Lenovo Z50-70

Merhaba sevgili #TeknoSeyir ahalisi.

Çok uzun bir aradan sonra yine en mutlu olduğum platformlardan birisinde yeni bir inceleme yazımla daha karşınızdayım.

Bugün inceleyeceğim cihaz Lenovo Z50-70

  • Cihazda İntel i5 4210U 1.7 Ghz işlemci ( 4 çekirdekli )
  • 8 GB DDR3 Ram
  • nVidia GeForce GT 820M 4 GB Ekran Kartı
  • 1 TB Hybrid HDD mevcut.
  • 15,6 inch ekran
  • Entegre HD kamera
  • Win 10 işletim sistemi.
  • Ağırlık 2.4 KG

Öncelikle şununla başlayayım, böyle bir cihaz, benim gibi teknolojiyi hep 7 adım geriden takip etmiş birisi için büyük bir lüks. 128 mb asus ekran kartlarını, En düşük ayarlarda Need For Speed Carbon'u 15-20 FPS de oynamış birisi olarak bu cihazın yapabildiklerini aklım hafsalam almıyor. Hani bir söz vardır ya "ruhu fakir" diye. Benim de teknolojik alanda durumum biraz bu sanırım. Cihazı aldıktan sonra ilk test yaptığım oyun PES 06'nın demosu. Onda da acaba çalıştırır mı tereddütü vardı.

Bu cihazı 2.el olarak 1200 liraya aldım ve sarf ettiğim paranın hakkını sonuna kadar verenlerden.

Bu cihazın en sevdiğim özelliklerinin başında internette gezinirken asla kasmaması geliyor. İşlemcisi 1.70 olmasına rağmen 15-20 sekme arasında kullandığım tarayıcımda herhangi bir gecikme yada ping artışı görmedim.

Ayrıca ekran kartının harici olması ve GT 820 olması oyun anlamında beni tatmin ediyor. Son dönemin gözde oyunlarını her ne kadar kaldırmasa da GTA 5 gibi oyunlarda 25-45 FPS aralığını göstermesi yeterli bence. Oyunu kurup oynamadım ancak internette aynı özelliklere sahip bilgisayarların performanslarında durum bu. Umarım bana da nasip olur. Ama tabii ki Watch_Dogs 2 gibi oyunları kurup oynamam şu aşamada hayalden öte birşey değil. Sevdiğim bir üçüncü özelliği ise Win 10'un içine entegre bir ekran video kayıt programının olması.
Burada avantajım, programın işletim sistemine adapte olması sanırım. Çünkü dışarıdan kurduğum 3. parti uygulamalar kayıt esnasında işlemcime ve belki de ekran kartıma ayrıca yük bindiriyorlar. Bu da video kalitesini direkt olarak etkileyecek bir konu.

Cihazda ayrıca İnternet portu, 2 adet USB 2.0; 1 adet USB 3.0 portu, Micro SD adaptör girişi, HDMI girişi ve 3.5mm standart jag kulaklık girişi var. Ayrıca kendi içinde de DOLBY markasının 3D movie sound quality dediği bir hoperlör sistemi var.

Şarjı, eğer cihazı tasarruf moduna alır ve yoğun kullanırsanız 2 saatten fazla gidiyor. Ancak tasarruf moduna almadan tüm uygulamaları kapatır ve parlaklığı da tasarruf modundan daha az konuma getirirseniz 2 saati görmüyor. Tasarruf modunda başka nerelerden kısıyor olabilir anlamış değilim.

Bir diğer husus da klavyesi. Çok şık plastik ve alttan ışıklandırması olmayan bir klavyesi var. Ancak yazı yazarken bazen bastığım harfleri algılamayabiliyor. Bu cihazın önceki sahibinin kullanımı ile ilgili bir sorun mu bilmiyorum ancak bende yazu yazarken BenQ JoyBook A 52'nin yarattığı yumuşaklık ve dokunuş hissini yaratmıyor.

1 TB harddiski bu bilgisayarı kendi çapında bir INTRANET ağı gibi kullanmama imkan veriyor. Bu zamana kadar eskidiği için, bulamayacağım korkusuyla biriktirdiğim film ve dizilerin neredeyse yarısını bilgisayarıma taşısam sadece 235 GB alan kullanabiliyorum.
Geri kalan alan tabiri caizse at koşturmam için ideal. Bir diğer çok yer kaplayan unsur da çektiğim ekran videoları ( ki genelde oyun videoları oluyor ) çok fazla yer kaplıyorlar. ( 6 saat oynadığım Half Life 2 videolarım 18,6 GB )

Entegre kamerası tatmin edici düzeyde kaliteli. Bunu sık olarak Skype üzerinden görüşme yaptığım arakdaşlarımın yorumlarından da anlayabiliyorum.
Daha önce internet kafe webcam'ı veya Compaq Mini 110 un kamerasını kullanırken yaşadığım sıkıntıları bu entegre webcam de yaşamadım yada daha az düzeyde yaşamaya başladım.

Uygulama pazarına da değinmem gerekirse, windows phone lar ile aynı pazardan siz de yararlanabiliyorsunuz. Ben her uygulamaya ulaşamadım, ancak sosyal medya uygulamaları veya mesajlaşma programları var, örneğin instagram adeta bir internet browser ı gibi. Yeni şeyler yükleme imkanınız çok kısıtlı. Yorum ve gezinti veya keşif kısmında mutlu olsanız da yüklemelerde aynı tecrübeyi ve tatmini yaşayamıyorsunuz. Bunun dışında bir whatsapp ı size sunmuyor. Yada snapchat in resmi sürümüne ulaşamıyorsunuz. Ancak yinede Candy Crush gibi klasikleşmiş oyunlara ulaşma imkanınız var.

Oyun deneyimlerime gelirsek, çok fazla deneyimleyebildiğim bir oyunum olmadı. Ancak 2010 öncesi eski bilgisayarımda en düşük ayarlarda deliler gibi oynadığım NFS Carbon, Half Life 2, Max Payne 2, Sniper Elite, GTA San Andreas, Crysis oyunlarında aradığım akıcılığı yaşadım. Bu oyunların hepsini en yüksek ayarlarda oynadım. Ancak herhangi bir aksiyon sahnesi veya çatışma ekranında FPS düşüşü yaşamadım. Özellikle Half Life 2 de en yüksek ayarlarda olmama rağmen 175-255 FPS aralığında oynadım oyunu. Bu kayıt alırken dahi düşmedi. Ufak yatırımlarla oyunlarımın kalitesini yükselttiğimde nelerle karşılaştığımı da incelemeye eklemeyi ihmal etmem.

