Cep Telefonu Satın Alma Rehberi

Selam herkese. Açıkcası Teknoseyir üyelerini çok aydınlatmayacak fakat telefon satın almak isteyip, fikri çok olmayıp ne alacağına internetten biraz araştırma ile karar verecekleri çok aydınlatacağını düşündüğüm için yazmayı uygun gördüm. Amacım her kullanıcıya kendi ihtiyaçları doğrultusunda cep telefonu almaya yardımcı olmak.

Öncelikle burada yazan bilgiler en azından alttaki yorumların düzeltmeleri hariç tamamen kendi deneyim ve bilgilerimden oluşmaktadır. Bunun oluşmasında Teknoseyir ailesinin tamamının katkısı oldukça büyüktür. Editöründen üyesine herkese şimdiden çok teşekkürler.

Öncelikle merhaba. Cep telefonu satın alma işi oldukça sancılı bir iştir, bu en bilgili adamından en yeni satın alan adamına kadar büyük bir sorundur. Çünkü her cihaz bazı konularda avantajlı, bazı konularda dezavantajlıdır. Bu gerek yapısı gereği, gerek yapılış felsefesinden dolayı zorunlu ya da istemsiz ortaya çıkan durumlardır. Kısaca özet geçmek gerekirse hiç bir telefon tamamen diğerlerinden üstte değildir. Yine aynı şekilde hiçbir telefonda diğerlerinden tamamen altta değildir.

Bunu diyerek henüz herhangi bir soruyu cevaplamadığımın farkındayım. Bunu söylememin sebebi bir çıkarıma ulaşmak. Cep telefonu alırken bir telefona endekslenerek satın almak değil, ihtiyaçlarınıza göre satın almak önemli. Sonuçta siz cep telefonu ile herşeyi hiçbir zaman yapmayacaksınız. Kimi kullanıcı hayatı boyunca belki telefonunda oyun oynamayacak. Ya da hiç bir Whatsapp, Facebook uygulamaları dışında uygulama kullanmayacak. Kendinize göre bu ihtiyaçlarınızı bir listeye dökün. Benim önerebileceğim bir kaç beklenti "performans, uygulama desteği, güvenlik, kamera, marka olabilir. Bunları da değerlendireceğim tek tek.

Gayri-Resmi olsa da tüm teknoloji çevrelerinde bir sınıflandırma bulunmaktadır. Ben çok kabaca dörde ayıracağım bu sınıflandırmayı. Eski Nesil telefonlar, Giriş Seviyesi, Orta Seviye ve Üst seviye. Tüm cep telefonları buradaki kategorilere alınabilir, hatta buradaki sınıflandırmanın kaygısına göre telefon üretilir. Fiyatlandırması, performansı herşeyi buradaki sınıflandırılmaya göre şekillenir.

iOS tarafını bağlamayan, Windows tarafını biraz bağlayan, Android tarafının çok önemli olduğu bir konu var. Bir sınıfa sokmanın ilk adımı olan performans mevzusu.
Şu an için ciddi anlamda telefonların içleri ile ilgilenen 5 adet firma var. Bunlar
Qualcomm
Intel
MediaTek
Samsung
Huawei
Bu firmalar son kullanıcı tarafında mobil sektörde işlemci üretmekteler. Açıkcası benimde sınıflandırmada kullandığım firma olan Qualcomm ile başlayacağım. Qualcomm işlemci ailesini tam üstteki sınıflara göre sıralamış bir firma. Aktif olarak kullanılan Snapdragon serisi ana kategorilendirme olarak 4 adet aileye sahiptir. Üç haneli sayılara sahip olan bu ailede 200,400,600,800 ürünleri bulunmakta. 200 serisi giriş seviyesi, 400 ve 600 orta seviye ve 800 serisi üst seviye telefonlarda kullanılmakta. Misal 400 serisinin tüm varyasyonları da bu aileye dahildir. Yani 410 işlemcisi de orta seviyede kullanılmakta.
Intel işlemci ailesinde aktif olarak kullanılan orta-üst ve üst seviye işlemciler bulunmakta. Bunların isimlendirmelerini açıkcası bende bilmiyorum, Qualcomm işlemcileri ile kıyaslayabilirsiniz. Ben hepsi için aynısını yapıyorum.
MediaTek de giriş seviyesinden üst seviyeye kadar işlemciler bulundurmakta. Yine kıyaslayarak bulabilirsiniz.
Samsung ve Huawei ise kendi işlemcilerini üreten firmalardan. Huawei kesinlikle kendi işlemcisini kullanırken Samsung arada Qualcomm kullanmakta. İkisini de yine Qualcomm eşdeğerlerini bularak işlemcilerini sınıflandırabilirsiniz.

Satın alırken maddi durumunuzu göz önünde bulunduracağınızdan dolayı fiyatlara göz atarak siz hangi sınıftan telefon alacağınızı bu şekilde üç aşağı beş yukarı bulabilirsiniz. Qualcomm isimlendirmede oldukça başarılı ve basit, oradan yürüyerek hepsini bulabilirsiniz. Bu size en azından elinizde orta seviye telefon alma parası varken giriş seviyesi bir telefona aynı parayı vermemenizde faydası olur.

Performans konusuna gelirsek, açıkcası bunu genel kullanım başlığı altında değerlendirmeyi doğru buluyorum. Günlük olarak telefonda ne yapıyorsunuz, ya da en fazla ne yapabilirsiniz bu soruların cevabı doğrudan sizi bir sonuca ulaştıracaktır.

Kişisel olarak tavsiyem, giriş seviyesini mobilde önermemek üzerine olacak öncelikle. Ancak onu da ekledim çünkü maddi kaygılar her daim ön planda. Eğer beklentileriniz orta seviyedekiler ile yakınsa ve çok para harcamak istemiyorsanız giriş seviyesinden birşeyler alabilirsiniz. Ancak kesinlikle şunu belirtmem gerekli ki her daim ben "şunda biraz sıkıntı yaşayacaksınız" dediğimde orta seviyede girişte ya çok acı çekerek yapacaksınız ya da hiç yapamayacaksınız bunun bilincinde olun derim.

