Asus UX310 ve Macbook Pro ile deneyimlerim

Yaklaşık 1 yıldır 2 yıllık bir aranı ardından tekrar Mac kullanıyorum. Daha önce kullanduğım Macbook Air ile Şu a kullandığım Macbook Pro arasında Teknoseyir'de de incelemesi çıkan Asus UX310 model Ultrabook'u çeşitli dağıtımlarla (Çoğunlukla Arch ve Solus) kullandım. Aslında bu yazıyı da monitöre bağladığım Asus'tan yazıyorum. Asus bilgisayar ve Macbook Pro ile olan deneyimlerimi özetleyip Mac ve Linux'un günlük hayatıma olan etkisinden bahsedeyim dedim. Aslında benim Mac'ten üstüne Linux kuracağım bir Asus'a geçişim ani bir kararla olmuştu. Macbook Air'ın ekranıyla yaşadığım sorunlar, pilinin bir okul gününü tamamlamam için artık yetmez olması ve anidan kapanıp açılması gibi sorunlar beni yeni bir bilgisayar alma düşüncesine itmişti. Teknoseyir'de zaten birkaç ay önce incelemesini görüp beğendiğim bilgisayarı daha çok araştırdım ve o sırada yeni çıkmış olan yeni nesil Macbook Pro'lardan hem daha ucuz hem de daha çoğu alanda daha iyi teknik özellikler sunduğunu gördüm. Zaten uzun zamandır Linux'a da tam zamanlı geçmek istediğim için yeni nesil bir Macbook yerine Asus aldım ve kullanmaya başladım. Aldıktan sonra fark ettiğim birkaç şeyler malzeme kalitesinin açıkça daha kötü olması, hoperörün yeterli sesi verememesi ve verdiği sesin kalitesiz olması ve Touchpad'inin gerçekten Mac ike karşılaştırılamayacak derecede kötü olmasıydı. Hem Windows hem Linux'ta farklı sürücülerle hissi biraz değişiyor olsa da sonuçta kullanması gerçekten rahatsızlık veren ve insanı bir aşamadan sonra mouse kullanma zorunluluğunda bırakan bir touchpad'di. Bunun yanında malzeme kalitesi her ne kadar biraz ucuz bir his verse de aldığım dönem bunu takmadım, sonuçta içinde kullanılan komponentler açıkça benzer fiyatta bir Macbook'tan daha iyiydi. Bilgisayarı aldıktan sonra bir süre (herhalde yaklaşık 3-4 ay) çok sayıda Linux dağıtımı denedim ve Linux'un yapısını öğrenmeye başladım. Ubuntu, Mint gibi çok bilinen dağıtımlarla başlayıp, belki burada da hatırlayanlar vardır, en küçük sürücü sorununda bile burada yardım aradım, ve sonrasında küçük bir Funtoo denemesi hariç Solus ve Arch kullanarak hayatıma devam ettim. Özellikle yaz aylarının gelmesiyle ekran parlaklığının azlığı rahatsız edici bir hal almaya başlamıştı. Aslında Teknoseyir'deki inceleme videosunda da parlaklık övülüyor dolayısıyla bendeki modelde bir sorun olup olmadığını da merak ediyorum. Bilgisayarı aldıktan yaklaşık 6 ay sonra artık Linux kullanmaya alışmıştım ve devamlı Solus kullanmaya başlamıştım. Artık bu zamandan sonra Solus ve Arch arasında gidip geldim, KDE'nin sunduğu seçenekler gerçekten de beni kendine hayran bıraktı ve i3 WM diğer tiling WM'ların da sunduğu çok az kaynak tüketimi, yapısı gereği çok hızlı ve pratik kullanılabilirlik ve insanı gerçekten geliştiren ve işletim sisteminin yapısını daha iyi kavramasını sağlayan config dosyalarını modifiye etme gibi kullanım özellikleriyle beni kendine bağladı. Şu anda da i3 ile kullanıyorum zaten Solus'u, şu sıralar LaTex öğrenmeye başladığım için tiling WM gerçekten çok işe yarıyor. Aslında Linux kullanma deneyimimi daha uzun açıklayacağım bir yazı yazmayı planlıyorum fakat yaşadığım sorunlar çok büyük oranda Nvidia, Intel ve Asus'tan kaynaklandı. Klavye aydınlatmasını kontrol etmeye yarayan sürücü bir ara sorun çıkardı ama aslında bunun nedeni bu sürücüyü 3. parti geliştiricilerin yazması tabii. Alında en büyük sorun hep Nvidia sürücüleriyle oldu. Açık kaynak kodlu alternatif sürücülerde bir sorun çıkmazken Nvidia'nın kendi geliştirdiği sürücüde ekran kesilmeleri (şimdi yaşanan şeyin adını unuttum umarım böyle de anlaşılıyordur) ve çok yüksek pil tüketimi olurken istediğim hızlara da çıkamadı. HOI4, Cities Skylines ve ETS 2 oynadım hep aslında, yani pek zorlayıcı oyunlar değil ama yine de özellikle Cities Skylines çok zorladı Nvidia 940MX'i. Bunun yanında bir ara denemek için kurduğum Windows 10'da