Şimdilik deneyimlerime burada bir virgül koyuyorum, merak ettiğiniz konuları sorabilirsiniz. Atladığım eklemediğim deneyimlesem bile unuttuğum başlıklar olabilir.

Herkese İyi Günler

 

 

 

 

 

 

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Samsung E1205T

Samsung E1205T

Teknik Özellikler:

Ağırlık: 65.1 gr
Boyut: 108mm(Y) X 45mm(G) X 13.5 mm(D)
Pil: 800 mAh
İşlemci Hızı: 156 MHz
Konuşma Süresi: 520 dk
Bekleme Süresi: 720 saat
Kamera: Yok
Bellek: 32 MB
Ekran Özellikleri: TFT, 1,52”, 128x128 px 65k renk paleti
GSM (900/1800 MHz)
21 Tuşlu plastik tuş takımı.
FM Radyo, El Feneri
Mono hoparlör.
4 (Siyah, Beyaz, Mavi, Turuncu) renk seçeneği.

İnceleme için en az zaman harcadığım ancak hakkında en olumlu fikre sahip olduğum telefon. Android Samsung’lar ile ilgili araştırma yaptığım bu dönemde karşıma çıkan şık telefonlardan birisi. Nokia’nın 2600 ve 1100ına hasta birisi olarak Samsung içinde bu denli seveceğim bir telefon olabileceğine ihtimal vermezken bu çok iyi oldu. Tuş hassasiyeti yumuşaklığı ve seriliği 2600 ve 1100ı aratmayacak düzeyde. Abartmam gerekirse uzun süre mesaj atarsanız parmak uçlarınıza masaj yapmış gibi hissediyorsunuz. Tasarımından bahsedecek olursam Yuvarlak köşelere ve arka kapağı dokulu bir yüzeye sahip. Düz plastik değil. Kapak tasarımı ince ve çıkarırken biraz zorlanıyorsunuz ancak hiçbir zaman kırabileceğiniz hissini size vermiyor. Kapağın altında ARM mimarisinde 156 MHz bir işlemci var ki miktarını okuyup şu dönemin özellikle flagship’leri (amiral gemisi) ile kıyaslayınca insanın biraz da olsa gülesi geliyor. Ancak telefon bu açığını bir nebze de olsa şıklığı ile kapatmış. IFA 2014 konferansında giyilebilir onca ürün gördük özellikle de saatler. Ancak hiçbirinin tasarımı bana sportif gelmemişti. Eşofmanın altına yakışacak düzeyde ürünler değil hiçbiri. Uzay aracı mürettebatı için tasarlanmış hissine kapılmıştım ben. Ancak bu telefon adeta eşofman için tasarlanmış. Özellikle beyaz renkli kulaklıkla yapılacak olan kombin üzerinizde oldukça şık duracaktır. Arka taraf böyleyken ön tarafta ise beyaz üzerine yayılmış eş renkte ekran ve tuş takımı bütünlük hissi veriyor size. Üstte kalan ekran paneline oturtulmuş 128x128 çözünürlüğüne sahip ekran telefonun şirinliğine katkı yapmış. İşletim sistemi SGP. 3G desteklemiyor. Bu cihazda 800 mAh pil var ve sitesindeki bildirime göre bekleme süresi 720 saat. Yani hiçbir şey yapmadan telefonunuz 30 gün bekleyebilir.
Kulaklık ve şarj girişi tek. İçinde Indiana Jones imitasyonu bir oyun da var. Oynamaya vaktim olmadı.

Telefonu satın alıp paylaşacağım ileri düzey kullanıcı deneyimlerine kadar bir ön inceleme tadında kalan incelememi burada noktalıyorum. Soru görüş öneri ve yorumlarınızı paylaşmayı ihmal etmeyin.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Need For Speed – Carbon

Need For Speed – Cabon

Electronic Arts’ın bünyesindeki EA Sport tarafından 2006 çıkarılmış olan NFS Most Wanted’in halefi olan gece yarışı temalı yarış oyunu. NFS Serisinin ne denli efsane bir seri olduğunu herkes bilir. Ben bu furyaya 2003 yılında NFS Underground ile katıldım. Oyunu bitiremesem bile emanet bilgisayarlarda oynadığım Test Drive’lerden daha iyi geldiğini söylemem gerekir. NFS Underground 111 yarışa sahipti ve kapalı dünyası vardı. Haritasında gezemiyordunuz. Ertesi sene çıkarılan NFS Underground 2 açık dünya oynanışı bizlerle buluşturmuştu. Haritada ister GPS aktif olarak istediğimiz yarışa gidebiliyorken ister rastgele önümüze gelen yarışlara katılabiliyorduk. Bir haritadaki yarışlar bitince bir diğeri ve buna uygun modifiye malzemelerinin aktive olduğu bir nevi RPG nin de içindeydik. 2005 yılında çıkarılan Most Wanted ise tüm bunları birleştirip bunun yanında farklı bir dinamik olan 10lu “Black List” yani Kara Liste sistemini uyguladı ve hikaye örgüsü ile oyun çok daha lezzetli bir hale geldi. Bu arada unutmadan hatırlatayım Most Wanted gündüz yarışıydı. İlk kez Boss Race sistemiyle karşılaşıyorduk ve de 2012 yılında aynı firma tarafından replikası yapıldı.

Efsane Seleflerini bir bir saydıktan sonra insanın ya da bir gamer olarak benim ister istemez beklentim yüksekti. Oyunu önceden korsan indirdim ancak hiçbir zaman %5ini geçemedim. Gidip orijinal diskini alıp bilgisayarıma taktım ve yükledim. Sonuç mu? “Hüsran, yine hüsran, yine hüsran”

Oyunu başından itibaren ve eklenen yeni dinamikleri ile anlatacağım. Tabi böyle bir efsanenin nasıl mahvedildiğini de.

Öncelikle oyun Most Wanted’in devamı şeklinde bir ara sahne ile başlıyor. Önde biz ve BMW M3’ümüz arkamızda ise Corvette uçurum kenarına kadar yarışıyoruz. Biz son anda frene basıp uçurumdan yuvarlanmaktan sıyırırken diğer araç da tam arkamızda duruyor. Hikaye akışı burada başlıyor. Sonra sizi bir çetenin içine bırakıyor. Çetenin adını ve logosunu belirleme hakkı size ait. Tabii ki rastgele bir resim değil önceden oyunun içinde bulunanlardan. Sonra size bir tür eğitim veriliyor. Oyuna eklenen çete sisteminin nasıl işlediğine dair bir eğitime tabi tutuluyorsunuz. Eğitimin amacı yarış esnasında çete arkadaşınıza nasıl komut vereceğinizle ilgili. Zira bundan sonra birçok yarışa çete arkadaşınızla katılıyorsunuz ve eğer komut verirseniz sizin hemen önünüzdeki ya da sizi takip eden aracın önüne geçip aracı yoldan çıkarabiliyor. Ancak bazı yarışlarda veya Boss yarışlarında yalnızsınız. Bu iyi olmakla beraber oyunu çok kolaylaştıran bir unsur olmuş. Tabii ki 8 10 dakika önde götürdüğünüz yarışı tekrarlamak istemiyorsanız kabul edilebilir bir dinamik. Eğitimden sonra önceden senaryolanmış polisten kaçış sahnesine giriyorsunuz. Amaç bunu kaçış esnasında göstermek. Yeterli kaçamasanız da polis araçları bir süre sonra sizden zaten kopuyorlar.

