K380 Bluetooth Klavye - Mobil Daktilo

Selamlar ahali,

Uzun süredir TS evreninden uzaktım. Bu yazıda sizi yeni tanıttığım ve yaklaşık 5 aydır kullandığım küçük bir dev ile tanıştıracağım: Logitech K380.

Öncelikle kendi kullanıcı profilimden bahsedeyim. Ben neden bu klavyeye ihtiyaç duydum? İki şehir arasında sık sık seyahat eden haliyle uzun süreler evde kurulu masaüstü sistemimden uzak kalan biriyim. Yanımda MacBook Pro ve iPad Pro ile geziyorum. Mac'i evdeki büyük monitörlerime bağlayarak kullandığım gibi gittiğim ikinci şehirde de bir 21 inç monitörüm bulunmakta ve yine cihazı monitöre bağlayarak kullanıyorum. Haliyle bir bluetooth klavye almak kaçınılmaz olmuştu. Apple alamazdım çok pahalı. Hemen eliyorum. Ayrıca sık sık yanımda gezdireceğimden dayanaklı bir klavye olması da benim için önemli idi. Apple klavyeleri daha önce deneyimlediğimden bana sağlamlık hissi veren bir ürün değildi açıkçası. Ufak bir araştırma ve Logitech ismine olan güvenimden ötürü bir teknoloji mağazasının online dükkanında kalan son K380'i aldım. Hikayem böyle. Şimdi gelelim güzel yönlere:

  • Cihazın daha kutusunu elime alır almaz ciddi bir ağırlık hissettim. Bu kalite algısını arttırsa da beklemediğim bir durumdu. Klavye boyutlarına göre ağır arkadaşlar. Ayaklarındaki silikonlar bu ağırlıkla da birlikte koyduğunuz yere mıhlanıyor. Yerinden oynatmak için dikey bir şekilde havaya kaldırmadan elinizin altında "sürüklemek" imkansız. Kimisine göre bu iyidir, kimisine göre de oturuş pozisyonunu sık sık değiştiren biri iseniz canınızı sıkabilir.
  • Malzeme kalitesi çok iyi. Ürün oldukça iyi bir plastikten imal edilmiş ve sallanan, can sıkıcı ses çıkaran bir yeri yok. Çantama atıyorum çıkıyorum yola, fazladan hiç bir koruma kullanmıyorum ve cihaz size yanınızda gezdirebileceğiniz sağlamlık hissini fazlasıyla veriyor. Özetle Apple magic zamazingosundan sağlam.
  • Üç cihaza bağlanabiliyor. Cihazlar arasından hızlıca geçiş yapabiliyorsunuz. Hatta oldukça eski BT versiyonlarına sahip cihazlarına bile sıkıntısız bağlanıyor. Kullanılmadığında tasarruf moduna geçiyor ve bu moddan çıkması ve yeniden faaliyete geçmesi çok seri oluyor.
  • Apple cihazlar (iPad ve Mac'ler) ve PC ile harika bir uyumu var. Tüm tuş dizilimlerini düzgün bir şekilde entegre etmeyi başarmışlar.

Gelelim kötü özelliğine:

  • Arkadaşlar yuvarlak tuş takımı feci. Evet, bilmiyorum ben alışamadım. Tuşların yuvarlak olması tuşların arasını açık olmasını sağlamış, bu iyi bir şeymiş gibi görünebilir. Lakin ben o boşlukların da tuş alanı olarak kullanılmasını çok isterdim. Bu incelemeyi de yazdığım K380'de akademik makalelerimde ciddi bir hız kazanmama rağmen aniden bu yuvarlak ve küçük tuşlar yüzünden kesintilere uğramak ciddi sinir bozucu. Bu olumsuzluğu şu an bu metini yazarken de yaşıyorum. Kompak yapısı ve basış hissi yüzünden yegane yazı klavyem olabilecekken bu yuvarlak tasarım cidden can sıktı. Umarım ileride K390 kare tuş dizilimi ile çıkar, geçiş yapar ideal klavyeme kavuşmuş olurum.

Okuduğunuz için teşekkürler...

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • ibrahim Erdemir @abrahambauer

    3 yıldır kullanıyorum. Artık değiştirdim MK540 'a geçtim. Bu klavyeyi defterin yanında taşıyın, sağa sola götürün. tablete , ipade bilgisayara tvye telefona bağlayın süper. ama gel gelelim bir süre sonra yetmiyor. Tuş takımı inanılmaz kaliteli, tuş çevreleri yuvarlak olduğu için hatalı basım hiç yaşamadım.

Samsung A70 "Halkın Amiral Gemisi!"

Evet başlıkta amiral gemisi tabiri geçiyor diye dellenmeyin lütfen. Türkiye şartlarında 7K ile 12k arası fiyatlar göz önüne alındığında A70'in Samsung cephesinde halkımızın erişebileceği en iyi telefon olduğunu düşünüyorum (Yoo herkes öyle düşünüyor.).

Öncelikle belirteyim, bu yazı 2008 yılından beri iPhone ikliminde güven ve huzur içinde yaşamış Apple'dan hiç bir şikayeti olmayan (Başıma ciddi hiç bir sorun gelmedi, gelen ufak tefek sorunlar da Apple tarafından anında çözüldü çok şükür.) birinin "Şu android cephesi nöörmüş ya bi girem de bakam." demesi üzerine, imei atılmış zübük Mi'ler yerine T.C. yasalarına uygun ithal edilmiş Samsung garantili bir A70 satın alan biri tarafından yazılmıştır.

