Yunus paylaştı.

İnternet ve Fiber altyapıları (FTTx ve xDSL)

Arkadaşlar selamlar, günümüzde ülkemizde kullanılmış veya kullanılan internet alt yapı türlerinden elimden geldiğince sizlere bahsetmeye çalışayım.

FTTn (Fiber to the node)

Bahsedeceğimiz alt yapı belkide çoğumuzun kullandığı alt yapıdır. aDSL2+ Şeklinde de bahsedilebilir. ADSLde 16mbit bağlantıya bu alt yapı sayesinde çıkılmaya başlanmıştır. FTTNde konumlandırma şu şekilde olur; Bir kaç kilometrelik alan için bir kabinet (Saha dolabı) koyulur. Santral tarafından bu saha dolabına fiber kablo ile gidilir. Kabinetten sonra ise kullanıcılara bakır kablo ile hizmet verilir. Yani evlerinizde ki telefon kabloları.
Bu alt yapıda önemli olan sizin saha dolabınıza uzaklığınız ve saha dolabından size gelen bakır kablonun durumu.
Buna evinizin içerisinde ki iç tesisat telefon kabloları da dahil. Eğer bu kablolar sağlıklı ise 24mbit'e kadar internet bağlantısı sağlanabilir. Ancak şuanda operatörler ADSL2+ adı altında 24 mbit paket satmamaktalar.

FTTc(Fiber to the cabinet)
Şimdi gelelim ülkede çoğu kişinin fiber diye kandırıldığı altyapıya yani vDSL2 veya bazı bölümlerde Coax, Fiber_C şeklinde de geçebilir.
Bu altyapının FTTNden çok bir farkı bulunmuyor aslında, şöyle ki yukarda bahsettiğimiz FTTNde birkaç kilometrelik alana koyulan kabinetler burada her 200-300 metrede bir koyulur. Kabinetten sonra yine bakır kablo veya bazı yerlerde ethernet kablosu(RJ45)da kullanılabiliyor. Dolayısıyla bu kabinetler kullanıcıya yakın olduğu zaman internet hızları ve stabilite de yükseliyor. FTTCde 50mbite kadar internet bağlantısı sağlanabilir. Burda ki önem gösteren değişkenler yine bahsedilen bakır kablo kalitesi. Ancak FTTCde bu kontrollerin çoğu ISS tarafından yapıldığı için sizin evin iç tesisatınızı çok önemsemenize gerek yok.

FTTb(Fiber to the building)
İşte gerçek fiber diyebileceğimiz bir altyapı, aynı zamanda fiber olarak ISSlerin yaygın kullandığı bir altyapı. Yukarıda ki kabinetleri vs. unutun. Bu altyapıda yerleşim şu şekilde; Öbek noktasından fiber kablo ile bina girişine kadar gidilir. Bina girişine bir swicht koyulur bu swicht ISSe göre değişir Cisco ,Huawei, Alcatel Lucent olabilir.
Fiber kablo ile bu swicht'e girildikten sonra sw üzerinden ki portlardan binada ki dairelere ethernet kablosu(Rj45) ile çıkış alınır. Bu ethernet kablosu dairenizin içinde HGW(Modem)nize, WAN şeklinde bağlanır. Burda internet hızı ISSe ve SWye bağlı olarak değişir. Ancak genellikle ISSler 25-50-100mbit paketler satarlar bu alt yapıda. Ayrıca bu altyapıda tam anlamıyla IPTVde kullanılabilir(TurkcellTV+,Tivibu)

FTTh(Fiber to the home)
Bahsedeceğimiz son altyapı, FTTh diğer adı ile GPON bu altyapı tam fiber diyebileceğimiz bir altyapı.
Bu altyapıda ONT model, KTA model ve MTU model bağlantı mevcut, ben daha sağlıklı ve daha çok yaygınlaşan ONT modeli anlatacağım.
Bu altyapıda OLTden(Santral diyebiliriz) binaya fiber kablo ile gidilir, binanın zemin katına koyulan bask(Bina altı sonlandırma kutusu)dan veya fiber splitterından dairelere fiber kıl kablo çekilir. Bu fiber kıl kablo evinizin içine yerleştirilen ONT(Çevirici modem)ye giriş yapılır. ONTler yine ISSe göre değişir Ericsson,Huawei,Alcatel olabilir.
ONTye giriş yapıldıktan sonra RJ45 ile çıkış yapılıp HGW(Modem)nizde WAN şeklinde bağlantı sağlanır.
İnternet erişimi bu şekilde gerçekleşir. Bu erişimde 1000 Mbit'e kadar internet hızı sunulabilir. Tabi ki yine kullanılan değişkenler bazında. Bazı ISSler ONT üzerinde ses hizmetide verebilir.
FTTbde olduğu gibi VoD,IPTV hizmetler sağlıklı bir şekilde sunulabilir.

Elimden geldiğince sizlere ülkemizde kullanılan internet altyapılarını anlatmaya çalıştım. Yukarıda anlattığımda alt yapıların grafik hallerinide paylaşayım daha iyi anlaşılır.
Birde yukarıda bahsetmediğim bize kullanılmayan fiber to the desk var yani masaya kadar fiber ancak ülkemizde kullanılan bir altyapı değil 🙂 Hepinize bol fiberli günler 🙂

#akış #fiber #internet

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 8 / 11
  • t.baris @turemis-baris

    Peki SO nun bu konudaki yaklaşımı nasıl?
    Eskişehirde fiber yazısınada yazmıştım. Sokağımızdan fiber geçti. Ancak bulunduğum apartman küçük sadece 7 daire var çoğu öğrenci apartman yönetimi die bişiy hak getire!.
    SO Eskişehirde uygulamaya başladığında bizim gibi müşterilerine nasıl bir fiber hizmeti vericek yada vericekmi? @horizon

    • Ufuk E. @ufuke

      Eskişehire kurulan alt yapı FTTh yani GPON. Ancak bulunduğunuz apartmana gelir mi gerçekten şuan için bişey söylemem yanlış olur. Eskişehirde öncelik ile yaygınlaşması lazım şimdilik açıkcası merkezi ve rezidans,site gibi yerleşim yerlerine sunulacak. Ancak şöylede bir şey var evin önündeki sokakta çalışma yapıldı ve evin kapısına doğru kazı yapılıp resimdeki gibi bir şey var ise kapının önünde alt yapı gelmiş demektir. (Resim gerçekten Eskişehir'den bağlar civarında alt yapı yapıldıktan son çekmiştim.)

  • Bilgehan Veli Çakıroğlu @hyperhiz

    İzmir'de SuperOnline yanlış hatırlamıyor isem FTTh(Fiber to the home) kullanıyor

  • cingibi @cingibi

    ttnet in fiber altyapısı olan bir binada superonline fiber alma şansımız olmuyor mu ttnetin adsl hatlatını kullanabiliyorlar fiberi ortak kullanma yok mu acaba

    • Ufuk E. @ufuke

      Merhaba, bu bulunduğunuz bölgeye göre değişiyor. Şöyle ki bazı bölgelerde fiberde anlaşmalar gereği Tsol fiber var ise TT fiber olamıyor, keza aynı şekilde TTfiber var ise Tsol fiber olamıyor. Ancak bazı siteler veya apartmanlarda bu protokollerden önce 2 altyapıda kurulmuş oluyor. Bu yüzden istediğinizi kullanabiliyorsunuz. Ancak şuanda binanızda sadece TT var ise yüksel ihtimalle TSoldan yararlanamacaksınız. Ama tabi ki en net bilgisi 08502220222yi arayarak öğrenebilirsiniz.

