Çok başarılı video. Güzel noktalara değinilmiş. Okullarda derste gösterilse, yeridir.

https://youtu.be/YHnjWmeu398

Why Turkish Is the Language That Should Have Disappeared but Didn't

If you want to go deeper into the hidden history behind the languages we speak every day, Airlearn helps you learn through culture, stories, and real-world c...
BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • Edogawa @narako

    en başta sayma sayılarımız öz Türkçe.

    • Afsinyus @ufo

      el kol vücut öğeleri , temel doğa öğeleri, gülmek ağlamak temel hisler vs orta asyadan beri aynı. Hatta o dönemin komşuları bugünkü japon ve korelilerle de ortak kelimelerimiz var (tepe, şaşı) ilk aklıma gelenler

      17. yy'a kadar dil Balkanalrdan orta asyaya kadar hemen hemen aynı. Sonra özellikle teknik terimleri biz Avrupa'dan doğudakiler Rusça'dan alınca yüklü bir değişim oluyor.

  • 2GB DDR3 64BIT @gt710gaming

    Şu bilgileri alabildiğim bir eğitim olsaydı keşke. Hala -de -da ayıramıyoruz.

    • 2GB DDR3 64BIT @gt710gaming

      Bu arada dilin temel yapısı bozulmadı diyor. Şuanda mesela "stabilize etmek" gibi kavramlar kullanılıyor dilde. En nefret ettiğim şeylerden biri. "... etmek", diye bi kavram yok bizde. Düzenli hale getirmek, düzeltmek, dengelemek gibi kavramlar var. Ama "... etmek" tamamen ingilizceden(stabilized) bize geçen bir yapı ve her duyduğumda sinir oluyorum.

    • 2GB DDR3 64BIT @gt710gaming

      @gt710gaming 10:47'de okuma yazmayı yeniden öğrenmek zorunda kaldı diyor. Aslında demiyor ki halkın çok büyük bir kısmının zaten okuma yazması yoktu. Onlara öğrenebileceği basit bir alfabe geldi.

    • protego @protego

      @gt710gaming Dil dinamiktir, esnektir, zamanla değişir, yeni sözcükler girer, çıkar. Yeni kalıplar girer, çıkar. Yeni kavramlar girer, çıkar. 100 senede dilde herhangi bir "kavram" değişimi olmamasını beklemek saçma. Değişim olmuyorsa zaten sorun vardır. Dildeki değişim o zamanın/çağın getirdiklerine uyum sağlama ile kültür gelişmesinin ve alışverişinin sonucudur, uyum sağlandığını gösterir. Ama en önemlisi başka kültürlerden düşünme biçiminin ödünç alındığını da gösterir çünkü dili kullanma şekli(gramer yapısı) direkt olarak insanın düşünme şeklini belirler. Dilin yapısının değişebilmesi aslında akıl olarak da gelişime açık olunduğunu da gösterir. Kurallar, kavramlar kalas gibi dümdüz şeyler değiller. Değişirler. Yazım hatası/yanlışı başka bir şey, dilde daha önce olmayan kavramların girmesi ve kullanım şeklinin gelişmesi veya değişmesi başka bir şey. Dile yaygın olarak oturmaya başlamış bir şeyin önüne geçmek imkansız, geçmeye çalışmak da anlamsız. O yönde bir gereklilik oluşmasa değişmezdi zaten. Eğer değişmiyorsa sorun araman gerekir. Değişme yoksa kültürel olarak dışarıya kapalısın demektir. Bu iyi bir şey değil. Tersine, çok kötü bir şey. Ayrıca Türkçe'nin ilk halinde olmayan ancak biz daha doğmadan önce veya çocukluk zamanlarında dile girmiş yeni kalıpları sırf o halini öğrenerek büyüdük diye kabullendik. Sorgulamıyoruz da, sorgulamaya ihtiyaç da duymuyoruz. Yani aslında olay yeni kavramların bizde daha önce olup olmaması olayı değil. Neyi öğrenerek büyümekle alakalı. "Dilimizi koruyalım" kısmı bazen çok abartılıyor. Dil mi bize hizmet ediyor biz mi dile hizmet ediyoruz onu karıştırıyoruz.