Öncelikle cep telefonu size ciddi anlamda karışık geliyor, uğraşmak istemiyorsunuz ve standart telefon işlevlerini kullanmak istiyorsanız sizin için en iyisi eski klasik telefonlar. En büyük dezavantaj olan pil konusundan tamamen uzaksınız en başta bu çok büyük bir artı. Giriş seviyesi veya giriş-orta seviyesi bir telefon alıp iyice akıllı telefonlardan soğumanız oldukça olası.
Beklentiniz eğer günlük standart kullanım, biraz sosyal medya, çok ağır olmayan oyunlar ise kesinlikle tercih etmeniz gereken orta ve orta-üst seviye cep telefonları. Bu telefonlar çok aşırı olmayan işler dışında üst düzey telefonların vereceği maksimum performansı rahatlıkla verecektir. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim, Snapdragon 400 kullanan bir telefon ile Snapdragon 800 kullanan başka bir telefonun Twitter uygulamasında performansları aynıdır.
Beklentiniz eğer işte cep telefonunda çok fazla iş yapmak, çıkan her son oyunu alıp oynamak veya orta seviyedeki beklentileriniz aynen duruyor ve biraz daha uzun ömürlü bir deneyim istiyorsanız üst düzey sizin performans tarafında tercih edeceğiniz cihaz olabilir. Ben bir cep telefonuna 2 sene ömür biçiyorum. Üst düzey telefonda orta düzey işler ile 3 sene gidebilirsiniz eğer temiz kullanıyorsanız. Üzerine de çıkmanız olası ben ortalama değerler vermeye çalışıyorum.

Uygulama Desteği konusunu da işletim sistemi başlığı altında değerlendirmek istiyorum, doğrudan bağlantılı çünkü.
Standart uygulamaların hepsi orta seviye telefonlar için çok rahatlıkla çalışması üzerine geliştirilmiştir. Belli uygulamalar aptalca geliştirilmelerle doğru düzgün çalışmazlar, onlara zaten hakareti bizzat ben ediyorum 😀
Burada belkide kavga yaratacak bir cümle kullanacağım ancak benim için bu konu kesinlikle şöyle.
Eğer cep telefonunda Facebook, Twitter gibi her yerde standart olarak bulunan uygulamaları kullanıyorsanız sadece Windows Phone tercih edebilirsiniz.
Eğer cep telefonunda çok uygulama ile uğraşıyorsanız iOS tercih edebilirsiniz.
Eğer cep telefonunda herhangi birşey için uygulama arıyorsanız almanız gereken kesinlikle Android.
Windows Phone'u bir kenara bırakırsak uygulama tarafında şöyle bir açıklık getireceğim. Mağazalara bir göz atın eğer size mağazadaki uygulamalar yeterli ise iOS uygulama tarafında sizin için yeterli olacaktır. Ancak uzun soluklu bir bilgisayar kullanıcısıysanız ve biraz fantastik işler ile uğraştıysanız, iOS kesinlikle sizin isteğinizi bu konuda karşılamayacak. Android tercih etmeniz faydanıza. Bende açıkcası bu grupta olduğum için bunları söylüyorum.

Güvenlik konusu bu ara çok popüler olduğu için başlık altına aldım. Beklentiniz eğer işte benim telefonumdaki olaylar kimse tarafından bilinmesin yönündeyse kendinize doğrudan bir eski nesil telefon alın. Yine de bu tam anlamıyla güvenlikli değil. Ama tercih edilişte en güvenlisi bu.
Apple'ıda, Google'ıda, Microsoft'u da sizi tamamiyle takip ediyor ve bilgilerinizi kullanarak size "yardımcı" olmak amacıyla kullanıyor.
Eğer bilgilerim büyük firmalar tarafından takip ediliyorsa edilsin çok mühim değilde iseniz her işletim sistemi bu konuda sizin işinizi görecektir. Her sistem oldukça güvenli.
Ancak burada Android tarafında eklemem gereken bir nokta var. Android sürümü mümkün olduğunca güncel tutulan bir cihaz almanızı öneririm. Eski sürümlerde abuk sabuk şeyler çıkabiliyor ve genelde firmaların umrunda bile olmuyor bu durumlar.
Bu konuda yakın zamanda olan Apple davası var. Açık konuşmak gerekirse Apple ve diğer firmalar yakın zamanda çıkmış "gizlilik hakkı" denen naneden korunmak amacıyla toplum önünde şov yapıyorlar. Bu şova kanıp işte "a Apple bilgimizi kimseye vermiyor, a Google'da destek veriyor demek ki paylaşmıyor" yalanına kanmayın boş yere. Hepsi bu konuda aynılar.

Kamera konusunda açıkcası beklentinize göre şekillenen bir durum söz konusu yine. Öncelikle tercih edeceğiniz kategoriler orta, orta-üst ve üst olmalı.
Kameralar yukarı doğru çıktığınız sürece daha iyi hale gelmeye başlıyorlar. Ancak yine beklentinize göre yeterli sonuçlar almanız mümkün.
Eğer kamera ile arada sırada fotoğraf çekiyorsanız ve beklentiniz öyle aşırı yüksek değilse orta seviye cep telefonları kesinlikle kamera konusunda size yeterli olacaktır.
Kullandığımda biraz daha iyi performans alayım derseniz eğer orta-üst den birşeyler almanız daha iyi olur sizin açınızdan.
Eğer günlük olarak fotoğraf çekiliyorsanız ve "işte çok iyi fotoğraflarım olsun" diyorsanız üst seviyede özellikle kamera üzerine yoğunlaşan cihazları almanızda fayda var. Ancak cep telefonların kamera kaliteleri bir yere kadar. Hiçbir zaman tüm fotoğraf makinelerinden kurtulalım cep telefonu yeterli denemeyecek.
Ben bu konuda biraz daha zahmetli olsada bence daha avantajlı olan başka bir yol söyleyeceğim size. Popülaritesini kaybetmiş olsa da hala dijital fotoğraf makinesi bulma şansınız var. Biraz eli yüzü düzgün olan her makine cep telefonlarının en iyi kamerasından daha iyi performans verecektir bunun sebebi fiziksel etmenler. Sadece kamera çok iyi beklentiniz var ve orta düzey yeterliyse böyle bir çözüm maddi açıdan size çok fazla bir artı oluşturacaktır. Tabiki de sadece bir öneri bu konu. Ters çıkacaklar olabilir 😀

Marka işinde ise gerçekten kafa karıştırabilen bir konu. Çünkü eğer düzeyleri kontrol ettiyseniz orta düzeyde özellikle farklı markaların ürünleri çok uçurum fiyatlara sahip olabiliyor. Ben iki kat farka dahi denk geldim.
Bu konu açıkcası biraz garantiye oynamak üzerine. Büyük markalar bir telefonun üzerinde daha çok çalışarak daha iyi bir hale getirebilme kozuna sahip. Fakat bu değildir ki işte daha küçük marka sorunlar yaşatırken büyük marka problemsiz gidecek. Çok gördüm büyük bir firmanın telefonu garantiden dönemezken başka birinin kullandığı daha küçük bir fimanın telefonu hiç sorunsuz çalışıyor. Tamamen şans işi bu konu.
Açıkcası benim bu konudaki görüşüm bilginize oranla karar vermeniz yönünde. Gerektiğinde sistem dosyalarını kurcalayabilecek güveni buluyorsanız çok büyük bir markanın telefonunu almamak çok ciddi anlamda fiyat avantajı yaratabilir size. Ben o kadar bulaşamam derseniz büyük bir markanın cihazını tercih etmeniz avantajınıza.