oyunlar çok daha akıcı çalışıyordu. Bunun temel nedeninin Nvidia sürücüsü olduğunun farkında olmakla birlikte bir diğer nedenin de oyunların OpenGL için değil de DirectX için optimize edilmesi olduğunu düşünüyorum. Ama tabii sürücü sorunları filan doğru markalar tercih edilerek (burada aslında tek düzgü seçenek AMD işlemci ve ekran kartı) çözülebilir, fakat ben esas sorunu touchpad ile yaşadım. Aslında bir insanın bir bilgisayarla yaaşadığı en büyük sorunun touchpad olması pek beklenmez fakat eğer mouse öyle her an kullanılamıyorsa, ki ben okulda sıralar küçük olduğu için kullanamıyordum, bir insanın bilgisayarla en çok etkileşim kurduğu girdi touchpad ve klavye oluyor. Cihazın klavyesi her ne kadar fena olmasa da touchpad Mac ile karşılaştırılamayacak kadar kötüydü (genel olarak kullanması zordu, nasıl açıklanır pek bilmiyorum). Hoparlörün kötülüğü de rahatsızlık vermiş olsa da aslında Mac'e geçmemdeki temel sebep trackpad kullanmanın rahatlığı. Parmak hareketleriyle kontrol imkanı ve tam anlamıyla hassas oluyor Mac'lerdeki klavyeler. 2 yıllık görece özenli kullanımın ardından ekranının önce bağlantılarını gizleyen plastiğin yerinden çıkması, sonra bilgisayara bağlayan menteşenin kırılması, parlaklığının ve pil ömrünün artık çok azalması ve ekranın zor görülür olması gibi sebeplerle bilgisayarı 2 yıl gibi kısa bir sürenin ardından kullanmayı bıraktım ve 13 inç Macbook Pro satın aldım. Bu Macbook'un  klavye sorunlarının filan farkındaydım aslında ama açık konuşmak gerekirse nereseyde sırf trackpad ve okul desteği nedeniyle Dell XPS veya Lenovo Thinkpad gibi bir cihaza tercih ettim. Okuduğum okul maalesef Linux'u desteklemiyor, ben Windows kullanmak istemiyorum, dolayısıyla derslerde kullanmamız istenen bazı programlar (gerçi 9. sınıfın ardınan bu programlarla pek işim olmadı) ve belki de en önemlisi printerlar kullanılamıyor Linux ile. Macbook'u kullanmaya başladığımda gerçekten çok büyük bir fark hissettim. Ekran parlaklığı, yapı kalitesi, pil ömrü gibi şeylerle eski bilgisayarımın önüne geçti. Mac OS arayüzü gerçekten diz üstü bilgisayarlarda kullanılmaya çok uygun. Uygulama desteği aslında çok bir şey kazandırmadı, aslınd Linux'ta olan açık kaynak kodlu alternatifleri kullanmaya çok alışmıştım ve bir eksiklik hissetmiyordum. İşletim sisteminin neredeyse hiç özelliştirilememesi ve Apple olmayan her türlü cihazla uyumsuz olması ise başlarda (ve hala) en büyük şikayetlerimdendi. Fakat bir süre sonra tüm bu şikayetleri tamamen gölgeleyen çok daha büyük bir sorun ortaya çıktı, klavye. Bazıları kelebel mekanizmalı klavyenin verdiği hissi beğenmiyor, bense 2. nesilden sonra gayet hızlı yazılabilen ve insanı tatmin eden bir his verdiklerini düşünüyorum. Fakat benim bilgisayarımda da olan 2. nesil klavyenin ünlü olduğu sorunları ben de yaşamaya başladım. Başlarda da bazı tuşlar arada bir tuhaf bir şekilde farklı ve rahtsız edici bir his veriyordu fakat çok sert bir şekilde basınca takır tukur edip normal hallerine dönüyorlardı. Fakat boşluk tuşunda ne yaparsam yapayım çözülmedi bu sorun ve diğer tuşlara da yayıldı. Artık neredeyse yazılmaz oldu klavye ile. Ufak tefek şeyler yazılıyor fakat WP'da uzunca bir mesaj yazarken bile çok vakit kaybediyorum ve devamlı yazım yanlışları yapıyorum. İnsanın binlerce lira verdiği bir cihazda böyle çok büyük sorunlar olması gerçekten çok rahatsız edici. Değişim programından da yararlanamıyorum tabii durum malum, bu hastalık çıkmadan önce de hiç vaktim olmamıştı, bir süreliğine böyle kaldı. Neyse ki eski bir Apple klavyem var onu kullanarak gerekli yazıları yazıp ödevlerimi yapabiliyorum. Bu 1 yıllık deneyimin ardından gelecekte alacağım (umarım en az 2-3 yıl sonra) bilgisayarlarda Apple tercih etmeyeceğimi kesinlikle söyleyebilirim. Alışmış birine Linux'tan başka işletim sistemi uymuyor ve Apple gözümdeki "sorunsuz" imajını kesinlikle kaybetti.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • 3dfx @3dfx