      Not: "... etmek" (yardımcı fiil) kalıbı Türkçe'ye İngilizce'den geçmemiştir. Osmanlı zamanında Arapça ve Farsça'dan alınan kelimeleri kullanmak için doğal şekilde dilin içinde vardı. "İlan etmek", "tercih etmek", "inkar etmek" gibi... Daha sonra Osmanlı'nın son zamanlarında ve Cumhuriyet'ten sonra Fransızca'dan alınan kelimeleri kullanabilmek için de kullanıldı. "Manipüle etmek", "koordine etmek", "absorbe etmek" gibi, bu kalıp olmasa bunları kullanamazdık. İngilizce için kullanılması daha yeni yeni, belki son 20 senedir. Kısaca İngilizce ile ilgisi yok.".... etmek" yardımcı fiil kalıbı yüzlerce yıldır dilimizde olan ve yabancı kelimeleri asimile etmek için kullanılan bir yöntem. Muhtemelen Göktürklere kadar gidiyordur.

      Not 2: Şimdi baktım. Orhun Kitabeleri'nde bile varmış. "sab etmek", "yok etmek"

    • 2GB DDR3 64BIT @gt710gaming

      @protego O zaman Atatürk Türk Dil Kurumu'nu boşuna kurmuş demektir. Değişimlere duyarsızca karşı olmayacaksak bırakalım her şey dilimize nüfus etsin. Pardon nüfus etmek değil infulans etsin. Stabilize etmek bizim dil yapımıza hiç uygun gelmiyor. Size öyle gelmiş olsa da bana gelmiyor. "Stabilize etmek" kavramına neden karşıyım? Çünkü bunu söylediğinde sokaktaki insanlar anlamayabilir. Halkımızın zaten anlayabileceği bir karşılığı varsa neden anlaşılması zor kavramları kullanıyoruz? Bugünkü randavuları check ettim. Bu doğal geliyor mu?

    • protego @protego

      @gt710gaming "... etmek" diye bir kavram yok, ".... etmek" İngilizce'den geçti, diyorsun, öyle olmadığını söylüyorum, "... etmek" kavramı ezelden beri dilimizde var diyorum, hala abarta abarta başka şeyler anlatıyorsun 🙂 "... etmek" yardımcı fiil kalıbı; yabancı kelimeleri Türkçeleştirmek için kullanılıyor yüzyıllardan beri. Atatürk alfabeyi değiştirdiğinde de vardı, Osmanlı zamanında da vardı, Göktürklerin zamanında da vardı.

      Ek olarak, "stabilize etmek" gözüne batacak kadar yaygın olarak kullanılıyorsa demek ki sokaktaki insan anlıyor demektir. Anlamayan da öğrenir. Sokaktaki adam anlamayacak diye yabancı kelimelere Türkçe karşılık da bulmayalım o zaman, yeni bir kelime olduğu için anlamayacak ya. Bakıp öğrenemez çünkü. Akıntıya karşı kürek çekiyorsun. Sokaktaki teyzeye selfie dersen anlar. Ama TDK'nın müthiş koruma buluşu olan "özçekim" dersen anlamaz. Çok basit bir örnek.

