler sonunda "haydi şuna bir el atalım" demişler ve ortaya son derece başarılı bir iş çıkarmışlar. En üstte Exellence donanımına özel 8,8" ebadında kapasitif dokunmatik ekranlı IntelliLink sisteminin bir kaç temel fonksiyon tuşu (home, radio, media vb.), gayet kolaylıkla ayarlanabilen bir çevirmeli ses seviyesi düğmesi...

 ... alt kısımda da yine geniş geniş bölmelere ayrılmış klima kontrol paneli yer alıyor. Bu panelde sıcaklık ayar düğmelerinde kullanılan parça biraz oynak ve kalitesiz bir yapıya sahip. Orta konsolun en alt dibinde olmasına alıştığımız derin bir göz yerine, benim 4,7" ebadındaki Nexus'umun kullanışlı bir şekilde sığdığı yenilikçi bir eşya saklama çözümü sunulmuş... 

... bu kısmın da altında şerit takip sistemi, ESP, otomatik park yardımcısı ve park mesafe sensörlerinin fonksiyon düğmeleri bulunuyor. ( Oradaki düğme sayısı daha üst bir donanımda 4'ten 6'ya çıkabiliyor, Opel'e bu anlamda olmayan özellikler yerine boş tuş koymamasından ötürü şükranlarımızı sunalım 🙂 )

 Diğer her şeyde olduğu gibi direksiyon simidi tasarımı da değişen Astra bu alanda da kullanışlılığı artırmış. Sol kolda hız sabitleyici, limitleyici ve takip mesafesi kontrolleri yer alırken, sağ kolda ise medya sistemi ve göstergedeki renkli yol bilgisayarı ekranını kumanda eden düğmeler yer alıyor.

 Enjoy ve Design donanımlarından üst seviye Dynamic ve test konuğumdaki Excellence donanıma çıkıldığında kavuşulan kapaklı bardaklık gözü, mekanik el freninin yerini elektro-mekanik olana bırakmasıyla mümkün olmuş.

 Böyle yeni bir otomobilde kabin içi aydınlatmada LED'ler yerine halen eski tip ampüllerin tercih edilmesi dikkatimi çekti. Sıcak ışık bilhassa gözlerimize iyi gelse de bu ampüllerin zamanı artık geçti ve açık unutulduklarında çok ısınıyorlar.

 Torpidoda bazen çok ihtiyaç duyulan değerli hacmin CD çalar ve değiştiriciye gitmesi kimi müzik severi sevindirirken, kimilerinin pek de hoşuna gitmeyebilir. Son derece göreceli bir kavram olan ses sistemi kalitesi için orta karar demem kafi olacaktır, çünkü ne de olsa fiyata dahil olan ve özel bir üreticiyle çalışılmamış standart bir ses sitemi. ( yani audiophile'ler için kötü diyelim kısaca 🙂 )

 Dış tasarım göze hoş görünsün, arka yolculara yeterli baş mesafesi sunalım, bir yandan da bagajı büyük tutalım, arabayı da ağırlaştırmayalım derken arka görüşün neredeyse sıfırlandığı günümüz C-sınıfı Hatchback otomobillerinden bir diğeri olan Astra'da neyse ki kör nokta uyarı sistemi ve arka park mesafe sensörleri Enjoy'un üstündeki tüm donanımlarda standart olarak sunuluyor.

 Arka yolcu baş ve diz mesafeleri ilgili GIF'te de göreceğiniz üzere gayet yeterli. Bu bölümde koltukların sırt ve oturak minderlerinin içeriye göçük olarak tasarlanıp, yan desteklerin artırılması iyi düşünülmüş... 

 ... ayrıca buradaki yolcuların konforu için 2 adet USB portu ve -kış paketi ile gelen -koltuk ısıtma özelliklerine de yer verilmiş. 

 İç mekanda geze geze ulaştığımız son nokta olan bagaj bölümünde önemli bir gelişme yok. Koltuklar dik vaziyette 360 litre olarak açıklanan hacim başlıca rakibi Golf'ten çok da ciddi bir fark olmayan 20 litre kadar geri kalıyor, ancak eğer ki bagaj hacmi ihtiyaç sıralamasında öncelikli ise Astra'nın Batı Avrupa'da çok tercih edilen gövde tipi olan ve ülkemize de getirilen Sports Tourer modelini neden düşünmeyesiniz; ST'de hacim 560 litreye çıkıyor.

 

 

 

 

 

Sürüş | Performans | Tüketim

 Yeni Astra'nın öncellerine göre artık çok önemli bir farkı var, 200 kilograma varan hafifleme. Baştan sona her iç mekan parçasında, motorda, şaside ve gövde panellerinde ağırlık azaltımı öncelikli olarak tasarlanan yeni platform, en az 120 kg, alt donanım ve en küçük hacimli 1.0 litre benzinli SIDI motorda 200 kg'a kadar hafifleme sağlamış. Böylelikle hem yakıt tüketimleri ve beraberinde bir çok Avrupa ülkesinde vergide belirleyici hale gelmeye başlayan CO2 salınımı azaltılmış, hem de zaten tamamı artırılmış güç değerlerine sahip yeni motorlarla tatminkar performans sunulmuş (buradaki tatminkar performans vurgusu, önceden kullanılmak zorunda olan 1.3 CDTi motorun gerçekten güçsüz ve yetersiz kalmasından kaynaklanıyor)

Test aracında bulunan 1.6 CDTi ECOTEC motor 136 beygir maksimum gücünü 4000 d/dk da verebilirken, 320 Nm maksimum tork 2000-2250 d/dk gibi dar bir aralıkta sunulabiliyor (aslında bu 320 Nm tork, turbo boost sayesinde ortaya çıkıyor, 280 Nm tork daha alt devirlerden sunulmaya başlıyor.). Astra model ailesinin 2 litre dizeller ve yakında gelmesini beklediğimiz OPC modellerinden sonra en ağır modeli olan bu motor, şanzıman ve donanım eşleşmesi 1280 kg net ağırlığa sahip.


 Çift kavramalı sisteme sahip vites kutularının çeşitli kronik sorunlarının olduğunu gören ve tercihini klasik tork konvertörlü şanzımandan yana kullanan Opel, performansı törpülemeyen ve yakıt tüketimini de şehir dışı 5 litre, şehir içinde 6 litre civarında tutabilen 6-ileri oranlı bir şanzıman kullanıyor. 0-100 hızlanma videosunda görebileceğiniz üzere X marka bir DCT şanzımanın 0.1-0.2 saniyede gerçekleştirebildiği vites değişimlerinin biraz daha ağır kanlı, şöyle bir yarım saniyede gerçekleştiğini görebiliyoruz.

 Opel'in ve özellikle Astra'nın alametifarikalarından biri olan "Watt's Link" süspansiyon tasarımı,  Fransız rakiplerinde ısrarlarla kullanılmaya devam edilen burulma/torsiyon çubuklu tertibattan avantajlı karakteristiğe sahip. Yalnızca yüksek güç çıkışlı (100kW'den fazla) modellerle sunulan bu ekstra salıncak düzeneği, hem az yer işgal ediyor hem de sonradan bile takılabilecek kadar basit bir yerleşime, tasarıma sahip. Virajlı yollarda Astra'nın sınırlarını zorlamaya başladığınızda aracın arka aksının sizi üzecek bir takım hal ve hareketlerde bulunmasının önüne bu tasarımla geçilebilmiş ama son zamanın klişe tabiriyle tabiki de "bir bağımsız süpsansiyon" değil. 