    degisim niye olmuyor onu anlamadim. bir de araya paragraf koyun hocam kayboluyorum.

  • Sinan Namur @sinannamur

    Nasıl olduysa paragraf koymayı unuttum, Tab'e basınca nedense olmadı sonra da unuttum, birazdan değiştiririm yazıyı. Değişim olmama nedeni bütün Apple Store'ların kapalı olması. Online değişim gibi bir şey olduğunu sanmıyorum ama bunu yapmaya çalışsam da derslere katılamam. Tabii bu kadarı Apple'ın suçu değil, keşke hiç beklemeden servise götürseydim.

  • tirpitz @tirpitz

    Klavye kısmında neden değişim programı dışında kaldınız ki? Tüm cihazları kapsıyor olması gerekiyor diye biliyorum.
    Yazıyı tamamen okuyamadım, üstün körü geçtim.
    Dışarıda güzel cihazlar var fakat ülkemizi tam anlamıyla tasarım çöplüğü olarak kullanıyorlar.
    Özellikle HP nin klavye, trackpad ve ekranı rezalet olan bi tasarımı var. Sadece donanım değiştirip değiştirip satıyor.
    Bence apple in artıları; sorunsuz tasarımdaki klavye
    trackpad, adaptörün küçük oluşu ve pil süresinin iyi olması, hafif olması
    genel olarak malzeme kalitesi ve ses kalitesi gibi şeyler
    Bazen apple fanı muamelesi görüyorum ama benim apple de hissem mi var arkadaşlar 😀
    Mesela mail uygulamasının tasarımı huzursuz ediyor beni. İmza gibi şeylerin kolay ayarlanmayışı.
    Güçlü modellerde bile oyun oynamak bazen zehir oluyor.
    Mesela CS GO çalıştırıyor ama bazen çift tık bugu oluyor
    bir kere tıklamak için iki kere tıklamak gerekiyor
    catalina ile cs go daki mikrofon devre dışı kaldı ve elimle recovery mod a girip terminal e kod yazmak zorunda kaldım
    64 bit desteği gidince onun ile ilgili oyunlar da gitti mesela