Tekrarlamak demişken şunu bir dipnot olarak iliştireyim. Eğer bir yarışı bir kez bitiş çizgisine gitmek kaydıyla birinci bitiremezseniz aynı yarışa tekrar başladığınızda yapay zeka hafifliyor ve 5-6 saniye farkla birinci olabiliyorsunuz. Başta tesadüf diyebileceğim bir şey ancak tesadüf denilemeyecek kadar çok başıma geldi.

Modifiye garajdan yapılıyor. Etrafta NFS UG2 de olduğu gibi modifiye merkezi aramıyorsunuz. Ancak her yeni ürün geldiğinde garajda vakit geçirmek zorundasınız.
Aracın önüne arkasına ve yanına yapacağınız eklemeler diğer bir deyişle eteklerin tasarımlarında sınırlı olarak size bırakılmış. Açıklık, ne kadar alçak olacağı gibi şeylere siz karar verebiliyorsunuz. Bunun dışında performans modifiyelerinde de eklenen parçanın önünüze sunulan 2 alternatiften hangisine daha ağırlıklı şekilde fayda sağlamasını istediğiniz soruluyor. Örneğin yeni alacağınız motorda yapacağınız düzenleme ile motorun TORK’a mı yoksa TOP SPEED’e mi daha fazla önem vermesi gerektiği sizin seçimlerinizle belirleniyor.

Bir diğer not da haritada neredeyse gezmeden oyunu bitirmeniz mümkün.

Oyunun başındaki polisten kaçış ve her yeni harita açılışında yeni tanıştığınız çete üyelerinin belirlediği buluşma yerlerine gitmek hariç “Jump to…” opsiyonunuz her daim mevcut. Haritada garaj dışında ayrıca açılmış tek yer “Car Lot” yani yeni araba alabileceğiniz yer var. Ayrıca garajdayken “world map” ile garajdan direkt yarışa gitmeniz de mümkün. Ama “free map” alternatifiniz de var tabii ki.

Oyunun basitleştirildiğini ya da zorlaştırıldığını anlayamadığım bir diğer yarış tipi de drift. UG1 ve UG2 de tekrar tekrar oynamaktan zevk aldığım drift dinamiği tamamen değişmiş. Araç drift esnasında frenlerini garajda bırakıyor. Azıcık hızlansanız dahi alışkın değilseniz arabayı çarpıyorsunuz. Ve hiçbir yarışını yapmadan oyunu bitirebiliyorsunuz.*

Oyunun kariyer gidişatından bahsedecek olursak oyun 4 ana parçaya bölünmüş büyük bir haritadan oluşuyor. Bu her bir 4 parça da kendi içinde 3, 4 veya 5 parçaya bölünmüş. Ve her bir küçük parçada istisnasız 3 yarış konumlandırılmış. Bir bölgede 2 yarış kazanırsanız o küçük bölgenin yönetimi size geçiyor. Sizin logonuz üzerinde duruyor. Ancak yeni bir bölgede ilk yarışı kazandığınızda ve bölgeyi kazanmaya yaklaştığınızda yani 2 kez bölge çete lideri tarafından uyarılıyorsunuz. Bu arada çete liderlerinden birisi de kadın. Küçük parçaların hepsinden 2 veya 3 yarış kazanıp ana parçayı ele geçirirseniz boss yarışı logosu çıkıyor. Tıklıyorsunuz ve önce 2 turluk bir circut a tabi tutuluyorsunuz. Bu da bir deneme yarışı ve kolay. 2 kişi oluyor ve yapay zekâ kısa yolları kullanmıyor. Bunu geçerseniz asıl büyük Canyon yarışı başlıyor.

Canyon Yarışı boss yarışının bir parçası ve yarış 2 parçadan oluşuyor. Aynı yolda 2 kez yarışıyorsunuz ancak bir farkla. 1. bölümde rakibiniz önde siz arkasında başlıyor ve siz onu takip ediyorsunuz. Dağ yamacından aşağıya iniyorsunuz ve bu arada virajlarda bulunan korkuluklardan aşağıya uçmamaya çalışıyorsunuz. Evet, yanlış okumadınız. Eğer dikkat etmez ve hızınızı ayarlamazsanız uçurumdan şarampole yuvarlanmanız işten bile değil. Rakibiniz öndeyken yarışı erken bitirmek için 1i teorik 2 ihtimaliniz var. İlki bir şekilde rakibinizin önüne geçip liderliği 10 saniye vermemek. Bu yarışın 2. bölümünü oynatmadan size 1.liği veriyor. Ya da viraja geldiğinde rakibinizin aşağı düşmesini sağlamak ki bu daha nasip olmadı. Araçlar ona göre programlanmış Biri size vurduğunda nevriniz dönüyor ancak siz bir araca hunharca vursanız bile rahip araca etkisi ufak bir spin ve 20km hız kaybı oluyor.

Rakibiniz sizin önünüzde yarışırken sağ üstte bir sayaç var ve bu sayaç belirli bir algoritmaya göre artıyor. Mantık şu: Siz rakip araca ne kadar yakınsanız sayaç o denli hızlı artıyor. Uzaklaştıkça sayacın artış hızı azalıyor. Bu şu işe yarıyor. Yarışın 2. bölümünde siz önde başlıyorsunuz. Ve ilk bölümde topladığınız kredi geri doğru saymaya başlıyor. Bu şu anlama geliyor. Eğer rakibinizi geçemezseniz ancak yarış boyunca ensesinde olursanız sizin önde olduğunuz bölümde ise bir şekilde rakibinizi kendinizden uzak tutarsanız yarışı siz kazanıyorsunuz. Anlatması ne kadar zor ise yarışması da bir o kadar zor. Çok iyi ter attırıyor, klavye kırdırıyor ve sinir hastası yapıyor. Rakibinizi uzak tutacaksınız, düşmeyeceksiniz bir de mümkünse rakibinizin önüne geçip 10 saniye lider kalacaksınız. Bunun üstüne bir de düşme ihtimali olan virajlara denk geldiğinizde otomatik olarak kamera açısı değişiyor. Bu da oyunu mantıksız şekilde zorlaştırmış. Bazen aracın kontrolünü kaybetmenize dahi neden oluyor. Tüm bunlar olunca ise karşılığı çok tatmin etmiyor. 2si açık 4ü gizli 6 hediye kutusundan 2 tane seçme hakkınız var. Bu Most Wanted da da vardı. Açık kutularda genelde modifiye ürünleri bulunuyorken gizli kutulardan Boss’un arabası, para ya da polise yakalandığınızda ücretsiz araç çıkartma kiti gibi şeyler bulunabiliyor.