Efendim sonda söyleyeceğimi başta söyleyim. Samsung çok büyük fırsat kaçırmış. Telefon iyi, android kendini baya aşmış. AMA, hala sırt kaşındıran sıkıntılar var. Hani şu kaşıyamadığınız için sizi sinir eden ufak ama delirtici sırt kaşıntısı. Bu sıkıntı ne biliyor musunuz? (Buraya "işte geliyor linç" tamtamları almak istiyorum...) Dokunmatik. Evet, evet ciddi söylüyorum. Dokunmatik!!!!. Ulan yıl olmuş 2019. Akıllı telefon çağı almış başını gitmiş. Hala yıllar yıllar önce ilk android deneyimimle benzer sorunla karşılaşıyorum. Afedersiniz, Ulan Google, Ulan Samsung yıllar yılı bu işin içindesiniz hala tepkisellik kağnı gibi. A70 ilk çıktığında millet oyun dahi oynayamıyordu. Dileyen Xda forumlarına bakabilir. Sonra bir güncelleme geldi. Özellikle Bubciiii (!) sorunu giderildi millet bi' rahatladı, ama uygulamadan uygulamaya bakıyorsun hala ekran akmıyor arkadaşım! Örneğin açıyorsun Chrome'u giriyorsun Babanınhaber forumlarına. Bir başlığı okumaya başlıyorsun, devasa A70 ekranı (6.7999999 inç gibim bişe) elbet bir gün bitiyor. İstiyorsun ki aşağı doğru kaydıram. E hadi kaydır da göreyim. Parmağınızı yukarı doğru kaydırıyorsunuz, ekran bu harekete mehteran bölüğü gibi iki satır ileri bir satır geri giderek tepki veriyor. Hayır hayır, sorun jilatin(!) değil. 3 farklı nano, kuntum, kevlar vs... jilatin denedim hatta jiletinsiz bir gün kullandım yok olmuyor. Sonra samsung'un kendi tarayıcısını indirdim. Aynı siteyi aynı başlığı açtım ve aynı parmağımla yine ekranı yukarı kaydırdım. Aman Allahım birde ne göreyim? Ekran aktı gitti. Özetle telefonun tek sıkıntısı uygulamadan uygulamaya değişen ekranın dokunmatik hassasiyeti ve tepkiselliği. Gözlemeldiğim kadarı ile de hayatında hiç ios kullanmamış delüğanlılar bu durumu çok normal buluyor, nano, kuantum ve kevlar jiletinleri aldığım yüksek mühendis telefoncu abilerim bu duruma "E gardaş bu ayfon mu la?" diyerek tepki gösteriyorlardı. (Evet Ankara'da yaşıyorum.)

Telefonun bence tek olumsuz yanlarından bahsettikten sonra gelelim olumlu yanlarına:

  1. Batarya muazzam.
  2. Ekran dehşet. Şu siyahların tam siyah olması mevzusu (Amoled ekran sağolsun) deli bir şey. Keşke Oled TV'im olsa dedirtti. Netflix, Youtube çok güzel tüketiliyor.
  3. Hafif. Evet asıl telefonum olan iPhone 7 pülüs ile hemen hemen aynı ağırlıkta ama ekran ve pil olarak çok daha büyük bir telefon. Bu büyüklüğü ağırlık olarak hissetmiyorsunuz.
  4. Isınma... Yaldır yaldır Bubciii kasıyorum, ısınma oldukça az. Bu kadar oyunda iPhone 7 Pülüs güneş sistemini ateşe verebilir. O derece muazzam fark var. Qualcom çok iyi iş çıkarmış SD675 ile.
  5. Ses... Evet cihazda mono ses çıkışı var ama bu tek hopürlörün sesi muazzzam yüksek. Bence günü kurtarıyor. Ancak benim değinmek istediğim dışarı verdiği değil, kulaklık kalitesi. Alette 3.5mm çıkış var. Kaliteli bir kulaklığınız varsa çok şanslısınız kesinlikle bu çıkış kulaklığı besleyebiliryor. Razer Hammerhead 2.0 ile denendi onaylandı. Ayrıca Airpods 1. nesil ile de denedim, iPhone'da ne ise burada da o. Özellikle telefon görüşmelerindeki mikrofon kalitesi olarak Airpods'dan iyisi yok.

Son olarak, bu bir teknik inceleme değil kullanım deneyimi yazısıdır. Bu bağlamda değerlendirecek olursam telefon tam bir multimedya canavarı olmuş diyebilirim. Ekran, ses, 6gb ram 128gb depolama ve yeterli seviyede işlemcisi ile her türlü içeriği rahat rahat tüketebileceğiniz harika bir cihaz. Evet, kamerası çok iyi değil, parmak izi okuyucusu güncellemelere rağmen hala fiziksel okuyuculara göre çok zayıf. Özellikle ülkemiz ve diğer gelişmekte olan ülke ekonomileri göz önüne alındığında Samsung'un  bu telefondan çok ekmek yiyeceğini düşünüyorum. Zaten Samsung cephesinden gelen finansal raporlar ve Youtube aleminde ağırlıklı olarak A70 incelemelerini yapan Hintliler bu durumu bize gösteriyor.

Ah keşke şu ekran dokunmatik hassasiyeti iPhone'a yakın olaydı... Keşke be...

Keyifli okumalar...

Teknoloji dolu günler sizlerin olsun efendim...

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 9

Samsung SM-B310E

Merhaba arkadaşlar,

Bu incelemede size Samsung'un B310E telefonundan bahsedeceğim. Profilimde de göreceğiniz üzere iki gündür ikinci hattım ile kullanacağım bir ucuz telefon arıyordum. Elbette ilk aradığım özellik akılsız olması ve dolayısıyla şarjının uzun gitmesi idi. Anca daha sonra aklıma bir özellik daha geldi. Bugün malumunuz nerdeyse tüm mobil cihazlar micro usb ile şarj olmakta. Hatta, ben de şu an sahip olduğum iPhone 6'ımı Salih'in de incelediği lighting-micro usb dönüştürücüsü ile şarj ediyorum. Bu sebeple, yanımda fazladan şarj aleti taşımaktansa yine micro usbden şarj olan bir telefon araştırmaya başladım. Bu araştırmalar sonucu Samsung B310E'yi keşfettim ve satın aldım. Hemen beni sevindiren pozitif özelliklerine geçiyorum:

1. Çift sim kart desteği
2. Uzun batarya ömrü (800 mAh pil)
3. 3.5mm standart kulaklık desteği
4. Micro sd kart desteği
5. Mp3 ve fm radyo
6. Kulaklıkta tatmin edici ses kalitesi
7. Micro usb'den şarj imkanı
8. Fener özelliği
9. 0.87 W/kg (başta) SAR değeri

Bence olumsuz olmasa da negatif özellikleri:

1. Kamera yok
2. İnternet yok
3. 3g yok
4. TFT Renkli (262K) 128x160px (2.0") Ekran
5. 208 MHz işlemci

Özetle akılsız ama yeterli kalitede iletişim ve müzik istiyorsanız ve fazladan bir sarj aleti taşıma niyetiniz yoksa ikinci telefon olarak kesinlikle düşünülmesi gereken bir telefon. İnternette 90-150₺ arası bulunabilmekte.

Hepinize keyifli günler...

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 14

Razer Mamba

Merhaba Arkadaşlar,

Bu yazımda Razer'ın üst düzey iki oyuncu mousundan biri olan Mamba'ya değineceğim.