Açıkcası farkındayım Android cihaz alma rehberi gibi oldu ama Windows Phone ve iOS'de bu kadar dikkat etmenize gerek yok. Beklentilerinizi Windows Phone rahatlıkla karşılıyorsa cebinizde çok para bırakarak güzel bir Windows Phone alabilirsiniz. Beklentinizi iOS karşılıyorsa iOS tercih edeceksiniz. Ve üzgünüm ki iOS'de fiyat avantajı yapabileceğiniz bir durum yok. En fazla bir nesil gerideki cihaz kabul edilebilir. Şu an diyelim iPhone 6 varsa siz iOS almanız gerekliyse en fazla şu an 5S alabilirsiniz, 5 falan bu saatten sonra Apple için giriş seviyesine her an girebilecek cihazlar. Destek veriliyor diyecekler olabilir de Apple cihazlarında o kadar minimum endeksli çalışıyor ki artık donanım yetmiyor olayına sığınarak eksik eksik update yollamaya başlıyor.
Windows Phone tarafında ise yine kendi içinde sınıflandırma var Android gibi. Bu kez marka bakmak yerine performans ve diğer etmenlere bakmanız daha iyi olacaktır.

Eklemelere her türlü açığım, düzenlemesi de çok defa gelecektir eminim. Amacım cep telefonuna minimum parayı vererek maksimum verim elde etmek üzerineydi. Saygılarımla.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • Emre Mert KARACA @mert41994

    Bende bunu açıklamaya çalıştım işte hatalı bu. Herkes için şu telefon diye bir kavram yok. Hatta direk bu başıma geldi. Ben saf android istiyorum adam ısrarla "abi al a5 sen" diyor. Kameradır, touchwizdir falan istemiyorum niye ekstra para vereyim. Benim işimi GM in Android One u görüyordu, beklentimde performans ve saf android ve ihtiyacım olmayan şeylerden arındırıp en iyi ihtimalinde bile 500 lira cebimde bıraktım.

  • dem @dem

    Lenovo A7010 incelemesi olsa da izlesek...

  • Emre Mert KARACA @mert41994

    Bahsettiğim buydu aslında sizde özetlemişsiniz. Ya görüyorum kimi insan var. Maksimum 1 sene telefon kullanacak. Yapacağı en fazla şeyde facebook'ta MIT'den gelen gönderileri kopyalayıp ana sayfasına yapıştırmak. (bu ara çok moda :D) Gidiyor S7 alıyor, HTC M10 alıyor. Genelde de bu kulaktan dolma bilgiler yüzünden. Beklentisi yüksek olan adam giriş seviyesi telefon almış tabikide kötü bir deneyim yaşamış. Sonra diyor ki "abi işte son model almazsan telefonlar yalan". Bilmeyen adamda bilen görünce diyor bu adam haklı haliyle. Ya da sırf hava atmak için alanlar var. Bu olayı cidden anlayamıyorum zaten.

    Bu bir yandan da seni, beni, cep telefonu alacak herkesi etkiliyor. Adamlar nasıl olsa alan amiral gemisi alıyor diye orta segmenti berbat edip bırakıyor. Üst segment fiyatını nasıl olsa herkes alıyor diye fiyatları da basıyorda basıyor. İki gün sonra sen ben cep telefonu alacağımda fiyatlar şişiyorda şişiyor. Çok güzel örneği açıkcası buna Apple. O kadar ihtiyacı olmayan adam gitti iPhone aldı ki Apple ilk çıktığında fiyat anlamında kabul edilebilir seviyesinden akıl almaz fiyatlara geldi. Sosyal medya dışında kullanımı olmayan insan benim telefon giderimin 5 katını başka bir telefona vere vere böyle oldu piyasa.
    Açıkcası bu farkındalık insanlarda oluşmazsa doğru düzgün, iyice berbata dönerse ben cep telefonuna vereceğim parayı alıp orta segment ekran kartlı falan laptop taşımaya başlarım yanımda. Snapdragon 820 ile Intel Core i7 taşıyan cihazlar nasıl aynı fiyat olabilir aklım almıyor 😀

Hearthstone: Heroes of Warcraft

Oyun çıkalı aylar olsa da ufaktan bir merak edenler için inceleme yazayım dedim.

Hearthstone, Blizzard'ın Warcraft evreninin karakterlerini kullanarak oluşturduğu bir kart oyunu. Oyunun ana mantığı 1 vs 1 anlayış ile sahaya minion sürerek veya büyüleri kullanarak karşıdaki oyuncunun herosunu öldürmek. İki hero da 30 HP ile başlar, oyun içinde sürekli farklılık gösterir heroların durumu. Oyun bu arada PC, Android ve iOS platformlarında ücretsiz olarak bulunmakta.

Oyunda 9 adet sınıf bulunmakta. Her sınıfın kendine has hero power'ı ve sınıfa özel kartları bulunmakta. Misal Mage sınıfının hero powerı seçilen karaktere 1 damage vurmak iken Warrior sınıfının powerı 2 zırh eklemekte karaktere.
Aynı zamanda her oyuncuya ait 30 adet kart bulunmakta. Bu 30 kart oluşturduğunuz sınıfın özel kartları ve her sınıfa açık kartlardan istenilenler seçilerek oluşturulabilir. Oldukça fazla kart var ve buda oyuna inanılmaz bir çeşitlilik katmakta.

Nasıl oynanacağına gelirsek eğer, oyuncular 3 er kart çekerler (ikinci sıradaki oyuncu bir fazla kart çeker + +1 mana alır bir turluk) Her kartın bir mana değeri bulunmakta ve oyuncunun o turda sahip olduğu mana kadar kart isteğe bağlı olarak oynanabilir. Mana da ilk tur 1 adet olan ve her tur artan bir enerji. Kısa bir örnek verirsek 3. turdasınız ve 2 manalık bir kartınızı oynadınız. 3 olan mananız 1'e indi, bir sonraki tur tekrardan yenilenerek devam etmektedir bu döngü. (yani 1 e düştükten sonra 4. tur 2 değil 4 mananız olacak.)