 

17" Alaşımlı Jantlar -225/45 R17 Lastikler

 Ağırlık azaltımı sırasında göze en çok batan parçaların kullanılması gereken ses yalıtımı alanında malzemeden kaçınılmamış ve sınıfının en sessizi olma iddiasındaki 1.6 CDTI motorun gürültüsü motor kaputundaki akılcı yalıtım çözümleriyle epeyce azaltılmış. Şaşırtıcı bir şekilde baskın olarak ses çıkaran tek parça, şehiriçindeki engebelerde hareket yolu biten süspansiyondan gelen tok, "lapur lupur" şeklinde sesler. Bu sese epey kulak vermemin neticesinde kesinlikle bir başka iç mekan malzemesinden veya lastiklerden gelmediğine, süspansiyondan geldiğine emin oldum. 


Fiyatlandırma | Değerlendirme


 Opel Astra hem ülkemizde hem de diğer pazarlarda tüketici dostu, fiyat / performans oranıyla yüzleri güldürmüş, kendini kanıtlamış bir model. K kod adlı yeni nesil ile gelen bir çoğu standart yeni özellikler ve Exellence donanımıyla Premium sınıftaki modellere de göz kırpmaya başlayan Astra'nın standart özellikler listesi epey uzun ancak bu donanıma özel başlıcalarını sıralarsak; 

  • Elektronik park freni
  • 4.2" (10.7 cm) Renkli Sürücü Bilgi Ekranı
  • Köpekbalığı yüzgeci tavan anteni
  •  
  • 4 yönlü elektrikli ayarlanabilir bel desteği (sürücü)
  • 6 yönlü ön yolcu koltuğu
  • Düşük hızlarda çarpışmayı hafifleten otomatik fren özelliği ile Ön Çarpışma İkazı Çevre Görüş Paketi İçin standart
  • Elektrikli ve ısıtmalı, gövde rengi ve otomatik katlanır yan aynalar Gelişmiş Park Pilotu İçin standart
  • Gelişmiş Park Pilotu
  • Geri Görüş Kamerası
  • Hırsızlığı önleyici alarm sistemi
  • LED Gündüz Farları
  • IntelliLUX® LED Matrix Ön Farlar
  • Uzun Far Asistanı IntelliLUX®
  • LED arka farlar
  • Işığa duyarlı otomatik kararan iç dikiz aynası
  • Krom kaplı kapı eşikleri
  • Kör Nokta Uyarı Sistemi
  • Otomatik Yanan Farlar (Tünel algılama özelliği)
  • Takip Mesafesi Göstergesi
  • Trafik İşareti Tespit Sistemi
  • Yağmur Sensörü
  • Çevre Görüş Paketi
  • Şerit koruma özelliği ile Şerit İhlali Uyarı Sistemi

 80 bin TL'ye 1.6 CDTI 110 beygir ve baz donanımına erişebildiğiniz Astra'yı testime konuk olan epeyce dolu haliyle almak istediğinizde 100 bin TL'lik kampanyalı anahtar teslim fiyata ulaşıyorsunuz. Metalik renk için hiç fark istemeyen ve çift-kavramalılar kadar pahalı olmayan otomatik şanzıman için yalnızca 3,000 TL fark isteyen Opel bu sayede C sınıfında fiyat / performans denilince akla ilk gelen model olmayı daha da itibarı yüksek bir şekilde sürdürmeye devam edeceğe benziyor...

Test aracındaki opsiyonlar; 


 3000 TL fark istenen IntelliLink NAVI 900 Bilgi ve Eğlence Sistemi (8" Dokunmatik Renkli Ekran) - 3 boyutlu navigasyon ve Türkiye haritası - CD çalar. Bu sistem henüz Türkiye'de Apple CarPlay desteklemezken, Andorid Auto ise Opel tarafından bir güncelleme ile daha sonra sunulmaya başlanacak.


 İstanbul için olmasa da karasal kış iklimini yaşayan Anadolu coğrafyamız için çok konforlu olabilecek 1,300 TL fark istenen Kış Paketi ( Ön ve arka koltuklarda, direksiyon simidinde ısıtma, arka yolcular için 2 adet USB portu).


 Diğer tüm teknik ve donanım detaylarına Opel Astra resmi bilgi sayfasından ulaşabilirsiniz.

http://mericdrives.blogspot.com/2016/06/opel-astra-k-excellence-1-6-cdti-ecotec-test.html

#OtoSeyir #akış #Opel #Astra

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 10

Sıkıştırma Formatları ve Yazılımları karşılaştırması.

Favori sıkıştırma formatınızı sorgulamaya hazır mısınız ?

Merhaba arkadaşlar.
Hepimizin arşivlemek veya sıkıştırmak için kullandığı sıkıştırma formatlarıyla ilgili karşılaştırmalı test yapıp en iyi sıkıştıranını tercih etmek istedim. Test sonuçlarını da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Fazlasıyla sıkıştırma formatı var. Bunlardan en iyi ve popülerlerini seçtim. En iyi olmasının yanında herkesin kullanımına da uygun olması önemli. Sıkıştırdığınız dosyayı arkadaşınız açamayabilir aksi takdirde. Tabiki daha iyi sıkıştıran ve "geri dönüş garantisi" vermeyen sıkıştırma tipleri de var. Bu testte sürekli kullanılabilecek güvenilir formatları test ediyorum.

Testlerini yaptığım formatlar

ZIP : Kullanılan en popüler sıkıştırma formatı. WinZIP i anabiliriz tam da bu kısımda. (Bilmeyeni dışlayalım) 256-bit kriptolama ile dosya şifreleme yapabiliyor.

RAR : ZIP den daha iyi sıkıştırdığını iddia eden ve Windwos cihazlarımızda genelde WinRAR ile kullandığımız (ki kendisi formattan sonra yüklenmesi neredeyse zorunlu olan bir programdır) sıkıştırma biçimi. 128-bit kriptolama ile dosya şifrelemesi sağlanabilir.

7Z : LGPL lisanslı ve iddiası yüksek bir sıkıştırma formatı. 256-bit kriptolama ile dosya şifrelemesi sağlayabilir ki bu RAR formatına karşı büyük bir avantaj.

ARC : Daha önce duymadığım fakat sıkıştırma oranının yüksekliğinden dolayı tavsiye edilen bir sıkıştırma formatı.

Sıkıştırma işlemleri formatın desteklediği en yüksek düzey kullanılarak yapılmıştır.
5 kategoride test gerçekleştirdim ve sıkıştırma oranlarını baz aldım. Kategoriler,
Video, fotoğraf, müzik, belge, 3B dosya.