    • Sinan Namur @sinannamur

      Bu minvalde ikinci soru da geldiği için sanırım ben kendimi yanlış ifade ettim; değişim programının dışında kalmadı sadece her yer kapalı olduğu için değiştiremiyorum. HP pek düşünmem zaten, Dell XPS ve Lenovo Thinkpad benim Linux kullanacağım düşünülürse mantıklı iki seçenek olurdu. Aslında Surface'lar çok çekici fakat hem Linux kullanılacak son cihaz hem de Microsoft'a pek güvenmiyorum. Yeniden eski tarzda klavyelerine geri dönüyor Apple, sonunda verilmiş iyi ve doğru bir karar.

Linux ile 1 yıl

Yaklaşık 1 yıl önce "Linux ile 1 ay" adında bir yazı yazmıştım. Bugün yazacağım yazı, Linux ile 1 ay videosunun devamı minvalinde olacak bundan dolayı, bu yazıdan önce Linux ile 1 ay yazısını okumanızı şiddetle öneririm.

Sanırım #Linux ile 1 ay yazısını yazarken Kde Neon kullanıyordum ve Kde'nin sunabileceklerini öğrenmeye başlamıştım. Fakat o zamanlar her hafta ayrı bir dağıtım deniyordum ve 1 hafta sonra denediğim dağıtım ve masaüstü ortamından sıkılıyordum. Bundan dolayı ben de ilginç ve ironik bir şekilde Kde Neon'a XFCE kurmayı denedim, ve sonuç rezaletti (haliyle :)). Fakat ben izlediğim XFCE 4 videosunun etkisinde kalmıştım ve bu masaüstü ortamını kullanmam gerketiğinden emindim. Bundan dolayı daha önce deneyip hiç bir şey beceremediğim Antergos (her ne kadar bir dağıtım olduunu iddia etse de bana göre bir yükleyici) dağıtımını bilgisayarıma tekrar yüklemeye ve bir şans daha vermeye karar verdim. Her ne kadar başta TRQ klavyeyi ayarlayamamış ve touchpad'imi istediğim gibi ayarlayamamış olsam da bu sorunların nasıl giderileceğini uzun uzun araştırıp kaynak kodlarında değişiklikler yapmak bana çok zevk vermişti. Antergos'ta bir süre sıkılmadan devam ettim ve sonrasında da yükleyici uygulmalar aracılığıyla Arch Linux'a geçtim. Klasik yoldan da yüklemeyi denedim fakat bu denemem başarısız oldu. Bu şekilde 3 ay geçti ve Linux gerçekten üstüne çaba harcadığım bir şey haline gelmeye başladı. Denenebilecek her masaüstü ortamını denemeye çalıştım, 5 masaüstü ortamı (XFCE 4, Kde Plasma 5, Gnome 3, Deepin) ve 1 pencere yönetici (Window Manager) (Archlabs aracılığıyla Openbox) denedim. Bunları yaparken gerçekten çok şey öğrendim ve en önemlisi ilk defa bir dağıtım ve onu temel alan dağıtımlarla uzun süre geçirdim. Özellikle son 1 ay boyunca düz Arch Linux kullandım ve bu gerçekten çok şey öğretti. Programları ve onları kullanmayı, Mac'te kullandığım yazılımların alternatiflerini, temel terminal kurallarını ve Kde'yi efektif bir şekilde kullanmayı bu 1 ay içinde gerçekten öğrendim ve Arch Linux benim için normalleşti, veya ben bu kanıya vardım.  