Çalışma masası için kablo düzenleme

Bilgisayarımın kasasının arka kısmına koltuk denk geldiği için bugüne kadar kablo karmaşını düzenleme ihtiyacı duymamıştım, daha doğrusu nereden başlayacağımı ve nasıl yapacağımı bilmiyordum ama sonunda bu karmaşaya son verme kararı aldım ve ortaya bu sonuç çıktı.

Öncelikle IKEA Signum kablo düzenleyici alıp, masanın alt kenarında monte ettim. Adaptörlerin hepsini buraya taşıdım. Kabloların bir kısmını oradan geçirdim ve istifledim.

Akım koruyuculu 6'lı prizimin arkasında, duvara asılabilmesini sağlayan 2 vida yuvası vardı (duvar saatlerinin deliği gibi). Bu prizin deliklerine denk gelecek 2 vidayı masanın yanına monte ettikten sonra prizi de buraya sabitledim. Modem splitter'ı ve USB çoklayıcı da çift taraflı yapıkanla yine masa kenarına, PC arkasına yakın şekilde sabitledim. Bu değişikliklerle ilk etapte kabloların neredeyse tamamı yerden kalkmış oldu.

Bir sonraki aşamada, özellikle kasa arkasındaki kabloları toparlayabilmek için kablo toplayıcı cırt cırtlardan aldım. Bunların tanesi 50 kuruşa satılıyor. Cırt cırtlar PC arkasını biraz daha toparlamış olsa da kablo karmaşası hala sürüyordu.

Son aşamada yapışkanlı klipsleri uyguladım. İçinde 100 adet olan ve 12TL'ye satılan torbadaki klipslerin yapışkan kenarları gerçekten güçlü. Bunlarla kablo görünürlüğünü ve karmaşasını en aza indirdim.

Masanın, fotoğrafta görünmeyen diğer bazı kısımlarında da karmaşa en aza indi. Sonuçta derli toplu bir görüntünün yanı sıra, temizliği kolaylaştırıcı bir kablo düzenlemesi ortaya çıktı.

Gönül ister ki hiç kablo olmasa da tamamen tertemiz bir görüntü olsa ama çok sayıda elektronik aygıt var ve bunların en az 1, bazı durumlarda 3-4 kablosu var. Mevcut durumda, yine de ortaya iyi bir sonuç çıktığını düşünüyorum. Bu düzenleme öncesinde ve esnasında epey bir araştırma yapmam gerekti. Sorularınız olursa yanıtlamaya çalışırım.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 21

İngilizce öğrenin!

https://www.youtube.com/watch?time_continue=94&v=mxRTPPDbLFE

Dil öğrenmenin önemini kısa sürede özetleyen bir video olmuş. Böyle bir duruma düşmemek için (şuradan itibaren bakın) herkesin en azından derdini temel düzeyde de olsa anlatabilecek seviyede İngilizce bilmesi lazım (ki kendisi de videoda İngilizce öğrenmesi gerektiğini itiraf ediyor).

Tabi, mümkünse belli bir düzeydeki İngilizcenizi de ileri seviyeye ulaşmanız hem yaşam konforunuz hem de iş bumanızı kolaylaştırmak adına faydalı olacaktır.

İngilizcenin "kendi kendine" de öğrenilebileceğine inananlardanım. En azından belli bir düzeye kadar kendi başınıza gelebilirsiniz.

İngilizcenizi geliştirmeniz önerilerim şöyle:

1- İlk olarak seviyenizi tespit etmeniz için online testleri yapmanızı öneririm.

cambridgeenglish.org
bea-tr.com
seviyetespiti.com
efset.org

2- https://www.duolingo.com/ basit arayüzü, kullanışlı yapısı ve oyunlaştırma öğeleri ile özellikle temel düzeyde öğrenim için oldukça faydalı. Mobil uygulaması mevcut. Duolingo üzerinden hergün düzenli olarak alıştırmalar yaparak sıfırdan belli bir düzeye gelebilirsiniz.