Teknik Detaylar şöyle:

Gaming Grade Kablosuz Teknolojisi
6400dpi 4G Dual Sensor Sistem (1 adet lazer, 1 adet optik)
Çİft mod kablolu /kablosuz kullanım
Razer Synapse 2.0 yazılımı ile uyumlu
1000Hz Ultrapolling
Çok renkli (16 milyon renk) led aydınlatma
Saniyede 200 inç'e kadar /50g ivmelenme
Ölçüleri : 128 mm / 5” (uzunluk) x 68 mm / 2.68” (genişlik) x 43 mm / 1.69” (yükseklik)
Ağırlığı: 135 g
Batarya Ömrü: yaklaşık 16 saat (sürekli oyun oynama durumunda)

Kullanım tecrübesine gelince, öncelikle blirtmekte fayda var Mamba tam bir avuç içi faresi ve ergonomisi sizi ilk dokunuşta fethediyor. Işıklandırması ve sahip olduğu dock ile kullanmadığınız zaman masanızda bir biblo gibi durarak dikkatleri üzerine çekiyor. Performans, programlanabilirliği ve kalitesi açısından söylenebilecek çok fazla birşey yok. Çünkü Razer varını yoğunu koyduğu ürünlerinden biri olarak tüm bu konularda kullanıcısını memnun etmekte.

Kişisel kullanımımda karşılaştığım olumlu olumsuz yanlarına gelince,

Bu fareyi marketlerde ilk gördüğümde oldukça beğenmiştim. Hatta tasarımı üzerine "bence" yok. Tam istediğim gibi bir tasarıma sahip. Neden mi? Çünkü hepimizin malumudur memleketimizde "oyun" oynamak halen belli bir yaşın üstü insanlar ile bilgisayarı yazı yazmak ve facede takılmak dışında kullananlar için oldukça "boş (!)" bir iş olarak görülmekte ve dolayısıyla şatafatlı tasarımlara sahip oyuncu ekipmanları da israf, gereksiz, boş beleş insanların para harcayacağı aletler olarak değerlendirilmektedir. Piyasada Mamba'dan daha iyi teknik özelliklere sahip ürünler olmasına rağmen, Steelseries ve Razer ürünleri dışındaki diğer tüm oyuncu ekipmanı üreten firmaların tasarımlarına bakıldığında uzay gemisinden hallice, her an bir AK-47'ye dönüşecek gibi duran "ben oyuncu faresiyim" diye bağıran tasarımlar görmekteyiz. Dolayısıyla bu ürünler halen nüfusunun çoğunun bilgisayar oyunlarına oldukça soğuk olan ülkemizde masa üstünde görüldüğünde sahibine iyi tepkiler ulaştırmıyorlar. Ancak sizler gibi "anlayan" insanlar nezdinde sahip oldukları şatafatlı tasarımın bir espirisi oluyor. Bu açıdan değerlendirildiğinde Razer Mamba oldukça etkili bir intibaya sahip. Bu fareyi, özellikle dockun üstünde led ışıkları yanar vaziyette küçük bir heykel gibi gören amcalar, teyzeler, nineler, dedeler ve teknoözürlüler oldukça etkileniyorlar. Üst düzey bir cisim olduğunu belli eden Mamba saydığım zümreler tarafından bir oyuncu ekipmanı olarak değil ultralüks bir bilgisayar ekipmanı olarak görüldüğünden herkesin kalbinde yer kazanıyor diyebiliriz. Olumlu olarak nitelendirdiğim bu özelliği 40 yaş üstü bir dayıdan duyduğum yorumla bitiriyorum: "Bu nası fare yaw, Porsche gibi" 😀 .

Olumsuz yanlarını, programlanabilir tuşların azlığı ve sol üst kısımda yer alan iki fazladan tuşun erişilmesi ve kullanımının zorluğu olarak sıralayabilirim. Keşke fazladan bir iki tuş daha olsaymış diyorum ama fazladan tuş tasarımı bozabilir diye de düşünmüyor değilim.

Son olarak, Mamba almayı düşünenlere ufak bir uyarım olacak, Windows 8 pro işletim sisteminde Mamba kullanmaya başladığınızda Windows güncellemelerini kontrol edin. Çünkü Microsoft "Mamba Dock" adı altında bir güncelleme gösteriyor ve yüklemenizi istiyor. Güncellemeleri otomatik yapıyorsanız sıkıntı yok ancak elle güncelleme yapıyorsanız kontrol etmenizde fayda var.

Bir sonraki incelemede görüşmek üzere...

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 7
  • Fatih Kınık @fatihkinik

    a4 x7 almıştım o zaman öğrenciydim kıbrıstan... hala taş gibi zaten bir mouse a 50 tl den fazla verenin akıl sağlığından şüphe ederim

  • drtekno @dr-tekno

    Sayın @fatihkinik razer, logitech, steelseries vs... kullanan herkes akılsız size göre. Şu ortamlarda biraz saygılı olmak çok mu zor? Neye 50 tl verip neye vermeyeceğine siz mi karar verecekseniz? İsteyen istediği meblağyı istediği şeye harcar, ister memnun olur ister pişman olur? İlk yorumunuz bile iğneyeyici? Lütfen "laf sokma" derdine girmeden eleştirin.

  • Emre Cestel @cestel

    Tepki süresi dpi gibi şeylerin ben de gereğinden fazla abartıldığını düşünüyorum ama ergonomi sonuçta bir bilimdir. Gerçekten bu işe kafa yoran firmalar bunun karşılığında normal olarak para istiyorlar. İşim gereği günde 10 saat mouse kullanıyorum, elimden neredeyse hiç bırakmıyorum diyebilirim (cad, email vb), eğer ergonomik bir mouse istiyorsanız ya tracballu olan bir mouse yada az "janjanlı" bir oyuncu mouse'u almak zorundasınız. Ayrıca bilgisayar ile iletişimin 3 parçadan, monitör, klavye ve fare, gerçekleştiğini düşünürseniz bu parçalar kaliteli olmadığında istediği kadar iyi bir bilgisayarınız olsun hiçbir önemi olmadığını düşünüyorum.
    Bugün ergonomik herhangi bir ürün almayı düşündüğünüzde bu işe kafa yoran firmalar bunu diğer ürünlerden çok daha pahalıya satacaktır, bu sebeple bir ürünü senelerdir kullanmak onun kalitesini tarif etmek için çok yetersiz bir tanımlama. Sağlam fareniz 10 sene sonra size karpal tünel sendromu olarak geri dönebilir. Ben de ofiste uzun denemeler sonunda ucuz ama ergonomik bir mouse buldum, ama sanırım 15 adet mouse almışızdır bunun için. Tabii ucuz mouse 2 sene sonra piyasadan kalkıyor arayışsa yeniden başlıyor.
    Bu sebeple @fatihkinik bence de yorumunuz biraz yüzeysel kalmış. İnceleme için teşekkürler @dr-tekno.