      Attığın görselde yer alan cümledeki şuur kelimesi de Arapça kelimedir. Aydınlatmış olayım. Türkçe içinde kullandığımız kelimelerin %20'sine yakını Arapça ve Farsça, Latince. %5-10 civarı Fransızca. Zaten karma olan bir dil. Bana yorum yazarken kullandığın kelimelerin zaten üçte biri Türkçe değil. Durum buyken şimdi kalkıp İngilizce diline karşı savaş açmak anlamsız olduğu kadar saçma da. İngilizce bugün dünya dili, kabul etmek istesen de istemesen de öyle, her dile nüfuz ediyor, edecek. Arapça, Farsça ve Fransızca dillerinden 100 kat daha fazla edecek. Ayrıca, o cümlenin altında yatan anlamı anlamamak istemen garip. Bir dil neden çok zengin olur? Kendi içinde kapalı yetiştiği için mi? Hayır. Bir dilin zengin olması demek yüzyıllarca farklı kültürlerle yoğrulmuş ve kültür ve dil alışverişi yapmış demektir, hala da yapmaya devam ediyor demektir. Kültür geçişine kapalı olan bir dil "zengin" olamaz. Dilin zengin olması demek zaten diğer kültür ve dillerle kaynaşmasıyla olur. Dışarı kapalı bir dil zengin olamaz. Atatürk'ün derdi o olsaydı zaten onlara uğraşırdı, alfabe değiştirmek dışında bir şey yapmadı, Türkçeye girmiş yabancı kökenli sözcüklere bir şey yapmadı. (Atatürk'ün hastalandığı zamanlarda bir Arap nefretiyle "Arapça kelimelerden kurtulalım" akımı peydahlanıp her Arapça kelimeye sıfırdan bir yeni kelime bulmaya çalıştılar ama pek tutmadı) Dışarı kapalı bir dille kültürel olarak değişemezsin ve zenginleşemezsin. Ortada koruman gereken bir şey yok. Çünkü her zaman doğal akışıyla dil değişir. Yapay müdahale (örn: özçekim) her zaman başarısız olur. Dili "korusan" bugün ne "dünya" diyebilirdin, ne "kalem" diyebilirdin, ne "tercih" diyebilirdin, ne de "dua etmek" diyebilirdin. O yüzden dilin doğal akışına sürekli "Ay burası bozuldu, tüh dilimiz elden gidiyor" diye ağlamak sosyolojik gerçeklerle uyuşmayan, nostaljik ve bazen de ideolojik bir reflekstir. Meseleyi ırksal bir saflığı koruma raddesine getirmek çağ dışı bir yaklaşım. Dışarıdan gelen kalıpları Türkçe içinde bir potada eritebildiğimiz sürecek sorun yok. Sorun anca dilin esnekliğini, cümlelerin kuruluş mantığını bırakıp sadeleştirmeye gidilirse ortaya çıkar. Çünkü bir önceki yorumda dediğim gibi dilin kullanımı direkt olarak insanların beyinlerinin işleyişini ve aklın ifade zenginliğini etkiler. O olmadığı sürece (ki yok) hiçbir sorun yok, her şey normal ve olması gerektiği gibi.

    • 2GB DDR3 64BIT @gt710gaming

      @protego Hocam bir kuşak büyüğünüze stabilize etmek nedir diye sorun. Anlayacak mı gerçekten?
      Evet derdimi düzgün anlatamamışım. "... etmek" İngilizce'den geçmemiş ama şuanda güncel olarak çok fazla, yerel alternatifimiz olmasına rağmen, İngilizce'den direkt Türkçe'ye çevrilerek bu kavram kullanılıyor. Onu anlatmak istedim.
      Karamelize etmek kavramını ananeme tarif yaparken anlatsam anlamaz. Cahillikle alakalı değil. Halkın genel dilinde bu yok.
      Akıntıya karşı kürek çekmiyorum, kayığa yön vermeye çalışıyorum. Görseldeki "şuur ile işlensin" anlamı da budur. Dil yaşayan değişen bir varlıktır. Ama İngilizce baskın dil diyip kolay yolu seçersek ortada şuur kalmaz.