    • cingibi @cingibi

      bilgi için teşekkürler tilgin HG1311 modem ile ttnet fiber kullanıyorum. daha önceleri modemin tam yetki ile erişebilirken ttnet saolsun yetkilerimizi root şifresi ile ksıtladı sırf bu yüzden superonline a geçmek istiyordum bilginiz varmıdır acaba bu modemi nasıl değiştirebilirim

  • hc8 @hc

    fttb şuan herkese 10-15 yıl yeter. 30-40 metrelik bakır kablo 50 mbit hızın ne kadarını kesebilir ki kaliteli olduktan sonra. 6 ay önce binamıza fiber kablo çekildi, kutu kondu turk telekom tarafından. Sonuc hala 8 mbit. altyapı var, sistem paket tanımlayamıyor 😀 Böyle bir ülkeyiz.

Ubuntu 14.04.1 LTS (Trusty Tahr) İncelemesi

Bayram'dan sonra Ubuntu incelemesi ile görüşmek üzere dediğim bir durumu hatırlıyorum da aradan epey zaman geçmiş 🙂 Yine de bayramdan sonra olduğu için sözüm de durduğumu düşünüyorum.

O zaman dan bu zamana derenin altından çok sular aktı. Dolayısıyla sonunda süper çalıştırdığım Ubuntu'yu silmek zorunda kaldım. O da yeni aldığım televizyonun yok Miracast'tir yok Intel WiDi dir zımbırtılarını denemek içindi. O gün anladım ki tek başına Linux dağıtımı kullanmak biraz sıkıntılı. Çantanızın bir yerinde acil durumlar için her zaman bir tane Windows bulundurmak lazım. En azından Linux dağıtımları Mac OS X popülerliğine ulaşana kadar.

Derenin altından çok sular aktı dedim ya, işte o zamandan beri Ubuntu kaldırmak yetmedi. Kaldırdım tekrar yükledim ve önce ki o fanın huzur verici sessizliğini hissedemedim. O yüzden tekrar sildim ve Windows 8.1 ile yola devam ettim. Bir de yanına Windows 10 yükledim. Lakin gel zaman git zaman ben artık sıkılmaya başladım. İşlerimi yaparken verimli olamıyordum. Alışmışım Linux'e bir kere, alışmışım uçsuz bucaksız deryalara, gönül rahat eder mi tekrar bir kafeste? Etmez. Bunun üzerine, hazır Linux Mint 17.1 Rebecca çıkmışken hem Mint deneyeyim hem de Linux'e kavuşayım amacıyla Mint yükledim. Şu anda Ubuntu incelemesini Mint üzerinden yazıyorum. Ama unutmayın her zaman çantanızda bir Windows şart. Dolayısıyla o da şu anda duruyor köşe de. İncelemeye uzun bir giriş olduğunun farkındayım ama bu küçük hikaye, git gelleri ve Linux kullandıktan sonra ne hissedeceğinizi az çok anlamanızda yardımcı olmuştur düşüncesindeyim.

İnceleme teknik kelimelerden uzak olacaktır. Bunun yerine daha sade bir dil kullanacağım. Ubuntu'nun asıl incelemesine başlamadan önce acemi, bilgili, profesyonel ve meraklı olmak üzere 4 bölüme ayırdığım bir bölümü yazmak istiyorum. Bu bölümde, ne bekliyorsunuz ve ne bulacaksınız? Sorularına yanıt olmaya çalışacağım. Ondan sonra asıl incelemeye geleceğiz.

Ubuntu ile ilgili ön yargınız var ise onu şöyle tozlu raflarınıza koymaya hazırlanın derim. Zira Ubuntu, platform bazlı spesifik ihtiyaçları olmayan kişilerin geçmekte tereddüt etmeyeceği bir işletim sistemidir.

Acemi

Bu yazının bu bölümünü okuyan kişilerin daha çok internette sörf yapan, office ile belgeler hazırlayan, müzik dinleyen, e-postalarına bakan ve ihtiyaçları bu klasmanı pek aşmayan kişiler olduğunu varsayıyorum. Elbette böyle bir kullanıcı ise ne diye Linux'e geçmek istesin veya bu incelemeyi okuyacağını nereden çıkarttın? Gibi sorularınız olabilir. Bende diyorum ki asıl o zaman geçmek için daha çok nedeni vardır. Hemen hemen herşeyin ücretsiz bir alternatifi olduğu ve Office vb. Programlar için tonca para vermeye gerek duymadığı bir platform. Neden geçmesin? Üstelik işletim sistemi de ücretsiz. Daha ne olsun?

Şöyle küçük bir not'da düşeyim. Linux kullanacak kişi azda olsa bu deryalara meraklı kişi olması lazım. Ha öyle değilse aynı Windows'u başkasına kurdurduğu gibi, Ubuntu'yu da başkasına kurdurabilir. Başarılı bir kurulum ve sonrasında yapılması gerekenlerin yapılması sonucu aynı Windows gibi kullanmaya devam edebilir. Bu grupta ki kişiler Windows'ta dahi sorun olsa Google'lamaz onun yerine yan komşu Ayşe hanımın oğlu, Hakanı çağrır. Bu konuyu da açıklığa kovuşturduktan sonra devam edelim.

Yukarı da ki paragrafta bahsedilen siz iseniz ve Linux ismini bir yerden duymuş ve merak ettiyseniz, hatta denemek istiyorsanız, sizin için en iyi Linux dağıtımı Ubuntu'dur. Basit bir kurulumun ardından, kullanmaya başlayabilirsiniz. Ubuntu'nun sorunsuz bir dünya da olduğunu söylemek çok ütopik bir yaklaşım olacaktır. Dolayısıyla elbette problemleriniz olabilir. Lakin bunun çözümleri de vardır. İsterseniz Google'layarak çözüme ulaşırsınız isterseniz her zaman ki gibi bileni çağrırsınız. 🙂

Güzel bir tasarıma ve bağımlısı olacağınız bazı güzel özellikleri de içinde barındıran ek işlevlere sahip ücretsiz bir işletim sistemine hoşgeldiniz.

Bilgili

Bilgili insanlar'dan kastım, bu alanda bilgisi olanlardır. Yoksa bilim adamı ol fark etmez.

Eğer bilgili olduğunuz kadar azcıkta merak varsa ve bu yazıyı okuyarsanız demek ki Linux ile ilgili bir şeyler arıyorsunuz demektir.

İlk önce kullandığınız uygulamalar ne kadar vazgeçilmez? Bu soruya kendiniz cevap verin. Cevap vazgeçilebilir ise devam edelim. Yoksa burayı okumaktan vazgeçin 🙂 Hemen internetten kullandığınız uygulamaların Linux'de bulunup bulunmadığına, bulunmuyor ise alternatifleri var mıdır? Var ise ihtiyaçlarımı karşılayabilir mi? Tüm bu sorulara cevabınız olumlu ise Windows'u üvey evlat yapmaya hazırsınız demektir. Evlatlıktan sakın atmayın. Yazık olur. Her zaman diyorum, hala Windows can kurtaranız olabilir. O yüzden sakın herşeyi silip tek başına Linux kullanmayı düşünmeyin. Çünkü bir gün bir şey çıkacak, veya bir şey alacaksınız, onun çalışması için tek çare Windows'dan geçiyor. Ee böyle olduğu zaman her şey sil baştan olacaktır ve hem zaman kaybı, hem de bir sürü çile çekeceksiniz. Hiç gerek yok ve tavsiye de etmiyorum.

Sorulara geçer cevap verdiyseniz, sınavı kazandınız demektir. Acemilere söylediğimi söylüyorum hoşgeldiniz 🙂

Profesyonel

Sizler için şöyle “sudo apt-get install” ile başlayan cümleler kurmak isterdim ama siz zaten biliyorsunuzdur diye tahmin ediyorum. Hiç böyle atraksyonlara gerek yok diyerek devam edelim.

Sizler eğer okumadıysanız, Bilgili bölümünde ki 3. paragrafı okuyup öyle gelin. Zira aynı şeyleri yazmayacağım.