Son haritada en büyük Boss la karşılaşmadan 3 adet Canyon yarışı karşılıyor sizi. Burada daha önce bölgelerini elinden aldığınız elemanlar 3 araçla size karşı savaşırken siz tek başınıza mücadele veriyorsunuz. Bu 3 araçtan birisi muhakkak sizinle uğraşıyor. Bu arada da Boss un aracı çoktan ilerlemiş oluyor.

Daha önce de belirttiğim gibi 3lü yarış opsiyonundan 2 tane geçmeniz yeterli bu yüzden 1 tür yarışı hiç yapmadan oyunu tamamlayabilirsiniz. Benim seçimim oynanış dinamiğini sevmediğim drift oldu.*

Bir diğer not ileride challenge race’lerle karşılaşıyorsunuz. Bu, daha önce sizin elinizde olan bir bölgeye başka bir çetenin geri çökme durumunu gösteriyor. Size meydan okuyorlar ve yine çeteler arası yarış yapılıyor. Siz kazanırsanız çete elinizde kalıyor. Kazanamazsanız… (Henüz kazanamadığım olmadı)

En başında söylemeyi unuttum. Eğer çete arkadaşınız da yarışı birinci bitirirse yarışı kazanmış sayılıyorsunuz. Kolaylaştırmak için ellerinden geleni artlarına koymamışlar. Zira bence NFS MW ilerleyen kara listelerde hatırı sayılır biçimde zorlaşıyordu.

Polislerin yapay zekaları ilk başlarda çok kötüyken son haritaya yaklaştıkça polis seviyesi ve güçlerinde dengesiz bir artış oluyor. 3 adet BMW cipten oluşan vurucu güç ise MW’dan kalma diğer bir unsur.

En son olarak bahsedeceğim 2 unsur araç fizikleri ve harita. Araçlar bilhassa oyunun sonlarında açılan amiral gemisi araçlar MW nin aksine yol tutuyor. MW’de hatırlarsanız uzun otobanlarda yüksek süratte ufak bir dokunuş dahi sizi ters döndürürcesine etkileyebiliyordu. Lakin Carbon da bu durum yine kolaylaştırılmış şekilde düzeltilmiş. Hız ağırlıklı amiral gemisi araçlar daha yol tutar hale getirilmişler. Zaten diğerlerinin yoldan çıkacakları kadar hızlandıklarını görmüyorsunuz.

Haritası ise tanıdık geldi. Bat-çıkları UG1’den diğer yandan bazı virajlı yolları UG2’den Virajlarların etrafındaki bina bahçe ev vs. diğer texture ve enstantaneleri de yine UG2 ya da MW’den haturlıyor gibiyim. İncelemeye başlarken amacım oyunu yermek değildi ancak sanırım finali oraya bağladık.

(MW’da ki BMW M3 gibi bu oyunda da unique bir araç var. Son Boss’un arabası. Audi R8)

Soru, görüş ve önerilerinizi yorum olarak geçebilir eksik kaldığım tarafları düzeltebilirsiniz.

Oyuna Puanım 4,2/10

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • Alpi Ironside @alpi350

    Oyuna puanı çok düşük vernişsiniz ya. En azından 6-7 puanı hakkediyor. Carbon'dan sonra kaliteli bir yarış oyunu çıkmadı çünkü. 2007'de pist oyunu çıkardılar, 2008'de hikayesi güzel fakat sürüş dinamikleri ve grafik motoru rezalet olan Undercover'ı çılardılar. Sokak yarışı türünün son temsilcisiydi. Sonrasında 2010'da ilk köklerine dönerek Hot pursuit ile seriyi kapattılar benim gözümde. Sonrasında çıkan her oyunu birbirinden rezaletti. O Underground, MW ve beğenmediğiniz Carbon gibi bir oyun dahi çıkaramadılar. Tabi para tatlı olunca, açgözlü EA'de ne kadar yapıcı bir firma olduğu kadar, bir o kadar da yok edici bir firma.

A4Tech KB-720 Klavye

A4Tech KB-720 Klavye

(Söküp Takıp yeterli testleri yapamadığımız için yazı ön inceleme şeklinde oldu. İyi Okumalar)

A4 Tech’in ofiste kullandığım Türkçe Q dizaynlı klavyesi. 105 tuşlu. Ek fonksiyon tuşu mevcut değil. Tuş dizilimi bakımından Samsung ile neredeyse hiçbir farkı yok. Enter tuşunun şekli de dahil olmak üzere tüm detaylar aynı. Onun dışında ön taraftaki ayaklar burada da mevcut. Klavyenin seviyesini ayarlayabiliyorsunuz. Bu klavyenin bilekliği yok. Arka plaka metal. Tam bir vida bolluğu. Tuşlara ulaşmak için sökmeniz gereken vidalar ömür törpüsü. Tuşlar doygun bir his veriyor. Genelde klavye incelemelerimi incelemesini yazdığım klavye ile yaparım ve Piranha’nın klavyesindeki space tuşu sıkıntısı dışında gözüme batan bir sıkıntısı yok. İçini açmadım ama tuş süspansiyon sistemi Samsung’un klavyesine benzer. Birkaç geniş tuşu çıkartmayı denedim ancak zorlarsam kırılacağını hissediyorum. Dediğim gibi tek sıkıntısı space ve enter tuşu. Özellikle space tuşu sadece ortadan tutturulduğu için sağa ve sola yatabiliyor. Aynı denge sorunu enterde de var. Bunun dışında numaratör tuşları sağ tarafta da konumlandırılmış. Klavyenin olumsuz diyebileceğim bir diğer özelliği rengi. Krem renkli versiyonunu kullanıyorum ve rengi bana çok itici geliyor. Özellikle uzun süre kullanımdan kaynaklanan tuşların kirlenmesi sorunsalı ile birlikte klavyeye mümkünse dokunmayayım diyorum. Klavye eski olduğu için soketi USB değil, PS/2. Kablo boyu da 150cm civarında. Fonksiyon tuşlarının olmaması bir eksiklik midir bilmiyorum. Zira klavyede yapmak isteyip de tuş eksikliğinden yapamadığınız bir şey yok gibi.