-Belge: İçerisinde 23 PDF olan iki klasör
Orijinal boyut : 13.3 MB
ZIP : 8.95 MB
RAR : 8.46 MB
ARC : 7.81 MB
7Z : 7.74 MB

-3B Dosya: 2016/10 gündeminde geçen Nefertiti'nin taranan 3B koordinat dosyası. Dosya uzantısı .obj
Orijinal boyut : 68.4 MB
RAR : 19.3 MB
ZIP : 17.1 MB
ARC : 14.3 MB
7Z : 14.2 MB

-Fotoğraf: 21 .jpg fotoğraf içeren bir klasör.
Orijinal : 51.3 MB
ARC : 48.5 MB
RAR : 48.0 MB
ZIP : 47.9 MB
7Z : 47.9 MB

-Müzik : 22 .mp3 dosyası yer alan bir klasör
Orijinal : 57.9 MB
ARC : 57.7 MB
7Z : 57.1 MB
ZIP : 57.0 MB
RAR : 57.0 MB

-Video : x265 kodekli 3 .mkv dosyası içeren bir klasör
Orijinal : 640 MB
ZIP : 609 MB
ARC : 602 MB
RAR : 597 MB
7Z : 596 MB

Sonuç: Sıkıştırma oranlarında görüldüğü gibi en başarılı .7Z formatı. Sadece müzik formatında en iyi olamadı fakat binde birlik bir fark bunu başarısız yapmaz. Gerek ZIP gerek RAR gerekse ARC ın üstün ve kötü olduğu yerler var. Fakat 7Z hepsinde büyük başarı gösteriyor. Bundan sonra RAR formatını bırakıp tüm sıkıştırma ve arşivleme işlemlerimi 7Z formatıyla kullanmaya başlıyorum.

Formatımızı seçtik. Sıra yazılıma geldi. 7Z nin kendi 7-ZIP programı mevcut
http://www.7-zip.org/

Bunun dışında PeaZip programı da ilgimi çekti.
http://www.peazip.org/

PeaZip in diğer yazılımlardan farkı .ARC formatını da desteklemesidir. Tek bir programla sıkıştırma işlerinizin hepsini halletmek için PeaZip mükemmel bir tercih. Zaten WinRAR ın da bu formatlardan sadece RAR ve ZIP i desteklemesi ve yazılımın ücretli olması başta elememizi sağlıyor.

7-Zip ve PeaZip in .7Z sıkıştırma performansını karşılaştırdığımda tamamen aynı sonucu aldım. Çünkü asıl işi yapan zaten 7-Zip in kütüphanesi ki PeaZip de bunu kullanıyor.
PeaZip in Linux de de güzel bir arayüz sunması beni memnun etti.

Testler neticesinde önerim şu şekildedir.
.7Z sıkıştırma formatını kullanın. Hem şifreleme hem sıkıştırma açısından popüler olanların içinde en iyi tercih.

Yazılım tarafında 7-Zip veya PeaZip aynı işi layıkıyla gerçekleştiriyor. Linux tarafında da kullanacaksanız PeaZip daha iyi bir tercih olacaktır.

RAR formatını ve ücretli olmasının yanında az format destekleyen WinRAR yazılımını bırakmanın zamanı geldi artık.

Ekleme: @ufkabakan 'ın yorumu ve eleştirisi üzerine 7Z ve RAR5 karşılaştırması da yaptım. Aşağıdaki yorumdan da okunacağı gibi buraya da yazıyorum test sonuçlarını.

-----
İşlemleri gerçekleştirdim. Dosya adlarını ve byte cinsinden boyutlarını sıralıyorum.
7Z ve RAR5 kıyaslaması yaptım. Her ikisinde de Solid Archive açık.
Dictionary Size olarak 7Z için maksimum 128MB ayarı var.
Bu değer RAR5 de 1024MB imiş. Bu yüzden 7Z için 128MB RAR5 için hem 128 hem 1024MB değerlerini kullandım.

-Belge
RAR5-1024MB-Solid.rar 8287386
RAR5-128MB-Solid.rar 8287386
7Z-128MB-Solid.7z 8126472

-3B Dosya
RAR5-1024MB-Solid.rar 20427926
RAR5-128MB-Solid.rar 20427926
7Z-128MB-Solid.7z 14926536

-Fotoğraf
RAR5-1024MB-Solid.rar 50398721
RAR5-128MB-Solid.rar 50398721
7Z-128MB-Solid.7z 50315434

-Müzik
7Z-128MB-Solid.7z 59954585
RAR5-1024MB-Solid.rar 59849776
RAR5-128MB-Solid.rar 59849776

-Video
7Z-128MB-Solid.7z 625271724
RAR5-128MB-Solid.rar 622306810
RAR5-1024MB-Solid.rar 621889400

Sonuca bakıldığında Müzik kategorisinde zaten RAR biraz daha öndeydi.
RAR5 farklı olarak RAR dan 0.2MB daha fazla alan kazandırdı.
Önceki testte sıralamayı değiştirecek tek fark Video klasmanında oldu.
RAR5 7Z den 3.22 MB daha az yer kapladı. bu da binde 5.41 lik bir değişime karşılık geliyor.

Yazı temelli dosyalarda 7Z hala RAR ve RAR5 e göre %26 ya kadar daha fazla boş alan sağlıyor.
-----

#akış #7z #7zip #peazip #rar #zip #arc

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 7 / 46

UNIX ile Linux'un Tarihçeleri ve Farkları

Merhabalar. Bu gece UNIX'ten konuşacağız. Belki UNIX'i değil de, Linux'u çoğunuz duymuştur. Kullananlar da çoktur içimizde. Fakat UNIX ile, hatta OS X ile Linux'u karıştıranları görüyorum ve bu konuya bir açıklık getirmek istedim.

UNIX, Dennis Ritchie ve Ken Thompson'un C dilini geliştirmesi ile canlanır. UNIX, aslında taşınabilir, hafif ama performanslı bir işletim sistemi arayışı için üretilmiş, türetilmişir. Gerçekten de öyle olmayı başarmıştır. Zamanının en iyi işletim sistemidir.

Ancak zamanla, farklı görüşler bölünmelere yol açmış, UNIX ikiye ayrılmıştır. BSD ve System (x). BSD, hala güncel olarak FreeBSD, OpenBSD ve NetBSD olarak yaşamını devam ettirmektedir. Ayrıca Apple'ın OS X'inin tabanı olan NeXTSTEP işletim sistemi de aslında BSD'yi temel alır. Bu sırada System kısmı da hala devam ettirilmektedir. Fakat BSD, yavaş yavaş adımlarla ilerlerken, System kısmı tavan yapmıştır. Firmalar tarafından özelleştirilerek donanımlarda kullanılmıştır. Fakat BSD günümüze hala güncel olarak gelirken, System kısmı artık yaygın değildir.

Gelelim Linux'a. Linux, bildiğimiz üzere Linus Torvalds'ın kısıtlı imkanlarla geliştirdiği bir işletim sistemidir. Peki ama, UNIX ile nasıl bir bağlantısı var? Linux yapılırken, adından da anlaşılacağı üzere UNIX'i esinlenerek yapılan, ama çok daha hafif ve özellik bakımından kısıtlı kalmaya çalışan bir işletim sistemi vardı : MINIX. Linus Torvalds kendi bilgisayarında MINIX kullanıyordu ve bu işletim sistemi üzerinde yazılım geliştiriyordu. Ancak daha fazlasını istiyordu. Daha sonra, MINIX'i örnek alarak kendi donanımı üzerinde kendi işletim sistemi çekirdeğini yazmaya başladı. MINIX UNIX'i örnek alıyordu. Torvalds da MINIX'i örnek aldığından, aynı zamanda UNIX'i de örnek almış oldu. (MINIX halen yaşamını sürdürmektedir)

Daha sonra ise Richard Stallman geliyor. Richard Stallman, Özgür Yazılım Vakfı (FSF) ve GNU'nun kurucusu. Bu adam, o güne kadar herkesin çılgınlık olarak gördüğü bir şey istiyordu : Özgür Yazılım. Bunu da gayet iyi niyetle, yardımlaşma amacıyla istiyordu. Kendi yazılımlarını geliştirmeye başladılar, tabii ki hepsi özgür yazılım. Adlarını ve felsefelerini tüm dünyaya duyurmak istiyorlardı. Ancak, bu yazılımları bir çekirdeğin etrafında toplayıp çalıştırmak gerekiyordu. Tam o sırada Linus Torvalds Linux'u geliştiryordu. Linux'u artık lisanslaması gerekiyordu. Ve bu özgür yazılım işini duymuştu, ve biraz da MINIX'in rahatlığından etkilenerek, Linux'u GNU Genel Kamu Lisansı (GPL) ile lisansladı. Böylece, ortaya GNU'nun kullanabileceği harika bir çekirdek çıktı. Ve iki harika fikrin birleşmesiyle GNU/Linux işletim sistemi oluştu.