Kartların türleri 3 e ayrılmakta oyunda. Minionlar, Speller ve Secretlar.
Minionlar sahaya sürdüğünüz karakterlerdir. Kartın sol altında sarı renkte gösterilen kısmı atağı, sağ tarafta kırmızı renkte gösterilen kısmı ise canıdır. Rakibin minionuna saldırırken siz atağınız kadar karşıdaki miniona hasar verirken karşıdaki minion ise size atağı kadar saldırı yapar. (Heroya saldırmalarda minionlar hasar almazlar). Ve normal minionlar sahaya atıldıktan bir tur sonra aktifleşirler. O tur için uykudadırlar. (Charger kartlar hariç, onlardan en sonda ufak bahsedeceğim)
Speller ise sahaya minion gibi sürülmeyen, genelde o turda kullanılan büyülerdir. Misal Mage'de 4 manalık olan firebolt spelli seçilen hedefe o an 6 damage vurur.
Secretlar ise rakibinizin yapacağı hamleye karşı alınan önlem. Misal Hunter sınıfının bir secreti ona saldıran bir minionun canını direk 1'e indirmekte.
Bunlar tabi basit kartlarda olan olaylar. Biraz daha gelişmiş kartlarla oynarken oldukça fazla ve çeşitli durumlar olabiliyor. Bazı minionlar hem sahaya sürülürken hemde spell yapabiliyorlar veya minionun ekstra özelliği olarak yapılan etkiye karşı ekstra özellikler yapabiliyorlar, onları kartların üzerini okuyarak zamanla öğrenirsiniz. Bir kaç kilit tabiri belirteyim ben ufaktan.

Charge: sahaya atıldığı tur saldırı yapabilen tarzda minion.
Taunt: Diğer minionlarınızı ve heronuzu koruyan tarzda minion. Taunt yıkılmadan başka hiçbir karaktere minionlar saldıramazlar. (speller bu kuralın dışındadır, taunt olsa da spelle istediğiniz karaktere saldırabilirsiniz.)
Deathrattle: Öldüğü an kartın ortaya çıkartacağı etki.
Battlecry: Sahaya atıldığı an kartın yapacağı etki.
Enrage: Minion hasar aldığında ortaya çıkarttığı etki.
Overload: Bu Shaman sınıfına ait bir kavram. Bir sonraki round kitlenecek olan mana barını gösterir. Misal 6. roundda Overload (3) bir kart oynarsanız 7. roundda sadece 4 mana kullanma hakkınız bulunur.

Oyundaki kartlar çok güzel bir eşitlik ile oluşturulmuş durumda. Ve kartların dengesi özellikle manası ve ekstra özelliklerine göre şekillendirilmiş durumda. Örnek verirsem standart bir minion 2 manada 3/2 veya 2/3 olurken yanında ek özellikle gelen minionlar 2 manada 2/2 hatta 2/1 - 1/2 - 1/1 olabiliyorlar.
Burada güzel görünsede aslında gerçekten çok işe yarayan kartlar, oyunun macera kısmında bulunuyor ve maceralara giriş 21€ veya 3500 gold gibi biraz uçuk rakamlara geliyor. Neden uçuk dediğime gelirsek 3 win 10 gold getirmekte oyunda. Kazandığınız gold ile oyun içinde herşeyi almakta mümkün bu arada.
Oyun içi gold ile macera almak yerine şansınızı 100 goldla bir pack açmayı deneyebilirsiniz. Veya 150 gold ile Arenaya girip ayrı bir riske girebilirsiniz 😀
Pack açarak 5 kart elde edebilirken Arena'da aldığınız her win ile kazandığınız ganimeti arttırmak mümkün. Fakat arenadaki destenizi o an gelen kartlar ile rastgele diziyorsunuz ve çok iyi veya çok kötü kartlar gelmesi olası. Çok yüksek oranda şansa bakıyor.

Aslına bakarsanız oyunun %40 gibi bir oranı şans. Yani çok şanslıysanız karşınızdaki rakibin elinde müthiş kartlarda olsa kazanabilirsiniz. Çekilen kartlar random gelmekte ve bu kısım inanılmaz şansa etki ediyor. Bu yüzden hatta genelde 1 kazan 1 kaybet sistemi ile oynuyorsunuz oyunu. Her önüme geleni tokatlayayım anlayışı pek yok.

Son olarak toparlarsak, hearthstone free to play olarak, ciddi oyuncusuna ciddi paralar harcatacak ancak standart oynamayı isteyeni de üzmeyecek bir oyun. Her platformda olması da ayrı güzel. Ciddi anlamda birşeyler yapmak istiyorsanız ya para harcamalı yada baya çok oynamalısınız oyunu.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Quake Live

Bir kaç arkadaş toplandınız ve akşamları stres atmak için mutliplayer bir oyun arıyorsunuz. Ve sistemlerinizde çok iyi değil. Ücrette ödemek istemiyorsunuz. Sorunsuz ve güzel bir oyun, Quake Live tam sizin ihtiyacınız olan şey.

Öncelikle açıklamam gereken kavramlar var. Eski nesil FPS ve yeni nesil FPS. Yeni nesil FPS, bu yeni oyunlarda gördüğümüz gerçekciliğe daha yakın olan tür. Üzerinizde taşınabilecek kadar silah taşınması, hareketlerin ağır ve daha yumuşak olması gibi şeyler. Örnek olarak Call of Duty, Battlefieldı falan verebiliriz. Ancak birde eski tür FPS vardır, bunda üzerinizde tüm silahları taşıyabildiğiniz, hareketlerin inanılmaz reflekslere baktığı tarz. Quake bu eski FPS tarzının standartlarını ortaya koyan oyun. Ciddi anlamda çok hızlı olmanız ve hani wasd ile yürümek yerine mümkünse rocket jumplarla hareket etmenizi gerektiren bir oyun.

Oyunun Free to Play olduğundan bahsettim. Free to Play olan bir sürü oyun var ve çoğu Pay to Win olmakta yani size oyun içi satın almaya dayatmakta. Bunun yanında verdikleri oyun motoru ile oynamakta inanılmaz zor, gerçekten isyan ettirebiliyor çoğu zaman. Quake Live bu durumların hepsinden arındırılmış halde geliyor. Oyunda para ile alabileceğiniz hiç bir artı yok. Peki ya bu oyun nasıl ayakta kalıyor derseniz, oyunun isteğe bağlı bir aylık ödeme sistemi var. Bu sistemle eğer abonelik alırsanız size server açabilme yetkisi vermekte. Ayrıca 50+ kişilik serverlarda da oynama olanağı da sağlamakta.

Oyunun silah sistemine bakarsak, emin olmamakla beraber 9 adet silah olması gerekli ve her silahın farklı karakteristikleri var. Sniperınızdan tutun, makineli tüfek, bazuka, pompalı tüfek gibi her silah oyunda mevcut. Ayrıca haritalarına gelirsek oldukça da çeşitli. Oldukça fazla haritası mevcut. Quake 3'ü çok oynamasam da bazı haritaları ordan hatırlıyorum. Bazıları da galiba yeni yapılmış. Modlar kısmına gelirsek FPS oyunda oynanabilecek ne tarz varsa oyunda mevcut. Capture the Flag, Conquest, Team Deathmatch, Deathmatch, Freezetag (bu sanıyorum Quake'e özel ve çok eğlenceli bir tarz) daha aklıma direk isimleri gelmeyen bir çok mod var. Misal öldürülen oyuncu karşı takıma geçiyor ve bir takım tamamen dolana kadar giden bir mod var. Aynı şekilde oyunda Quad Damage adlı bir buff bulunmakta tüm oyuncuların Quad Damage'i alan oyuncuya saldırdığı mod var, Birde bu modlara ek mod olarak silah modları mevcut. Şöyle ki bir modda tüm silahlarınız tamamen dolu yerden bişey bulamıyorsunuz, başka bir modda iki silah seçiyor kalanı yerden topluyorsunuz diğer bir modda ise sadece sniper kullanıyor ve tek atıyorsunuz. Bu silah modlarını da oyun modları ile çarptığınızda her seferinde yeni bir oyun deneyimi sunabilmekte Quake.