Linux'u kullanmaya başladıktan 4.5 ay sonra tatil başladı ve tabii ki bana boş vakit kaldı. Bu vakti, önceden de kafama koyduğum gibi, Gentoo kurarak ve bu otantik dağıtımı kurcalayarak geçirmeye karar verdim. Bunun için kurulum ve inceleme vieoları izledim, dağıtımın mantığını anlamaya çalıştım ve sonunda kuruluma geçtim. Kurulum süreci başarısızlıkla sonuçlandı, zaten bunun olmasını bekliyordum, fakat aynı zamanda Gentoo'yu kurmaya çalıştığım gün gerçekten çok şey öğrendim ve kurulumunun daha kolay olduğunu bildiğim Funtoo kurmaya karar verdim. Önce sanal makinede bir deneme yaptıktan sonra (o sırada şu yorumu atmıştım) bilgisayarıma (Asus Zenbook UX310UQK) kurmaya karar verdim. Paritionlarla uğraşmamak için bütün diski sildim ve uzun uğraşlar ve heyecanlı beklemeler sonunda Grub'ıyla, Kde Plasma'sıyla Funtoo Linux'u kurmayı başardım. Fakat ilginç bir şekilde Kde çok çok yavaş çalışıyordu ve sonra denemek için yüklediğim Cinnamon'da da bir fark yoktu. Uzun uğraşlar vermeme rağmen sorunu gideremedim ve paşa paşa Arch Linux'a dönmem gerekti, bundan dolayı ben de normal yollardan Arch yüklemeye karar verdim ve tahmin edebileceğiniz gibi gayet kolay bir şekilde bunu başardım. 1.5 ay boyunca bilgisayarımda bulunan işletim sistemini değiştirmedim fakat 1.5 ay sonunda Arch Linux'un çok çok instabil olmasından mütevellit eski dostum olan Solus'u Arch Linux'un yanına kurdum ve bir süre sonra Arch Linux'u açmaz oldum. Bir süre önce içinde Arch Linux'un kurulu olduğu root ve home partitionlarıma büyük bir umutla Linux Mint Cinnamon yükledim fakat hiç memnun kalmadığım için sadece 1 günlüğüne denedim ve bir daha hiç Mint partitionuma girmedim. Düne kadar Solus benim ana işletim sistemimdi ve gayet memnundum. Fakat bir süredir Kde Plasma'yı ve Plasma'nın sunduğu özelleştirilebilirliği ve esnekliği özlüyordum ve Solus'un Kde ISO'sunun ne zaman çıkacağını bilmiyordum. Ben de içinde Mint'i bulunduran Paritionlarıma zorlanmayacağım ve vakit ayırmamı gerektirmeyecek bir dağıtım kurmayı düşündüm ve aklıma hemen Arch geldi fakat Arch'ı kurmak ve kullanılabilir hale getirmek (özellikle kullanılabilir hale getirmek) emek ve zaman gerektiren dağıtımdı ve Antergos sorunlu, diğer kurulum yapabileceğim yükleyiciler ise uğraştırıcıydı. Bunlardan dolayı Manjaro'u denemeye karar verdim ve hızlı bir şekilde yükledim. Şu ana kadar kendisini tarif etmem gerekirse kolay Arch diyebilirim. İleride yapmayı planladığım tek değişiklik çıktığı zaman Solus Budgie partitionumu Plasma versiyonu ile değiştirmek olacak.

Eğer sabredip okuduysanız çok teşekkür ederim, bir öncekine göre daha samimi bir dil kullandım sanırım ve bunu pek de istemiyordum fakat farkettim ki bu yazıda verebileceğim fazla bir bilgi yoktu, ben de deneyimimi aktarmaya çalıştım. Herkesi (özel bir yazılım kullanmıyor veya oyun oynamıyorsa) Linux kullanmaya teşvik eder iyi günler dilerim.