Ana konuya dönecek olursak, UNIX ayrı, Linux ayrı bir yapıma, yapımcıya ve yapım tarihine sahiptirler. GNU ise, UNIX'ten hiçbir satır kod kullanmadıklarını belirtmek için açılımını GNU's Not Unix, yani GNU Unix Değildir yapmıştır. Linux ile UNIX'in karıştırılması da, felsefe dolayısıyla Uçbirimlerinin benzemesi (Terminal), dosya yollarının neredeyse aynı olması, bu nedenlerle yazılım uyumluluğu olması ve isim benzerliğinden gelmektedir.

Umarım konuyu düzgünce anlatabilmişimdir, takıldığınız konu olursa yorumlara beklerim 🙂 #GNU #Linux #UNIX #akış #GecePaylaşımları

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 4 / 16

Osu incelemesi - Osu nedir? Nasıl oynanır? (video)

Bu kez yazili inceleme yerine, bir videolu inceleme ile
huzurunuzdayim. 🙂 https://youtu.be/OQZAKLrGBAA #osu #oyun
#inceleme #akis

Osu Nedir?

Osu nedir? Nasıl oynanır?
BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 8 / 9

Dardanel - Mister No Sandviçleri

Eveeet. Yeni bir lezzet kumkuması tanıtımına hoş geldiniz. Bu sefer sizlere her buz dolabında en az 2 tane bulunması gerektiğini düşündüğüm Dardanel markasının Mister No sandviç serisini tanıtmak daha doğrusu denemeye korkanlara yorumlamak istiyorum. #akış

Efenim mister no gidip marketten alabileceğiniz gerçek anlamda sandviç tanımına uyan TR deki tek markadır. Peki nedir gerçek sandviç. Bu kişiden kişiye değişir densede sandviç taze veya kurtulmuş gıda malzemelerinin bir uzman! denetiminde formüle edilerek (ne bulursanız ekmeeğin arasına koyunca çok sandviç olmuyor açıkcası 🙁 ) mümkün mertebe kaliteli bir ekmek yada krakerin arasına yerleştirilmek suretiyle hazırlanan bir yiyecektir. Öyle ki hayatını sandviçle geçiştiren çok insan var. Özellikle yoğun çalışma temposunda ve evden çalışıp mutfakda harikalar yaratamayacak kadar az dead time ı olan grafiker editörler vb. Mister No bu ihtiyaca hızır gibi yetişiyor ama bakalım onu özel kılan şeyler neymiş?

Dondurulmamıştır: Evet bu çok önemli zira mister no ürünleri dondurulmuyor +4 derecede soğutulup bu şekilde hava geçirmez paketinde saklanıyor. Buda içindeki gıdanın sanki 5 dk önce hazırlanmış gibi kokusunu ve öz tadını kaybetmemesini sağlıyor.

Taze: Evet mister no ürünlerini yediyseniz salamından mayonezine her şeyin tazelik hissi verdiğini kötü kokan yada kötü bir şekilde hazırlanmış hiç birşeyin olmadığını görebilirsiniz. Herşey bir tablo tiziliğinde dizilmiştir.

Ekmeği: Mister no için Dardanel kendi ekmek fabrikasını kurdu ve sandviç için en iyi karar sayılan insanı boğmayan süngersi ekmeklerini kendileri üretiyorlar. Kenarlı Mister No dışında tüm sandviç çeşitlerinde ekmeğin kenarı sizin için soyulmuş durumda 🙂

Bu ve bunun gibi bazı kalite faktörleri Mister No yu Tr pazarında önce çıkartıyor. Şimdi gelelim çeşit ve önerilere:

Mister no 19 çeşit sandviç üretiyor biz bugün bazılarını değerlendireceğiz.

Çavdar ekmekli tavuk şinitzel:Tek kelimeyle muhteşem demek isterdim! Ama diyemiyorum eve şinitseli gerçekten çok iyi pişmiş ve lezzetli. Şinitzel yapımının altın kuralı olan tavuğun kıymetli ve yağlı ızgaralık eti kullanılmış. Baharat uyumu drinden gelen hafif hardal tozu ve doğru seçilmiş salata sosları harika. Ama... Ama o tuz nedir Mister nO? Neden bu kadar tuzlu bilemiyorum. Yenmiyor mu? Alakası yok hatta 2-3 tane birden götrüebilirsiniz ama yerken kesinlikle olması gerekenden daha tuzlu bir şey yediğinizi hissediyorsunuz. Yinede kızarmış şinitzel bunu affettiriyor ve yatmadan önce yaşanan hafif kazınma hissi için bire bir.

Kaşar ve Jambon: Mister no nun en ideal ürünü diyebilirim. Jambon kaliteli kaşar ise yağlı ve lezzetli. Arasına serpilmiş soğan tuzları çeşniler hardal ve soslar basit bir ekmek arası kaşar jambon deneyiminden çok daha iyi yerlere getirmiş durumu. Öyle ki spora giden herkese çantalarında bulundurmalarını öneririm duşunuzu aldıktan sonra eve giderken oluşan o mânasız açlık hissini yok etmeye yetiyor.

Tonviç: Dardanelin uzmanlığı olan ton balığını en hafif şekilde kullanmışlar. İçeriğindeki ton balığı gayet lezzetli ve zeytin yağında bekletildiğiniz yerken anlıyorsunuz. Yani sıvıyağda bekleyen serilerden değil. Ayrıca balığın kendi yağı çok iyi süzülmüş ve balık macunlaştırılmış yani yerken büyük büyük ton dilimleri ağzınıza gelmiyor. Adeta kalın bir sos tabakası gibi ve burnu balık kokusundan haz etmeyenler için bile ideal. sabah kahvaltısını yapamayanlara öneririm ayrıca balık son derece sağlıklı 🙂 (ortiz marka ton kullanarak evde kendi sandviçini yapmanın hazzı başka tabii 😀 )

Somon fümeli: Son derece lezzetli ve yine "ben balık yemem" diyenlere balığı sevdiriyor. Lüks hazırlanmış ve diğer Mister No lar gibi malzemeden kaçılmamış bir ürün. Akşam yemek için ideal 🙂

Öneri: Mister no Sandviçleriyle önerim Sanpellegrino marka sodalar. Özellikle kan portallısı. Sanpellegrino: Perrier ile aynı gruba ait bir soda markası (Unilever//Nestle) Türk sodalarının aksine hafif gaz içeriği ve damak okşayan aromalarıyla Mister No lara en yakışan içecek bence. 🙂

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 4 / 31

Fedora

Merhaba. Bugün, uzun kullanım deneyimini yaşamadan hakkında çok yorum yaptığım, ama daha sonra kullanıp deneyimlediğim Fedora GNU/Linux dağıtımını inceliyorum.
Fedora, GNU/Linux dağıtımlarının öncülerinden bir tanesi olan Red Hat dağıtımının, 2004 yılında artık ücretsiz sürüm duyurmayacağını, son sürümü alıp geliştirecek birini aradığını açıklamasıyla ortaya çıkmıştır. Yani, Fedora aslında Red Hat Enterprise Linux'un ücretsiz sürümüdür. Kendisini Debian tabanlı dağıtımlardan ayıran temel fark ise, stabilitesi ve Terminal'de yapacağınız işlemlerin basitliğidir. Fedora, genellikle serverlar ve iş merkezlerinde kullanıldığı, ve buna göre tasarlandığı için, her yazılımın doğru ve düzgün çalıştığından emin olmalıdır.

