Android için tek kişilik aksiyon oyunu öneriniz var mı? Arada kafa dağıtmak için istiyorum. Önceliğim aksiyon ama daha farklı türde oyunlarda olur. Mobil tarafta neredeyse hiç oyun oynamadım. Hiç hakim değilim.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Yemeksepeti 40 tl kupon veriyor. Sadece uygulamada olabilir emin değilim. Pc den bakmadım. Yeni üye olmanıza gerek yok. "Merhaba" koduyla verebilirsiniz.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Kupa bardak arayanınız varsa güzel ürünmüş ilgilenenler bakabilir 😀

https://www.hepsiburada.com/baski-dukkani-brazzers-logo-kupa-bardak-porselen-p-HBV00000VTPPS

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Adamın aklı çıkmış 😂

BeğenFavori PaylaşYorum yap

😀

BeğenFavori PaylaşYorum yap

#Tragedya #Trajedi

Trajik eserler başkalarının hatalarına karşı normalde duyacağımızdan daha yüksek seviyede bir ilgi duymamıza yol açarlar; çünkü başarısızlığın kökenini daha iyi anlamamızı sağlarlar. Bu bağlamda düşünecek olursak, daha çok şey bilmek,
daha iyi anlamak demektir. Daha iyi anlamak da daha affedici olmayı beraberinde getirir. Trajik eser bize, bir karakterin
mutluluktan felakete giderkenki adımlarını gösterir; bunlar
genellikle minik ve masum adımlardır. Niyetlerle sonuçlar
arasında çoğu kez ters bir ilişki vardır. Belki de tragedyalar
yardımıyla, gazetede yer alan çıplak ve acımasız felaket öykülerini okuduğumuzda, hissettiğimiz kayıtsızlığın ve öç almaya niyetli tavrı bir süreliğine bir kenara koyabiliriz.
1848 yılı yaz aylarıydı; Normandiya'nın dört bir yanında
gazetelerde çarpıcı bir haber yer aldı. Rouen civarındaki Ry
şehrinde yaşayan yirmi yedi yaşındaki Delphine Delamare
(kızlık soyadı Couturier), evliliğin rutinlerinden sıkıldığı için
kendini alışverişe vermiş, büyük borçlara girerek onlarca
elbise ve ev eşyası satın almış, daha sonra da bu duygusal ve
maddi zorlukların baskısına dayanamamış, arsenik içerek
hayatına son vermişti. Arkasında küçük bir kız çocuğu, bir
de çaresiz koca bırakmıştı. Rouen'de tıp okumuş olan kocası
Eugene Delamare, diplomasını aldıktan sonra Ry'da göreve
başlamış, yeni taşındıkları bu kasabada müşteriler ve kasabalılar tarafından pek sevilen bir doktor olmuştu.
Haberin geçtiği gazeteyi okuyanlardan biri de yirmi yedi
yaşındaki azimli romancı Gustave Flaubert oldu. Madam
Delamare'ın öyküsü Flaubert'in zihnini terk etmedi, Mısıra
ve Filistin'e yaptığı seyahat boyunca onu takip etti ve bir çeşit
saplantıya dönüştü. Eylül 1851'de Flaubert, Madam Bovary'yi
yazmaya koyuldu, roman altı yıl sonra Paris'te yayımlandı.
Ry'da yaşayan ve kocasını aldatmakla başlayan macerasını ölümle sonlandıran Madam Delamare, Yonvilleli Madam
Bovary'ye dönüştüğünde, siyah beyaz bir ahlak öyküsünün
dar boyutlarından sıyrılmış oldu. Bir gazete kupürü olarak
Delphine Delamare vakası, yerel ve geleneksel yorumcular
açısından tam bir utanç vakasıydı, gençlerin evliliğe olan
saygılarının bittiğinin, toplumda tüketime yönelik ticaretin yaygınlaştığının, dini değerlerin yok olup gittiğinin bir
göstergesiydi. Ancak Flaubert'e göre sanat, kayıtsız ahlakçılığın karşı teziydi. İnsani itkilerin ve davranışların derinlemesine incelenebilmesi için bir fırsattı, toplumda azizler ve azizeler seçip ödüllendiren ahlakçı yaklaşımların alaya alınabilmesi için bizlere bir alan sunuyordu. Flaubert'in romanını okuyanlar Emma'nın aşka dair naif düşüncelerine tanık oluyorlar, ama aynı zamanda bu düşünceleri kökenini de görebiliyorlardı. Okurlar, Emma'nın çocukluğuna gidiyorlar, rahibeler okulunda, omzunun üzerinden okuduğu kitaplara göz atıyorlar, yazın Tostes'ta uzun öğleden sonraları boyunca mutfakta, çiftlikteki domuz ve tavuk sesleri eşliğinde babasının yanında otururken ona eşlik ediyorlardı. Charles'la