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 8 / 16
  • HaYTo @hayto

    dostum ıkı yazınıda okudum elıne saglık sana bırsey soracam
    ubuntunun sıtesınden ındırdıgın ubuntu sananeden yetmıyor ?

  • dlbz @dlbz

    KDE Plasma masaüstü ortamının adı. Kubuntu ve KDE Neon bu ortamı kullanan iki ayrı dağıtım. KDE Neon Ubuntu LTS sürümlerini takip eder. Kubuntu ise her 6 ayda bir yeni sürümle çıkar. Kubuntu daha günceldir. KDE Neon daha stabildir.

  • Ufkabakan @ufkabakan

    Sizin bu yazı daha çok, farklı arayüzlerin farklı tadı kıvamında olmuş. Ben daha çok karşılaştığını sorunlar ve bunları nasıl çözdüğünüz, genel anlamda eksikliğin hissetiğiniz özellikler ve buna dair alternatif çözümler şeklinde bir yazı bekleyerek okudum.

  • fatihkaya41 @fatihkaya41

    Ben debian tabanlı dağıtımların eski prestijini kaybettiğini düşünüyorum. Özellikle son zamanlarda kurduğum debian ubuntu ve linux mint yeni isoları beklentilerimin altında kaldı. Çok fazla eskiye destek vermek zorunda olduklarından zamanı kaçırmaya başladılar. Bunun dışında arch manjaro antergos yükselişte olsada arch cominite paketlerine nedense çok güvenemiyorum. O yüzden pisi tabanlı solus gerçekten güzel bir alternatif. Ama onlar daha çok vala ve gtk tabanlı masaüstleriyle ilgileniyorlar. Lxqt den umutluydum ama beklediğimden yavaş gelişiyor. Güzel bir kde dağıtım bulmak gerçekten zor. Ama denediklerim arasında en iyisi Manjaroydu. Şu an bende solus mate var. Genelde haftada bir değiştiriyorum dağıtım kurmak, ortamı oluşturmak bağımlılık yapıyor 😀

Sinan Namur paylaştı.

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • berkerden @berkerden

    Böyle bir lidere sahip olmak ne gurur verici, herkese nasip olmaz. İnsan okudukça nasıl yazmış diye hayret içine düşüyor. Böyle bir kişiliğe saygı duymamak elde değil. Kıymetini bilmeyenlere de Allah akıl, fikir versin. Ne Mutlu Türküm Diyene!

Linux ile 1 Ay

Not: İlk blog yazım hatalarım varsa lütfen bildirin ve hoş görüyle karşılayın 🙂

Not 2: Uzun bir blog yazısı olacak ve lafı dolandıracağım. 1. paragrafta neden Linux kullanmaya başladığımı anlattım. Eğer ilgilenmiyorsanız ve direkt konuya girmek istiyorsanız 1. paragrafı atlayabilirsiiz.

 

Aslında Linux'u 3-4 yıldır merak ediyordum ve bu merakım Hamdi Kellecioğlu Linux deneyimlerini aktarınca iyice arttı. Bu deneyimleri aktardığı sırada o zaman kullandığım Mac'imde Linux'u iki'nci işletim sistemim olarak kurmaya çalışmıştım ve Mac'i silerek bu denememi sonlandırmıştım. (Sonra O Mac'i tekrar yüklemek için az çekmedim 🙂 ) Bu hüsrandan sonra 2 yıl Linux'la ilgilenmedim. Mac Os x ile gayet memnundum. Fakat 2 yıl sonra içimde tekrar Linux deneme isteği doğdu. Teknoseyir'in videolarını tekrar tekrrar izledim ve ingilizce bir rehber ile Linux Ubuntu'yu sonra da Linux Mint'i kurdum. 2 işletim sistemini de 1-2 gün kullandım ve tekrar Mac'e geçtim. Yaklaşık 2 hafta sonra Ubuntu Gnome hakkında bir video görüp çok beğendim ve Mac'e kurdum. Bir kaç extension ve tema ile tam istediğim görünüme kavuşturdum ve  kullanmaya başladım. Çok mutluyken büyük bir sorunla karşılaştım. Bilgisayar günde en az 4-5 kere donup kalıyordu. Bu sorunun kaynağının Swap alanım olmaması ve benim kullandığım Macbook Air'ın raminin 4 Gb olmasından kaynaklanabileceğini örendim fakat Swap alanı eklemek de pek işime yaramadı. Ben de tekrar Mac'e döndüm. Fakat yeni bir bilgisayar alınca (Asus Zenbook Ux 310 UQ) içine Linux yüklemeye karar verdim (aslında almadan önce de karar vermiştim) ve Ubuntu Gnome yükledim.