Peki bunu nasıl yapıyor ? Fedora, Red Hat'in kendisine miras bıraktığı RPM, yani Red Hat Paket Yöneticisi'ni kullanır. Ve bunları dnf evreninde bir araya getirir. Yani, Debian ve Debian tabanlı dağıtımları kullananlar apt-get komutu ile karşılaştırabilirler. Ama dnf bazı özellikleri ile APT'den üstündür :
dnf komutunun kullanımı kolaydır, yazacağınız temel karakter boyutu azdır, işinizi hızlı yaparsınız.
dnf, uygulamaların her bir paketinin boyutunu ve ne kadar hızla indirdiğini teker teker gösterir.
dnf, yüklemeleri gerçekleştirdikten sonra her bir paketin çalışıp çalışmadığını ve doğruluğunu kontrol eder, ve gereksiz dosyaları otomatik olarak temizler.
Ve dnf bunların hepsini Terminal içinde karakterler ile oluşturulmuş yazı-grafiksel diyebileceğimiz anlaşılır bir arayüz ile gösterir.
Genelde Debian odaklı yapılmış birçok uygulamanın (örnek : Steam) RPM paketi yoktur. Ancak bunları ufak bir araştırma ile RPM paketi olarak bulabilirsiniz. (arama motorunda Steam RPM veya Steam Fedora diye aratarak kolayca bulunabilir)

Fedora 22 önyüklü olarak GNOME 3.16 ile geliyor. Gayet stabil gözüküyor. Ben GNOME'un yanında gelen GNOME Classic'i kullanıyorum. Bana daha kullanışlı geliyor. Fakat yükleme gerçekleştikten sonra Xfce, KDE Plasma gibi istediğiniz birçok masaüstü ortamını da kolayca yükleyebilirsiniz. O sizin keyfinize kalmış. Ama bana göre Fedora'nın kimliği ile en çok uyuşan ortam GNOME.

Fedora, kapalı kaynak codec ve sürücü içermez. Eğer MP3 dinlemek isterseniz, bunu yapamadığınızı göreceksiniz. En basit çözüm VLC Media Player yüklemek olacaktır. Kendi içinde fazla sayıda codec bulunuyor. Ancak ben MP3'ümü MP3 programıyla dinlerim derseniz önce RPMFusion'u kurmanız gerekiyor. RPMFusion'u sitesinden kurabilirsiniz.

Daha sonra MP3 codecleri için Gstreamer Eklentileri'ni kurmanız gerekiyor. RPMFusion'u kurduktan sonra şu komut ile Gstreamer Eklentileri'ni kurabilirsiniz :

dnf install gstreamer gstreamer-ffmpeg gstreamer-plugins-bad gstreamer-plugins-bad-free gstreamer-plugins-bad-free-extras gstreamer-plugins-bad-nonfree gstreamer-plugins-base gstreamer-plugins-good gstreamer-plugins-ugly faad2 faac libdca wget compat-libstdc++-33 compat-libstdc++-296 xine-lib-extras-freeworld

Bu kadar 🙂 Ekran görüntülerinden de sistem içi deneyimi görebilirsiniz. Her ne kadar iş odaklı olsa da evde kullanmak bir o kadar keyif verici. Ubuntu tabanlı dağıtımları sevmeyen, Arch Linux'u da kurmaya uğraşamam diyenler için en iyi çözüm diyebilirim. Hem Debian'dan daha güzel, daha stabil, hem de kullanımı ve kurulumu da bir o kadar kolay. Tavsiye ederim, iyi günler 🙂

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 12 / 18
  • Ergenekon Yigit @ergenekonyigit

    Yum falan tarih oldu hala neden yum kullaniyorsun 😀 dnf varken yum falan kullanilmaz 😀

  • Lehimli At @at

    feeeeeeeeeeeeeeeeeeeeedoooraaaaaaaaaaa

  • CaiNe_ @caine_

    İncelemeyi okudum öncelikle emeğine sağlık. Ama gözden kaçırılan bir şey var. Linuxun hala oturmadığı. Bir nebze mobile platformlarda android gerçeği de var ama hala kullanmak için son kullanıcıların zorlanacağı kadar da stabil değil. Eskiden bir kamera açmak için arkadan bir dünya kod yazmak gerekiyordu, driver sorununu söylemiyorum bile. Tamam bir nebze olsun bunlar çözüldü ama hala çok yol var. Belki şunu diyebilirsiniz "Zamanla bunlar da çözülecek..." ama bu tren de maalesef kaçtı. Yazılımların ve programların linux sürümlerinin olmaması belki de en büyük etken olabilir. Ama linux dağıtımlarının da suçu yok değil. Gerekli lobi faaliyetlerini yapmadıkları kanaatindeyim. Sonuçta yıllardır yapılanlar ve çözümler hala yeterli değil. Mac ve windows şu anda hangi durumda görülüyor. Bence linux win 95 düzeyinde windows 3.1 den yeni kurtulmuş gibi duruyor.
    Basit bir şekilde oyun oynamak istesek hala windows şart. Bir çok şey için keza aynı şey geçerli. Belki emilatörler bir nebze çözüm ama onlar bile uygulamayı çalıştırırken belli bir deneyim bilgisi gerektiriyor.

    2000 lerde linuxu ilk defa gördüm. O günden bu yana da hala içine kapalı hala son kullanıcı düzeyinde değil, bu benim şahsi görüşüm.

    Son eleştirim ise kaynak problemi. Denemek isteyen kişilerin belli bir bilgisi olmadığında kaynak ararken sordukları soruya aldığı cevapların yetersizliği bazende yapılan terbiyesizlikler.
    Örneğin cevap veren kişiler ya bilgiyi paylaşmak istemiyor, yada kendilerince cevaplıyor ve acemi kullanıcılar tatmin olmuyor. Windows platformu ise genelde bu sorunları en başta çözüyor. Bir ekran kartı yüklemesinden dolayı sorduğu soruya küfür ve hakaretle cevap alan çok tanıdığım insan var.
    Birde genel cevap "Bizler sadece yardım etmek için buradayız, hepimiz işimizde gücümüzde insanlarız, cevap için bizi zorlamayın.... bik bik bik" lafları.....

    Bence bu son derece saçma bir şey, bana göre bir topluluk bir şey konusunda bir platformda toplanıp gerek inceleme gerek çözüm hamiliğine soyunuyorsa bu tarz kaçışlar insanı soğutuyor. Bu yüzden de linux hala bir macera, değişiklik olarak görülüyor. Maalesef bu tanışma sorunlar yüzünden de çok kısa sürüp yine mac yada Windows a dönüşle neticeleniyor.