Efendim profesyonel olabilirsiniz ama kendiniz şu soruyu sorun. Sorunlar ile başa çıkmaya hazır mıyım? Alışkanlıklarımı değiştirebilir miyim? Bu soruların cevabı olumlu ise sizde Linux'e hoşgeldiniz. Size uygun dağıtımı indirip kullanmaya başlayabilirsiniz. İster Linux Mint, ister Ubuntu...

Oyuncular

Uzak durun!

Meraklı

Efendim, siz meraklısınız, yani illaki kuracaksınız Ubuntu'yu ya da Linux Mint'i hatta tüm işletim sistemlerini deneyeceksiniz. Yeri gelecek bilgisayar açılmayacak, yeri gelecek donacak, çökecek, fanlar deli gibi çalışacak. Yani siz meraklısınız. Benim gibi. Bazen düşünüyorum yeteri kadar meraklımıyım? Diye. Benden daha meraklıları gördükçe kıskanıyorum, imreniyorum. Sizleri bunlarla uğraştırmayarak direk Ubuntu incelemesine alalım.

Ubuntu 14.04.1 İncelemesi

Ubuntu yaklaşık 10-15 dakika da kuruluyor. Kurulduktan sonra mutlaka yapılması gerekenler var. Zira öteki türlü pek hoş olmuyor en azından benim için.

Ubuntu kurulduktan sonra eğer dizüstü kullanıyorsanız solda bulunan barda ki simgelerin büyüklüğü gözünüze çarpacaktır. Benim hiç hoşuma gitmiyor o büyüklük. Hemen ayarlardan simge boyutunu 32'ye getiriyorum. Belki benim bilgisayarın çözünürlüğü ile alakalıdır bilemiyorum ama simgeler her boyutta canlı gözükmüyor. Örneğin 34'te biraz bulanık gözüküyor. 32 de ise keskin.

Simgelerin boyutunu ayarladıktan sonra ilk işim Ubuntu varsayılan temasını Numix teması ile değiştirmek oluyor. Yanlış anlaşılmasın Ubuntu'nun temasının kötü olduğunda değil, sadece ben biraz daha flat bir tasarım anlayışını sevdiğimi için Numix temasını yüklüyorum. Ubuntu'da sevmediğim hatta tüm Linux dağıtımlarında sevmediğim tek ortak şey ikonlar. Gözüme çok çirkin geliyor. O yüzden hemen yine Numix ikonlarına koşuyorum ve yüklüyorum. Böylece tasarım sorunumu çözmüş oluyorum.

Yazdıklarımdan anlayacağınız gibi Ubuntu beni, varsayılan hali ile pek tatmin etmiyor. Ubuntu'yu incelediğim için Ubuntu diyorum ama tüm Linux dağıtımlarında bu geçerli. Varsayılan olarak hoşuma gitmiyorlar. Allah'tan Numix var. İşte burada Linux'un en hoşuma giden yanı öne çıkıyor. İstediğim temayı yükleyip istediğim kişileştirmeyi yapabiliyorum. Bu bazı dağıtımlar da çok daha özgürce olmasına rağmen Ubuntu gibi bazı dağıtımlar da da kısıtlı olabiliyor.

Unity arayüzünü şahsen seviyorum. Gayet hoş, güzel bir tasarıma sahip. Ubuntu font'una bir sempatim var. Bence gayet güzel görünümlü bir font. Pencerelerin kenarsız olmasıda tasarımı daha güzel yapıyor. Tasarım konusunu burada kapatalım.

Ubuntu'da ve diğer dağıtımlar da en hoşuma giden şey çoklu masaüstü özelliği. Çok işime yarıyor. Ubuntu'dan daha çok Linux Mint'in çoklu masaüstüsü daha verimli benim için. Bunun ek işlevler Ubuntu'yu sevmemi daha da çok sağlıyor.

Gelelim sürücü konusuna. Şimdi daha önce ki sürümler de(13.10, 13.04, …) Ek sürücüler aracılığı ile sürücü yükleyemiyordum. Dolayısıyla bir fan çalışıyordu akıllara zarar. Sanki masaüstü. Ama Nvidia desteğinin artmasıyla beraber artık direkt sürücümü arayüz yardımıyla yükleyebiliyor ve kullanıma başlayabiliyorum. Optimus teknolojisi hala tam olarak desteklenmiyor. Yani Windows'ta ki gibi oyun açınca otomatik devreye girip, kapatınca yerini dahili grafik kartına bırakmıyor. Nvidia sürücüsünü yükledikten sonra Nvidia ayarlarından dahili veya harici grafik kartları arasında seçim yapabiliyorsunuz. Seçiminizin aktif olması için oturumun kapatılması ve tekrar açılması gerekiyor. Prime Indicator(Türkçesini tam uygun çeviremedim ama gösterge, bildirici gibi anlamlara geliyor) aracılığı ile dahili ve harici grafik kartları arasında hızlıca geçiş yapabiliyorsunuz. Bu araçları yüklemeyi daha sonra bir rehber yaparak anlatmayı düşünüyorum. O yüzden şimdilik bunları geçelim. AMD biraz sıkıntılı. AMD kullanmadığım için bu konuda AMD kullanıcıları için pek bir şey söyleyemiyorum.

Ubuntu performans olarak gayet tatmin edici. Yani Windows neyse Ubuntu'da o. Öyle Ubuntu'nun süper hızlı bir şey olduğunu düşünmeyin. Belki biraz daha az sistem kaynakları tüketiyor olabilir ama Ubuntu Unity ile Windows arasında öyle aman aman bir fark yok. Sadece kendi sistemimde gözlemlediğim kadarı ile dosya yöneticisi Windows'tan daha hızlı.

Ubuntu 14.04.1'i ilk yüklediğimde ilginç bir şekilde fan çok sesssizdi. Şaşkınlıktan gözlerim fal taşı gibi açılmıştı 🙂 Ama ikinci yükleyişimde maalesef öyle olmadı. Gerekli ayarlar ile güç koruması moduna alıyorum bu sefer fan sessiz çalışıyor ama bu sefer de performans sıkıntıları oluşuyor. Bu fanla ilgili hep bir şansızlık sürüyor Linux dağıtımlarında. Şimdi Mint kullanıyorum ve sorun yok. Dolayısı ile hiçbir şekilde silmeyi düşünmüyorum Mint'i 🙂

Windows'ta ki yazılımların alternatifi mutlaka vardır. Aynı işlevsellikte olmayabilir. Örneğin Gimp, Photoshop alternatifi bir grafik editörü. Lakin kullanmak tabiri caizse ölüm! Gimp'in aksine Adobe Illustrator alternatifi olan Inkscape daha kullanışlı bir arayüze sahip. Eğer Adobe uygulamalarını devamlı ve profesyonel olarak kullanıyorsanız Ubuntu veya herhangi bir Linux dağıtımından uzak durmanızı tavsiye ederim.

Bundan 1-2 yıl önce yazılım arayüzleri oldukça karmaşıktı. Eğer Teknoseyir'in Ubuntu incelemesini izlediyseniz Hamdi beyinde söylediği gibi karmaşık arayüzlere sahiplerdi. Ama şimdi yavaş yavaş bu değişiyor ve Linux yazılımları da güzel arayüzler ile karşımıza çıkıyor. Windows 95'ten kalma simgeler, arayüzler artık yok denecek kadar az. Elbette hala varlar ama alternatifleri de var.

Ubuntu'da bulamadığınız bir Windows yazılımını yüklemek istiyorsanız Wine gibi uygulama katmanlarını kullanabilirsiniz. Bu sayede .exe uzantılı yazılımları yükleyebilirsiniz. Ama ne kadar performans sağlar bilemiyorum. Windows'ta ki gibi olmayacağı aşikar. Pekte tavsiye etmiyorum açıkcası. Mutlaka bir alternatifi vardır.