 

Ubuntu Gnome: Kendime 1 ay dağıtımları tanıma ve risk alma süresi koydum. Bu 1 ayın sonunda da en sevdiğim dağıtımı, en sevdiğim masaüstü ortamı ile kullanacaktım ve deneyeceğim dağıtımlara 1 hafta süre verecektim. İlk denediğim dağıtım Ubuntu Gnome oldu. Ubuntu Gnome'u kendime göre kişiselleştirdim. İstediğim programları ve Mac'te kullanıp da Linux'da olmayan uygulamaların alternatiflerini kurdum. Birkaç temel komut öğrendim. 1 haftanın sonunda Ubuntu Gnome'u çok sevdim fakat yeni bir dağıtım denemeye karar verdim.

 

Linux Mint Cinnamon: Linux Mint'i kullandğım pek söylenemez. Kuruğum zaman sadece 600p kullanma imkanı veriyordu ve bunun araştırıp uyguladığım çözümlerin hiç biri işe yaramadı. Ben de Linux Mint'e veda ettim.

 

Antergos: Başta çok ön yargıyla yaklaştığım Kde'yi denemeye karar verdim ve Kde ile Antergos kurdum. Başta dağıtımdan oldukça memnundum. Gayet stabil ve hızlı çalışıyordu. Fakat zaman geçtikçe bazı zorluklarla karşılaştım. Tar.gz'den yazılım kurmakta ve driver zorlandım ve 3 gün sonra daha çok deneyim kazanınca tekrar geri dönmek üzere Antergos'a veda ettim.

 

Solus: Başlarda her ne kadar her dağıtımda yaptığım gibi kapalı kaynak kodlu ekran kartı sürücüsü yükleyip işletim sistemini çökertsem de dağıtım en sevdiğim 2 dağıtımdan biri oldu. Kullanımı çok kolaydı, kendi repo neredeyse bütün yazılımlar çok stabil ve hızlıydı, işletim sistemi çok çok hızlı açılıyordu ve çok güzel bir masaüstü ortamı vardı (Budgie). Bu dağıtımın benim bilgisayarımda tek bir sorunu var o da bir program başlattığım zaman program açldıktan sonra birkaç saniye bilgisayar donuyor. Ben de çok mutlu bir şekilde 1 hafta kullandım.

 

OpenSuse: OpenSuse'yi de büyük umutlarla aslında Kde'yi ve Rpm'i denemek için kurdum. Fakat kurduğum zaman Linux Mint'te karşılaştığım sorunla karşılaştım. Ekran çözünürlüğü çok düşüktü ve çok yavaş çalışıyordu. Ben de haliyle kullanamadım.

 

Manjaro: Manjaro'yu çok büyük umutlarla indirdim fakat Usb'den boot bile etmedi. Bu sorun ortak bir sorunmuş ve sanırım şimdilik bir çözümü yok.