Soru görüş yorum ve önerilerinizi aşağıda çekinmeden bildirebilirsiniz. Ofis klavyesi olduğunda içini açamadım ve incelemede bulunamadım. İncelemenin eksik kaldığı konularda fikir beyanında çekinmeden bulunabilirsiniz.

İyi Paylaşımlar

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Samsung SDM 4510P Klavye

Samsung SDM 4510P Klavye

Samsung’un 108 + 12 tuşlu, kablolu klavyesi. Ayrı yazmamın sebebi 108 tuş klavye üst numaratör ve yan numaratör tuşları ile F tuşlarını içeriyor. Kalan 12 tuş Klavyenin en üstünde çalışan kendi başına işlevleri olan ses açma-kapama, mute, pause, stop, next-previous ve sleep mode tuşları gibi tuşlar. Klavyeyi 11 sene önce topladığım kasa sistemim için almıştım. O kadar eski bir klavye ki girişi USB değil, PS/2. Ayrıca şuan kayıp olan, diskete yüklenmiş bir driveri vardı. Resmi sitesinde klavyenin XP ve öncesi işletim sistemlerini desteklediği yazıyor.

Klavyenin tuş hassasiyeti çok iyi. Birçok oyuncu klavyesinin verdiğine yakın bir dokunma hissi alıyorsunuz. Neredeyse tek farkı oyuncu klavyesindeki gibi ekstra fonksiyon tuşları olmaması. Yön tuşları yarış oyunu oynamak için ideal. Klavye Türkçe Q olarak dizayn edilmiş. Enter tuşu alışılageldiği gibi büyük. Klavyenin şuan hayatta olmayan bir de bilekliği vardı. Klavyenin ön tarafında seviyesi ayarlanabilen 2 adet ayağı bulunuyor. Bu sayede klavyenin horizonal olarak seviyesini belirleyip eliniz için en uygun pozisyona getirebiliyorsunuz. Tuşlar şekil itibari ile dipdibe değil bu yüzden hızlı yazarken dahi yanlış tuşa basmıyorsunuz. 150 cm sert plastikten imal kablosu var ve uzak da olsa birçok kasa konum kombinasyonu için ideal uzunlukta.

Tasarım itibari ile ince değil ama bu göze batmıyor. Tuşlar klavyenin içi açılmadan çıkartılamıyor. Bazı sivri uçlu eşyalar yardımı ile zor zahmet çıkarılabilir ancak bu işlem esnasında tuşu içeride tutan tırnaklardan birisini kırmanız muhtemel. O yüzden bu riski almaya değmez. Piranha Wide W Type de olduğu gibi microsüspansiyon sistemi yok. Her tuş inceden kalına bir şekilde tasarlanmış. Hiçbir tuş düz şekilde plastik board’tan çıkarılamıyor. Klavyenin vidalarını söküp tuşları tersten çıkartmanız gerek. Tuşun yukarı tepkimesine yarayan silikon iteçler devre kartına yapışık. Sökebiliyorsunuz ancak yapışkanı söküldüğünde yerinde durması pek olası değil.

Noktalama tuşlarının yerlerine de alışırsanız çok hızlı bir kullanıma sahip olabilirsiniz. Klavyenin olumsuz olarak değerlendirebileceğim tarafları ise tuşlarının çabuk kirlenmesi ve ek fonksiyon tuşlarından duraklatma ve ileri-geri tuşları yalnızca Windows media player ile çalışıyor. Winamp vs programlarla uyumlu değil. Diğer bir sorun ise sleep mode tuşuna basıp bilgisayarı uyutursanız yeniden açtığınızda fareyi oynattığınız yerlerde grafiksel bozulmalar oluyor. Karlı havada arkasından iz bırakıyormuş gibi. Mecburen bilgisayarı yeniden başlatıyorsunuz. Bu 2 küçük kusuru saymazsak klavye 9 yıllık kariyeri boyunca neredeyse hiç sıkıntı çıkarmadı diyebilirim. Daha sonradan internete bağlanması ile driver ı da istemez kendi bulur ve yükler oldu.

Kaliteli bir ürün olduğundan eli bol bir puanla incelemeyi bitiriyorum.

Soru görüş ve önerilerinizi yorum olarak düşebilirsiniz. İyi paylaşımlar.

(kameramdaki problemden ötürü resimleri internetten indirdim. ancak ürün aynı)

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 6

Piranha Wind W Type Klavye

Piranha Wind W Type Klavye

Piranha’nın 106 tuşlu Q klavyesi. Ürün elime 2 yıl önce bir arkadaşım vasıtası ile ulaştı. Ürünün ilk dikkat çeken özelliği ince olması. Ön tarafına iki adet ayak konulmuş böylece klavyenin dümdüz olmamsı sağlanmış. Onun dışında çok ince olduğu için bilekliği yok. Oyuncu klavyesi olmadığı için tuşlardan yüksek reaksiyon beklemiyorsunuz ancak parmaklarınızda yazarken de istediğiniz hissi alamıyorsunuz. Tuşların her biri microsüspansiyonun üzerine oturtulmuş. Tuşu çıkardıktan sonra metal tel bir mandal karşılıyor sizi. Eğer ilk çıkardığınız gibi takmazsanız tuşa bastıktan sonra tuş geri gelmiyor. Mandalı yerine doğru şekilde oturtmalısınız ki tuştan elinizi çekince gereken tepkime yaratılsın ve tuş tekrar eski konumuna gelsin. Tuş hassasiyeti bakımından dizüstü klavyelerine benzediğini söylersem yanlış olmaz. Bunun dışında ben kendin Apple’nin klavye dizaynına hasta birisiyimdir. Bu klavyede de az biraz esinlenme olmuşsa olmuş. Uzaktan biraz andırıyor ancak ben rahatsız olmadım. Numaretör tuşlar sağ tarafta ayrıca var. Bunun dışında uzun tuşlarda bahsettiğim microsüspansiyon sistemi bazen çalışmayabiliyor. Tab ve Space tuşlarında bastıktan sonra tuşun geri gelmediği oluyor. Klasik klavye dizaynından bir farkı da shift ile delete arasının uzun tutulmuş olması. Hızlı silme için Shift+Del kombinasyonu yapacaksanız ve bu klavyeye alışkın değilseniz birkaç saniye delete arayabiliyorsunuz. ENter tuşu da dizayndan nasibini almış. Zira alışılageldiği gibi çift yada büyük değil. Caps Lock ya da Shift kadar bir boyuta sahip. Bunun dışında 150 cm USB destekleyen kablosu var ve alıp direk kullanabiliyorsunuz. Driver ya da benzer bir adapte programına ihtiyacınız yok.