Razer Spectre Starcraft Edition Oyun Mouse

Uzun bir aradan sonra yeni bir inceleme ile karşınızdayım. Yaklaşık 1 ay önce buradan Razer Abyssus ve Spectre oyun mouselarını inceleceğimi duyurmuştum. Ne yazık ki elime sadece Spectre geçti ve bu sebeple sadece bu mouseun incelemesini sunuyorum...

Hepinizin malumu Razer "sadece" oyun için sarf malzemesi üreten bir firma ve ürünlerinin kalitesi, teknolojisi ve elbette fiyatı (!) taktire şayan. Ben de bir Starcraft seven ve oynayan bir amatör oyuncu olarak yıllardır kullandığım düşük seviye donanımdan kurtularak her geçen gün Starcraft'tan daha fazla keyif almaya çabalıyorum. Bu amaca yönelik ilk olarak GeForce GTX 750Ti ekran kartına geçiş yaptım ve beklediğimin çok üstünde bir performans aldım. Grafik ve hız yönünden istenilen en iyi düzeyi yakalamanın ardından sıra oynanabilirliği üst seviyeye çıkaracak bir donanım iyileştirmesine geldiğinde aklıma bir RTS oyuncusu olarak hemen mouse geldi. Her ne kadar usta multiplayercılar manyak gibi klavye kullanıyor olsa da orta düzey bir RTS oyuncusu için vazgeçilmez olan mousedur. Gerçi Age of Emp. yıllarında toplu mouselar ile kapışan biz "yaşlı gençlik" (!) için günümüz düşük seviye lazer mouseları da yeterli gibi görünse de özellikle Starcraft'ta yer alan Action Per Minute (APM) sistemi ile APM'nizi bu standart mouselar ile yükseltmeye çalışmanız oldukça "sinir bozucu" olabilmekte.

Öyle böyle derken mouse dünyasına daldım... Razer'ın Starcraft için özel bir mouse ürettiğini bilmekteydim ancak Razer'ın diğer modellerinde daha bir gözüm kaldı desem yalan olmaz. Tasarım ve ergonomide sınırları zorlamış Razer. Ama aynı zamanda mouseların içini de oldukça iyi yaptığını söylemeden geçemeyeceğim. Çünkü Razer mouseların donanım özellikleri açısından oyun mouseu yaptığını iddia eden rakiplerine oldukça fark atmış durumda. Şunu peşinen söyleyim her markanın üst model 250 tl bandının üstünde yer alan mouseları birbirine yakın. Diğer markalar daha ucuza alternatifler sunuyor. Buna yazının sonunda değineceğim.

Gelelim Spectre'ye. Bu mouse ledler ile donatılmış plastik bir kasaya sahip ve Starcraft ile uyumlu çalışabilmesi için oyuna entegre oldukça kullanışlı bir programa sahip. 5600 dpi çözünürlüğe ulaşabiliyor ve 1000Hz Ultrapolling / 1ms tepki süresine sahip. Türkiye'de bu model hiç satımadı. Dolayısıyla temin etmek isteyen arkadaşlar gözünü yurt dışına dikmeli. Şu sıralar firmalar 8000 dpi'lik modelleri ile görünmeye başlasalar da kablolu mouselarda 1000Hz'i gören cihaz oldukça az. Razer'ın tüm modelleri en ucuzundan en pahalısına 1000Hz'den aşşağı Ultrapolling sunmamakta. Mouse'un en dikkat çekici özelliği üzerindeki ledler. Bu ledler renk skalasındaki tüm renkleri verebilmekte. Tamimiyle sizin kontrolünüze ve zevkinize bırakılmış. Eğer Spectre'nin Wings of Liberty versiyonunu aldıysanız ledlerin default rengi mavi, Heart of the Swarm versiyonunu aldıysanız defoult rengi mor olarak gelmekte. Fakat bu ledlerin asıl amacı hoş görünüm değil oyun içinde karşılaşılan çeşitli durumlara karşı görsel bir ikaz lambası olması. Örneğin saldırıya uğradığınızda ledlerin rengi birden yaldır yaldır kırmızı yanmaya başlıyor veya kaynaklarınız tükendiğinde tüm mouse buna ayarladığınız bir renkte yanıp sönerek (veya yanarak bunu da ayarlayabiliyorsunuz) tepki veriyor. Saldırıya uğramak, kaynak tükenmesi, bir upgrade'in tamamlanması gibi onlarca durumu istediğiniz renk ve yanma stili ile ayarlamanız mümkün.

Ledlerin bir diğer özelliği amatör Starcraftcılar ve multiplayera yeni başlayanlar için oldukça önemli olan APM göstergesi olabilmesi. Yine ledleri istediğiniz renklerde APM'inizin belli sayısal değerleri aştığı durumda renk değiştirerek sizi o anki performansınız hakkında bilgi vermesine ayarlayabilirsiniz. Özetle bu mouse binlerce renkle sizinle konuşuyor ve bu konuşmanın ipleri tamamen elinizde. İstediğiniz gibi ayarlayın

Mouseın performansına gelince... Harika deyip geçiyorum çünkü denecek hiç bir şey yok. Size şu kadarını söyleyebilirim eğer böyle bir oyun mouse ile bir iki el oyun oynarsanız kullandığınız tüm mouseları çekmeceye kaldırırsınız. Çünkü Oyun mouse'ları en iyi standart kullanım mouse'larından bile daha iyi "hassasiyet-kontrol" ayarını tutturuyorlar (Çok çok uçuk modeller elbet ilgimiz dışında.) Son olarak, bu tür oyun mouseları çözünürlük, ultrapolling vs... ayarlarını yapmanıza izin verir. Yani mouseun kalbine inip tüm donanımsal özelliklerini ayarlayabilirsiniz (Belki giriş seviyesi mouselarda olmayabilir.). Bu durum kullanımı oldukça kişisel hale getirmekte. Bu mouseda gördüğüm, her kişinin hassasiyet, çözünürlük, polling ayarlarının farklı olması idi. Bir birine yakın performansda bu mouseu kullanan 4 kişinin dördü de farklı ayarlarda rahat etmişti. Bu kişiselleştirme özelliği de oyun mouselarını tercih sebebi yapmakta.