      O zaman hiç latin alfabesine geçmeseydik. Her yere okullar açarak Arapça alfabeyi öğretseydik. Öğrenmeyen öğrenir mantığı tamamen budur. Dil devrimini yapmamızın nedeni, okuma yazmayı kolay hale getirmek. Bu sayede bilgi daha kolay yayılır. Birisi ilgisini çeken bişeyi dinlerken illaki o konunun literatürüne hakim olması gerekmez. Oradaki bilgiyi daha rahat anlar. Ama herkes kendi küçük baloncuklarında oluşturduğu popüler kelimeleri kullanırsa, dışarıdan gelen biri bu konu hakkında bilgi sahibi olması için önce o kelimeleri anlaması gerekir. Ayrıca İş Bankası'nın sürekli kitap çevirip kütüphanemize katmasının nedeni de budur. Popüler dil ingilicedir diyip geçersek, insanların ilgileneceği ilim veya bilim konularına ulaşma, anlama oranı düşer. Zira şuanda da yaşadığımız şey tam olarak budur.

      "computer" kelimesi dilimize "kompüter" olarak mı geçtiğinde daha iyi yoksa "bilgisayar" olarak mı? Bilgisayar kafada biraz daha fazla şey canlandırıyor. Tabi ki bazıları halk tarafından kabul ediliyorsa direkt geçebilir. Yani olay ingilizceye savaş açmak değil. Dile direkt çevrimek yerine, şuurla işlemektir. Ben hiç kelime almasın demiyorum. "Stabilize etmek" gibi saçma sapan bir şeyi kullanmak yerine "dengelemek" "düzenli hale getirmek" gibi olayı daha iyi açıklayan, konuya tam hakim olmayanların da konuyu anlayabileceği bir hale getirmeyi kastediyorum. Savaşmazsak dilin geleceği yer "stabilize etmek". Yani varolan bir kelime varken neden anlaşılmaz ve saçma sapan bişeyi dilimize katalım ki? Biraz şuur lazım sadece. Daha anlaşılır olanı varken daha zor olanı dile katmanın zararı olur sadece.

      Benim endişem çoğu kişinin anlamayacağı, bölük pörçük bir dil yaratmak.
      Ben şuanda durumdan memnun değilim. Akıntıya kendimi bırakamıyorum çünkü akıntının gittiği yerden memnun değilim. O nedenle sizin kadar rahat olamıyorum.

      Yapay zekaya bir örnek yazdırdım. Hangisi daha anlaşılır siz karar verin. Sokaktaki teknolojiye uzak birisi hangisini daha rahat anlar?

      Plaza diliyle:
      Dijital dönüşüm süreçlerimizi hızlandırmak adına, bulut tabanlı altyapımızı optimize edip yapay zekâ destekli otomasyon çözümlerini devreye alıyoruz. Bu sayede operasyonel verimliliği artırırken, müşteri deneyimini de daha ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir yapıya taşıyoruz.

      Türkçe ağırlıklı, anlaşılır dille:
      Teknolojiyi daha etkili kullanmak için işlerimizi internet üzerinden çalışan sistemlere taşıyoruz. Böylece bazı işleri bilgisayarlar otomatik yapıyor, insanlar da daha az zaman harcıyor. Sonuçta işler daha hızlı ilerliyor ve kullanıcılar daha kolay hizmet alıyor.

    • 2GB DDR3 64BIT @gt710gaming

      @gt710gaming Bu arada şimdi farkettim Atatürk alfabeyi çevirmek dışında bişey yapmadı demişsiniz. Sosyolojik gerçeklerle uyuşmamak gibi bir cümle de kurmuşsunuz. Ben şuandaki sosyolojinin geldiği durumdan da memnun değilim. Dünya görüşümüz farklı sanırım. O nedenle bu tartışmayı devam ettirmenin bir manası yok. Hassasiyetlerimiz farklı. Bundan sonra bişey yazsanız da okumuyacağımı belirtmek isterim.

    • protego @protego

      @gt710gaming "Çoğu kişinin anlamayacağı" bir dil yaratılmaz. Çünkü bunların hepsi doğal akışla oluyor. İnsanların çoğunluğunun uyum sağlayıp kullandığı şeyler dile yerleşir. İnsanların çoğu kullanmıyorsa zaten yerleşmez. Dile yerleşmişse zaten kullanılıyordur. Ninem stabilizeyi anlamayacak diye kullanmayacaksak işimiz var. Çünkü onun kullandığı kelimelerin yarısını da ben anlamıyorum. Dili ninelere göre ayarlayacak halimiz yok hakikaten. Yapay olan bu esas. Değişime karşı olmak bu. Amaç bu olmasa da sonuç bu.

