Paylaş Paylaş

Teknoloji ve bilim notları 2018/8

Geçtiğimiz günlerde teknoloji ve bilim dünyasından gözümüze çarpan gelişmeleri derledik.

06:39 – SpaceX’in en önemli rakiplerinden ULA, kendi yeniden kullanılabilir roketini tasarlıyor.

11:37- Michio Kaku, insanlık bu yüz yıl içinde uzaylılarla temas kuracak.

17:18- DARPA, biyolojik saati yavaşlatarak yaralanan askerlere zaman kazandırmaya çalışacak.

21:35 – Brezilya’da bulunan dev virüsler, virüs tanımının sorgulanmasına neden oldu.

26:03 – Yeni bir araştırmaya göre uzmanlar diyabetin iki değil beş çeşidi olduğunu belirtiyor.

29:57 – OpenAI, yapay zekaya yaptığı yanlış hareketlerinden de öğrenme yeteneği kazandırdı.

31:46 – Baidu’nun geliştirdiği yapay zeka bir saniyelik örnekten sesi taklit edebiliyor. Örnekler

33:41 – Yapay zekalı asistanlar gelecekte ikinci benliğimiz olabilir.

37:15 – Yapılan bir araştırmaya göre zenginlik çok büyük oranda şansa bağlı.

43:20 – Eğer bir anı hatırlamak istiyorsanız o sırada fotoğraf çekmekle uğraşmayın.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • aslanmurat @aslanmurat

    Fazla fotoğraf çekmekte dert kardeşim 😁

  • ozmo @ozmo

    bu tip insanların bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmasından kaynaklanıyor. siz lütfen çizginizi bozmayın @can ve @hkellecioglu

  • Batuhan @achfighter

    El kadar örümcek dediğiniz bu olabilir mi? Halk arasında Sarı Ömer diye de adlandırılıyor ülkemizde. Daha çok Güneydoğu Anadolu ve Irak coğrafyasında bulunuyorlar. İngilizce’de Camel Spider diye adlandırılıyor.
    https://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%B6%C4%9F

  • Tyler @tyler

    ofıs soguk heralde kazaklar gıyılmıs

  • Nasreddin Hoca @nasreddin-hoca

    geçen haftaki programa, bir bilim dergisinin yayınladığı bir araştırmanın linkini paylaşmıştım yourumlar kısmına, bu hafta konuşursunuz diye ama konuşmamışsınız.

  • Tyler @tyler

    akıllı kombi vardı ne oldu , calismiyor mu ?

  • Endoskop @endoskop

    geçen yazamamıştım, şu antidepresanlar işe yarıyor. tabi sabırlı olursanız. en önemlisi ise doz ayarlama 100 mg intihara neredeyse götürüyordu beni 😀 gerçi şimdi de iyi değilim yarım kullanıyorum büyük ölçüde düzeldim. tssb sonrası zor oluyor birde kaygı bozukluğu olunca Allah yardım etsin.

  • Endoskop @endoskop

    Şu evrim konusunu niye ısrarla konuşuyorsunuz? yemin ediyorum salakça bir konu. Evrim göreceli bir konu biri şöyle biri böyle diyor. Kendi adıma konuşursam kısmen inanıyorum, zaten yüzde yüz doğru olsa bile benim dini görüşümü etkilemek bir yana daha kuvvetlendirir. Sonuçta Allahın yaratılış sanatı bana göre bir anda bilime göre milyon yılda olabilir. Evrim konusunu yeri mecrası olduğu zaman seviyorum. Ama bu içerikte çok yer alması daha başka konulardaki bilgi alımını azaltıyor izleyici kitlesinin. chimera ant diyorum uzaklaşıyorum, evrim tehlikeli konu keşke insanların dışında daha büyük bir canlı türü insanlığı yok etse, hepimiz kurtulmuş olurduk…Netero başgana selamlar olsun 😀

    • Mutlu @mutlugun

      Niye konuşmasın yahu, gayet bilimsel ve en temel konu. Senin inancin seni baglar. Göreceli bir konu değildir. Kimisini inancina paralel hale getirir (sinan canan misal) kimisinin inancina zararlı görür ama evrim değişmez.