Gelelim olumsuz yanlara. Spectre'yi diğer Razer modelleri ile karşılaştırdığımda ilk canımı sıkan ergonomisi oldu. Tekrar edelim Razer modelleri ile karşılaştırıyorum diğerleri ile değil. Tuşlara bastığınızda, tuşların parmağınıza vereceği tepkiyi de ayarlayabiliyorsunuz. Ama mouseu en hassas tuş tepkisi ayarında kullanmanız mümkün değil çünkü bozuk ergonomi size sürekli sağ tuşu tıklattırıyor. Ergonominin iyi olmamasının sebebinin mouse tasarlarlanırken Starcraft'taki Terran birimlerine gönderme yapacak bir görünümde olmaya zorlanması olarak görüyorum.

İkinci olumsuz özelliği, yine diğer Razer ürünlerine göre oldukça kalitesiz malzeme kullanılmış olması. İnternette yer alan resimlerde iki parmağınızı koyduğunuz tuşların üstündeki gri boyanın zamanla silindiğini görmek çok can sıkıcı. Bu tür bir kaplamasız çıplak plastik malzeme Razer'ın güncel hiç bir ürününde yok.

Üçüncü olumsuz özelliği, led ışıklarının yaydığı ısı. Bir çoğunuz ledin ısı yaymayacağını iddia edebilir ancak durum küçük bir hacme sığdırılan onca güçlü led olunca emin olun 1 saatlik kullanım sonunda elinizi hafif bir kavuruyor.

Yine oldukça kısa bir yazıyla (!) sizlerleydim. Son olarak, hayatında pc oyunlarına yer olan, oyunlarla rahatlayan, keyif alan, her gün veya iki günde bir oyun oynayan sevgili dostlara mutlaka bir oyun mouseu almalarını tavsiye ederim. Logitech'in oldukça iyi bir giriş seviyesi oyun mouse mevcut. G300 modeli 70-80 tl civarında. Eğer Razer almak isterseniz Razer'ın giriş seviye mouseu Abyssus 120-130 tl civarında bulunabilir.

Hepinize iyi oyunlar....

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 4 / 6

Microsoft Wireless Desktop 800

Bu incelememde bir buçuk yıldan fazladır kullandığım klavye mouse setini anlatacağım. Masaüstü mü yoksa ultrabook tarzı bir bilgisayar mı alayım diye çelişkiye düştüğüm zamanlar çok uygun bir fiyattan ASUS zenbook serisi bir ultrabook alma şansım olmuştu. Zenbook oldukça iyi olmasına ve 13 inçlik full HD ekranı olmasına rağmen film-dizi izlemek ve oyun için tatmin edici bir kullanım sunmuyordu (ekran küçüklüğü açısından.). Bu sebeple zenbook'u bir adet 22 inçlik Samsung monitör alıp evde masaüstü gibi kullanmaya karar verdim. Zenbook'un kapağı kapalı olacağından haliyle bir de kablosun klavye setine ihtiyaç duymuştum. Böylece MS Wireless Desktop 800 ile tanıştım.

Mevzuyu uzatmadan doğrudan kullanıcı deneyimime dayanarak artılarından bahsedelim:

1.) Fiyatı oldukça uygun. Bugün Bimeks'den 49 TL'ye bir adet ofisim için satın aldım. Teknosa'da ise 69 TL'lik bir fiyat etiketine sahip.

2.) Dayanıklı uzun süreli kullanım. Bahsettiğim gibi bir buçuk yıldır kullanmaktayım ve hiç bir sorununu görmedim.

3.) Oldukça küçük ve tek bir usb alıcısından klavye ve mouse'u kullanabilme. Usb alıcısı ufak ve fazladan bir usb işgal etmemekte.

4.) Büyük Mouse. Evet bugün mağaza mağaza gezdim fiyatı 150 TL'leri bulan diğer setlerin tamamında notebook mouseu diyebileceğimiz ufacık tefecik mouselar yer alırken bu sette masaüstüne yaraşır büyük bir mouse ile karşılaşıyorsunuz.

5.) Uzun Pil Ömrü. Mouse iki adet iri kalem pille çalışıyor görünüyor ve kutu içinden iki adet Duracell marka pil çıkıyor. ANCAK mouse tek kalem pille de çalışıyor! Evet bu sayede pil sıkıntısı çektiğinizde tek pil bulabilmeniz yeterli ve bu özelliği mouse'un çok uzun süre pile ihtiyaç duymayacağını gösteriyor ki ben evimde kullandığım setteki mouseun pilini bir buçuk yıldır değiştirmedim hala kutu içinde çıkan Duracelller ile çalışıyor. Fakat benzer durum klavye için geçerli değil maalesef.

6.) Basit ölçüde multiplayer tuşları mevcut. Özellikle ses kontrolünde yeterli kullanımı sağlıyor.

Evet, bugün bozulduğunu hiç görmediğim ve bozulacağına inanmadığım Logitech marka kablosuz klavyemin beni hüsrana uğratmasından ötürü çıktığım alışverişte yine elimde bir MS Wireless Deskop 800 ile döndüm. 49 TL gibi bir paraya alabileceğiniz en iyi set olduğu kuşkusuz. Eğer biraz daha paranız varsa 110 TL'ye Deskop 2000 ve 140 TL'ye Deskop 3000 sahibi de olabilirsiniz. Microsoft bu işi bırakmamasını diliyor, ve bütçesini sarsmak istemeyen arkadaşlara bu kaliteli seti öneriyorum...

Not: Emin Yaren isimli üyenin uyarısı üzerine ekleme ihtiyacı hissettiğim bir olumsuz özelliği var bu setin. Bu sette yer alan klavyede CapsLock ve NumLock ışığı bulunmamakta. Satın alırken bunu da göz önüne alın. @eminyaren 'e bu olumsuzluğu hatırlattığı için teşekkürler.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 18