3- Bir İngilizce dilbilgisi kitabı almanız çok iyi olur. Çünkü İngilizce öğrenmenin temeli, öncelikle grameri öğrenmektir. İngilizce dilbilgisi kitapları size gramerin tüm inceliklerini detaylı olarak öğretir. Gramer kitabı olarak tavsiyem, İnkılap Yayınları'ndan çıkan "Kullanışlı İngilizce Dilbilgisi Rehberi". Ancak bunun satışı tükenmiş (ikinci el olarak bulunabiliyor). alternatif olarak yine buna eşdeğer bir gramer kitabı da alabilirsiniz.

3- İnternette bol miktarda çalışma notları mevcut. Bunları indirerek, konularına göre kitaba paralel şekilde çalışabilirsiniz.

4- İnternaktif çalışma CD'leriniz varsa bunları da kullanabilirsiniz. İnternatif CD'ler, İngilizce öğrenmenin etkili yollarından biridir.

5- Gramer geliştikçe, İngilizcenin ilerledikçe öğrenmeniz gereken kelime sayısının da artması gerektiğini göreceksiniz. Bu yüzden her çalışma gününüzde yeni kelimeler öğrenmeye gayret edin. Bilmediğiniz kelimeler, cümle kuramamanıza veya duyduğunuzu anlamamanıza yol açar.

6- İngilizce cümle kurulum pratikleri yaparken, cümlelerin doğruluğunu kontrol etmek için Google Translate'ten ve grammarly.com'dan faydalabilirsiniz. Özellikle Google Translate yardımıyla gittikçe daha karmaşık cümle yapıları kurup, bunların kontrolünü yapabilirsiniz.

7- İngilizcenin ilerledikçe dinleme, okuma ve yazma alıştırmalarınızı sıklaştırmanız gerekiyor. Dinleme için online "listening" alıştırmaları yapabilirsiniz. Yabancı film ve dizileri Türkçe altyazı ile, daha dikkatli dinleyerek de alıştırma yapabilirsiniz. https://www.voscreen.com/ da bu amaçla hizmet veren bir site.

8- Yazma, yani writing için en iyi yöntem, hergün belli bir sayıda cümle, paragraf oluşturmaktır. Hatalı bile olsa bol bol cümle oluşturup, bunların gramer kontrolünü (Gramerly ve Google Translate) yapın.

9- Konuşma, İngilizce'nin en kritik kısmı. Belli bir seviyede olsanız dahi pratiğiniz eksikse konuşmakta zorluk çekersiniz. Bunu geliştirmenin en iyi yolu, ana dili Türkçe olmayanlarla iletişim kurmaktır. Varsa, İngilizce bilen yabancı arkadaşlarınızda daha sık vakit geçirebilir veya Couchsurfing gibi sitelerden yeni arkadaşlarla tanışarak, onlara şehrinizi gezdirirken İngilizce pratiği yapabilirsiniz.

10- İngilizceniz, siz onu kullandıkça gelişir ve kullanmayı bıraktığınızda geriler. Bu yüzden İngilizce öğrenmekte ciddiyseniz hergün düzenli olarak en az 3 saatinizi buna ayırmanız ve basit konuların bile üzerinden detaylı olarak defalarca geçmeniz, yeteri kadar alıştırma yapmanız gerekir. Harcadığınız çabanın saat toplamı size sonuç olarak geri dönecektir.

11- Sabırlı olmak önemlidir. İngilizce seviyelerinde artış ancak aylık periyotlarla ölçülebilir. Başlar başlamaz bir anda mucizeler beklemeyin. Sıfırdan başlayan birisinin orta seviyeye gelebilmesi 6-12 aylık yoğun bir çabayla mümkündür. Orta seviyeden ileri seviyeye geçmek de bir o kadar zaman alacaktır. Burada verdiğim rakamlar kişinin kapasitesine göre değişir. Çoğu kişiye göre İngilizce, sıfırdan 2 yılda öğrenilebilir. Hayatınızın hiçbir yatırımı bu kadar sürede bu kadar önemli bir geri dönüş sağlamaz.

