Bulgaristan, Romanya gibi ülkelerin kadınları 20 yıl kadar önce ülkemize gelip açlık yüzünden fahişelik yapıyorlardı.. Bakın ne hale geldik.. Sağ olasın iktidar..
Edirne'de pazarcılar anlatiyor;
"Bulgarlar her hafta peynir, zeytin, tereyağı manda sütü ne varsa silip süpürüyorlar, somun ekmek, sucuk, et ne varsa alıp götürüyorlar" diyorlar. Sınırda kota yok.
Bulgarlar her seferinde aynı Leva ile daha fazla şey almalarını görgüsüz bir şekilde paylaşıyorlar ve buna da"yağma" diyorlar...
Normal şartlarda her ülkenin belli bir alışveriş kotası olur. İhtiyacı aşan anormal alımlar gümrüğe takılır. Bir araçta 1-2 kg normaldir ama 8 peynir tenekesini aracına alan adam var. Edirne gibi bir şehrin İstanbul'u beslemesi gerekir Bulgaristan'ı değil. Öncelik iç pazardır.
Edirne'de pazarlardaki peynir, zeytin vb. büyük kısmı da Rami ve Bayrampaşa'dan toptan alınan ürünler. Yani Trakya kendi üretimini satmakla kalmıyor İstanbul'un gıdasını da tüketiyor. Biz Leva ve Euro kazanmıyoruz ama tüketen, Leva ile GÜMRÜKSÜZ alıyor.
Sadece Edirne'de pazarlarda değil marketlerde de bu alımları izleyebilirsiniz. Bim, a101, Migros, bizim market gibi yerlerdeki tüm ürünler ile Bulgaristan marketleri dolduruluyor. Vergisiz gidiyor bunlar dışarıya ve ülkemize katkısı yok, zararı var.
Dünyada ancak bir muz cumhuriyetinde isteyen komşu ülkedeki bir malla istediği kadar aracını doldurup ülkesine gidebilir.
Bizim şu anda sadece tarım politikamız değil gümrük politikamız da nanay. Tarım şeysi arkadaşın, tarım zaten şeyinde değil ona eminiz ama bari gümrük şeysi olan biraz ilgili olsun. TL nin değer kaybından beri Trakya'da tüm üretimin %40'ı Bulgaristan'a akıyor. İstanbul'un talebine yetişilemiyor.
Yemden de bağımsız bir artış var şu anda süt ürünlerinde. Çünkü aynı malı hem içeriye hem de dışarıya Euro ve leva karşılığı satmanın önünde bir kota, bir kural ve bir engel yoksa adam tutar güvenilir bulduğu leva ve Euro ile malını satmak ister. Mal piyasada azalır fiyat artar.
Şu anda Türkiye Cumhuriyeti'nin bir tarım politikası olmadığı gibi gıdayı millî güvenlik kabul eden anlayışı da yok. Unutmayın Çanakkale'de askere yemek bulanamaması da tam bu şekilde olmuştu.
1920'lerde ülke işgal altında iken Anadolu'da Yunan ordusuna pirinç satan kasaba esnafı zihniyeti ne ise şimdi de ülkenin iç üretimini sıfıra çekip ülkeyi sanki kapütilasyonlar dönemindeki gibi tümüyle sömürgeci güçlerin pazarı yapan zihniyet aynı!
Fakirlik döneminde ülkeler öncelikle gıda ithalatını durdurur ve zorunlu malların ihracını ülke iç talebi öncelikli olacak şekilde düzenler. Hayatidir bunlar!
Çin, Dünya'nın en büyük pirinç üreticisi olmasına rağmen uzun yıllar pirinci satmadı ve ülkesinde ucuza verdi. Pirinci hep Hindistan sattı. Çünkü Çin'de halkın temel gıdası buydu.
Dünya'nın gelişmiş ekonomilerinde iktidarlar özellikle gıda maddelerinin bazılarının yurtdışına hoyratça ve hovardaca satışını sıkı kontrol altında tutarlar çünkü bilirler ki temel gıda maddelerini bulamayan toplumlarda toplumsal olaylar belirir ve halk hareketleri başlar.
Biz, muz cumhuriyeti değiliz. 3-5 altın dişli Bulgarın, para birimimizle alay edip ucuz, "tüm pazarı alır giderim" diye aşağılayacağı bir ülke hiç değiliz.
Bize en kısa sürede doğru düzgün tarım politikalari üretecek bir iktidar lazım, aksi takdirde kuru ekmek soğan edebiyatı yapan gerzeklerin bahsettikleri günleri ülkece görmemiz yakındır...

BeğenFavori PaylaşYorum yap