Sitesinde yazdığına göre;
Sistem Gereksinimleri; Windows98, Windows ME, Windows 2000 ya da Windows XP, VISTA, Macintosh OS 8.6 veya üst versiyonu
Kaynak: (http://piranha. com.tr/product.php?product_id=63#.VAT6oKNb5_Y)

Bendeki klavye eski olduğu için muhtelif bazı tuşları Up tuşu çalışmıyor. Onun dışında bi sorunu yok. Bir de en başından beri ESC tuşu yoktu.

Soru görüş ve önerilerinizi iletin

İyi paylaşımlar.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Grand Theft Auto - Vice City

Grand Theft Auto – Vice City

Sistem gereksinimleri:
• 800MHz Intel Pentium III ya da 1200MHz AMD Athlon CPU * 128MB RAM * 8x CD-ROM sürücüsü * 915 MB hard disk alanı * 32 MB DirectX 9.0 uyumlu ekran kartı * DirectX 9.0 uyumlu ses kartı * Windows 95/98/98 SE/Me/2000/Server 2003/2000/XP/Vista/7

Rockstar studio tarafından 2002 yılında piyasaya sürülmüş oyun serisinin 4. oyunu. Türkiye’de bir dönem her çocuğun müptelası olduğu, bilen bilmeyen herkesin GTA oynadığı bir fenomen. Orijinal kopyası ne kadar sattı bilinmez ama korsan olarak her çocuğun ve her internet kafenin en az bir korsan kopya bulundurduğu oyun. ASPIRINE’nin NUTTERTOOLS’un hayatımıza birden bire girdiği oyun. SunShine Auto’dan Striptiz Klübe bir gayrimenkul imparatorluğu kurduğumuz oyun. Diaz ın malikânesini yanımızdaki siyahî dostumuzla aldıktan sonra o arkadaşı da sattığımız, bir zamanlar görevlerini yaptığımız insanların Diaz’ın malikenisini aldığımızda bize saygılarını göstermek için aradığı oyun. Kapımızın önünde limuzinden spor arabaya hatrı sayılır bir galeri ve garaj bulunan oyun. Çok para kazanmak için panzer alıp suçlu peşinde koştuğumuz oyun. Amiral’in kızı Mercedes’i kulübe bıraktığımız ilk görevden mafya babası ve efsane olduğumuz oyun. Kübalılarla işbirliği yapıp Haitilileri, Haitili gibi davranıp Kübalıları avladığımız oyun. Şişman siyahî teyzelerden tutun da büyük teknelerde koca koca kodamanlardan görev aldığımız oyun. Polis merkezinden adam kaçırdığımız, bilimum arkadaşlarımızın arkasını kolladığımız, banka soyduğumuz, araba yarışı yaptığımız, helikopter kullandığımız, jet ile araba avladığımız, porno film şirketinde bile iş yaptığımız oyun. Taksi durağı aldığımız, galeri sahibi olduğumuz resmen 0 dan başlayıp imparatorluk durduğumuz oyun. Ve tüm bunları yaşayan karakterimiz: Tony Vercetti. Hawaii gömleği ve Kot pantolonu ile tam bir fenomen. Motorcularla yarış yapan, taksi kullanan, Doddo ile film afişi dağıtan evinin tavanında helikopter olan karakter.

Washington, Mesa Grande, Hermes, Rhino, Phoneix ve niceleri. Kredi ekranını gördüğüm ilk oyun. O anki hazzı hiçbirşeye değişmem. İlk şehirdeki o dandik otel odasında (ilk kayıt yeri) başlayıp patron olduğumuz oyun.

Kurtlar Vadisine en kolay modlanabilen oyun. Temel mantıkları aynı sonuçta.

Çıkışının 12. yılında GTA V’in PC versiyonunu beklediğimiz bu zamanlarda hala ve hala oynanabilir bir oyun.

Nostaljiden de dolayı elim bol bir puan vererek incelemeyi tamamlıyorum.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

BenQ Joybook A52

BenQ Joybook A52

#Laptopİnceleme

Chipset : ATI® RC415MD
Ekran Tipi: 15.4" Parlak Geniş Ekran
Grafik Kartı(Ekran Kartı): ATI Radeon X200M maks. 256 MB
İşlemci: Intel® Pentium® Core Duo T2130 1.86 GHz 1 MB L2 cache
İşletim Sistemi: Microsoft Vista Home Basic
Optik Sürücü: Super Multi
Ram(Bellek): 1 GB DDR2 667 MHz
Sabit Disk: 80 GB 5400 rpm SATA
Ses: Sound Blaster Pro compatible

Bunların dışında 3x USB 2.0, Wi-Fi ve Türkçe Q klavye özelliklerini de eklemem gerek.
Ağırlığı ise 2552 gram.

Kullanıcı deneyimlerime geçecek olursam bu bilgisayar 2007 alınmış ve kullanıma başlanmış bir cihaz bu yüzdendir ki cihazın yorgunluğunu anlayabilirim. Ancak şunu belirtmeliyim ki eğer bana bu ürüne isim ver deselerdi BenQ DisgustBook A52 derdim. Abarttığımı düşünebilirsiniz ancak ne yazık kullanıcı deneyimlerim bu yönde. Öncelikle grafik özelliklerinden bahsedeyim. Ne yazık ki deneyimlenmiş oyunlardan bahsedemeyeceğim zira tam manasıyla bir oyun deneyimine sahip değilim. Diğer incelemelerimde kullandığım klasik bir cümle vardır “oyunlar size istisnalar dışında vaat ettiği FPS değerini sağlıyor” diye burada durum tam tersi. Size vaat ettiği FPS değerini istisnaen sağlıyor. Hele birde grafik kartını zorlayacak sahnelerde kesirli küsüratlı FPS’lere hazır olun. Orta ayarlarda Flat Out 2 oynarken çoğunlukla ortalaması 30 FPS olan herhangi bir yarış yapamadım. Kotası dolmuş internetten video izlemeye çalışır gibi hissediyorsunuz kendinizi. 15 FPS düzeyine alıştırın kendinizi. Bir diğer sorun çok ısınması. Kabul ediyorum her dizüstü, notebook yada adı her neyse ısınır ancak bu o kadar ısınıyor ki bu ayın doğalgaz faturasına dahi yansıdı. Dolaptan aldığım herhangi bir hazır yemek fanın yanında 15 dakika bekletilirse yenebilecek sıcaklığa erişiyor. Kimya ve Fizikte kabul edilen oda sıcaklığı 23-25 derecedeyken benim odama has bir durum olarak oda sıcaklığım 30’dan başlıyor. Bilgisayarı yakmaktan korktuğum için ne yazık ki 4 adet ajandayı 2şer 2şer karşılıklı konumlandırıp laptopu ajandaların üzerine koyuyorum. Ajandaların arasında kalan alandaki soğuk havadan dolayı hararet durumu biraz daha yavaşlıyor. Oradaki havanın da sirkülâsyonunu sağlamak için eski kasamdaki fanı çıkarıp harici olarak laptopun yanında çalıştırıyorum. Böylece aletin kendisini yakmasını bir nebze olsun ertelemiş oluyorum. MSI nın kullanıcıya özel toplayıp gönderdiği laptopların alt kısmının çok kalın olduğundan bahsedilirdi o incelemeye çok güldüğümden olsa gerek ki Laptopu taşımak için her yere 4 tane de kocaman ajanda taşımam gerekiyor.
Bilgisayara entegre kamerası yok bu o dönemler için olabilir bir şey miydi bilmiyorum ama arada sıkıntısını çekmiyor değilim. Bir diğer husus klavye altında ışıklandırma yok. Gece çalışacaksam muhakkak ekrandan yardım almam gerekiyor. 3 adet USB 2.0 portu benim gibi kullanıcılar için yetersiz kere yetersiz. Zaten 1 port otomatikman fareye gidiyor. Bir diğerine de USB takınca elinizde tek port kalıyor. Ona da DVD reader’i bozuk olduğu için harici SATA DVD reader takıyorum ve doluyor. Bir 4. sisem takacaksam bilgisayara düzenleme ve kablo kargaşasından canım çıkıyor. O kadar şikayet etsem de kasam şuanki sistemimden çok daha iyiymiş.