Son olarak belirtmek istediğim ufak birşey, oyunu 80+ pinglerle oynamak zorunda kalıyorsunuz. Türk serverları bulunmadığı için ne yazık ki problem olabiliyor. Eğer tek oynuyorsanız oyun bulma olasılığınız biraz düşük çünkü genelde oyuncular bir servera yığılmış oluyor, yer bulamıyorsunuz yada tek oynuyorsunuz. Ekibiniz varsa ancak diğer oyuncular kısa süre sonra size katılıyorlar. O yüzden kesinlikle en az 4 kişi ile anlaşılıp oynanmasını tavsiye ediyorum.
Sistem içinde cidden hiç bir sistem gereksinimine nerdeyse ihtiyaç duymamakta oyun. Çoğu oynayan arkadaşım Intel HD Graphics ile oynamakta bu oyunu. İşlemci tarafında ise celeronla oynayan bile arkadaşım mevcut. Steam'den edinilip geceleri bir iki saat takılmak için birebir gerçekten oyun.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Counter Strike: Global Offensive

Merhaba. Artık aslında neredeyse çoğu kişide olsa da almayı düşünenler hala vardır diye düşünüyorum. Onun için ufak bir Cs:Go incelemesi yapacağım.

Öncelikle oyunun çok ciddi bir oyuncu kitlesi olduğunu söylemeliyim. Aktif olarak ortalama 100 bin oyuncusu var her an. Yani CS:GO çatısı altında "şunu oynayayım ya" dediğinizde er yada geç oraya oyuncu bulmanız mümkün.
Oyunun tüm dinamikleri Counter Strike 1.6'nın aynısı. oradaki AK47 nasıl geri tepiyorsa aynen Global Offensive'e taşınmış. Yani eğer 1.6 oynadıysanız uzun süre, Global Offensive'e geçtiğinizde pek sıkıntı yaşamazsınız. Oyunun çıkış amacı bu aslında birazda. 1.6'nın çok ciddi anlamda oyuncusu vardı ve 1.6 oldukça ve oldukça yaşlanmış haldeydi. Ayrıca malum oynayanların çoğu internetten ücretsiz edinip oynuyordu. Böyle bir değeri canlandırmak adına yapılmış girişim.

Oyunun arayüzüne gelirsek, ilk fotoğraf bizi karşılayan ekran. Sol üstte istatistikleriniz, altında arkadaş listeniz sağda haberler var. Üstteki barlardan seçim yaparak ilerleyebiliyorsunuz. Soldaki istatistik barına gelirsek nickinizin altındaki kısım achievement ilerlemesi altında ise rekabetçi modundaki sıralamanız görünmekte. Açıkcası sıralamam benim rezalet 😀
Diğer ekrana gelirsek oyna kısmından oyun bul dediğinizde oradan oyun seçerek katılıyorsunuz. Ölüm Maçı klasik Deathmatch. Öldüğünüzde rastgele bir yerden tekrar doğup devam ediyorsunuz. Silah yarışı ise CS 1.6'daki Gungame. Karşınızdakini vurdukça silahınız değişiyor ve en son altın bıçakla birini bıçaklayıp oyunu kazanıyorsunuz. Yıkım modu bir kaç ufak haritada bombalama görevi. Onun yanındaki basit eğlence de standart maç. Rekabetçi modu ise oyunu bana kalırsa oynatan kısmı. Sizin seviyenize eşit 9 kişi daha bulup maç 5 e 5 maç yaptığınız bir mod. Arkadaşlarınızla da oynama şansınız var bu modu. 5 kişi anlaşıp takım olarak girebiliyorsunuz. Kazanma kaybetmenize göre liginizde değişiyor bu arada.
Atölye kısmında ise oyunun atölye desteğide mevcut. Atölyeden indirdiğiniz mapleri oynayabiliyorsunuz.
Bu arada Topluluk Sunucuları diye bahsedilen kısım var, orası da 1.6'daki standart oyunun aynısı. Yine oturup saçma saçma müzikte indirtiyor yada skin falanda indirtiyorlar da yine de çok sıkılınca değerlendirilebilir olmuş. Surf_Ski_2 nin olması bile orada bi tercih.

Rekabetçi modda oynamak ciddi anlamda keyifli. Fakat diğer modlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Sebebi de zamanında çok fazla 1.6 oynadım ve bu modların hepsini hatta daha fazlasını orada oynadım. Şimdi bakıyorum yeni bir ürün olarak CS:GO oyun olarak çok fazla bir artı getirmiyor 1.6'ya göre. Tek farklılığı Valve Anti Cheat yazılımının otomatik olarak yenilenmesi, herşeyin tek platformda toplanması ve rekabetçi modu.

Birde yeni olarak silahlarda ufak değişiklikler var. Bir kaç silah farklı tercihlere bırakılmış. Misal USP'nin P2000 adlı alternatifi var. Veya M4A1 yerine M4A4 seçme şansınız var. Bunları tercih etmek için ekstra ücret vs ödemenize gerek yok. Fakat oyunun asıl para kazandığı diğer kısım, silahların skinleri kısmı. Her silahın farklı farklı skinleri var. Her birinin de değerleri farklı. Bir silahın skini 0.06 TL olabilirken başka bir silah 900 TL'lerde satılabiliyor. Görüntü dışında kattığı birşey yok silahların belirtmekte fayda var.

Toparlarsak Rekabetçi modu, Source Motoru ve ufak değişikliklerle fena olmayan bir yapım ortaya çıkmış. Maplerde falanda 1.6'ya göre yeni olan motorun getirdiği artılar ile güzel eklemelerde yapılmış. Düşünen varsa her platform için mevcut ve 24 TL fiyatı bulunmakta. İndirimlerde 12 TL'ye almanız mümkün.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Papers Please

Ucuz ve keyifli bir oyun arayanlar için güzel bir tercih Papers Please.

Öncelikle durumdan bahsedeyim. Arstotzka adlı bir ülkedesiniz ve savaştan çıkılmış. Sınır yeni açılıyor ve sınırdan kişileri alırken dikkat etmek gerekiyor çünkü savaşın suları henüz durulmuş değil. Sığınmacılar, teröristler, kaçakçılar her türden insan gelebiliyor.