Ubuntu oyunlar da, Valve sağolsun artık iyi durumda. Çok mu iyi? Bana göre iyi, ama bir oyuncuya(gamer) göre iyi değildir. Ben daha çok bağımsız oyunlar oynayan birisi olduğum için ve bunların genelde Linux desteği olduğu için ben rahatım. Ama kendinizi sıkı bir oyuncu olarak görüyorsanız ve genelde oyun oynuyorsanız pek yüklemenizi tavsiye etmem. Yani oyun oynamadığınız zamanlar Ubuntu kullanırsın ama çoğu zamanını oyun oynayan kişilere göre gereksiz olur diye düşünüyorum.

Oyun performansları Windows'a göre biraz düşük oluyor ama gözle görülür bir etki etmiyor. Bu da büyük ihtimal oyunların Windows'tan port edilmesi yüzünden oluyordur.

Son olarak bazı sorunlara değinmek istiyorum. Harici harddisklerimizin bağlantısnı bilgisayarımız ile kesmeden önce bir güvenle kaldır diye bir seçenek olur. Bunun sayesinde diske giden güç güvenle kesilir ve sizde gönül rahatlığı ile çıkartırsınız. Veri kaybı ve sorunlara sebep olmamak için bu gereklidir. Ubuntu'da bunu yapamadım. Doğrusunu söylemek gerekirse pekte uğraşmadım. Sorun hem USB 3.0 hemde USB 2.0 da oluyor. Ama USB 3.0'a taktığım zaman kesinlikle güvenle çıkartamıyorum. Gücü hiçbir şekilde kesmiyor. Bunun yerine USB 2.0'a taktığım zaman genelde gücü kesiyor. Ama ara sıra orada da kesmediği oluyor.

Eğer dual-boot olarak yüklediyseniz yani hem Windows (8 ve sonrası) hem de Ubuntu kurulu ise bazı sorunlar oluyor. Şöyle ki eğer Windows'u kapatıp Ubuntu'yu açarsanız NTFS şeklinde biçimlendirilmiş diskleri açamazsınız. Sorunun çözümü Windows'u yeniden başlatıp Ubuntu'ya geçmekten geçiyor.

Başka bir ilginç sorun ise hoparlörler ile ilgili. Nadir yaşanan bir şey lakin benim başımda bu dert var. Bu sadece Ubuntu'da değil denediğim diğer dağıtımlar da da bulunan bir sorun. Şöyle ki, Windows açtıktan sonra Ubuntu'ya geçerseniz, ister Windows'u yeniden başlatın ister kapatın ve Ubuntu'yu açın fark etmez. Hoparlörlerin bir tarafı çalışmıyor. Yani solo ses veriyor. Çözüm için oturumu kapatıp açmak veya uyku moduna alıp çıkmak gerekiyor. Bunun için hata kaydı oluşturdum ama sonuç yok.

Bu hoparlör sorunu büyük ihtimal sürücünün Windows açıldıktan sonra Ubuntu'da ilk açılışta tekrar açılmamasından kaynaklanıyor. Sürücü, oturumu kapatıp veya uyku moduna alıp çıktıktan sonra aktif hale geliyor. İlginç ama bir sorun 🙂

Evet incelememizin sonuna geldik. Oo çok uzun bir inceleme olmuş bu 🙂 Ubuntu kurduktan sonra yapılması gerekenleri ayrı bir inceleme serisi yapıp yayınlamayı düşünüyorum. Aynı şekilde gerekli yazılımlar, faydalı ve tavsiye ettiğim yazılımların da bulunduğu inceleme yapacağım. Zaman buldukça o incelemelere eklemeler yaparak yeni yazılımlar ekleyeceğim. Böylece iyi bir kaynak olur düşüncesindeyim. Onlar da inceleme yapmayacağım. Sadece yazılımlar ve ne işe yaradığı yazılmış olacak. Bu kadar.

Ekran görüntüleri çok önceden aldığım görüntüler. Şu anda kullanmadığım için yeni çekip koyamadım. Ayrıca 1.fotoğraf harici diğer fotoğraflar benim özelleştirdiğim masaüstümün fotoğraflarıdır.

Zaman ayırıp okuyan herkese teşekkür ederim. Umarım faydalı olmuştur.

#Linux , #Ubuntu , #GNULinux , #GNULinuxDünyası

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 6 / 11
  • Yunus @yunus

    Evet. Fast boot yüzünden oluyor. Ama hoparlör fast boot kaynaklı gözükmüyor gibi. Çünkü hem yeniden başlatınca hem de fast boot'u kapatınca düzelmiyor. Benim bilgisayar da çok ilginç bir BIOS sorunu var. UEFI kurulum yapmadığım sürece Windows 7-8 fark etmeksizin açılmıyor. Belki bundan kaynaklı olabilir. @fardin

  • Yunus @yunus

    @metin_bjk_53 , Teşekkür ederim. İşinize yarasın da önemli olan o 🙂

  • Tuna CENGİZKANER @tunakaner

    İkinci resimde docku aşağı taşımışsınız ve oldukça şık duruyor, nasıl yaptınız acaba?

  • varmiscasina @varmiscasina

    EKLEMEK İSTEDİKLERİM VAR
    Ubuntu kuracaklar; eğer ineternetde gezip online oyun oynuyor döküman, kitap okuyorsanız dizi vb. şeyler indirip izliyorsanız hatta basit seviyede oyuncuysanız ( steam sayesinde online veya platform bir sürü güzel oyun var artık ) ubuntu kullanabilirsiniz.

    TASARIM:
    Laptop'um windows 7 li orjinal ama sorun çıkarıyor win7 bende işlerimi halletmek için ubuntu kurdum kısa süreliğine çünkü asıl ubuntu masaüstümde kurulu neyse toplantıya götürdüm laptopdan anlatımım vardı gören bu ne apple pc mi ( abi anlamayanlar yoksa az anlayan bile apple olmadığını bilir ) tasarım çok güzel temamı yükledin win7 ye falan gibi birrrrr sürü meraklı göz ve soru ile karşılaştım tasarımı gerçekten insanların %80 inin hoşuna gidiyor bizzat deneyimledim.

    PERFORMANS:
    Aynı pc de hem win 7 var hem ubuntu 14.04 var şunu kesin diyebilirim ki win7 bu pc de devamlı bir performans azlığı hissettiriyor hatta arada sayfa yanıt vermiyor sıkışmalar oluyor ubuntuda bu hatalar gene aldığım oldu ama genel olarak iyi performans sergilerken arada sayfa yanıt vermeme veya takılma oldu hatta takılma 2 defa oldu toplamda .

    YENİ BAŞLAYANLARA TAVSİYEM:
    aaaaa şurası böylemi aaaaaa bu ayar şuradan mı yada nerden aaaaa win de şöyleydi bunda böyle gibi bir mantıkla başlamayın #windows un koyduğu kurallar ve kullanım alışkanlığına bağlılığınız yüzünden böyle #linux dağıtımları kendi kullanım tarzlarını sunar ve özellikle #ubuntu benim gözlemlediğim ayar yeri kullanım tarzı olarak #apple #mac pc lere benziyor gom player değilde smplayer kullanmak ve buna söylenmemek zor olmasa gerek 🙂

    KOLAYLIK:
    emin olun ubuntuyu alışma sürecini atlatan her kullanıcı şunu diyor aslında baya kolaymış ama ilk başta zor geldi sebebi eskiden kalma bilgilerle kod mod olayları ama inanın bana ben 2007 dne beri linux 2011 den beride ubuntu kullanıyorum tek satır kod bilmem yazılım merkezi deb formatlı tıkla yükle dosyalar artık her yerde.

    SON OLARAK YAZIN VE İNCELEMEN İÇİN TEŞEKKÜRLER ...

StayFocusd

Genel de incelemelerime, "bu sefer yazıyı kısa tutacağım" diye başlıyorum lakin her zaman uzun bir inceleme ortaya çıkıyor. Bu sefer yazıyı kısa tutacağım 🙂

StayFocusd, bir Chrome eklentisi. Bu eklenti sayesin de belirlediğimiz siteler, yine bizim belirlediğimiz bir zaman sonra engelleniyor. Bundan sonra artık sizi "Senin çalışman gerekmiyor muydu?" yazılmış bir ekran karşılıyor.