Starcraft 2

Tekno Seyir’in yeni oluşumunu duyar duymaz, Tekno Seyir’de çok göremediğimiz strateji oyunlarının incelemelerine, oynamaktan büyük keyif aldığım ve tüm dünyada oldukça popüler olan Starcraft 2’nin incelemesiyle katkıda bulunmak istedim. Öncelikle belirtmeliyim ki bu inceleme hali hazırda Starcraft dünyasıyla tanışmış kişilerden çok strateji türüne aşina veya aşina olmayan ve Starcraft evreniyle henüz tanışmamış kişiler içindir. Dolayısıyla önce oyun hakkında temel bilgileri vererek yazıya başlıyorum. Ardından neden Starcraft oynamalısınız? Sorusuna kendimce cevaplar vereceğim…
Starcraft, bugün herkesçe bilinen ünlü firma Blizzard’ın ilk real time strateji oyunudur. Malumunuzdur ki Blizzard Fantastik kurgu ve Bilim kurgu dünyalarına ait az sayıda fakat oldukça kaliteli ve karlı oyunlar üreten bir firma. Starcraft ilk olarak 1998 yılında piyasaya çıkmış ve özellikle uzak doğuda oldukça popüler hale gelmiştir. Oyunun bu ilk sürümü ve eklenti paketi olan Brood War ile birlikte 2007’ye kadar toplam 12 milyon kopya satmıştır. Bu başarının ardından ikinci oyun 2010’da piyasaya sürülmüştür. Starcraft 2 oyunda yer alan üç ırka özgü üç paket olarak planlanmış ve ilk olarak Terran olarak bilinen (Yani Dünyalı) campaing modunda insan ırkını konu alan, insanları yönetmemize izin veren Wings of Liberty adlı paket piyasaya sürülmüştür. Bu paket aynı zamanda Starcraft 2’nin ana sürümüdür. Diğer iki paket ise eklenti paketi olarak planlanmıştır. 2012’de ise ikinci paket olan, Zerg olarak bilinen evrime ile gelişen biyolojik böceksi ırkın hikâyesine odaklanan ve bu ırkı kontrol edeceğimiz görevleri ile ana hikâyenin devamını sağlayan Heart of Swarm piyasaya sürüldü. En nihayetinde bu yılın sonlarında veya 2015’de üçüncü ırk olan Blizzard’ın “engimatic” olarak tanımladığı, benim ise bilindik yeşil kafalı büyük gözlü uzaylı tasvirine ek oldukça atletik bir bedene sahip gelişmiş bir uygarlık olarak tanımladığım Protoss’ları yöneteceğimiz Legacy of the Void’in çıkması ile Starcraft 2 son bulacak. Bu inceleme şu an oynayabileceğiniz Wings of Liberty’i ve Heart of Swarm’ı kapsamaktadır.
Yukarıdaki temel bilgilere ek olarak son birkaç ekleme daha yapmak gerekirse, oyunda görevler dışındaki tüm modlarda üç ırkı da kontrol edebiliyoruz, oyun Köprülü Sektör denilen Samanyolu Galaksisinin uzak bir köşesinde geçiyor. Köprülü isminin Türkçe ve meşhur bir Osmanlı ailesinin ismini çağrıştırması bugün birçok yabancı Starcraft formunda tartışılmaktadır.
Şimdi gelelim neden Starcraft oynamalısınız sorusuna vereceğim cevaplara:
1.) Gerçekçi ve Sürükleyici Hikâyesi
Evet, aslında Blizzard bunu tüm oyunlarında vaat ediyor. Starcraft’ın beni cezbeden en önemli özelliği bir destan kabul edilebilecek düzeyde gelişmiş, oldukça gerçekçi bir hayal gücüne dayanan bilim kurgu hikâyesi. Zaten amazon.com gibi yabancı alışveriş sitelerinde Starcraft hakkında yazılmış onlarca roman ve çizgi roman olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Çünkü ana hikâye o kadar çok dallanıp budaklanmaya müsait ki Blizzard da bu durumun profesyonel bilim kurgu yazarlarının elinde değerlendirilmesine izin vermiş ve ortaya bir Starcraft külliyatı çıkmış diyebiliriz. Öyle ki ana hikâyenin üç ırk için üç farklı başlangıcı olduğunu söylemek mümkün. Buradan hareketle “oldukça” kısa bir özet geçelim. Samanyolu galaksisine nerden geldiği bilinmeyen bir medeniyet olan XelNaga, galakside gezegen gezegen dolaşıp, yeni yaşam formları yaratmakla ve yarattıklarının evrimleşmelerini izlemekle meşguldür. Yarattıkları içinde en dikkate değer gelişmeyi gösteren canlı türüne ilk doğanlar anlamına gelen Protoss ismini verirler ve Protoss’ların gelişmiş bir medeniyet olması için onlara görünmeden uzaktan yardım ederler. Gel zaman git zaman XelNaga kendilerini Protoss’lara tanıtmaya karar verir ve Protoss’ların ana gezegeni Aiur’a inerler. Fakat bu buluşma beklendiği gibi olmaz ve zaman geçtikçe Protoss’lar bölünür birbirine düşer ve en sonunda yaratıcıları XelNaga’dan utanır hale gelirler. Bu olumsuzluklar sonucu XelNaga, Protoss’un gelişimini fazla zorladığını düşünür ve Aiur’u terk etmeye karar verir. Bu ayrılış da öyle beklenildiği gibi sakin olmaz. Çünkü var olan düzeni varlıkları ile bozmuş olan XelNaga’nın bu ayrılışı bazı Protoss kabilelerini kızdırır ve Protoss’lar giden XelNaga gemilerine saldırırlar. Bu durum XelNaga’yı oldukça üzer ve ortada duran başarısızlıktan ötürü hüzünlü bir şekilde galaksinin merkezine doğru çekilir izlerini kaybettirirler. Tüm bunlar yaşanırken Dünya’da batı medeniyeti çökmüş ve United Powers League (UPL) adlı yeni bir düzen tüm insanlığa hakim olmuştur. UPL düzenine karşı gelen 40000 hüküm giymiş kişi ise toplam dört yıldız gemisine bindirilerek insanoğlunun uzaydaki ilk kolonileşme girişiminde kobay faresi olarak kullanılmıştır. Bu proje, dört gemiyi kontrol eden ATLAS adlı yapay zekânın arızalanmasından ötürü sekteye uğramış, normalde 1 yıl sürmesi planlanan yolculuk 30 yıl ve 60000 ışık yılı sürmüş gemiler Köprülü sektöre kadar gitmiştir. Nihayetinde iş görmez hale gelen motorlardan ötürü dört gemi en yakın üç gezegenlere iniş yapmış, bu üç gezegende insanlar üç ayrı devlet kurarak yaşamaya başlamışlardır. Zamanla, bu üç gezegenden