Oyunda siz bir sınır görevlisisiniz ve pasaport onaylıyorsunuz. Günlük değişen kurallara göre kontrolleri gerçekleştiriyorsunuz ve geçip geçemeyeceklerini, kaçakçı mı olduğu ya da bir terörist mi olduğunu anlamanız gerekiyor. Yanlış bir geçiş yaptırırsanız bunun cezası ve sonuçları oluyor oyun içinde. Misal eğer yanlış birini sınırdan alırsanız intihar bombacısı olabiliyor ve sınırdaki askerleri öldürebiliyor, buda günlük kazancınızdan edebiliyor sizi. Bu arada bir aileniz var ve bakmakla yükümlüsünüz tüm aileye. Ve günlük belli bir miktar kazanmalısınız ki geçim olsun. Yoksa hastalıktı ilaçtı falan daha sıkıntılı şeyler baş göstermekte. Ve günde belli bir süreniz var ve o süre içinde bakmalısınız. Kontrol edecek şey arttıkça iyice mücadele gerektiren bir hale getiriyor.

Dikkat eksiğiniz varsa kesinlikle tavsiye ederim. Ben bu konuda oyun sayesinde biraz iyileştiğimi hissediyorum 😀

Oyun bilgisayarda ve iPad'de mevcut. Sanıyorum android sürümü henüz yok.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Hotline Miami

Ucuz birşeyler arayanlar ya da indie oyunlara merakı olup "ya güzel olmaz pek" diyenler için ufak bir inceleme yapacağım. Çünkü ciddi anlamda indie oyunlara karşı önyargılı iseniz kırabilecek tarzda yapılmış bir oyun Hotline Miami.

Aslında indie olarak sayılır mı bilmiyorum, geliştirici Devolver Digital. Kendilerini Serious Sam serisinden, eğer Teknoseyir takip ediyorsanız Luftrausers gibi oyunlardan tanıyor olabilirsiniz. Yaptıkları her oyun gerçekten güzel, Hotline Miami de aynı güzellikte kesinlikle.

Oyunda bir senaryo var ama açıkcası hiç mi hiç takip etmedim. Senaryo pek birşey ifade etmedi bana. Zaten olayıda senaryodan çok oynanış ve verdiği keyif kesinlikle. Karakterimiz ama Commisar adında bir mafya babasının peşinde. Mafya üyelerini öldüre öldüre ilerliyorsunuz oyunda. Üstten görünümlü bir yapıda, tabancalar, bıçaklar, sopalar, menzilli tüfekler aklınıza ne gelirse onu kullanıp öldürme şansınız var rakibinizi. Fakat sizinde tek vurumluk canınız var. Tek mermi yeseniz yada kafanıza sopa ile bir defa vursalar ölüyorsunuz ve odalardaki her katta sadece save olmakta oyun. Yani eğer son adama kadar geldiniz diyelim. Eğer o adama ölürseniz o katı tekrardan oynamanız gerekli. Ve oyunda NPC'ler öyle ayarlanmış ki sessiz öldürmek pek mümkün değil, combo yaparak ilerlemeniz gerekli. Mouse'ın baktığı açıya görede saldırınız yön aldığından iyice zorlaşıyor oyun ve daha keyifli hale geliyor. Ve ufaktanda belirteyim oyun çok vahşice ve kanlı.

Oyunda birde maske sistemi var. Her maske size bir pasif yetenek katıyor. Misal bir maske daha hızlı koşmanızı başka bir maske köpeklerin size saldırmasını engelliyor diye gidiyor. Hafifte bir oyun olduğundan her türlü pc de oynanabilir düzeyde. Eğer sıkılıyor ve kısa sürede eğlendirecek birşey arıyorsanız şimdiden istek listenize eklemenizi öneririm. Fiyatıda 4.5 TL ye düşüyor olması lazım.

Ve 2. oyununda kapıda olduğunu söyleyeyim 🙂

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Portal 2

Portal 2, ilk oyunun yüksek başarısının üzerine gelen devam oyunu. Portal'ın sonunda oyunun ucu açık bırakılmıştı. Valve'in klasik huyudur, her oyunun ucu açık bırakılır. Ardından müthiş bir baskınla duyurusu yapılır (E3 deki o olay: http://www.youtube.com/watch?v=s-wQ5Dp1tcg)

Portal 2, ilk oyunun tüm mantığını aynen alıp, üzerine yenilenmeler ve senaryoda çok başarılı bir ilerleme ile sunan devam oyunu. Lazerlerin, küplerin olduğu dünyaya ekstra bir kaç materyal daha eklenip oyunun kompleksliği bir miktar daha arttırılmış. Ancak o ilk oyundaki basit mantık anlayışı halen sürmekte. Yine asıl dinamik iki geçit açarak geçiş yapmak.

Senaryoya gelirsek, ilk oyunun sonunda kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ancak uyutulmuşuz ve o olayın üzerinden o kadar çok zaman geçmiş halde ki Aperture Science'ı bitkiler basmış durumda. Laboratuvarın çoğu yeri ya kullanılmaz halde ya da eksik çalışmakta. Uyandığımızda Wheatley adlı bir robot bize yol gösteriyor ve senaryo devam ediyor.

Demiş olduğum gibi Portal 2, devrimsel yenilikler yerine sağlam sisteminin üzerine yenilikler ekleyip devam etmekte. İlk oyunun bence bir miktar eksiği olan senaryo kısmı, Portal 2 ile ciddi anlamda tavan yapmış durumda. Senaryo gerçekten çok tatmin edici, hele ki diğer Valve oyunlarını da oynamışsanız daha da anlam kazanmakta senaryo. Oynanış, oyun dinamikleri falan zaten kusursuz denecek düzeyde. Birde Valve'in bize diğer bir süprizi olan Workshop ve CO-OP'da birinci oyuna göre gelişmeler durumunda büyük artılar getiriyor. Workshop ile asla bitmeyen bir oyun deneyimi sunmakta. Kullanıcılar oyun içerisinden kendi maplerini yapabilir ve paylaşabilir. Hatrı sayılır bir kitle bu işlerle uğraşmakta, günde en kötü 10-15 map gelmekte atölyeye. Co-op ise çok ayrı bir deneyim ve şunu söylemeliyim gerçekten oldukça ve oldukça zorlayıcı bazı bölümleri.

Portal 2 her yönüyle olmuş bir oyun. Gerçekten ucuz fiyata yakalamak mümkün, tavsiyem eğer oynamadıysanız ilk oyunla beraber paket olarak almanız. Ardından sanıyorum ki sizde benim hatta bizim gibi Gaben'in 3 fobisini kırması için her gün dua edenlerden olacaksınız.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Portal

Bir ekip bir gün Gabe Newell'ın kapısını çalar. Ve ellerindeki bu fikri sunarlar. Ardından Valve fikri beğenir, ve ardından yepyeni ve çok farklı bir seri olan Portal ortaya çıkar. Portal, FPS olarak çok farklı bir deneyim olduğundan oyun satması kesin olacak olan Half Life 2 Episode 2 ve Team Fortress 2 ile beraber Orange Box adlı kolleksiyonda satışı yapılır. Ardından inanılmazda bir başarı gösterir.