Standart olarak belirlediğiniz siteler de toplam 10 dakika zaman geçirmenize izin veriyor. İsterseniz daha fazla zaman belirleyebilirsiniz. Fakat o zaman peş peşe gelen dialog pencereleri tarafından karşılanmaya hazır olun. Zira size klasik bağımlıya söylenen lafları sıralıyor. "Bununla yaşayabilir misin? Kendine zarar veriyorsun?" vb. cümleler ile sizi yıldırmaya çalışıyor. En sonunda imalı bir şekilde "Umarım mutlusundur!" diyor.

Şu anda eklenti yüklü ve saniyelerim kaldı. Birazdan Teknoseyiri kapatacak. Hatta kapatı ı ı
Problem yok. Pasif hale getirdim. Devam edebiliriz 🙂

Bir de nükleer modu bulunuyor. Bu modu aktif ettiğiniz zaman belirlediğiniz siteler dışında ki veya tüm siteler yine sizin belirlediğiniz bir zamana kadar açılmıyor. Bom!

Eklenti varsayılan olarak, gizli pencere de aktif değil. Aktif etmenizde yarar var. Zira Ctrl+Shift+N ile tüm bu yasaklardan sıyrılmanız olası. Sıyrılmak demişken şunuda belirteyim. Nükleer modu dedim ya, buna isterse hidrojen bombası desinler fark etmez tüm olayı eklentilerden pasif hale getirdiğiniz anda bitiyor. Bu eklentinin en zayıf yönü. Format veya tarayıcıyı silip tekrar yüklemek ile kurtulma şansımız olsa çok güçlü olacak gibi. Sanırım bunu yapmak için eklenti değil, işletim sisteminde bir yazılım olarak kurulması gerekiyor.

Ayarları yaptınız, bir sürü engellenecek site eklediniz ama format atacaksınız veya tarayıcı silip tekrar yükleyeceksiniz. Böyle zamanlar da StayFocusd, bizlere yedek alma olanağı sunmuş. Yedeğimizi alıp daha sonra tekrar yükleyebiliriz.

Yardımcı olur mu? Olur. Kesin çözüm mü? Değil. Her zaman ki gibi iş biz de bitiyor. Her engellediğin de pasif hale getirirseniz hiç yüklemeyin.

Amacı aynı olan fakat biraz daha farklı bir yazılım da RescueTime. Onun da incelemesini yapmıştım. Aşağıda ki bağlantıdan(1) ulaşabilirsiniz.

StayFocusd İndirme Bağlantısı : https://chrome.google.com/webstore/detail/stayfocusd/laankejkbhbdhmipfmgcngdelahlfoji

(1) http://teknoseyir.com/inceleme/rescuetime

BeğenFavori PaylaşYorum yap

RescueTime

976 saat 48 dakika/151 saat 13 dakika

RescueTime bana diyor ki, sen bana geldiğinden beri 976 saat 48 dakika bilgi almışım. Acıdır ki sadece 151 saat 13 dakika'nı üretici işlere harcamışsın!

RescueTime adında da anlaşılacağı üzere zamanını kurtarmak üzere tasarlanmış bir yazılım. Amacı sizlere harcadığınız zamanı nasıl değerlendirdiğinizi göstererek; Kendine bir çeki düzen ver! Demek. Masaüstü ve mobil de her anınızı izliyor. Bazı ek özellikleri de bulunuyor. Yalnız çok şey istiyorsun ondan sonrası para ile diyor.

İlk önce bir üyeliğimizi alalım, indirelim, kurulumu yapalım ondan sonra bu vatandaş neler yapıyormuş konuşuruz. Şu bağlantıdan(1) üyeliğinizi alıyor ve kullandığınız sisteme uygun sürümü indirip(2) kuruyoruz. İkinci aşamamız ise kullandığımız tarayıcıya eklentisini kurmak. Firefox ve Chrome eklentileri bulunan RescueTime, bu eklentiler ile girdiğimiz her sitenin URL'sini bize rapor ediyor. Artık bu yazılımın neler yaptığını derinlemesine incelemenin vakti geldi.

Amacını yukarıda ki paragraflardan anlamışsınızdır. Şimdi bu yazılım ne gibi imkanlar sunuyor onları irdeleyelim.

Öncelikle ücretsiz sürümü ele alalım. Ücretsiz sürümde yapmanız gereken pek bir şey yok. Çünkü size tek bir imkan sunuyor. O'da tüm aktivitelerinizi takip etmek ve bunları sitesinde çok güzel bir şekilde sunmak ve size göstermek. Girdiğiniz siteleri kategorilere ayırıp ona göre boş iş mi, yoksa faydalı işler ile mi uğraşıyorsun gösteriyor. Birde yetişkin siteleri görmezden gelmesi için seçenek koymuşlar. Aktif hale getirerek o siteleri kayıt etmesini engelliyorsunuz. RescueTime görüyor ve o kadarına da karışmayalım. Yazma bunu abi yazma diyor. Kıyak geçiyor 🙂

Günlük gösterge paneli sayesinde o gün neler yaptığınızı gösteriyor ve daha detaya inince hangi sitelere/uygulamalara girdiğinizi o siteler de ne kadar vakit geçirdiğinizi yüzünüze çarpıyor. Her günün sonunda eğer benim gibi boş işler adamı iseniz o raporlara bakarken içiniz gidiyor. Bir de haftalık raporu var. Tüm hafta ne yaptığını, bir güzel düzene sokup sana e-posta olarak yolluyor. Zamanınızın boşa aktığını görünce yıkılmamanız elde değil. En azından hayatın anlamını anladıysanız. Bu yönden amacını gerçekten çok iyi yerine getiriyor. Zira o raporları gördükçe verimli zamanını artırmak için tüm gücünüzle uğraşıyorsunuz ki hafta sonu gelen e-posta sinirinizi bozmasın. RescueTime kendinize hedefler belirlemenize de olanak sağlıyor.

Bir çok siteyi kendisi algılayıp kategorize edebilse de sağda solda kalmış herkes tarafından bilinmeyen vb. Sitelere girdiğiniz takdirde onları kategorize edemeyip kategorilendirilmemiş olarak ayırıyor. Tabi ki sonra dan bunları kategorize edebiliyorsunuz. Ama zamanın önemli olduğunu vurgulayan bir yazılım için zaman harcıyoruz. Bu da ayrı bir ironi tabi ki.

RescueTime ayrıca Zapier ile entegre durumda. Bu sayede daha da güçlü bir yazılım haline geliyor. Zapier'in ne olduğunu bilmiyorsanız daha önce yazdığım ayn işlevi gören IFTTT incelemesin'den(3) öğrenebilirsiniz.

Ücretsiz sürümünden bu kadar. Şimdi sıra ücretli sürümünde ne imkanlar sunuyor onları incelemeye.

FocusTime: Bu özellik sayesinde belirlediğiniz bir zaman kadar tüm dikkat dağıtıcı siteleri engelliyor.

Alerts: Bizi uyarıyor. 5 saat Reddit'te zaman mı geçirdin? O zaman RescueTime'dan şöyle bir cevap almaya hazırlıklı ol; Kinayeli bir şekilde “Gününü böyle mi geçirmek istiyorsun?”

Offline Time: Buda sanal eş/sevgili/anne görevini görüyor. Diyelim ki giriş yapmadın. Ne bilgisayar açtın ne başka bir şey. Açtığın zaman, ilk önce tekrar hoşgeldin diyor, karşılamasını yapıyor. Daha sonra çekiyor sorguya. Saat 2'den bu zamana ne yaptın? Sende cevap veriyorsun tabi ki. Korkmayın gerçekten insan olmadığı için “Bu zamanı kayıt etme” diyerek kurtulabiliyorsun. 🙂

Daily Highlights: Günlük olaylar. Günlük başarılarını yazıyorsun.