Tarsonis adlı gezegende meydana gelen Terran Konfederasyonu diğer iki devleti de domine ederek sektördeki insan medeniyetinin temsilcisi olmuştur. Hikâye bu hali ile bile oldukça uzun sürüdü. Ama es geçemeyeceğimiz diğer ırk olan Zerg’den de bahsetmeliyiz. Protoss’lara kırılan XelNaga Samanyolu’nun merkezine yakın bir gezegen olan Zerus’da durur ve bir düşünür nerde yanlış yaptık diye. Canlılar ile oynama işini hobi edinmiş XelNaga yine boş durmaz bu sefer Protoss gibi her bireyin özgür bir iradeye sahip olduğu bir canlı türü yerine kovan – sürü zihniyetinin hakim olduğu, zekâya ve iradeye sahip yalnızca bir birey tarafından yönetilen bir canlı türü yaratmaya karar verirler. Bunun için de Zerus’da yaşayan Zerg isimli kurtçuklara odaklanırlar ve onlara üstün evrimleşme kabiliyeti kazandırırlar. Bu sayede Zerg kurtçukları üstesinden geldikleri, içine yerleştikleri her canlının genetik özelliklerini özümseyerek hızla gelişirler. Bu canlıların da yönetilmesi için XelNaga Overmind adlı yönetici böceği yaratır. Fakat bu yaratış da XelNaga için hayırlı olmaz. Yeni yeni canlılar keşfetme ve genetik bilgi özümseme açlığı duyan Overmind XelNaga’nın yörüngedeki gemilerini fark eder etmez XelNaga’ya saldırır ve XelNaga’nın tüm birikimine sahip olarak daha da güçlenir. Böylece Zerg’ler Protoss’ların varlığından haberdar olurlar. Ayrıca Overmind’ın derin uzay sondaları Protoss bölgesine yerleşmiş insanoğlu hakkında Overmind’ı bilgilendirmiştir. Protoss’ların gelişmiş psişik yeteneklerine karşı koyabilmek için Overmind, henüz gelişmekte olan insanlığın psişik özelliklerini özümsemesi gerektiğini anlar ve bu olaylar silsilesi üç ırkı Köprülü sektörde karşı karşıya getirir… Ana hikâye özetin özeti hali ile böyle. Biz ise Starcraft ve Starcraft 2’de James Eugene Raynor adlı esas oğlan ile Sarah Louise Kerrigan adlı esas kıza odaklı olarak bu savaşın içine dalıyoruz. Bundan sonrasını internetten bulabileceğiniz kaynaklardan okuyabileceğiniz gibi oyunların görevlerini tamamlayarak da öğrenebilirsiniz.
2.) Gelişmiş Multiplayer Yapısı
Günümüzde özellikle MMO tipi oyunların popülaritesinin artması ile birlikte oyunların multiplayer özellikleri daha dikkat çeker hale geldi. Bununla birlikte tüm dünyada teker teker e-oyun federasyonları kurulmakta ve turnuvalarda yüzbinlerce dolar dağıtılmakta. Bu hızla gelişen sektöre rağmen Türkiye’de e-oyun federasyonu geçenlerde kapandı. Bu üzücü gelişmenin ardından Starcraft’a dönecek olursak, Starcraft strateji oyunları arasında e-spor olarak kabul edilen tek oyun olduğunu biliyoruz. Blizzard, Starcraft’ın bu özelliğine oldukça önem vermekte, kıta ve tüm dünyayı kapsayan turnuvaları var gücüyle desteklemektedir. Özellikle Güney Kore’li oyuncuların bu turnuvalarda oldukça başarılı olduğu açık bir gerçek. Ama ülkemizde de çok başarılı multiplayer oyuncuları mevcut. Umarım tecrübeli turnuva oyuncusu olan bir arkadaşım da Starcraft’ın bu yönünü ele alan detaylı bir inceleme ile bu platforma katkıda bulunur. Şahsen ben epey bir kötü olduğumu itiraf etmeliyim. Bu sebepten ötürü daha çok görevleri oynamak ve hikâyenin bir parçası olabilmek beni daha çok ilgilendirmekte. Son olarak Blizzard, uluslararası turnuvalar hakkında her türlü bilgiyi edinebileceğiniz ve videoları izleyebileceğiniz World Championship Series WCS adlı App’i IOS ve Android ortamları için yayınlamış durumda. Bu App sayesinde gelişmelerden haberdar olabilir, reflekslerinize yeteneklerinize ve en önemlisi klavye tuşlarına basabilme hızınıza (evet garip gelebilir ama önemli bir kriter) güveniyorsanız siz de Türkiye’yi bu arenada temsil edebilirsiniz.
3.) Oynanabilirliği Tamamen Farklı 3 Irk
Şimdi bu konuda meşhur stratejilere bir göz atalım. Misal Age of Empires’da (AoF) birçok millet vardı ve bu milletler bir birinden ilk olarak temel bir teknoloji ağacının dalları budanarak birbirinden farklılaşıyordu. Yani her millet her birimden üretemiyordu. Buna ek olarak bazı ek özeliklerle birlikte (Hun’ların ev inşa etmeye gerek duymaması gibi) son olarak her millete özel bir askeri birimin eklenmesiyle AoF’un farklılaştırması tamamlanıyordu. Fakat işçilerin yönetimi, bina inşası, savaş sistemi %99 her millet için aynı idi. AoF’un ardından Command and Conquer serisinin meşhur oyunu Red Alert’de her birimin nerdeyse birebir karşıtı skin ve adı değiştirilmiş şekilde diğer tarafta mevcuttu. Örneğin Müttefiklerin özel birimi olan Tanya’nın Sovyetlerde karşılığı Natasha, Japonlardaki karşılığı ise Yuriko idi. Elbette birimler özelikleri, saldırı güçleri vs… birbirinden farklılaşıyordu ama bu artık bilindik sığ bir farklılaşma olarak kaldı. Bir kez daha belirtelim ki işçi – ekonomi yönetimi bina yapımı vs… RA için de tüm taraflar için aynıdır. Bu örneklerin ardından Starcraft 2’nin nasıl bir oynanabilirlik farkı yarattığını size basit bir örnekle anlatayım. Baştan belirteyim Starcraft da hali hazırda diğer oyunlardaki farklılaştırmayı uygulamış. Ama bakın bir de üstüne ne koymuş. Örneğimize başlayalım. Belki mesleğim olduğundan en çok dikkatimi çeken ekonomi yönetimi ve işçilerin kullanılmasını anlatalım. Farz edin ki Terran ırkını kontrol ediyorsunuz. Burada bir robotik aletin içinde duran işçilerimiz (SCV) mevcut. Bu işçilerimiz bir bina yaparken