Senaryomuza gelirsek, başta Valve için bile baya deneysel bir oyun olduğu için senaryo üzerinde diğer Valve oyunları kadar bir derinlik yok ilk oyunda. Aperture Science adı verilen bir laboratuvarda, Portal Gun'ı denemek için gönderilmiş bir denek olarak görev alıyoruz. Nereden geldik, kimiz neyiz bunlara dair herhangi bir bilgimiz yok. Başlangıçta yataktan kalkıp Aperture Science'ı yöneten GLaDOS'un talimatlarını yerine getiriyoruz. Ardından devam ediyor senaryo.

Oyundaki olay aslında bildiğimiz klasik FPS lerden biraz daha farklı. Sağa sola şuursuzca ateş etmekten öte size verilen puzzle ları çözmeye yönelik bir FPS. Karakterimiz Chell'in elinde Portal Gun adı verilen bir silah var ve silahın olayı iki farklı noktaya geçit açarak ilerlemek. Bir geçitten girerseniz eğer öbür geçitten çıkarsınız. Oyun aslında tamamen bu dinamik üzerine kurulu. Ancak Bu kadar basit bir mantığa Valve, oldukça kompleks bir yapı eklemiş. Yaptığınız Etkileşime geçilebilir küpler, asit çukurları vs. ve aklıma gelmeyen bir çok şey oyunu daha kompleks hale getiriyor, arada sinirlendirip internetten çözüm baktırabilecek düzeylere getirebilir.

Portal, başka oyunlarda yaşanamayacak bir deneyim sunuyor. Hala oynamayan varsa ya da daha önce niyetlenip bi başlayıp bırakmış olan varsa şiddetle tavsiye ettiğim bir oyun. İlk oyun için yine diyorum, Valve bile güvenmeyip pek üzerine düşmemiş kesinlikle. Yine de harika bir yapım ortaya çıkmış. Fakat oynadıktan sonra kesinlikle "ikincisini oynamalıyım" diyeceğiniz güzel bir yapım.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Payday 2

Baya geç kalmış bir inceleme olsa da önümüz kış indirimleri, birşeyler almak isteyen olacaktır. Merak edenler için bende indirimde fiyatı bence gayet güzel yerlere gelen Payday 2'yi incelemeye çalışacağım.

Öncelikle fiyatına geleyim, şu ana kadar %75 indirimde gördüm, 12.5 Liraya falan gelmekte oyun. Daha da inmiş sanırım geçen sene.

Payday 2, kısaca bilmeyenler için bir tanımla girersek, CO-OP olarak soygun yaptığınız bir RPG-FPS oyunu. Amacınız sessiz bir şekilde veyahut gürültülü bir biçimde size verilen görevi yerine getirip bir an önce kaçmak.

Evet oyunun dinamiklerine ufaktan giriş yapmışken oyunu oynarken size bir seçim şansı geliyor. Sessiz yada sesli olarak soygunu yapma. Sessiz soygun da içerisinde bir kaç parçaya ayrılıyor. Anlatmasını yorumda yaparım isteyen olursa burada çok uzun olacak yoksa. Sesli de de bir kaç şekilde halletme şansınız var olayı. Veya önce sessiz bir miktar ilerleyip sesli devam etme şansınız da mevcut. Aslında anlatmak istediğim oyunun size bu konuda tanıdığı özgürlüğün baya geniş olması. Belli başlı görevler dışında istediğiniz tarzda soygunu gerçekleştirebilirsiniz.
Oyun bu arada oldukça dinamik bir yapıya da sahip. Mapler özünde aynı olsa da kameraların, odaların, güvenlik görevlerlilerinin çizdiği rotalar kesinlikle farklı. Bu yüzden bir haritanın yüzlerce hatta binlerce kombinasyonu var ve bu yüzden aynı mapi oynasanızda sıkılmıyorsunuz.
Birde RPG tarafına kayan yetenek ağaçları ve perkler var. Bu karakterinizi istediğiniz tarzda özelleştirmenize olanak sağlıyor. Şu an için 5 farklı yetenek ağacı var. Bunlar Mastermind, Enforcer, Technician, Ghost ve Fugutive. Muhtemelen yeni bir karakter gelecek ve onunla beraber yeni bir sınıf daha açılacak. Genel olarak sınıflardan bahsedersek, Mastermind takımın sağlık ve sivil vs. kontrolü işlerine bakmakta. Enforcer bildiğiniz tank görevi görmekte. Aynı zamanda testere vs. taşıyarak dakikalar sürecek işi saniyelere çekebilir. Technician, adından da anlaşılacağı üzere takımın teknik işleri ile uğraşmakta. C4 taşıyabilir, matkaplarda etkili ve Sentry Gun taşıma gibi ilginç özellikleri var. Ghost, gizlilik konusunda uzman, Fugutive ise açıkcası seri katil tam anlamıyla. Perklerde sınıflara yakın özellikler göstermekte. İsterseniz tek bir sınıfta her konuda uzmanlaşabilir yada her birinden biraz biraz alarak ilerleyebilirsiniz. Bu konuda da Payday sizi özgür bırakmakta. Bu özgürlük gerçekten oyundaki tek düzeliği ortadan kaldırmış diyebilirim. Aynı oyuncularla sürekli oynamadığınız sürece "ya aynı oyunu oynuyorum sürekli sıkıldım" demiyorsunuz. Ancak böyle bir kaç soygun kötü giderse ya da tam bitecekken biri bozarsa soygunu genelde sinirlenip çıkıyorsunuz. 😀
Overkill gerçekten çok başarılı bir iş çıkartıyor. Sürekli DLC gelmekte oyuna ve hepsi ücret ödemeniz gereken DLC'ler değil. 1 ücretli 1 ücretsiz DLC çıktığını söyleyebilirim rahatlıkla. Ücretli DLC'lerde biraz oyuncunun keyfine kalmış, hiç almadan da rahatlıkla oynanabilir bana kalırsa.

Oyun tarafını bir kenara bırakırsak, Payday 2'nin bir de şöyle harika bir yüzü var. Oyunun aslında oyun içerisinde geçmeyen bir senaryosu mevcut. Görevleri veren patronların her birine hikayesi var ve her biri için Episode'lar çekilmekte. Bence bu harika birşey. Veyahut geçenlerde gelen Hoxton Breakout görevinin tanıtım videosu nerdeyse aynısı olan gerçek videosu çekilmiş. Ve çekilen bölümlerde tanıdık yüzlere rastlamakta mümkün. En basiti aklıma gelen Breaking Bad'den tanıdığımız Gustavo Fring, oyunda Dentist rolünde. Oyuncuların isteklerini sürekli dinliyorlar yapılan hamleler geri bildirimlerden aldıklarına genelde çok paralel oluyor.