Reports: Ücretsiz sürümde verdiği raporları çok daha güçlendirerek bizlere sunuyor. Maaş verdiğimiz için daha iyi çalışıyor diyelim. Örneğin: Zamanla gösterdiğiniz değişiklikleri, mobil'de ve masaüstünde ne kadar zaman geçirdiğinizi gibi ek raporlar.

Hakkımız da bir çok kişisel bilgi toplayan RescueTime, bilgilerimizin asla ve asla başkalarıyla paylaşılmayacağını söylüyor. Sadece şu şekilde bilgiler paylaşabilirlermiş. “İnsanlar en çok haftanın hangi günlerini bilgisayar başında geçiriyor.” gibi toplam bilgiler. Yine kişisel olarak paylaşım söz konusu değil.

Bunları bize aylık $9, yıllık $72 karşılığında sunuyor. Ben uzun zamandır kullanmama rağmen ücretsiz sürümü kullanıyorum. 9.99 TL veya $4 olsaydı mutlaka premium üyelik alırdım. Lakin şimdilik ihtiyaçlarımı karışıyor. Premium üyeliğe ihtiyaç duyduğum zamana kadar ücretsiz kullanmaya devam edeceğim. Ücretlide ki bazı özellikleri farklı ücretsiz eklentiler ile kullanabiliyorum. Bkz. StayFocused.(4)

Mac, Windows, Linux, Android, Chrome ve Firefox desteğine sahip olan RescueTime, benim bu alanda gördüğüm en iyi yazılım. Elektronik cihazlar arasında kaybolmuş ve zamanın kontrolünü geçirmek isteyenler bir baksın. Sonra yüklesin. Sonra kendine çeki düzen versin.

Son bir şeyle yazımı sonlandırmak istiyorum. Her ne kadar bu yazılım zamanınızı kontrol etmenize yardımcı olsa da her zaman ki gibi iş sizde bitiyor. İnsan'da bitiyor. Zira tüm yazılımı işlevsiz hale getirmek bir kaç tıka bakıyor.

Bağlantılar:
(1) https://www.rescuetime.com/signup/solo/lite
(2) https://www.rescuetime.com/get_rescuetime
(3) http://teknoseyir.com/inceleme/ifttt
(4) http://teknoseyir.com/inceleme/stayfocusd

Tanıtım videosu :
1- http://youtu.be/dUVun73bR8g
2- http://youtu.be/28cdI6fgB4g

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Interstellar (Yıldızlararası)

Cinemaximum Ankamall'a buradan iyi(!) dileklerimi iletmek isterim. Durdular durdular tam böyle muhteşem bir film vizyona gireceği sırada tadilata girdiler. Koca şehir de 1 tane IMAX salonu olunca kaldık öyle tabi. Allah sizin belanızı versin desem aşırıya kaçar lakin hissettiklerimin bundan aşağı kalır yanıda yoktur.

İyi dileklerimizi sunduktan sonra gelelim bu muhteşem filme. Aslında ne yazacağımı bilemiyorum çünkü yazılacak çok şey var. Nasıl anlatsam nasıl etsem bir türlü işin içinden çıkamadım. Her kategoriden film izlememe ve bunların sayısının 1.000'e yaklaşmasına rağmen ben bir film gurusu değilim. Ve gördüğüm bazı "guruların" eleştirilerini okudukça iyi ki film gurusu değilim diyorum. Sizde olmayın boşverin 🙂

Filmin konusu :

Dünya üzerinde yaşanmaz bir hale gelmiştir ve yayılan küf bütün ekinleri öldürmektedir. İnsan ırkı artık toz fırtınalarından nefes alamaz hale gelip, küf sayesinde ekinlerin ölmeye başlamasıyla birlikte yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Fakat önlerinde uzaylılar tarafından kendilerine yardım eli uzatıldığını destekleyen bir olay gerçekleşir. Saturn gezegeninin yakınlarında açılan bir solucan deliği sayesinde uzay zaman bütünlüğünü ikiye katlayarak daha önce gidilmesi mümkün olmayan uzaklıklara seyahat edilebilecek ve belki de insan ırkı kendine yeni bir gezegen bulabilecektir.

Bu düşüncenin üzerine 12 cesur bilim insanı, gerekli eğitimleri aldıktan sonra solucan deliğinden geçip yeni bir galakside keşfe çıkmaya gönderilir. Gönderdikleri sinyallerden yalnızca üç tanesi yaşanabilir bir gezegende olduğunu belirtince, iş insan ırkını kurtarmak için gönderilecek son bir keşif aracına kalır. Eski bir astronot olan Cooper (Matthew McConaughey) de gizli çalışmalar yürüten NASA'nın üssüne bir şekilde ulaşır ve ardından olaylar gelişir.

Film ile ilgili spoiler bulunmuyor. Sadece beklentinizi yükseltecektir 🙂

Nolan kardeşler bu işi biliyor. Öyle muhteşem bir film ile çıkmışlar ki karşımıza adeta nutkumuz tutuluyor. O koltukta otururken bin bir türlü ruh haline büründüm. Yeri geldi gözlerim doldu, yeri geldi heyecandan koltukta oturamaz oldum. Müzikler, görsel efektler, kamera açıları adeta bize bir görsel şölen yaşatıyor. Oyunculuklar, senaryo ise ayrı bir olay. Hani dedim ya, yeri geldi gözlerim doldu, yeri geldi heyecandan... diye. İşte o, muhteşem oyunculukların ve senaryonun birleşimiyle bana aksetti. Adeta filmi yaşadım. Mecazi olarak kullansam da gerçeklik payı azımsanamaz. Sanki kamera döndükçe benimde koltuğum dönüyordu. Hani 6 boyutlu sinema salonları vardır ya, işte o salonların hisettirdiği için 6 boyuta gerek yokmuş, Nolan kardeşler bunu 2 boyutla yapmışlar.

Film uzun ama bana kısa geldi. Çünkü zaman nasıl geçti bilemedim. Bir saniye bile sıkılmadım. Sadece her geçen saniye de bu filmi IMAX'de izlesem nasıl hissedecektim diye düşünmeden edemedim. Tabi ki tadilata sokan beyinsizlere de kızgınlığım her geçen saniye arttı.

Ben bu film de her şeyi beğendim. Senaryo'dan tutun kurgu'ya, atmosfere kadar hepsi mükemmeldi.

Sonuç olarak filmi izlemenizi, izlettirmenizi ve tekrar izlemenizi tavsiye ederim. Kesinlikle sinema da ve bulunduğunuz yerde IMAX varsa kesinlike IMAX'de izlemenizi öneririm.

Şimdi bu yazdıklarım benim düşüncelerim, bazılarınız çıkıp amma da abartmışsın diyebilir. Lakin ben abartmadım. Ben böyle hissettiğim için yazdım. Bana hisettirdiği bazılarına göre abartı olabilir ama bana değil.

Yazımı şuradan( http://superkarga.com/interstellar-yildizlararasi-film-elestirisi/ ) alıntı yaparak bitirmek istiyorum:

"Interstellar / Yıldızlararası filminin hikayesi Christopher Nolan’ın kardeşi Jonathan Nolan tarafından tam olarak bu teoriden ilham alarak yazılmış durumda. Hikayenin yazılması da aslında biraz garip bir geçmişe sahip. Zira yapımcı Lynda Obst ve Kip S. Thorne, “Bilimin en ilginç olayları bir anda insanlığın erişebileceği noktaya gelirse ne olur?” düşüncesi üzerine bir film yapmaya karar veriyorlar ve filmi de Steven Spielberg’ün yönetmesini istiyorlar.