HDD 80 GB. Yorum yapmıyorum. Zaten oyun oynayamayacaksınız o yüzden evrak dosya proje vesaire için yeterli bir alan. Ekranı 15,4” parlak ve geniş ama bir o kadar da kendine Müslüman.TN panel. İzahı gerekirse 20-25 derecelerden itibaren renkler kaymaya başlıyor. Hele ki 75-80 derecelerde ekrandaki resmin negatifini elde ediyorsunuz. Kahverengiler siyah. Lacivert ve koyu maviler siyah. Siyahlar daha siyah. Perbol kullanmış gibi. İlk alındığında bataryası 2.5 saat dolaylarında gidiyormuş şimdiki hali ise odadan odaya taşıyacaksanız fişi çıkarıp öbür prize takacak kadar takribi 5 dakika hatta daha bile az. Hoparlörü mono. Ses, CoD ya da Battlefield serilerindeki telsizden gelen sese çok benziyor. Ya ses bir efektte takılı kaldı o yüzden kötü ya da gerçekten harika(!) bir hoparlöre sahip. Ancak kulaklıkla en azından sağlam bir ses deneyimi yaşıyorsunuz.
Laptopun arkasında 1x USB 2.0 portu, Display soketi ile PSU soketi bulunuyor. Sağ tarafına şuan çalışmayan DVD reader ile 1 x USB 2.0 yerleştirilmiş. Önünde ses ve mikrofon girişi var ki eğer kulaklık kablonuz kısa ise gayet kullanışlı. Onun dışında ekranı kapattığınızda kilit aksamı devreye giriyor. Kilidi açıcı tırnakta ön tarafta. Solunda ise tam anlamlandıramadığım disket sürücüye benzer bir giriş, 1x USB 2.0 portu ve LAN girişi var. Bir de eski bilgisayar olduğu için modemsiz direkt telefondan internete bağlanmanız için eski model bir internet bağlantı portu. Tanımı çok uzattım ama ne olduğunu anlamışsınızdır. Bu bilgisayar kışın oyun oynamak için ideal. Olur, da elleriniz üşürse hemen laptopun altına tutun ve farkı görün. Gece kapattıktan sonra uyurken ayaklarımın altına koysam uzun bir süre kalorifersiz yaşayabilirim sanırım. Ohh ne güzel sıcak sıcak. Bir sonraki denememde üst grafik ayarında bir oyun oynarken bir yandan da ütü yapmaya çalışmak olacak. Performansını merak ediyorum. İnternette sörf yapabiliyorsunuz eğer diğer elinizde sabır aşı ya da tespih varsa. Yeni açıldığı dinç, dinamik ve internetin de az kullanıldığı zamanlarda 46-66 ping ile işlem yapıyor. Ama yoğun ve yorucu bir günün ardından test yaparsanız 1 kereye mahsus da olsa 322 ping i gördüm ne yalan söyleyeyim. İşe yarar bir çok özellik Fonksiyon (Fn) tuşuna bağlanmış. Ses açıp kapama, ekran parlaklık ayarı ve numaratörler. Q klavyenin üzerinde numaretörlerden başka sağ tarafta numara tuşları yok. Klavyenin üzerine entegre edilmiş. Ancak normal numara tuşlarında 7,8 ve 9 un üzerine Fn yardımı ile yeniden 7,8 ve 9 konulmuş. Bu da BenQ’nun bu modelin klavyesini dizayn eden kişilerin ayık olmadığına ya da mesai saatlerinde de içtiklerine dalalet. Bir diğer tuhaf dizayn Scroll Lock ve Num Lock tuşlarının da FN’ye bağlanmış olması. Bir başka klavye enteresanlığı tüm tuşlar öyle veya böyle oturtulmuş ancak yön tuşları konumlandırılırken bir miktar taşılmış. Tasarım icabı mı yoksa tam sığdırsalardı tuşlar çok mu küçük olacaktı bilmiyorum.

Bilgisayarı yeteri kadar yerden yere vurduktan sonra biraz da iyi yönlerinden bahsedip incelemeyi bitireyim

İyi yönleri: …

Soru, görüş ve önerileriniz için incelemenin altına yorum geçmenizi rica ederim.

İyi paylaşımlar.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Sony Vaio

Sony Vaio İncelemesi

#Laptopİnceleme

CPU: AMD A10 5745M Quadcore 2.1 GHz İşlemci
Grafik: Ati Radeon HD 8610G ekran kartı 1 GB
Ram: 6 GB DDR3
HDD: 500 GB
İşletim Sistemi: Windows 8 64 bit.
Dahili Kamera, Işıklı Klavye
2x USB 2.0 2x USB 3.0
HDMI, LAN, Bluetooth
DVD Reader
15,5” IPS ekran.
SD Kart Yuvası
Ön Tarafında her iki tarafa da konulmuş olan hoparlör.
Sol tarafa konulmuş olan PSU soketi.