yaptığı yanlış evliliğinin en kritik anlarında yine o
hayaller devreye girdi. Charles'ın nasıl da kendi
yalnızlığının ve başka bir genç kadının cazibesine kapıldığını, Emma'nın fazlasıyla korunaklı bir hayattan kaçmak istediğini, üçüncü sınıf romantik romanlardaki erkekler dışında hiçbir erkek tanımıyor olmanın sıkıntısını çektiğini yine onlar gördüler. Okurlar Charles'in Emma'yla ilgili şikayetlerine de, Emma'nin Charles'la ilgili şikayetlerine de sempatiyle bakabildiler. Flaubert, okurun rahat ve kolaya kaçan cevaplar bulması yolundaki arzusunu engelledi, bunu yaparken de büyük bir zevk duyduğu ortadaydı.
Emma'yı ne zaman olumlu bir yorumla değerlendirecek
olsa, hemen arkasından onunla ilgili ironik bir değerlendirme yapıyordu. Ama daha sonra, okurların Emma'ya karşı
sabırlarını kaybettikleri, onun yalnızca ve yalnızca bencil bir
haz düşkünü olduğunu düşündükleri noktada, bir şekilde
Emma'yı okura sempatik göstermeyi başarıyordu. Emma'nın
duyarlılığıyla ilgili öyle bir şey söylüyordu ki, okur ağlamaklı
oluveriyordu. Finalde Emma toplum içindeki saygınlığını
tümüyle yitirdiğinde, arsenik içip odasında ölümü beklemeye başladığında, pek az okur onu yargılayabilecek bir ruh
halinde bulabilirdi kendini. Flaubert'in romanını bitirdiğimizde yüreğimizde uyanan hisler korku ve üzüntüdür, çünkü nasıl yaşayacağımızı öğrenme fırsatımızın olmadığını, başkalarına ve kendimize ne kadar dar bir bakış açısıyla baktığımızı, eylemlerimizin sonuçlarının nasıl da büyük felaketlere yol açabileceğini, toplumun da bizim hatalarımıza karşı nasıl acımasız ve inatçı olabildiğini görmüşüzdür artık.
Trajik oyunların seyircileri ya da trajik eserlerin okurları olan
bizler, "Kocasını Aldatan Alışveriş Manyağı Kadın, Parasız
Kalınca Arsenik İçti" diyen manşetin bir hayli uzağındayızdır, Tragedya bizden, sıradan yaşamın başarısızlık ve yenilgiyle ilgili basit bakış açısını bir kenara bırakmamızı ister.
Bunun yerine doğamızda zaten var olan budalalık ve asiliğe
karşı daha hoşgörülü olmaya çağırır bizi.
İnsanların, tragedya sanatında gizli olarak var olan dersleri benimsedikleri bir dünyada yaşıyor olsaydık, başarısızlarımızın bedeli bu kadar ağır olmaz, yenilgilerimiz omuzlarımızda bu kadar büyük bir yük olmazdı belki.
Statü Endişesi - Alain de Botton

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • deepL @deepl

    Konuyla alakası yok ama edebiyat hocamız bi defasında okuduğunuz bir kitabı yorumlayın/anlatın demişti. Ben de o dönem madam bovary'yi okumuştum. Aklımda taze olduğundan onu anlatayım dedim. "Bırak o kitabı ya. Ahlaksız bi kadının aşna fişnelerini anlatıyor" demişti. Nedense unutmuyorum bunu çünkü 100 temel eser içinde sayılan bir romandı ve beğenmiştim de. Hala neden öyle dediğine anlam veremiyorum. Saygıdeğer de bi hocaydı ama belki de sadece görüntüsüyle.

2005 yapımı Battlefield 2'nin hala baya gideri var. Bot atarak oynuyorum. Küçük haritalarda 150 kişilik takımlar halinde baya aksiyonlu geçiyor. Tek sıkıntısı vuruş hissi berbat. Bu bazen çok batıyor maalesef. Vuruş hisside olsaydı tadından yenmezdi. Sizin var mı eski olduğu hala oynadığınız oyunlar?

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 10 / 19