    • Endoskop @endoskop

      @mutlugun yeri değil hocam, hem konuk olarak ateist biri lazım 😀 ben karşı değilim zaten yazdığıma bakarsan Allahın yarattığı düzeni bilim ile böyle açıklıyorlar diyorum ki olabilir ama aynı zamanda çok fantastik ve bilim kurgu geliyor bana. Dinen kanıtlı olsaydı bile şüphe ile yaklaşırdım. Evrim karşıtı değilim hatta bir kitap yazmayı bile düşünüyorum ana konusu evrim olacak 😀 çok iyi fikirlerim var, ilham kaynağım ise hunter x hunter…

  • jaks @jaks

    Kaya tuzu ile deniz tuzunun %95 oranında benzer olması birbirine çok yakın madde olduğu anlamına gelmez ki kimyada, biyolojide %1 bile herşeyi değiştirebilir bunu en iyi Hamdi abi bilir zaten.İnsanla maymun DNA’sı da %94 benzer aradaki benzerlikler kadar farkın çok daha büyük olduğu yeterince açık zannediyorum 🙂

    • Hamdi Kellecioğlu @hkellecioglu

      Bazı konularda dediğiniz gibi %5 fark çok büyük fark oluşturmuyor olabilir ama tuz konusunda böyle değil ne yazık ki.

    • jaks @jaks

      @hkellecioglu (Bazı konularda dediğiniz gibi %5 fark çok büyük fark oluşturuyor olabilir ama tuz konusunda böyle değil ne yazık ki.) yazacaktınız sanırım.İnsana etki eden milyonlarca molekül ve enzim olduğunu varsayarsak aslında demek istediğim birbirine çok benzer demek de sakıncalı, tam işlevi çözülemeyen çok fazla etmen var çünkü.Kişisel olarak kaya tuzu tüketiyorum fazla veya az değil deniz tuzu olsa ne kadar tüketeceksem o kadar tüketiyorum, herşeyden önce lezzet açısından çok farklı ( yani olumlu yönde ) tad aldığımı söyleyebilirim.

  • rocker_tr @rocker_tr

    Şans Faktörü

    Neden bazı insanlar inanılmaz derecede şanslıyken, diğerleri hak ettikleri olanaklara asla sahip olamaz? Bir psikolog, yanıtı bulduğunu söylüyor. “10 yıl önce, şansı araştırmaya başladım. Neden bazı insanların hep doğru zamanda doğru yerde olduğunu, diğerlerinin ise sürekli olarak şanssızlıklarla boğuştugunu merak ediyo…rdum. Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman şanslı ya da şanssız hisseden insanların benimle temasa geçmelerini rica ettim.
    Yüzlerce erkek ve kadın, araştırmam için gönüllü oldu. Yıllar boyunca, onlarla söyleşiler yaptım; yaşamlarını gözlemledim ve deneylere katılmalarını sağladım. Sonuçlar gösterdi ki insanlar, neden şanslı ya da şanssız olduklarını tam olarak bilemeseler de düşünceleri ve davranışları, bu durumu büyük ölçüde etkiliyor.

    Bir şans ya da bir fırsat gibi görünen durumları düşünelim. Şanslı insanlar bu tür firsatlarla sürekli karşılaşırken şanssız insanlar pek karşılaşmazlar. Bu durumun, fırsatları fark etme yeteneği ile ilgili olup olmadığını bulmak için basit bir deney yaptım. Hem şanslı, hem de şanssız insanlara bir gazete verdim ve onlardan gazeteyi iyice inceleyip içinde ne kadar fotoğraf olduğunu bana söylemelerini istedim.

    Gazetenin ortalarında bir yere, üzerinde şu not yazılı olan büyük bir mesaj yerleştirdim:
    “Deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin; 250 dolar kazanın.”

    Bu mesaj, sayfanın yarısını kaplıyordu ve büyüklüğü 5 cm’in üzerinde olan bir fontla yazılmıştı. Herkesin yüzünü sabit bakışlarla süzüyordum: Şanssız insanlar, ilanı fark edemezlerken, şanslı insanlar hemen fark ettiler. Nedenini bulmaya çalışırken şanssız insanların, daha gergin olduğunu gözlemledim ve bu endişeli ruh hali, beklenmeyeni fark etme yeteneklerine zarar verdi. Sonuç olarak, fırsatı kaçırdılar; çünkü başka bir hedefe odaklanmışlardı. Bu durum gerçek hayatta pek çok alanda gözlemlenebilir örneğin; şanssız insanlar genelde partilere, mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle giderler; bu yüzden de iyi arkadaşlar edinme fırsatlarını kaçırırlar yada belli iş ilanını bulmak için gazeteleri incelerler ve diğer iş olanaklarını farkedemezler. Buna karşılık şanslı insanlar, daha geniş bir çerçeveden bakarlar, beklenilmeyene karşı daha açıktırlar. Dolayısıyla, yalnızca aradıklarını degil, orada başka neler olduğunu da görürler.