      "Stabilize" var olan bir şeyin yerine kullanılmıyor. Dile giren hiçbir şey var olan bir şeyin yerine kullanılmıyor. Var olan bir tam karşılığı olsaydı zaten kullanılmazdı. Arada bir fark var ki var olan yani insanların hayatları boyunca alıştığı bir kelime yerine başka bir kelime kullanmaya başlamışlar. Bir insanın 30 senedir kullandığı kelimenin yerine yeni bir şey kullanmaya başlaması kolay değil. Çünkü en zor şey alışkanlığı kırmaktır. Alışkanlığı kıracak kadar güçlü bir değişim oluyorsa demek ki o akışkanlığı kırmaya değer bir anlam farkı vardır. Çünkü arada nüans farkı var. Dilin zenginliği dediğimiz şey zaten aynı anlamda kullanılan farklı kelimelerin nüans farkıdır. "Denge" ve "stabilize" arasında nüans farkı var. "Reaktör stabilize oldu" ile "reaktör dengelendi" aynı şey değil. Senin AI'dan verdiğin iki örnek arasında da nüans yani anlam olarak dağlar kadar fark var. "Otomasyon" ile "otomatik" aynı nüansta değil. "Müşteri deneyimi" ile "insanlar daha az zaman harcıyor" aynı nüansta değil. "Operasyonel verimlilik" ile "işler daha hızlı ilerliyor" aynı nüansta değil. "Dijital dönüşüm" ile "teknolojiyi daha iyi kullanmak" aynı nüansta değil. İki paragrafta hiçbir şey aynı nüansta değil. Sondaki paragraf 3. sınıf okuma alıştırması kitabından alınmış gibi bir şey. İki paragrafın anlam olarak yakından uzaktan ilgisi yok. Bölük pörçük dediğin şey dilin zenginliğini yansıtan şey. Yakın kelimeler olabilir, ama nüans aynı değil. Sürekli benzer kelimelerin girmesi bu yüzden. Çoğu kelimenin yakın anlamı olsa da nüans olarak karşılığı yok. İngilizcede nasıl ki "automatic" ile "automation" kelimeleri aynı değilse ve birbirini karşılamıyorsa, otomasyon yerine de otomatik kelimesini kullanmazsın. AI'a cümle yazdırmanın sorunu bu işte. Plaza diline otomasyon der Türkçesine otomatik der. Bunlar aynı kelime değil. Nüansları aynı değil. arada nüans farkı var. Sadece nüans farkı da değil, anlam daralması var. Savunduğun şey anlam daralması. O yüzden evet Türkçede İngilizcedeki automation kelimesini nüans olarak karşılayacak bir kelime lazım. O da otomasyon. Otomatik değil. Otomasyonu birebir nüans anlamıyla karşılayacak bir kelimemiz yok. Çünkü otomasyon zaten görece yeni bir kavram. Gerçi otomatik kelimesi de Türkçe değil de neyse. Bunları zaten dedim, baştan anlatmayacağım aynı şeyi. Bölük pörçük bir dil yok ortada. Plaza dili dediğin şey modern teknoloji ve bilim dilidir. Ve bunları karşılayacak Türkçe kelime ve kalıplar yok. Kabul etmek istesen de istemesen de böyle. Arada bokunu çıkaranlar olabilir. En basit kelimelerin bile yerine İngilizce kullananlar olabilir. Ama o bokunu çıkaranlar binde bir. Binde bir olan şeyi abartılı örneklerle gösterip "dilimiz bozuluyor yaaa" diyerek geri kalan 999 tanesini de çöpe atmak isteyemezsin. Dildeki gelişmeyi çöpe atmaya çalışıyorsun. Zaten o yarı Türkçe yarı İngilizce olacak gibi konuşanlar günlük hayatlarında sıkça İngilizceye maruz kaldıkları için konuşuyorlar, keyiflerinden değil, tembelliklerinden de değil. Çoğu İngilizce terimin nüansı Türkçede karşılanmayınca da o kelimeler rahatça giriyor. Benim bile çoğu zaman bir kelimenin Türkçesi değil İngilizcesi aklıma geliyor. Hollanda'ya git, halkın %95'inin İngilizce bildiği bir ortama gir, o zaman bak olay nasıl oluyor esas. yaşlılar anlamayacak diye yabancı dilleri banlamamışlar. Yaşlılara da öğretmişler. Karşılığını da kat be kat almışlar. Senin verdiğin "aman yaşlılarımız anlamayacak" lafı o yüzden saçma. İki nesil sonra zaten bugünün modern nesli yaşlı nesil olacak. İleriyi hiç düşünmüyorsun. Geriyi düşünüyorsun. Bunun "rahat olmak"la falan bir ilgisi yok, gerçekçi olmakla bir ilgisi var. Bunlar ne önünde durabileceğin bir şey, ne de önünde durman gereken bir şey. Tekrar vurguluyorum; "cancel ettim" "check ettim" gibi örneklerin abartılı. Bir şeyin en uç örneğini örnek vererek o şeyi toptan reddedemezsin. Çünkü o uç kısım binde bir sadece. Binde bir olmasına rağmen örnek gösterilirken o binde birlik kısım 1000 ile çarpılarak gösteriliyor. Yok öyle bir oran. Ben bu konuşma tarzını plazada bile görmedim, bir tek internette bu konuda örnek verilirken gördüm bir de abartılı Türk dizilerinde satir olarak kullanıldığını gördüm. Gerçekte öyle bir durum yok. İstisnai düzeyde sadece. Genel yönelimin o tarafa olmayacağı fazlasıyla aşikar.