Overkill gerçekten ürününe hayran bırakan bir firma. Sürekli içerikler hazırlamalar, oyunun dinamik yapısı vs. derken oyuncuya çok iyi değer vermekteler. Ancak oyunda da sıkıntılar yok değil ne yazık ki. Öncelikle aklıma gelen sorun en azından ben sürekli yaşıyorum. Oyunda herhangi bir şekilde yazmaya çalıştığımda veya sesli konuşmaya çalıştığımda oyun çökebiliyor. Bayadır oyun bende bayadır yaşıyorum neden bilmiyorum açıkcası problemi. Bug Report açtım beklemedeyim. Bir de şöyle bir gıcıklık var ki oyunda kullanılan oyun motoru. Gerçekten kötü diyebilirim. Silahların verdiği geri tepkime kötü. Ne yazık ki silahlarla ne aim almak kolay (dünya skill açsanızda faydasını çok görmüyorsunuz) ne de silahların verdiği tepkileri hissetmek. Sanıyorum 3. oyun gelirse (henüz öyle niyetleri yok olmasında zaten valla keyif alıyorum herşeye rağmen oldukça) düzeltilecek birşey bu.

Üstte bahsettiğim eksileri bir kenara bırakırsam tekrar tekrar olacak belki ama oyun çok keyifli. Hele ki arkadaş çevresi var ve onlarla oynuyorsanız oyun ayrı bir keyif katacak size. Olmasa da genelde oyuncular belli leveldan sonra takım oyununa alıştıkları için her türlü keyif alıyorsunuz oyundan. Zaten oyuncu sıkıntısı pek çekmezsiniz Steam'de en çok oynanan oyunlardan Payday 2. En ölü saatte 9.000 aktif oyuncu var oyunda. O kadar anlatmış olmama rağmen oyun müziklerinden, özel düşmanlardan vs. gözümden kaçan bir sürü şeyden daha bahsedemedim bile... 12.5 liralık fiyata kesinlikle değer diyorum ve puanı kırmamın sebebi en yazık ki üstteki eksiler açıkcası bana çok ters geliyor ondan dolayı. Bitmiş üründe karşılaşmaktan pek hoşlanmadığım şeyler. Bu aralar aşırı oynadığım için bir incelemesini yapayım dedim, kafanıza takılan birşeyler varsa sorabilirsiniz yorumlardan 🙂 Keyifli oyunlar şimdiden, it's payday fellas.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Whatsapp+

Merhaba. Whatsapp için çıkartılmış bir mod olan Whatsapp+ dan söz edeceğim biraz. Kendim kurdum biraz kullandım hoşuma gitti, hoşuna gidip kullanabilecekler olabilir, fikir verir incelemem umarım.

Öncelikle modun resmi olmadığını ve sadece Android OS ve iOS(jailbroken) platformunda olduğunu belirtmem gerekli. iOS tarafında kullandığım cihaz olmadığından iOS tarafında sadece gördüğümü yazıyorum.

Öncelikle Whatsapp+ nedir, ne amaçla çıkmış sorularına bir yanıt bulalım. Whatsapp+, açıkcası Whatsapp'ın kendisi tarafından kısıtlanmış özellikleri geri kazanma amacıyla çıkmış bir proje. Hatta kısıtlamaların ötesine gidip daha fazla özellikte sunmuşlar.

Whatsapp+, aslında orjinal Whatsapp istemcisinin üzerine yapılmış bir yama. Kurulumunu ayrı olarak yapsanızda kullanımda aynı uygulamayı kullandığınızı farkediyorsunuz zaten. Sadece eklenen Plus menüsü ile ayrılıyor Whatsapp+ orjinal istemcisinden. Peki ne özellikler katıyor derseniz en büyük artılarından biri sanırım tema desteği. Whatsapp+, size istediğiniz gibi tema anlamında düzenleme şansı veriyor. Elle kendiniz düzenleyebilirken hazır temalarda mevcut. Resmi toplulukları şurada "https://plus.google.com/communities/115581747781287569882/stream/edb208d9-9860-4e1c-b267-3ecc0c0d7bf8" buradan istediğiniz temayı indirip uygulama içerisinden aktifleştirebilirsiniz. En ince noktalarına kadar düzenleme şansı verilmiş tema anlamında.

Başka ne artısı var der iseniz Whatsapp'ın fotoğraf, ses vs. gönderdiğinizde bir miktar sıkıştırılarak gönderilmesi durumu var. Ancak bu sıkıştırma işlemi sırasında kalite kaybedilmekte. Whatsapp+ da sıkıştırma oranını siz seçebiliyorsunuz. İsterseniz tam kalitede isterseniz oldukça sıkıştırarak gönderme şansınız var. Ayrıca dosya aktarırken ki limitte yok. (yada çok arttırılmış biçimde deneme şansım olmadı ama ayar var) Bir diğer güzelliği de gizlilik konusunda. Whatsapp+ da istediğiniz an çevrimdışı görünebilir, mavi tık yada çift tık almayabilirsiniz.

Nasıl kurarım derseniz, öncelikle whatsapp'dan konuşmalarınızın yedeğini alın. Ardından whatsapp'ı silerek internetten indireceğiniz whatsapp+ apk sını kurun. Daha sonrası klasik whatsapp işlemleri. Menüler falan zaten Türkçe, anlamakta sıkıntı çekmezsiniz. Eğer problem yaşarsanız yorumlarda yazabilirsiniz, yardımcı olmaya çalışırım.
Not: Mağazadan indirme şansınız yok ne yazık ki. Güncelleme olayıda programın kendi içerisinden yapılıyor. Sanıyorum resmi istemciye güncelleme gelmesinin ardından + da güncelleniyor. Eski sürümde de bir süre whatsapp'ın çalıştığını düşünürsek ortada kalma durumları yok.

Kullanım deneyimlerimden bahsedersek, temalandırma işlemleri gayet iyi. Çok harika temalar görebiliyorsunuz ve ücretsiz hepsi. Sadece bir xml uzantılı text indirerek temaya geçiş yapabiliyorsunuz. Mavi tık kapatma olayı kusursuz çalışıyor. Ancak çevrimdışı göründüğünüzde karşı tarafın last seen'ini göremiyorsunuz. Çift tıkta da benzer bir problem var. Sanırım sunucu ile bağlantıyla alakalı birşey yapabilecek birşey yok. Mod olmasına rağmen herhangi bir sorun yok. Güncellemeler kendi içerisinde zaten. iOS tarafı sanıyorum Android tarafına göre daha kısıtlı olacaktır. Oldukça başarılı bulduğum bir uygulama. Merak eden kullanıcıların bir kaç gün deneme turu atmasını tavsiye ederim.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 8 / 16