12- İngilizcesi ileri seviyede olan arkadaşlarınızdan yardım alın. Cümlelerinizi kontrol ettirmek, anlamadığınız yerleri sormak gibi detaylar için arkadaşlarınızdan yardım alın, onlardan faydalanın.

Ben konunun uzmanı değilim. Ancak kendi tecrübelerime dayanarak kabaca bazı tavsiyelerde bulundum. Belki daha sonra biraz daha detaylı ve sistematik bir yazı hazırlayabilirim bunun hakkında. En azından birkaç kişiye yol göstermek adına bir faydamız olur.

#akış #yabancıdil #ingilizce #Duolingo

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 4 / 5
  • Ümit Büyükyıldırım @umit2050

    Gramersiz olarak öğrenebilmek için ya çocuk olmanız (zamanla kademe kademe öğrenme), ya tamamen İngilizce konuşulan bir ortamda yaşıyor olmanız (yurtdışı) veya İngilizce etkileşimin yoğun olduğu bir yerde çalışıyor olmanız (turistik yerlede çalışanlar, garson, esnaf vs) lazım. Oturduğu yerden İngilizce öğrenmeye çalışacak birisi için gramer önemlidir. Ayrıca öğrenmesi de o kadar zor değil zaten. Zor olan pratikle onu doğal bir şekilde oturtabilmek.

  • artukoglu @artukoglu

    Sanırsam benim sorunum dediğiniz gibi “bir konuyu çok iyi bilsek te üstünden defalarca geçmek “işte ben bunu yapmıyorum sonra da neden böyle oldu diyorum ve çalışma hevesim gidiyor. Yazınız için teşekkürler çok sağolun.

  • Mehmet Temiz @mehmettemizs

    En kısa sürede bakacğım.Teşekkürler.

  • M3ric @mehdi-tensi

    Ben de nacizane bir iki oneri sunayim. BBC 6 Minutes muhtesem bir kaynaktir. Ucretsizdir. Gramer olarak ta English Grammar in Use u oneririm. En onemlisi de farkli ulkelerden online konusabileceginiz ingilizce ogrenmeye calisan insanlarla tanismak olacaktir. Nette bu tur pratik siteleri var. Dil pratik yapmadan ogrenilmiyor. En onemlisi bu bence.

Neden hediye kitap dağıtıyorum?

Bu soruyu merak edenler olmuştur sanırım. Zira, özellikle son birkaç haftadır epeyce bir kitap hediye ettim. Bazıları ansiklopedik formatta, pahalı kitaplar. Bunu tuhaf bulanlar olmuş olabilir. Merakı olanlar için bir açıklama yapayım.

Birkaç sebebi var ve hepsi felsefi nedenler onu baştan söyleyim 🙂

Öncelikle ilk sebebim minimalist bir yaşama epeydir merak duyuyor olmam. Hatta bununla ilgili Türkiye'de doğru dürüst kaynak yokken bir yazı serisi de yazmıştım, ilki burada:

http://www.bilim.org/minimalist-yasam-felsefesi/

Minimalizmin kitapla ilgisini de burada yazmıştım:

http://www.bilim.org/tasarim-ve-dekorasyonda-minimalizm/

Yani aslında çevreme veya tanımadığım insanlara kitap dağıtmak epeydir yaptığım bir şey. Bu sadece kitapla sınırlı kalmıyor.

Eğer bir şey, yazıda belirttiğim gibi sizin için işlevini yitirmişse, tekrar kullanmayacak  / başvurmayacaksanız, ihtiyacınız yoksa, o şeyin fiziken kapladığı yeri kazanmak size konfor kazandırıyor. Sizin ihtiyacınız olmayan bir şey de bir başkası için faydalı bir şey olabiliyor.