    • protego @protego

      @gt710gaming Sonradan eklediğin yorumu şimdi gördüm. "Atatürk alfabeyi çevirmek dışında bişey yapmadı" cümlesinden kastım alfabeyi değiştirmek dışında dili izole etmeye falan çalışmadı, yabancı kelimeleri atmaya çalışmadı. Tersine, batıya yaklaştırmaya çalıştı. Bu kadar "hassas" olmak çoğu sorunun kaynağı zaten. Dili korumak demek dışarıdan gelen yenilikleri reddetmek değil onları Türkçenin oyun kurallarına göre bir potada eritebilmektir. Şu an olan bu. Gramer yapımız değişmiyor. Sadeleşmiyor. Nüans kaybı yaşanmıyor. Tam tersine, artıyor. Dili böyle korursun. Teknoloji son 50 senede patladı ve 50 senede sayısız yeni kavram girdi. Belki geçmiş 500 senede girenden daha fazla. Bunlara 100-200-1000 yıllık kelimelerle, kalıplarla karşılık bulamazsın. Yok da zaten. Bulmaya çalışırsan aynı AI'ın verdiği son paragraftaki örnek gibi 3. sınıf okuma kitabı alıştırması tadında, gerçek paragrafla arasında dağlar kadar anlam farkı olan bir şey çıkartırsın. Sen dili korumuyorsun, tersine, basitleştiriyorsun. Dili korumak için sadeleştirmek asıl dili bozmaktır. Nüansı kaybedersin. Şu an Türkçeye giren her kelime ve kalıp bir ihtiyaçtan giriyor, kolaycılıktan değil. Zaten bunun kolaycılıktan olmadığını plaza dili dediğin şeyin daha kompleks olmasından anlarsın. Burada konuştuğumuz şey yazım hatası yapmak veya anlam kayması yapmak değil, dile ihtiyaç duyulan yeni nüansların girmek zorunda olması. Evet "bilgisayar" kelimesi güzel bir örnek. Çok da isabetli olmuş. Ama "bilgisayar" iletişimin dergi ve gazeteler üzerinden olduğu, aşırı yavaş şekilde iletişim kurulduğu bir dönemde yapılabildi. İnsanların hayatına "computer" kelimesinden önce "bilgisayar" sokulabildi. Bugün böyle bir şeyin imkanı yok. İletişimin aylık değil anlık olarak gerçekleştiği bir yerde; dünyada bulunan/türetilen yeni kavramlara Türkçede "buna Türkçe ne karşılık bulalım" diyerek aylarca düşünüp Türkçe kelime türetmeye çalışamazsın. Gerçekçi değil. Gerçekdışı. Bunu "selfie" ve "özçekim" örneğinde gördük. "Drone" ve "uçangöz" örneğinde gördük. Diğer karşılık alternatiflerini hatırlayalım: "Arıgözü", "uçan kamera", "uçarçeker". Komik sadece. Yepyeni kavramlara o kavramlar dile girdikten yıllar sonra bir de 200 senelik kelimelerle karşılık bulmaya çalışınca sonuç bu oluyor. Gerçekdışı.