    Araştırmam, sonuç olarak şunu gösterdi: Şanslı insanlar, dört ilke sayesinde şanslarını yaratıyorlar.
    1. Fırsatlar yaratma ve fark etme konusunda becerikliler;
    2. Sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar veriyorlar;
    3. Olumlu beklentilere sahipler ve bu sayede doğru çıkan tahminlerde bulunuyorlar.
    4. Şanssızlığı şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimsiyorlar.

    Deneylere katılan birçok şanslı katılımcı hayatlarında çeşitlilik ve değişime yer verebilmek için bolca çaba göstermişlerdi. Önemli bir karar vermeden önce bir şanslı katılımcı işe giderken sürekli kullandığı yolu değiştiriyordu. Başka bir kişi değişik tipte insanlarla tanışmaya kendini mecbur etmek için kendi geliştirdiği bir tekniği anlattı. Rutini kırmak ve hayatı daha eğlenceli hale getirmek için bir partiye gitmeden önce bir renk düşünüyor ve partide yalnızca o renk kıyafeti giyen insanlarla konuşmayı seçiyordu. Bazı partilerde sadece kırmızı giyen kadınlarla konuşurken başkalarında sadece siyah giyen erkeklerle konuşuyordu.

    Tuhaf gelse de aslında bazı durumlarda bu tip davranış insanların hayatındaki şans olasılıklarını arttırır. Bir elma bahçesinin ortasında yaşadığınızı düşünün. Her gün elma bahçesine girip büyük bir sepet elma topladığınızı düşünün. İlk birkaç sefer nerelere gitmeye karar verdiğiniz fark etmez. Bahçenin her yerinde elma vardır ve nereye giderseniz gidin elma bulursunuz. Ancak zaman geçtikçe daha önce gittiğiniz yerlerde elma bulmanız zorlaşır. Aynı yerlere ne kadar çok dönerseniz oralarda elma bulma ihtimaliniz o kadar azalır. Bahçenin daha önce hiç gitmediğiniz yerlerine giderseniz ya da sadece nereye gideceğinize rasgele karar verseniz bile elma bulma şansınız ciddi oranda artar. Şans için de aynı şey geçerlidir.

    İnsanlar için hayatlarındaki fırsatları tüketmek kolaydır. Aynı insanlarla aynı şekilde konuşmaya devam edin. İşe aynı yoldan gidin. Tatilde aynı yerlere gidin. Ancak yeni, hatta rasgele deneyimler hayatınıza yeni fırsatlar için potansiyeli çeker.

    Ama şanslı hayat sadece şans fırsatlarını yaratmak ya da fark etmek değildir. Başka bir önemli bir prensip de şanslı ve şanssız insanların hayatlarındaki kötü talihle nasıl başa çıktığıdır. Olimpiyat oyunlarında ülkenizi temsil etmek için seçildiğinizi hayal edin. Oyunlarda yarışıyorsunuz, çok başarılı sonuçlar alıyorsunuz ve bronz madalya kazanıyorsunuz. Bunun sizi ne kadar mutlu hissettirirdi? Çoğumuzu hissettirdi, muhtemelen çok neşeli olurduk, başarımızla gurur duyardık.

    Şimdi zamanı geri alalım ve aynı olimpiyatlarda bir kere daha yarışın. Bu sefer daha da iyi sonuçlar alıyorsunuz ve gümüş madalya kazanıyorsunuz. Şimdi ne kadar mutlu olurdunuz? Çoğumuz gümüşü kazanmanın bronzu kazanmaktan daha mutlu hissettireceğini düşünür. Bu şaşırtıcı değil. Ancak araştırma gösteriyor ki bronz kazananlar gümüş kazananlardan daha mutlu. Bunun nedeni de atletlerin performansları ile ilgili düşündükleri. Gümüş kazananlar biraz daha iyi olsalardı, altın alabileceklerini düşünürler. Bronz alanlarsa biraz daha kötü olsalar hiç madalya alamayacaklarını düşünürler. Psikologlar ne olduğuna değil de ne olabileceğine bakmaya “counterfactual” “ya öyle olsaydı” derler.

    Şanslı insanların “ya öyle olsaydı” düşünce şeklini, hayatlarında deneyimledikleri kötü talihin duygusal etkilerini yumuşatmak için kullanıp kullanmadıklarını merak ettim. Bunu bulmak amacıyla, nasıl tepki vereceklerini görebilmek için şanslı ve şanssız insanlara bazı talihsiz senaryolar verdim. Şanslı ve şanssız insanlara bankada sıra beklediklerini hayal etmelerini istedim. Birden silahlı bir soyguncu bankaya giriyor, ateş ediyor ve kurşun kollarına isabet ediyor. Bu olay şanslı mıydı şanssız mıydı?