Burada konu kitap olduğu için, kitaplardaki elemeyi nasıl yapıyorum onu belirteyim. Diğer herşeyde olduğu gibi kitaplarda da satın alma hızı ile okuma  tüketme hızı arasında bir dengesizlik var. Aıkcası zamanında da epeyce kitap aldım, nasıl olsa okurum düşüncesi ile. Çoğunu da okudum, ama yine de okumaya zaman yetmiyor ve okunacaklar listenizin uzunluğu sizde psikolojik bir baskı yaratıyor. Bu baskı, kitapların fiziksel olarak gözünüzün önünde durmasından kaynaklanıyor aslında.

Okunacaklar listemi son dönemde hızla eritmeye karar verdim ve günlük okuma miktarımı artırdım. Bazı kitapları da zamanında merak duyarak almışım ancak o merakı gerçekten yitirmişim. Bunlar, özellikle tarihle ilgili olanlardı. tarihe hala meraklıyım ama aynı konseptteki kitapları da tekrar tekrar okumak istemiyorum. Bu yüzden de bekleyenler listesinde "vazgeçtiğim" kitaplar oldu. Minimalizmin de ilkelerinden birisidir bu. Gerektiğinde vazgeçmek.

http://www.bilim.org/minimalizm-sorumluluklari-azaltmak/

Vazgeçtiklerimin yanı sıra okuduğum kitaplardan tekrar başvurmayı düşünmediklerimi de eleyerek kitaplığı biraz daha minimize etmeye karar verdim. Bu liste kabarmasın diye de bir süredir kitap almıyorum. Oysa ki güncel ve merak ettiğim konularda birkaç kitap alıp okumak çok daha güzel olurdu. Şimdi ise okunacaklar listem 50+ kitaptan oluşuyor ki bunların bir kısmı hayli kalın ve okunması zor şeyler (hızlı bir eritme için daha ince kitaplara öncelik veriyorum).

Zaman içerisinde bu listeyi tamamen sıfırlamak ve bir ucundan da e-kitap olayına girmeyi düşünüyorum. Fizikin kitabın yeri ayrı tabi ki, ama çoğu kitabın da yeri dijital ortam olmadıkça gerçek anlamda minimize etmiş olamam kitaplığı.

Kitaplığımı 3 raf olarak sabitlemek istiyorum. Bunlar hem severek okuduğum/okuyacağım kitaplardan oluşacak hem de dekoratif olarak göüzme hitap edecek. Bunun fazlası bir yük diye düşünüyorum. Çünkü son Teknoseyir gündeminde de Levent abi'nin belirttiği gibi kitaplar ağır şeyler ve çalışma odamın çoğu kitaplıklardan ve kitaplardan oluşuyor.

Okuduğum, tekrar yararlnmayı düşünmediğim veya okumaktan vazgeçtiğim kitapları hediye ederek:

  • Kitaplığımı minimize ederek yer kazanıyorum
  • Kitaplıkta diziki görüntü azaldığı için okunacaklar listesinin psikolojik baskısı da azalıyor
  • Başka insanlara fayda sağlıyor, onları mutlu ediyorum (win-win)

Özetle:

Artık fiziki mülkiyetçilikten ziyade bireysel kazanım ve deneyimlerin ön plana çıktığı bir dönemdeyiz. Bu dönemde delicesine bir arşivcilik yapmaktansa (Belki 2-3 katlı çok geniş bir evim olsaydı farklı düşünebilirdim. ama 115 m2'lik bir apartman dairesinde fiziki anlamda yer kazancı benim için önemli) kendime yer kazandırıyor, başkalarına fayda sağlıyorum.

#akış #kitap #hediye #minimalizm

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Masaüstü sistem diskinde SSD deneyimi

 

Birkaç gün önce masaüstü bilgisayarımın sistem diskini SSD ile yenilemeye karar vermiş ve Teknoseyir üzerinden de fikirlerinizi sormuştum. Fiyat/performans olarak uygun olduğunu düşündüğüm Sandisk SSD Plus 240GB modelini aldım.