1997 yılında gerçekleşen bu olayın ardından yıllar geçse de ortaya sağlam bir proje çıkmıyor. Yine de prodüksiyon aşaması sürüyor ve 2006 yılında Spielberg, yapımcı firma Paramount Pictures ile birlikte yaptıkları açıklamayla Thorne’un teorisi üzerine bir sinema filmi çekileceğini dünyaya duyuruyor. Ardından yapılan röportajlar filmin senaryosunun dahi yazılmadığını ve Spielberg’ün filmi yönetmesinin yıllar alabileceğini ortaya çıkarmış ve insanlar projenin iptal edileceğini düşünmeye başlamıştı bile. Yine de Lynda Obst projenin devam etmesi için senarist olarak Jonathan Nolan ile anlaşmayı başardı ve Interstellar’ın temelleri ilk kez 2007 yılında atıldı.

Bütün bu gelişmelere rağmen Spielberg’ün kendi yapımcı firması Dreamworks’ü Paramount Pictures’dan The Walt Disney Company’e taşımasıyla birlikte projeden ayrılması, Interstellar’ın rafa kaldırılması için gerekli zemini hazırlasa da, Jonathan Nolan kendi kardeşi Christopher Nolan’ı yönetmen olarak tavsiye edip de Nolan’ın kendi filmlerinden elde ettiği başarının gözler önüne serilmesinin ardından Interstellar artık gerçek bir projeye dönüştü ve 2014 yılında, ilk kez adının telafuz edilmesinin üzerinden tam 17 yıl geçtikten sonra vizyona girmeyi başardı."

17 yıl geçtikten sonra sonunda bizlerle.

#interstellar , #Yıldızlararası , #Film

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 9

İOS 8

iPad Mini (1) cihazıma dün kurduğum iOS 8'i bugün inceleme fırsatı buldum. Aslında dün kurduktan sonra biraz inceledim fakat kasılmaları fark edince "Tüm İçerikleri ve Ayarları Sil" diyerekten cihazı sıfırladım ve yeni iPad olarak tekrardan kurulumu gerçekleştirdim. Bundan sonra ki deneyimlerimi ise sizlere aktaracağım.

Öncelikle iOS 8'i aslında iOS 7'nin çıktığı ilk günkü hali olarak yorumlayabiliriz. Hani hafif kasılmalar olurdu. 5 parmağımızı kıstırarak ana ekrana döndüğümüz zaman simgeler yerlerine hafif kasılarak gelirdi. İşte iOS 8 aynı kötü deneyimi tekrardan yaşatıyor. İlginç bir şekilde bazen yağ gibi akıyor ama bazen de hafifte olsa sizi sinir ediyor.

Yenilikler:
-Bildirime çabucak yanıt verin
-Sesli mesaj gönderin
-E-postalarınızı çabucak yönetin
-Yanıt bildirimlerini alın
-Favori kişilerinize erişin
-Mesajın ne zaman gönderildiğini görün(Zaten var olan bir şeydi)
-Ailenizle paylaşın(Uygulamaları)
-Sayaç yardımıyla kendinizi çekin.
-Hızlı çekim
-Artık "Hey Siri" ifadesini söyleyerek direkt Siri'yle konuşabiliyoruz.(bkz. Ok Google)
*Her ne kadar "Hey Siri" diye bağırmaktan ses tellerim yorulsa da bir kez tepki vermesini sağlayabildim.

-Türkçe Dikte
*Örnek: Senin yüzünden onla uğraştım. Böyle söylersiniz ama o hep "Senin 100'ünden 10'la uğraştım" yazar. Bu buna benzer tüm senaryolarda aynı sonuçlanıyor ve çok sinir edici bir durum.

-App Store değişmiş ve artık uygulamaları bizlere sunulan paketler(bundle) halinde satın alabileceğiz. Ayrıca bu yolla alınan uygulamalar daha ucuza geliyor.
-Quicktype
-Yenilenmiş tasarımı ile Safari

Benim bir günde deneyimlediğim yenilikler bu kadar. Bildirime çabuk yanıt verme ve ailemizle uygulamarı paylaşabilme özelliği beni en çok mutlu eden yeniliklerden. Apple ekosisteminde olmadığım için Mac OS X Yosemite ile olan etkileşimini, iPhone ve iPad ile olan iletişim gibi ekosistemin içinde olmamı gerektirecek özellikleri deneyemedim.

Genel olarak iOS 8 ile ilgili düşüncelerim olumlu. Fakat olumsuz yönleri de var. Cihazda az da olsa sinir edecek bir kasılma söz konusu. Geçişlerde hafif takılması bile rahatsızlık verebiliyor. Bu sorunlar iOS 8.1 ile gideceğini umuyorum hatta bazı cihazlar için eminim bile diyebilirim. iOS 7 ile uygulama açılış hızlarında fark var diyemeyeceğim. Çünkü bir uygulama hızlı açılırken diğer uygulama yavaş, bir diğeri de aynı hızda açılıyor. Fakat şunu söyleyebilirim ki arasında öyle aman aman dedirtecek bir fark yok. iOS 8'i yüklemek isteyenlere tavsiyem, eğer hafif kasılmalardan sorun olmaz diyorlarsa yüklesinler ama yok o bile beni deli etmeye yeter diyorsanız hiç boşuna zaman harcamayın ve iOS 8.1'i beklemeye başlayın.

Tam detaylı anlatmadığım ve adından da kolayca anlaşılmayacak olan yenilikleri ve ipuçlarını barındıran resimleri de paylaşıyorum. Resimlere bakarak daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.

#iOS8 #Apple #iPad #iPadMini

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Paypal Nakit Kart

GÜNCELLEME : PayPal Nakit Kart programı durdurulmuş ve kullanımdan kalkmıştır.
UYARI! : Bu yazı "artık" güncel değildir. Dolayısıyla okumuş olduğunuz bilgiler değişmiş olabilir.

Paypal Nakit çoğunlukla internet alışverişlerimde kullandığım bir kart. Yaklaşık 2-3 aydır kullanıyorum. Uzun bir inceleme yapacak kadar anlatacak bir şey yok ama kartı tanımak amacıyla hem kendi deneyimlerimi hemde bazı bilgileri aktarayım.

Öncelikle PayPal Nakit aslında bir "kredi kartı". Yani kafanız da ki acaba şurada bu kartla ödeme yapabilir miyim? sorusunu kafanızdan atın. Çünkü MasterCard neredeyse PayPal Nakit de orada. MasterCard olmayan bir yerinde pek fazla ya da hiç olmadığını düşünürsek PayPal Nakit kartınızı da her yerde kullanabilirsiniz. Ama(evet bir amamız var) gerçek bir kredi kartıyla kendisini ayıran bir kaç fark bulunuyor.

Öncelikle bu kart olmayan parayı harcatmıyor. İlk önce karta istediğiniz miktar da (bazı limitler söz konusu bunlar aşağıda belirtildi) parayı bankamatikten yatırıyorsunuz. Eğer TEB ATM'lerinden yatırdıysanız bu işlem için ücret alınmıyor. Artık paranızı yatırdığınıza göre "MasterCard" geçerli her yerde bu kartı kullanabilirsiniz. Bakın her yerde diyorum gidin bir restorana hesabı bu kartla ödeyin. Eğer restoran MasterCard kabul ediyorsa ödemeniz sorunsuz bir şekilde gerçekleşir. Bu kartta olmayan bir şey daha var. Adı üstünde "nakit" bir kart olduğu için taksit işlemleri yapamıyorsunuz. Yani alacağınız her şey nakit olacak.

Taksit işlemi yapamıyoruz ama taksit gibi olan abone olduğunuz bir yerin her ay kartınızdan para çekmesi gibi durumlar da sorunsuz kullanabilirsiniz. Örneğin ben Spotify hesabım için aylık ödemeyi buradan yapıyorum.

PayPal Nakit kartın bir de online hizmetleri var. Buradan kartınız ile yaptığınız harcamaları takip edebiliyorsunuz. Şimdilik bundan başka bir özelliği yok ama yakında kredi kartından, PayPal Nakit kartımıza para yatırabileceğiz. Şimdilik sadece TEB ATM'lerden ve PayPalınız varsa oradan yatırılabiliyor. Ayrıca Migros ve Ptt'den de yatırılıyor.