    Şanssız insanlar bunun çok şanssız olduğunu ve bankada bulunmanın kötü şansları olduğunu söylediler. Aksine şanslı insanlar olayı şanslı olarak gördüler ve çoğunlukla kendiliklerinden olayın çok daha kötü olabileceğini söylediler. Bir şanslı katılımcının dediği gibi “Şanslı çünkü kurşunu kafadan da vurulabilirdin. Ayrıca hikayeni de gazetelere satıp biraz para da kazanabilirsin.” Şanslı ve şanssız insanların arasındaki farklar çarpıcıydı.

    Çalışmanın sonuna doğru, bu ilkelerin, şansı yaratmada kullanılıp kullanılamayacağını merak ettim. Bir grup gönüllüden, bir ay boyunca, şanslı bir insan gibi davranmalarına yardımcı olacak egzersizler yapmalarını istedim. Bu egzersizler, şans fırsatlarını fark etmeleri, sezgilerini dinlemeleri, şanslı olmayı ummaları ve şanssızlığa karşı daha esnek olmalarında onlara yardımcı oldu. Gönüllüler, bir ay sonra döndü ve neler olduğunu anlattılar. Sonuçlar, çarpıcıydı: Bu insanların % 80’i, artık daha mutluydu; yaşamında daha çok tatmin oluyordu ve belki de en önemlisi, daha şanslıydı.

    Sonuç olarak, asla akla gelmeyecek “şans faktörü”nü bulmuştum.

    Aşağıda, Profesör Wiseman’ın şanslı olmak için önerdiği dört temel egzersiz bulunuyor:
    1. İçsel sezgilerinizi dinleyin; normalde doğru çıkarlar.
    2. Yeni deneyimlere ve normal rutininizi bozmaya açık olun.
    3. Her gün birkaç dakikanızı iyi giden şeyleri hatırlayarak geçirin.
    4. Önemli bir toplantı ya da telefon görüşmesi öncesinde kendinizi şanslı olarak hayal edin.

    Profesör Richard Wiseman, Hertfordshire Üniversitesi

    kaynak : https://sefertasim.wordpress.com/2010/11/25/sans-faktoru/

  • Ahmet aykök @systemnet

    iyiki varsınız sabah trafiğinde izlemek zihin açıcı..

  • teknobetikci @trmaestro

    Tek kulaklıkla dinliyorum bi kulağım derste bi kulağım burada 🙂

  • Simulation @simulation

    Maçlarda, konserlerde fotoğraf ve video çekenlere gıcık kapıyorum. Etkinlik bitince zaten her açıdan profesyonel çekilmiş kayıtlar internete ve TV’ye düşüyor. Biraz uğraşsan kendini bile buluyorsun. Onlarca profesyonel kameranın çektiği bu tür etkinliklere gidipte telefonla çekim yapma çabası nedir? Kameran olma niyetin varsa bunun eğitimini al.
    Gerçekten çok saçma. Hadi orada olduğunu göstermek (Bunuda anlamıyorum. Gösteriş budalası insanlar) veya ileride hatırlamak, çocuklarına, torunlarına göstermek için bir iki selfi çekersinde, etkinliği dakikalarca çekmek nedir yahu? Madem ekrandan izleyecektin, evinden takip etseydin.

  • Erhan M. @erhanm

    Arkadaşlar bir keşif yaptım:
    Bazılarımız Can’ın tempoyu düşüren yavaş ve duraksamalı konuşmasından şikayet ediyordu. İşte çözüm, video oynatma hızını 1.25 yapın. 1.5 ta bile Can anlaşılıyor ama HK anlaşılmıyor 🙂

    Bu arada ben bu ikiliyi seviyorum, şikayetim yok 🙂

  • BraVe @brave

    Uzaylılarla temas ve radyo sinyali konusuna gelince Carl Sagan’ın Contact kitabı aklıma geldi. Tekrardan ustayı analım. 🙂 @hkellecioglu

  • OldComputer @obalci

    Okuma alışkanlığı olmayanlara kaynak gösterseniz de bir faydasının olmayacağı belli. Konuştuğunuz konularla ilgili kaynak linki paylaşıyorsunuz, bazı konular için daha ayrıntılı olmasında yarar var. Kaya tuzu ile ilgili yalansavar linki mesela olabilirdi.

    https://yalansavar.org/2015/12/21/kaya-tuzunun-dayanilmaz-dogalligi/
    https://yalansavar.org/2016/04/24/podcast-6-kaya-tuzu/

  • arsenik @sha-2

    Baidu bayağı aşmış ya.