    Saygılarımla...

    • serdarservet -socialguy @serdarservet

      Yazdıklarınız büyük bir kısmı doğrudur, evet. Ama eğer bir insan bir şeyi yapmak isterse, bunu da başarabiliyor. Örnek olarak, ben Linux'a ilk geçtiğimde şok olmuştum. Ve evet, tekrar Windows'a döndüm. Daha sonra az az alışmak için tekrar ikisini yan yana kurdum. Ve hakkında okudum, nasıl geliştirildiğini, amacını, ve daha birçoğunu. Yavaş yavaş alışmaya başladım. Ve Steam'i dağıtıma kurdum. Biraz çabalayıp nazik davranırsanız, ve yaptığınız işi her zaman bir endişe içinde yaparsanız, gerçekten o işi beceremiyorsunuz.

      Mesela, ilk NVIDIA sürücüsünü kuracağımda, Linux'un boot etmemesi ile karşılaştım. Ama Windows'a geçip baktığımda, bunun benim az araştırmamın, ve en büyük nedeninin ise NVIDIA'nın kendisinin olduğunu gördüm. Ve biraz daha araştırma ile, Bumblebee'yi keşfettim. İşimi kolaylıkla gördüm.

      Ve biraz daha GNU/Linux'ta vakit geçirdikten sonra gördüm ki, "manuel vites otomatik vitesten çok daha zevkli, ve performanslı". Ve evet, bir sorun olursa da sonuna kadar kendi kendinize çözme imkanınız var. Ne olursa olsun. Uyum sağlarsanız desteği de güçlü. Hatta destek kendiniz oluyorsunuz. Herşeyi kendiniz keşfediyorsunuz, ve bilgisayarın tek bir işe değil, birçok işe yaradığını görüyorsunuz.

      Daha sonra ise, Windows'a girdiğimde gördüğüm şey beni şok etti. Gerçekten bilgisayar kendine çok uzun sürelerde geliyor, ve standart programlar dışında sistemi modifiye etmek, kendinize göre şekillendirmek mümkün değil ! Ben Xubuntu kullanırken herşeyi kendime göre ayarlamıştım. Herşeyi düşünün. Programlarımı bile. Gereksiz herşeyi kaldırabiliyorum. Ve bütün sistemi ufacık bir Terminal penceresinden yönetebiliyorum. Bu gerçekten çok güzel bir duygu. Ve kullanmaya iyice alıştıktan sonra görüyorsunuz ki ;
      Windows gerçekten parasına değmeyen, ve parasını haketmeyen bir sistem. Ücretsiz olsa bile, ücretli olandan daha gereksiz. Ve GNU/Linux, gerçekten insanların gereksiz kurallarına bile önem veriyor. Eğer aradığınızı bulabilirseniz, gerçekten memnun kalıyorsunuz. Ve destek konusunda :
      Eğer gönüllerle gerçekten onların anladığı şekilde, ve onların söylediği şeyleri eksiksiz bir şekilde en azından yapmaya çalışırsanız, bu işi başarıyorsunuz. Ve sizi hiç terslemiyorlar.

      Yazdığınız uzun yorum ile görüşlerinizi belirttiğiniz için teşekkürler 🙂

  • CaiNe_ @caine_

    Bence yine aynı şey oluyor. Yani yine elmayla armudu karıştırıyoruz. Dediğim gibi linux ve diğer platformlar tamamen ayrı şeyler. Şimdi sana bir şey sormak istiyorum?

    Benim babam 68 yaşında ve bilgisayar kullanıyor. Sadece internete girmiyor. Hesabını kitabını office uygulamalarında yapıyor. Kendi çevresinde sosyal bir hayatı var. Yani sosyal programları da kullanıyor. Tabi ki arada görüntülü görüşmeler yapıyor.
    Şimdi şöyle birşey düşün bir maceraya atılıyorum ve "her şey özgürlük için, Kahrolsun windows, yaşasın linux..." diyorum ve bu 68 yaşında ki adamı ikna edip linux kuruyorum veya bu macerayı kendim için deniyorum.

    Kurulumu bitiriyorum. Ama oda ne? Kamera açmak istediğimde uyumsuzluk problemi. Tanıtmam da lazım. Bir dünya kod gömmem gerek. Kaynak arıyorum. Kaynak yok, yardım ise neredeyse hiç yok. Kendimce bir şey beceriyorum ve tanıtıyorum. Sonra o uygulamanın çalışması için yine kod gömüyorum. Belki sistem çöküyor belkide çökmüyor.

    Şimdi şunu düşün "özgürlük ve rahatlık" diye tanıtılan linux o kadar da kolay değil. Hadi ben bir nebze çözüyorum. Ya babam? 68 yaşındaki bu adam bu yaştan sonra ileri seviyede bir program ve kod bilgisi olmadan neredeyse internete giremiyor.
    Bu mu özgürlük?

    Bu safhayı geçiyoruz. Daha sonra diyelim ki ben yeni çıkan bir oyunu beğeniyorum ve oynamak istiyorum. Bir dünya para veriyorum ve maalesef bilgisayarıma yüklü yemiyorum Neden mi? Çünkü linux exe çalıştırmıyor. Emilatörün ise garantisi yok. Olsa bile yani emilatör çalıştırsa bile oyunu yükleyene kadar hatta çalıştırana kadar yine aynı senaryo. Yani kod göm ve bu kodlar için kaynak ara. Ya windows? En kötü ihtimal sistemim eskiyse ve maddi durumum da yeterliyse gerekli yenilemeyi yaparım ve oyunumu yüklerim.

    Gelelim linuxteki düzen konusuna.....
    Bunu zaten diğer işletim sistemlerinde yapıyoruz. Hata yapmaya bile gerek duymuyoruz hazır yapılmışı zaten geliyor. Senin düzen dediğin de ara geçiş efektleri ve animasyon, yoksa bir müzik dinleme programında excel çalıştırmıyorsun.

    Windowsun ücretli ve gereksiz olduğu yorumuna zaten katılmıyorum. Evet sistem belki ücretli ama dediğin kadar da pahalı değil yaklaşık 40 liraya 2000 senesinden bu yana oem olarak zaten alınıyor. Hatta microsoft belli bir inçten küçük sistemlere ücretsiz yayınlıyor. Bunu da geçtim windowws bing olayı var. Kısaca eğer üretici ürettiği sistemi windows olarak tercih ederse bunu bedavaya sunuyor.
    Hadi bunu geçtik diyelim ve kullanıcı ev ortamı değil de iş ortamı sistem kuracak diyelim...

    Yine aynı şeyi savunuyorum. En küçük terminal kurmak istense bile verilecek para çok cüzzi kalıyor. Kısaca 100.000 tl ye kurulan sistemde işletim sistemi olarak %10 bile ödense o kadar abartılı kalmıyor.

    Kaldı ki kişi eğer bu sistemi linux tabanlı yapacaksa ve eğer sistem ve kod bilgisi yoksa zaten harcadığı para kat kat işletim sistemine ödeyeceği parayı geçiyor. Teknik servis ve bilgi azlığı bunun da cabası.