PayPal Nakit karta özel fırsatlar elbette oluyor ama öyle aman aman dedirtecek sizleri heyecanlandıracak bir şey yok. En azından benim için öyle. Gelelim bu kart nasıl alınır ile detaylı ücretler kısmına ve daha sonra incelememizi bitirelim.

PayPal Nakit karta nasıl sahip olabilirim?

İlk önce 15 yaş üzeri olmanız gerekiyor. Eğer bu şarta uyuyorsanız geriye yapmanız gereken tek bir şey kalıyor. Aşağıda ki bağlantıya tıklayıp bilgilerinizi eksiksiz bir şekilde dolduracaksınız. Sonrasında yapmanız gereken kartın adresinize gelmesi. Yaklaşık 1 hafta için de geliyor.

Bağlantı : https://www.paypal.com.tr/nakit/basvuru_formu_adim_1/

Kartım geldi nasıl aktif edebilirim?

Aşağıda verdiğim bağlantıya tıklayıp adımları tamamlayın. Aktif ettikten sonra PayPal Nakit kartınızın şifresi telefonunuza gelecek. Bu şifreyi online hizmetlerden değiştirebilirsiniz fakat kendiniz belirleyemiyorsunuz. Kendiniz istediğiniz şifreyi ancak ATM yardımı ile koyabilirsiniz. PayPal kendisi rastgele bir şifre yolluyor size. Kullanıma açıldıktan sonra karta para yüklüyorsunuz. Bir kereye mahsus ₺5 çekiyor. Eğer o ay içerisinde kartı kullanırsanız ₺1 çekiyor. Kullanmaz iseniz ücret kesilmiyor.

Bağlantı : https://www.paypal.com.tr/nakit/kullanima_acma_formu_adim_1_kayit/

Ücretler

Kart Satış Ücreti
₺5 - Kartı satın alırken bir kereye mahsus ödenir.

Nakit Para Yükleme
Ücretsiz - TEB ATM'lerinden para yükleme Mart(Martı geçeli çok oluyor ama hala ücretsiz) sonuna kadar ücretsizdir.
₺2 - Migros'larda işlem başına ödenir.
%1 - PTT'lerde işlem başına ödenir.

Nakit Para Çekme
₺1 - TEB ATM'lerinden işlem başına ödenir.
₺5 - Yurt içi ve yurt dışı diğer ATM'lerden işlem başına ödenir.

Aylık Sabit Ücret
₺1 - Kart için her ay sabit olarak çekilen tutardır. Otomatik olarak kart bakiyesinden düşülür.

PayPal'dan Para Transferi
₺1 - PayPal bakiyesinden karta yapılan ve işlem başı alınan para transfer bedelidir.

Limitler

Para Çekme
₺300 - Günlük
₺1.000 - Aylık
₺2.000 - Yıllık

Para Yükleme
₺5.000 - Yıllık
₺300 - İşlem Başına

PayPal Bakiye Aktarımı
₺800 - İşlem Başına
₺800 - Günlük
₺4.000 - Aylık

Fırsatlar : https://www.paypal.com.tr/alisveris/

Çok fazla anlatacak bir şey yok dediğim halde yine epey bir yazı yazdık. Umarım bu kart ile ilgili soru işaretleriniz ortadan kalkmıştır. Ben beğeni düzeyimi 9/10 yaptım. Çünkü fırsatların bana göre az olması ve heyecanlandırmaması ve bir de bu incelemeyi yaptığım tarihte henüz kredi kartı ile para yükleme seçeneği olmadığı için 1 puan kırdım.

İyi günler...

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 6 / 95

IFTTT

Nedir bu IFTTT? Ben ilk karşılaştığım zaman bu tepkiyi vermiştim. Çünkü ismi bana içerik hakkında en ufak bir bilgi sunmuyordu. Açılımı "If This Than That". Türkçesi; Öyle olursa, şöyle olsun.

Bu web tabanlı uygulama tüm digital yaşamımızı birbirine bağlıyor ve otomatikleştiriyor. Bize digital reçeteler(recipes) sunuyor ve inanın bu reçeteler görevini iyi yapıyor. Ayrıca reçeteyi sizde yazabiliyorsunuz. İlk önce bir üyelik alıyoruz daha sonra bir reçete yazıyoruz. Ve iki aşama da bu reçete yazılıyor. İlk önce bir tetikleyici (trigger) oluşturuyoruz. Yani "eğer Facebook'ta bir resime etiketlenirsem..." İşte bu tetikleyici oluyor. Ama ne yapacağını belirtmedik işte burada eylem (action) devreye giriyor. Ve diyoruz ki "...resmi Dropbox hesabıma yükle". Yani tüm aşama aslında isimde gizli.

Yukarıda ki örnekte ki gibi bir sürü reçete yazabiliriz. İşten ayrılınca eşime sms yolla, Soundcloud'da dinlediğim müziği Dropbox hesabıma yükle, dinlediğim müziğe göre evdeki ışıkları ayarla, şu saatte şu yazıyı Facebook'ta paylaş, Steam'da bedava oyun dağıtılarsa bana mail yolla, her ayın x günü bana şu yazdığım mesajı sms at, Gmail'de bana yollanmış tüm ekleri dropbox hesabıma yükle ya da telefonunuzda bir şey yazıp sms atın ve Evernote da yazdığınız içerikte bir not oluşsun. Kısacası siz ne isterseniz IFTTT onu yapıyor.

Yukarıdakiler kısa(!) bir örnekti.

Ee hep olumlu şeyler yazdık. Bunun olumsuz yanı yok mu? Var olmaz olur mu elbette var. Örneğin her zaman işini iyi yaptığı söylenemez. Yukarıda "bu reçeteler görevini iyi yapıyor" dedim. Evet yapıyor ama yapmadığı zaman da var. Örneğin ben Soundcloud da indirilmeye izin verilen bir kaç müziği Dropbox hesabıma yükleme sorun yaşadım. Spotify da lisans indirilmeye izin veriyorsa Google drive hesabıma yüklemesini söyledim ama bunu yapamadı. Dropbox la denemedim onda belki olabilir. Yani benim yaşadığım olumsuzluk böyleydi. Kullanmaya başlayalı 1 hafta olduğu için pekte sorun yaşayacak kadar bir şey denemedim. Yani maceraya çıkmadım. İhtiyaçlarım olan durumların üstesinden geldi.

Ha unutmadan, her şeyin sınırsız olduğunu düşünmeyin. Bize toplam 110 tane kanal(channel) sunuyor. İşte ne yapıyorsak bu kanallar(Facebook, SMS, Google drive vb.) üzerinde yapıyoruz. Ayıca 3 yıldır faaliyet göstermesine rağmen bu kadar az duyulması üzücü ve firmanın düşünmesi gereken bir konu.

Ne yalan söyleyeyim böyle kapsamlı bir uygulamanın ücretli olacağını düşünmüştüm ama yanılmışım tamamen ücretsiz. App Store ve Google Play de uygulaması da bulunuyor. Maalesef ne uygulamalar ne de web sitesi Türkçe değil ve İngilizceden başka da bir dil seçeneği yok. Benzer uygulamalar elbette var. Benim bildiğim Tasker adında ki uygulama ama sadece Android için bulunuyor. IFTTT nin çoklu platform desteği ile bir adım öne çıktığını düşünüyorum.

Site adresi : https://ifttt.com
Reçete önerileri için : http://www.neleryapmali.com/7371/baz%C4%B1-%C5%9Feyleri-benim-yerime-bir-uygulaman%C4%B1n-yapmas%C4%B1-i%C3%A7in?show=7372#a7372

Put the internet to work for you. - IFTTT

Put the internet to work for you.
BeğenFavori PaylaşYorum yap