Sony Vaio Ön İnceleme:

Yukarıda bahsettiğim donanım özellikleri kendi keşfettiğim şeyler bu yüzden eksiklik olması normaldir. İnternetten baktığımda Vaio’nun envai çeşit modeli olduğunu gördüm. Laptopun atında yazan bir harf ve sayı kombinasyonu içeren alt modeli de varmış ancak referans alacak başka inceleme göremediğim için eksik de olsa kendi kullanıcı deneyimlerimi paylaşmayı istedim. Ürünü bir arkadaşımdan ödünç aldım ve inceleme için yalnızca 10 saatim vardı. Ben de o gece uyumadan elimden geldiğince yoğun kullanmaya ve deneyim elde etmeye çalıştım. Öncelikle söylemem gerekir ki bilgisayar tatmin edici bir deneyim sunuyor. Windows 8.0 kullanmaya alışkınsanız akıcı şekilde kullanabiliyorsunuz. Özellikle dosya aktarım hızları benim gibi eski sistemler kullanan insanlar için çok üst düzeyde. Bu farkı kıyaslama olması açısından internet testlerinde de görebiliyoruz. Zira BenQ Joybook A52 ping sayısı sayfadaki flash reklam yoğunluğuna göre 46-66 arasında iken Sony Vaio’da bu 7-10 arasında. IPS panelin avantajını burada da görebiliyorsunuz. Zira istediğiniz açıdan bakın film izlerken renk kayması yaşamıyorsunuz. 80-85 derece gibi fantezi açılar denemezseniz ebet. Bilgisayar Türkçe Q klavye kullanıyor, numerik tuşlar ayrıca sağda da konumlandırılmış. Bununla birlikte alttan ışıklandırma desteği de mevcut. Bilgisayarın önünde bir de entegre webcam var. Ekranı aşağıya indirirseniz bir süre sonra ekran kendisi kapanıyor. Ekran da kapanırsa PC kendisini uyku moduna alıyor. Bataryayı korumak adına belirli bir doluluk seviyesinin üzerine çıkmamasını isteyebiliyorsunuz. Örneğin %60 ayarlarsanız, PC şarj olurken %60a ulaşırsa “fişte ancak şarj etmiyor” uyarısı ile karşılaşıyorsunuz.

Bilgisayarın asıl oyun performansı tatmin edici düzeyde. Ekran kartı MSI’nın toplama laptopları gibi ya da Asus’un Tytan’ı gibi değil ancak Bir Sniper Elite V2’yi veya CoD: MW3 ü vaat ettiği framede rahatlıkla oynatıyor. Özellikle eski oyunlarda yüksek grafik ve çözünürlük ayarlarında bile herhangi bir frame düşüşü dikkat çekmiyor. Ancak anlık da olsa yüksek patlama efektleri yada ekrana aynı anda çok fazla hareketli objenin girmesi gibi ekran kartını zorlayan işlemlerde istisnai olarak 1-2 saniye frame düşüşü ya da donmayla karşılaşılabilir. Ancak dediğim gibi istisnai durumlar.

Test ettiğim oyunlar: NFS Most Wanted, Flat Out II, CoD: MW3, Sniper Elite V2.

Deneyim süresi az olunca incelemeyi de kısa kesmek zorunda kalıyorum.

Soru, görüş ve önerileriniz için yorumlar bölümünü çekinmeden kullanabilirsiniz.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Samsung S4 Mini

Samsung S4 Mini

Donanım

Çift Sim Kartlı:Yok
Klavye:Sanal
Ekran Boyutu:4,3"
Kamera Çözünürlüğü:8 Megapixel, ön kamera 1.9 Megapixel
Ekran Çözünürlüğü:540 x 960 px
İşlemci:1.7 GHz, çift çekirdek
Ram:1.5 GB
GPS:Var
Wi-Fi:Var
Görüntülü Görüşme:Çift Taraflı
3G:Var
Ekran Tipi:Süper Amoled
GPRS:Var
TV Özelliği:Yok
Bluetooth:Var, 4.0
Dijital Pusula:Var
Edge:Var
MP3 Çalma:Var
Wap:Var
İşletim Sistemi:Android OS v4.2 Jelly Bean
Artırılabilir Bellek:64 Gb
Usb Port:Evet/Var, 2.0
GSM Frekansları:1800,1900,850,900 Mhz
Mpeg4:Evet/Var
Pil Teknolojisi:Lityum Ion
Max. Konuşma Süresi / 3G:520 Dakika
Veri İndirme Hızı:42,2 Mbps
Kızıl Ötesi:Var
Baskonuş:Var
Max. Bekleme Süresi:390 Saat
Max. Konuşma Süresi:14 Saat
Java Desteği:Var
E-mail Desteği:Var
Handsfree:Var
Video Kayıt:Var
Mms:Var
Video Oynatma:Var
Resimli Telefon Defteri:Var
Bellek:8GB
Ses Kayıt:Var
Zil Tipi:Polifonik
Ajanda:Var
Oyun:Var
Renk:Mavi
Ağırlık:107 gr
Boyutlar (GxDxY):167,5 x 61,3 x 8,94 mm
Kart Yuvaları:MicroSD
Diğer Özellikler:NFC, S Beam, Çoklu Ekran, Akıllı Bekleme, Akıllı Duraklatma, Story Album, S Travel, ChatON

Yorumlar

Fiyat-performans uyumu olarak gayet memnun edici bir ürün.
Android yazılımının belirli lagları, donmaları olsa da daha ucuz ürünlere göre çok iyi.
İnternet kullanımı oldukça hızlı, üst sınıf telefonları(S4, S5, HTC One...) aratmayacak şekilde uygulamaları çabucak indirip, yükleyebiliyorsunuz.
Ram'in 1.5 GB olması sayesinde arka planda çalışan programlar telefonu yavaşlatmıyor.
Kamera performansı özellikle gündüz çekimlerinde farkını iyi bir şekilde belli ediyor.
Karşılaştırmak gerekirse S3-S3 Mini arasındaki donanımsal uçurum gibi S4-S4 Mini arasında böyle bir uçurum yok, S4'ün desteklediği, çalıştırdığı tüm uygulamaları bu model ile de yapabilirsiniz.
Ekran netliği üst sınıf akıllı telefon modellerine göre zayıf.
Artık çok önemli bir faktör olan pil performansı da tatmin edici, internet ara sıra açık olduğunda alt programlar sürekli çalışır durumda iken pil 2 gün net şekilde kullanıcısını yalnız bırakmamaktadır.
Kısaca akıllı telefona çok para vermek istemeyip ama aynı zamanda da iyi performans ve kullanım isteyenlere öneririm.

Kullanıcı deneyimlerini inceleme şeklinde paylaşan Tolga'ya teşekkürler. @_atesci_

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • Dogan @dogan

    3 aya yakın kullandım.Büyük ekran istemeyenler için hala en iyi seçeneklerden biri.Kamerası da gayet yeterli.İşlemci kuvvetli 2 çekirdek krait 1.7.4 çekirdekli bazı 1.2 a7'li telefonlardan daha iyi performans veriyor.