alışıldık bir biçimde kaynak toplamayı bırakıp bina yapılana kadar inşa ile uğraşıyorlar ve bu süre zarfında işçinizi kullanamıyorsunuz. Zerg’lerde ise Drone adı verilen böcekler işçilerimiz. Zerg’lerde bir bina yapmak istediğiniz zaman işçiniz o binaya evrimleşiyor! Evet yanlış okumadınız Drone adlı böcek binaya evriliyor. Dolayısıyla bir işçinizi bina yaparken kaybediyorsunuz. Kaynak toplamada geri kalmamak için hemen bir tane daha üretmelisiniz. İşler Protoss’a gelince iyice farklılaşıyor. Protoss’ların işçileri Probe adı verilen küçük yapay zekâya sahip robotlar. Bu robotlara bir bina yapın dediğiniz zaman hemen binanın yerine gidip bir dokunuşla reaksiyonu başlatıyorlar ve bina kendi kendine oluşurken robotunuz kaynak toplamaya geri dönüyor. Özetle basit bir bina yapma işleminde Terran iseniz işçinizi oyalıyor, Zerg iseniz işçinizi temelli kaybediyor, Protoss iseniz ne zamanınızı ne de işçinizi kaybediyorsunuz. Bu durum oynanabilirliği kökünden değiştiren bir özellik. Buna benzer olarak Terran’da birimleriniz binalarınızdan teker teker çıkarken (Reaktör güncellemesi ile çifter çifter ama az gelişmiş birimler çıkabiliyor.) Zerg’de maksimum 19 larvayı aynı anda birimlere evrimleştirebiliyorsunuz (Tabi bunun için biraz beklemek gerek). Özellikle bir saldırı anında kaybedilen birimleri hızlı bir şekilde tekrar üretilebilmesini sağlayan bu özellik Zerg’in güçlü yanlarından. Bunlardan farklı olarak Protoss’un birim üretim hızı biraz daha düşük olmasına karşın göreli olarak daha güçlü birimler ürettiklerini söyleyebiliriz. Daha da detaya girildiğinde birçok farklılaştırmadan ve bu farklılaştırmanın ustalıkla dağıtılmış olmasından bahsedebiliriz ancak bunu en iyi oynayarak anlayabilirsiniz. Son olarak şöyle bir ifade ile sonlandırayım. AoF’da ve RA’de ırkları değiştirdiğinizde oynama performansınız çok düşmez hemen alışırsınız. Ama Starcraft’da ırklar o kadar farklıdır ki emin olun ırk değiştirdiğinizde alışmanız daha uzun süre alır. Özellikle bunu Wings of Liberty görevlerinden sonra Heart of the Swarm görevlerine geçtiğinizde fark edeceksiniz. Yeri gelmişken belirteyim 1998’de bu oyuna ısınamamış olmamın en önemli sebebi bu idi. Ama şimdi ne kadar büyük bir zenginlik olduğunu anlıyorum.
Nihayet son bölüme geldik. Burada bu oyunda olmasını arzu ettiğim bir iki özellikten bahsedeceğim. Öncelikle bir eleştiriden başlayalım. Starcraft görevlerinin müptelası olan ben için en sıkıntılı durum senaryo içinde size bir yer verilmemesidir. Örneğin RA’de siz bir komutansınızdır ve tüm ara geçiş videolarında size doğrudan hitap edilir. Yani hikâyede isminizle cisminizle varsınızdır. Fakat Starcraft’da bu durum karışık. Kimi zaman oyunun önemli karakterlerini yönetirken kimi zaman kim olduğumuzu bilmeden bir üssü yönetiyoruz. Bu durumda hikâyenin kahramanları oyunda bir zat görünmeseler de bizimle video iletişimi kuruyorlar. Ben isterdim ki örneğin bir Teğmen olarak Raynor’un kuvvetlerinde göreve başlayıp hikâye ilerledikçe rütbemi yükseltip hikâyede yeri olan biri olayım. Bu sayede mevzuyu daha kişisel hale getirip biraz daha derinlemesine öyküye dalabilirdik. İkinci olarak, Rise of Nations ve Battle for Middle Earth’deki gibi bir “Domination” opsiyonu olmasını isterdim. Bilmeyenler için tarif etmek gerekirse, Rise of Nations’daki bu opsiyonda dünyanın tamamını feth etmeye çalışıyorduk. Köprülü sektörün feth edilmesine dayanan bir “Köprülü Domination” opsiyonu da pek ala oyunda yer alabilirdi. Bu oyun tarzı, benim gibi görevleri tekrar tekrar oynamaktan sıkılan, multiplayer özürlü oyuncular için çok iyi olurdu.
Nihayet incelememizin sonuna geldik. Zevkler ve renkler tartışılmaz ama strateji severim diyen herkesin mutlaka elinden geçmesi gereken bir bilim kurgu efsanesi Starcraft. Ama baştan söyleyeyim strateji türüne yeni başlayacaklara asla tavsiye etmiyorum. Çünkü benim 1998’de yaşadığım sıkıntıları yaşamanız büyük bir olasılıktır. Yazıyı bitirirken Tekno Seyir’i bir Teknoloji Sosyal Medya platformu hale getirip bize de inceleme yayınlama fırsatı sunanlara teşekkürü bir borç bilir, tüm Starcraft sevenleri ve seveceğine inananları benimle iletişime geçmesini dilerim. Hatta bana şu meretin multiplayerında yardım edebileceğini düşünenler ile ayrıca iletişime geçmek isterim. Bir diğer incelemede mütevazı Starcraft koleksiyonumu sizlerle paylaşmayı düşünüyorum…
Hepinize iyi oyunlar…

BeğenFavori PaylaşYorum yap
  • drtekno @dr-tekno

    Emin olun senaryosu da sizi oldukça tatmin edecektir. Başlamadan önce İnternetten hikayeyi okumanızı tavsiye ederim. Ardından Wings of Liberty'nin senaryosuna başlayın. O bitince de Heart of Swarm'a başlarsınız. Bu süre içinde multiplayer için tecrübe kazanır bir şansınızı denersiniz... Belki yeteklisinizdir Kim bilir?

  • drtekno @dr-tekno

    WoL için güzel ama HoS kalmamış stoklarda öyle yazıyor. Bugün her tekno markette bulabilirsin. Ben sık sık Media M. Bimeks ve TeknoSa'ya uğrarım hep kontrol ederim sanki Blizzard benim firmammış gibi 🙂

  • drtekno @dr-tekno

    girersin girmesine ama bazı birimler eksik olur. Çok fark etmez. Multiplayerda öyle devrimsel yenilikler yapmıyorlar. http://starcraftturkiye.com/ da tüm ayrıntıları bulabilir ve multiplayercılar ile iletişime geçebilirsin