    Tekrar söylüyorum linux başka bir dünya ve evet belki de çok zevkli çünkü bir şeyleri başarmak duygusu var, Ama linux çok geriden geliyor. Başka platformlar ise zaten uzlaşmış durumda kısaca windowsta çalışan uygulamaları maclerde çalıştırıyoruz, hatta aynı şekilde mac uygulamalarını bile windowsta bulabiliyoruz.

    İsteyen istediği şeyi kullanabilir, ama kullanan kişiye de diğer ortamlara gereksiz deme özgürlüğü vermez.

    Çok uzun oldu tahmin ediyorum.

    Umarım artık bir orta yol buluruz ve elma ile armudu karşılaştırmak yerine ortak bir havuz da bütün sistemleri kullanabileceğimiz günleri görebiliriz.

    Saygılarımla....

    • Evosis @evosis

      Öncelikle incelemeyi yapan arkadaşa teşekür ederim.
      Eleştirel yaklaşan @caine_ arkadaşa birkaç şey söylemek isterim.

      Verdiginiz örnegi ben bundan 5 sene kadar önce evdeki tüm bilgisayarlara linux(kubuntu) kurdugumda yaşadım. Fakat babamın internet deneğimi olumsuz olarak etkilenmedi yanlızca biraz alışması gerekti. Bu alışma süreciniz zaten windows xp den windows 7 ye geçsekde yaşayacaktık.
      Kendisi sosyal media ve chat yazılımları kullanmaz fakat ben kullanıyorum bügüne kadar hem masa üstünde hemde dizüstünde sürücüsü olmaya webcam veya herhangi bir donanım görmedim (Ekrankartı hariç). Bulduysanız sizi tebrik ederim.

      Kendim ilk olarak linux ile ubuntu 4 tanıştım o zamanlar linux.net dergisi vardı o dergi her ay çeşitli linux yazılımlarını anlatır ve bunların imajlarını paylaşırdı. Kullanıp denemediğim linux kalmadı diyebilirim. Fakat bunları deneyip dururken bilgisayarlar hakkında çokşey ögrendim. Bugün ise bir bilgisayar programcısıyım PHP ve Python dillerini biliyorum. Ve bence bir uygulama geliştiricisi için linux oldukça iyi bir işletim sistemi.

      Windows ücretine gelirsek evet 1 defa veriyorsunuz fakat yanında mutlaka antivirüs almanız ve o antivirüse heryıl abonelik için paravermeniz gerekmiyormu ? Linuxda ve diğer her sistemlerde virüs açık olabilir fakat bu açıgı kapatmak için sadece tek yapmanız gereken ücretsiz olarak sistem güncellemesi yapmanız. Windows bunu 7 ve 8 kullanıcıları için yaptı umarım devamı gelir… Yok illa antivirüs isterim derseniz her linuxdun deposunda ücretsiz antivirüs clamav bulunmaktadır.

      Kesinlikle windows düşmanı degilim fakat kullananlarada saygı duyuyorum. Fakat ben para verdim benim sistemim mükemmel diyorsa biri eleştirmeden duramıyorum.Kaldıki windowsun arkasında microsoft varken linuxun arkasında topluluk ve Suse, RedHat gibi kendi linux sürümlerini satan birkaç firima var.

      Saygılarımla….

    • serdarservet -socialguy @serdarservet

      @evosis Acelem var, internetim çok sıkıntılıydı, giremiyordum, benim belirtmek istediğim şeyleri yazmışsınız, teşekkür ediyorum 🙂

Lyrics Grabber

Birkaç ay önce, şarkı sözlerini kolayca bulabilecek bir uygulama arıyordum. Android kullanıcısıyım ve cihazımın özellikleri oldukça düşük. Dolayısıyla uygulamanın hafif bir uygulama olması gerekiyordu. Ve Google Play Store'dan Lyrics Grabber isimli uygulamayı buldum. Gerçekten tam işimi gören bir uygulama. Çok hafif ve hızlı, çoğu Türkçe şarkının sözlerini de rahatlıkla bulabiliyor, ve eğer yanlış varsa şarkı sözlerinde, kendiniz düzeltebiliyorsunuz. Ayrıca, en son 1.0.9 sürümünde, herhangi bir şarkının sözlerini 1 kere bulduktan sonra o şarkı için tekrar internet bağlantısına gerek duymuyor. O şarkı sözü, her zaman orada kalıyor. Bu, Lyrics Grabber'ın en sevdiğim özelliği oldu. Desteklenen müzik oynatıcılarında, bildirim çubuğunda kalıcı bir bildirim ile dinlediğiniz şarkıların sözlerini bulmanıza kolaylık sağlıyor. Walkman, Google Play Müzik gibi oynatıcılarla uyumlu. İstereniz uygulama içine girip oradan dilediğiniz şarkının sözlerini arayabilirsiniz. Ben Lyrics Grabber'ı hala aktif olarak kullanıyorum ve herkese de öneriyorum. Uygulama, bilinmeyen bir nedenden dolayı Google Play Store'dan kaldırıldı. Benim, root erişimi ile güvenli olarak kendi yedeklediğim uygulamayı isterseniz bu adresten indirebilirsiniz :
https://drive.google.com/file/d/0B7waHc4SSrHyam1JQmlMN0ZtN1E/view

BeğenFavori PaylaşYorum yap

elementary OS Freya

Merhaba. Son zamanlarda TeknoSeyir'de #Linux dağıtımları oldukça popüler. Ve ben de pek yeni sayılmam Linux'ta. Şu ana kadar kullandığım birçok dağıtımdan en sevdiğim dağıtım elementary OS Luna idi. Ama sorunlu 3.2 çekirdeği tabanlıydı ve çekirdek (kernel) güncellemesi yapınca da sistem çöküyordu. Bazı sürücüleri (NVIDIA) yüklerken de sistem çökebiliyordu. Ama şu anda Beta-1 aşamasında olan ve geliştirilmeye devam edilen Freya sürümünde bu sorunlar giderilmiş. Linux kernel 3.13 ve Ubuntu 14.04 tabanlı. İşletim sisteminde Ubuntu'dan kalan sadece yazılım merkezi var sanki. Diğer herşey işletim sistemi ile özdeş olmuş. Ve Beta için belirtilen küçük sorunlar dışındaki tüm sorunlar giderilmiş.
-- #elementaryOS
Beta için belirtilen sorunlar :
Şifre girilen ekranda Klavye Dili/Türü'nün değiştirilememesi,
Güncelleştirme yöneticisi sistemi elementary OS 0.3 değil, Ubuntu 0.3 olarak görüyor ( 😀 )
Plymouth, şifre sormuyor,
Kullanıcılar arasında geçiş yapana kadar, karşılayıcı ekranındaki arkaplan değişmiyor,
Üst çubuktaki Mesajlaşma ikonu gözükmüyor.
-- Türkçeleştirmede bazı sıkıntılar var ama tam sürümde büyük ihtimalle düzeltilir. --
-- Bilinen hatalar bunlar. Bir de ilk başta Yazılım Merkezi'nden herhangi bir uygulama yükleyemiyorsunuz. Ama komut satırından "sudo apt-get update" komutunu çalıştırdığınızda bu sorun ortadan kalkıyor. Bir de mutlaka Software Updater (Yazılım Güncelleyici) üzerinden tüm güncellemeleri yapın. Sisteme kararlılık kazandırıyor ve kernel güncellemesi yapıyor. Freya'da artık ana ekranlarda geçiş kolaylaştırlmış. İsterseniz rıhtım (dock)'a Multitasking View uygulamasını ekleyip hem uygulamalar, hem de ana ekranlarda pratik olarak geçiş yapabilirsiniz. Ayarlar'dan istediğiniz bir köşeye fare imleci ile gittiğinizde bir işlem olmasını talep edebiliyorsunuz. Mesela bende, sol alt köşeye gittiğimde Multitasking View'e geçebiliyorum. Cidden çok pratik (Ubuntu'da ve elementary OS Luna'da da var bu özellik) Sistemin performansı ile birlikte görünümüne de önem veren bir kişi olarak bu işletim sistemini beğendim. Komut satırı'na yine Linux Mint'den daha fazla ihtiyaç duyuyor ama Ubuntu kadar da fazla gerektirmiyor. Tam bir ara sistem aslında. Sorunlar Beta sürecindeki bir sistem için pek ağır değil bence. Eğer görünümü güzel, kullanımı kolay, ve aynı zamanda sorunsuz (temel olarak sorunsuz) bir işletim sistemi istiyorsanız, elementary OS Freya'nın "Beta" versiyonunu önerebilirim 🙂
İndirmek için : http://elementaryos.org/journal/freya-beta-1-available-for-developers-testers