Gecikmiş bir karar

Bugüne kadar SSD'ye geçmemiş olmamın fiyat dışında da (disk ömrü, uyum sorunu kaygısı vs gibi) sebepleri vardı. Ancak bu konuyu geciktirmenin yanlış bir karar olduğunu şu an anlıyorum. Bu ön izlenim değerlendirmesini de SSD'ye geçmemiş kullanıcılara fikir vermesi için yazıyorum.

Performansta neler değişti?

Bu benim en çok merak ettiğim konuydu. Her ne kadar SSD disk 550MB okuma, 450MB yazma gibi rakamlar sunsa da, bilgisayarınızdaki diğer diskler ve unsurlar bu kadar hızlı değilse diskten tam verim alamıyorsunuz. Eğer doğrudan disk üzerinden çalışan bir uygulama varsa hız farkını kesinlikle hissediyorsunuz.

Biraz daha rakamlar ve örneklerle konuşalım:

Windows 10 Yıldönümü Sürümü Yüklemesi

Bu yüklemeyi, Microsoft'un sitesinden oluşturduğum USB bellek ile yaptım. Hızlı bir sistem diski ve USB ile 5-10 dk gibi kısa bir süre içerisinde Windows kurulumu tamamlandı.

Windows açılışı

Standart HDD ile birkaç dakika içinde gelen masaüstü ve sistemin hazır hale gelme süresi en çok etkilenen şeylerden birisi oldu. SSD ile bilgisayarın güç düğmesinden bastıktan 25-30 saniye sonra masaüstü görünürken, 45 saniye sonra da sistem tam anlamıyla hazır hale geliyor. Açıkcası yıllarca dakikalar düzeyinde açılış süresine alışmış birisi olarak bu gerçekten şaka gibi geldi.

Oyun yüklemeleri

DVD üzerinden yükleme yaparken yine DVD sürücüsünün hızı ile kısıtlanıyorsunuz. Kurulumu yapılan bir oyunun sistem diski üzerindeki bölüm yükleme süreleri ise inanılmaz kısaldı. Örneğin Call of Duty: Modern Warfare 3'te bölüm yükleme süresi birkaç saniyeye indi ki, bu süre HDD ile 20-30 sn veya daha üzerinde sürebiliyordu.

Tarayıcı performansı

Neyazık ki değişmeyen tek şey bu. Tarayıcıların çalışma prensibi ile ilgili olsa gerek, burada ciddi bir hız artışı beklerken (sayfa açılma sürelerinden bahsetmiyorum), eskisi ile aynı bir deneyim buldum.

Ergonomi

SSD diskler öylesine küçük ve hafif ki, yıllardır özlemini duyduğum ama kısıtlayıcı sebeplerden ötürü bir türlü kalkışmadığım "mini PC" edinme konusunda biraz daha cesaretlendirdi.

Fiyat

SSD konusunun en can alıcı kısmı pahalı olan fiyatı. Ne yazık ki 500GB'tan daha yüksek kapasitelerde makul fiyatlar yok. En azından fiyat/performans olarak mantıklı değil. Sistem diskleri çoğunlukla 250GB civarı bir alanla gayet rahat çalışabileceği için, bütçesi uygun olanların bir an önce SSD'ye terfi etmesini öneririm.

Gönül ister ki depolama disklerimizi de SSD'ler ile değiştirelim ve bilgisayarımızda tam anlamıyla bir hız deneyimi yaşayalım. Sanırım onun için 2 sene kadar daha beklememiz gerekecek (1TB ve üzeri modeller için konuşuyorum).

Sonuç

Bunlar benim ilk 24 saatteki deneyimlerim. Zaman içerisinde performansı hakkında daha faza fikir sahibi olacağım elbette. Ama ilk izlenimim bana SSD'lerin artık vazgeçilmez olduğunu gösterdi. Fiyat sorunundan ötürü şimdilik sistem diskleri seviyesinde erişilebilir durumda. Yeni sistem diski alacakların SSD'leri incelemeden geçmemesini öneririm.

#akış #SSD #sandiskssd #windows10

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 4 / 20