      Spanglish diye bir şey var. Amerika'ya git, İngilizcenin her yerine İspanyolca kelime karışmış. Bu zenginliği azaltmıyor, artırıyor. O kelimelerin karışabilme nedeni aynı bize İngilizcenin karışması gibi, kültür kaynaşması ve İspanyolca bazı kelimelerdeki nüansların İngilizcede birebir karşılığı olmaması. O nüansları karşılamak için yeni kelimeler giriyor. Kimine sorarsan yozlaşma der, ama o kültür kaynaşmasının içinde böyle bir dil kaynaşmasının olmayacağını veya olmaması gerektiğini savunmak da hayalperestlik ve gerçeklikten kaçmadır. Başka türlü olması mümkün değil. Zenginliğin artması da budur. Atatürk'ün kastettiği şey budur. 1000 yıl öncesinin geleneğini sürdürmek değil. Bak ne güzel diyorsun, modernize etmek için gitmiş Arap alfabesini bile kaldırmış. Niye? Batı medeniyetleriyle entegre olabilmek için.

      Dil zenginliği nüanslardadır. Okumayacaksan okuma, dert değil.

    • protego @protego

      @gt710gaming Devam: Atatürk'ün TDK'yi kurma amacı dili dünyadan tamamen izole etmek değil, Türkçenin kendi köklerinden beslenerek modern dünyanın bilim ve sanat kavramlarını karşılayacak güce ulaşmasını sağlamaktı. Zira bizzat Atatürk kendisi bir geometri kılavuzu yazmış, "müselles" yerine "üçgen", "zaviye" yerine "açı" gibi kelimeleri türetmiştir; yani dile "şuurla müdahale" etmiştir ama dünyadan koparmamıştır. Çünkü Arapça modern bilim ve kültürle birlikte kullanılamıyordu, Latin alfabesine geçiş yapmak gerekiyordu. Atatürk'ün amacı "kendimize özel dil olsun" değil "millet kolay yazı okusun" değil, dünyayla iç içe girebilmemize ve modern sanat ve bilimle kültür alışverişi yapabileceğimiz bir dil sağlamaktı. Batı medeniyetleriyle entegre olabilecek modern bir bilim dili yaratmaya çalışmaktı. Şu an olan o. Yani her şeyi tersten anlıyorsun. Atatürk'ün yapmak istediği şeye karşı çıkıyorsun farkında değilsin. Okumayacak olsan da sorun değil, başkası okur.

  • errante @ersoy

    daha iyi anladığım için ispanyolca dinleyeyim dedim, yapay zeka kızın garip aksanını taklit edince dayanamadım, ingilizceye döndüm 🙂

  • lterlemez :) :\ :( @lterlemez

    El oğlu bizi bizden daha iyi araştırıp, öğreniyor...

  • Cowboys @cowboys

    Kayyumdaroğlu yüzünden yeni fobim oldu el kol sallanan videolara konsantre olamıyorum.