 

Kde Neon: Kde Neon da en memnun kaldığım 2 dağıtımdan 2'ncisi. Aslında daha Linux hakkında çok şey bilmediğim için bu dağıtımı kullanmam saçmaydı fakat ben kendimi tutamayıp yükledim ve bayıldım. Bir kaç yazılım indirip Ubuntu kadar kolay kullanılır bir dağıtım haline getirdim ve Ubuntu'dan çok daha hafifti. İstemediğim programlar içinden çıkmıyordu ve işletim sistemini kendime göre özelleştirebiliyordum. Ubuntu temelli bir dağıtım olduğu için bazı temel komutları biliyordum ve Kde'yi çok sevmiştim. Fakat bazen programlar çöküyor (Discover gibi) ve çok uzun sürede açılıp kapanıyordu. Bunlar dağıtımda karşılaştığım 2 temel sorun diyebilirim. Onun dışında gayet stabildi ve Kde'yi hiç beklemediğim kadar çok sevdim. Aynı zamanda sistem kaynaklarını da çok tüketmiyordu.

 

Linux'da genel olarak karşılştığım sorunlar: Linux'da genel olarak 2 sorunla karşılaştım. Bunlardan en önemlisi ekran kartı sürücü problemi. Bütün dağıtımlardaki sürücü yükleme merkezinden indirdiğim sürücüler işletim sisteminin kullanıcı arayüzünün açılması engelliyor. Sanırım yanlış sürücüyü algılıyor. Şimdilik de internetten indirdiğim sürücüyü elle kurmayı beceremiyorum. İkinci ve pek de önemli olmayan problemse bilgisayarı uyku modunda çıkardıkta sonra birkaç saniye donup kalıyor. Bu ara sıra insanı sinir ediyor.

 

Linux'un bana kattıkları:

  1. Linux sayesinde işletim sisteminin genel yapısını anladım. Bunda Linux hakkında izlediğim onlarca videonun da payı büyük.
  2. İşletim sistemim bana özelmiş gibi hissediyorum. Sanki onu kendi ihtiyaçlarıma göre şekillendirmişim gibi geliyor.
  3. İşletim sistemine güveniyorum. Sonuçta açık kaynak kodlu olduğu için bana Windows ya da Mac Os'e göre çok daha güvenilir geliyor

 

Sonuç: Sonuçta 2 dağıtıma karar kıldım: Solus ve Kde Neon. Ayda bir ya da 2 ayda bir dağıtımımı bu ikisi arasında değiştireceğim. Eğer sabredip yazıyı baştan sona okuduysanız çok teşekkür ederim. Ayrıca Cmlds, günter, alinux ve birçok üyeye bana yardım ettikleri için teşekkür ederim. Sonuçta onlar benden kat kat deneyimliler. Ben her ay bu tarz blog yazılarıyla deneyimlerii aktarmayı düşünüyorum. Lütfen hatalarımı yazın. Okuduğunuz ve zaman ayırdığınız için teşekkürler. 🙂

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 6 / 8

Turkcell'in önemli bir arızaya yaklaşımı

Annemle haftasonu ve tatili geçirmek üzere Çatalca,Yalıköy’deki evimize geldiğimizde köydeki bütün Turkcell hatlarının kesik olduğunu fark ettik. Benim operatörüm Vodafone olduğu için müşteri hizmetkleri çağrı merkezini aradık ve uzun  bir prosedür sonunda (yarım saat) derdimizi anlattık. Tam sorunun çözüleceğini düşünürken çağrı merkezindeki görevli bize 22 gün içinde geri dönüş yapacağını söyledi. 2000 kişilik köyde neredeyse herkes Turkcell kullanıyor ve 22 gün içinde çağrı yapcaklarını söylüyorlar. Bunu söyledikeri zaman sinirlenemedik bile. Bu tip ağrzaların bile geri dönüşünün 22 gün sürebildiği bir durumda bu operatörde kalmak kolay kolay tercih edilebilecek bir durum değil Neyse ki daha önce başka nedenlerden operatör değiştirmişim de çağrı merkezine haber verebildik. Yoksa kim bilir ne zaman sorunu düzeltirlerdi?

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 9