BeğenFavori PaylaşYorum yap

elementary OS Luna

Windows'tan farklı bir işletim sistemine geçmeye karar vermiştim. Tek bildiğim Linux dağıtımlarından 6-7 yıl önce sadece 1 kere kullandığım Ubuntu'ydu. Fakat ben daha da fazla bakınmaya başladım. Linux dağıtımlarının benim için tek alternatif olduğunu anlayınca Debian, Pardus, Arch Linux gibi dağıtımlara baktım. Önce hem yerli olduğu, hem de kullanımı sanki biraz daha kolay olur diye düşündüğüm için Pardus'u denemek istedim. Fakat yükledikten sonra açılmadı. Çünkü UEFI desteği yoktu. UEFI desteği olan bir dağıtım aradım. Ubuntu ve Debian tabanlı çoğu dağıtımda UEFI desteği bulunuyordu. Ben de öncelikle Ubuntu 14.04 yükledim. Bir süre kullandıktan sonra, benim hoşuma gitmediğini anladım. Ve elementary OS'u buldum. Kurduktan sonra biraz sorunlar çıkardı (NVIDIA sürücüsü ve Steam yükleme aşamalarında) Fakat Sistem Güncellemerinden güncelleme yapınca sorunlar gitti. Mac OS X gibi duran görüntüsü göze çok hoş duruyor. Ubuntu tabanlı olması, son kullanıcı için kullanımı kolaylaştırıyor bence. Çünkü yazılım merkezinden çoğu temel uygulamayı (Firefox, LibreOffice) edinebiliyorsunuz. Görünümü güzel, ve gayet hızlı. İçinde 3 tane temel kullanıcı arayüzü geliyor. Çoğu dağıtımda kullanılan : GNOME, GNOME Classic ve elementary OS'a tasarlanmış Pantheon. Pantheon, sistemle en uyumlu ve bana göre en kullanışlı arayüz. Ama GNOME'un keyfi de bir başka. Onu da yaşayabiliyorsunuz. Linux 3.2 çekirdeği üzerinde çalışıyor elementary OS. Sorunlu çekirdek olarak biliniyor. Ama ekran parlaklığını ayarlama haricinde bana hiçbir sorun çıkarmadı. O yüzden kernel de sıkıntısız. UEFI sistemde GRUB önyüklemede Windows'a giremiyorsunuz. Ama bir çözümü var. USB'den boot edermiş gibi bilgisayarınızdaki boot etme kısmına ard arda bastıktan sonra gözüken Windows bölümünün üstüne gelip enter dedikten sonra Windows, sıfır sorun ile açılıyor. Önerdiğim bir işletim sistemi. Ama bazen küçük hataları, arada yaydan çıkmaları olabiliyor. Windows'un yanına kurmak, ve kullanım kolaylığı istiyorsanız, yükleyeceğiniz işletim sistemi elementary OS olmalı.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 23
  • tifosi @tifosi

    Güzel OS ama günceleme yaptıktan sonra garipleşiyor yada bana öyle denk geldi. Mouse simgesi kayboluyor bir süre sonra düzeliyor. Daha kötüsü pencerelerdeki, maximize / close tuşları kayboldu. Düzeltemedim o yüzden Linux Mint'e geçtim.

  • tifosi @tifosi

    @serdarservet yapmıştım onu ama tekrar denemekten zarar gelmez. 🙂

  • tifosi @tifosi

    @serdarservet Denedim şimdi sorun düzeldi. Teşekkür ederim 🙂

  • SensoryCortex @sensorycortex

    Merhaba bir soru sormak istiyorum daha önce Linux işletim sistemi kullanmadım sadece sanal sunucu kiralarsam centos kullandım ama o zaten terminalden yapıyoruz işlemleri neyse soruya gelelim şu zamana kadar hep windows kullandım xp,7,8,8.1,10 fakat artık windowsu kullanmak istemiyorum. Bunun yerine Elementary OS kullanmak istiyorum fakat kullanımı kolay mı ne kadar sürede kavrarım ve kurulumu indirip mi yapıcaz nasıl yapıcaz veya bilgisayarcıyamı götüreyim o kursun bilgi verebilirseniz. Çok iyi olur şimdiden teşekkürler. Bilgisayar olarak MSI GE60 Apache 2PC-299TR Intel Core i7 4710HQ 2.5GHz / 3.5 GHz 16GB 1TB + 128GB bu sistemi kullanıyorum cevaplar için şimdiden teşekkürler.

Winamp

Merhabalar. Bugünlerde adını bile fazla duymadığımız bir yazılım. Winamp. Nedir bu Winamp ? Winamp aslında basit bir müzik oynatma programı. Kendi maskotu Lama hayvanıdır. Fakat Windows içinde ilklerden biri, hatta Windows Media Player'dan sonra ilk. Program arayüzü sayesinde, şarkıları hızlı bir şekilde oynatması ve dahili ekolayzer'ı olmasından dolayı, daha doğrusu bunların hep bir arada olmasından dolayı çok fazla seviliyordu. Fakat Winamp'ın yaratıcısı Nullsoft firmasını AOL satın alınca işler biraz kötüye gitmeye başladı. Winamp çok fazla işlem gücü istiyordu. Ve düşük donanımlı bilgisayarlarda geç açılıyordu. Bu yüzden insanlar alternatiflere geçti. Geçtiğimiz yılın (2013) Kasım ayında aslında Winamp resmi olarak kapanacaktı. Dedikodular Winamp'ı belki de adından dolayı (Win-Amp) Microsoft'un satın alacağını gösteriyordu. Fakat hiç beklenmeyen bir şekilde Belçika kökenli Radyo toplayıcısı Radionomy, Winamp ve Winamp'ın Shoutcast isimli internet radyosu yazılımını satın aldı. Şu an hala geliştirilme aşamasında. 2015 başında yeni sürümün piyasaya çıkacağı düşünülüyor. Google Play Store'da Winamp uygulaması kaldırıldı. Fakat daha önce indirdiyseniz hala kullanabiliyorsunuz. Winamp'ın resmi sitesinden de Mobil sürüm için verilen link kaldırıldı. Radionomy mobil için çalışmak istemiyor anlaşılan. En azından şimdilik. Winamp'ın yeni sürümünü 4 gözle bekliyorum.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 4 / 8