Netflix'in Mindhunter dizisi çok güzel olmuş. Pek "seri katili bulmaya çalışan detektifler" konulu dizileri sevmem. Hepsi birbirinin neredeyse aynıdır ve genelde tek bir cinayet için birkaç bölüm harcanır, ufacık bir ipucunun bulunması abartılır, acayip yavaş ilerler. Oldukça kaliteli bir iş çıksa da ortaya günün sonunda "ne öğrendim?" sorusuna verecek bir cevap yoktur pek. "Detektifleri parmağında oynatan katil" temasından farklı birşey görmeyiz. Mindhunter ise olaya daha farklı bir açıdan bakıyor. Dizinin anlatmak istediği ipuçları bulmak, cinayetleri çözmek değil, seri katillerin psikolojisini ortaya çıkarmak. Ki bunu da gerçek olaylara dayanarak anlatıyor.
Mindhunter FBI eski ajanı John E. Douglas'ın anılarını anlattığı Mind Hunter: Inside FBI’s Elite Serial Crime Unit kitabından uyarlama bir dizi. 1979 yılında, FBI Davranış Bilimleri Birimi isimli, "seri katil" kavramını literatüre sokan, katillere o güne kadar hep yapıldığı gibi "sadece deli" şeklinde yaklaşmak yerine onların düşünme şekillerini çözüp psikolojik değerlendirme yapan birimin çalışmalarını konu alıyor. Bu birim daha önce yakalanmış azılı katillerle hapiste konuşup onların profillerini çıkarıyor, geçmişlerinde bu raddeye gelmelerine sebep olan olayların neler olduğunu araştırıyor. Tabi bu yaklaşım daha önce görülmemiş birşey olduğu için önlerine çok fazla bürokratik engel çıkıyor. Bunun yanında insanların tepkileri de pek hoş olmuyor.
Diziyi David Fincher yönetiyor. Ancak sadece ilk iki ve son iki bölümü. Dizinin yayımlanan sezonu toplamda 10 bölüm zaten. Arada kalan 6 bölümde David Fincher'ın olmaması kendini belli ediyor. Tabi bu 6 bölüm çok kötü anlamında değil, sadece David Fincher'ın olduğu bölümler kadar iyi değiller. Oyunculuklar güzel. Özellikle Fringe'de Olivia Dunham karakterini canlandıran Anna Torv'u tekrar görünce baya sevindim. Dizi doğası gereği biraz ağır. Yani öyle aksiyon sahneleri beklemeyin ki hiç yok zaten. Çok fazla kanlı sahne yok. Hatta neredeyse hiç yok. Dizinin olayı suçları çözmek yerine psikolojiyi anlatmak demiştim zaten. Bu yüzden sadece ağır tasvirler ve fotoğraflar var.
Dizinin iyi olmayan tarafları yok mu elbette var. Mesela sezon finalini pek beğenmedim. Beğenmeme sebebim kötü olması değil, normal bir bölüm sonu gibi bitmesi. Bunun dışında bazı olaylarda kopukluk hissi var. Bazı olayların sonları hakkında daha fazla bilgi vermesi gerektiğini düşünüyorsunuz dizinin ancak vermiyor. Böyle bir kopukluk. Bilerek yapılmış bir şey de olabilir tabi bilemiyorum.. Gerçekte o olaylar öyle yaşandığı için, başroller de o olayların devamını bilmedikleri için öyle bırakılmış olabilir. Sonuç olarak tavsiye ederim. Yalnız dediğim gibi Sherlock Holmes gibi bir olay yeri inceleme dizisi veya katil kovalamacası beklemeyin. Psikoloji dizisi.

Çok güzel
Sezon sonunda egosunun onu nerelere sürüklediğini görüyoruz aslında, Kemper'ın karşısında en sonunda çözülüyor zaten. 2. sezon o kadar basit geçmez 🙂
Güzel bir yazı olmuş. Beni etkileyen büyük olaya giderken(2. sezon) her bölüm ufak ufak gösterdikleri o sahneleri oldu.
İsim Hannibal serisinden Manhunter'ı anımsattı. Yazınıza bakılırsa fazlasıyla ilgimi çekecek gibi duruyor.
İzleyeceğim, teşekkürler duyurduğunuz için.
Afişi beğenmedim. Donnie Darko'yu çağrıştırıyor.
Anna Torv varsa izlerim. Her bir Fringe oyuncusunun kredisi çoktur benim gözümde. ( John Noble'nin ki sonsuz tabii ki.)
Bende ne izliyim diye araştırma yapıyordum. Teşekkürler
Dizi güzel, özellikle Ford'un dönüşümünü ekibin ilerlemesiyle paralel olarak adım adım izlemiş oluyoruz. Senin de defalarca belirttiğin gibi aksiyon değil anlam ve diyalog bekleyenlere yönelik bir yapım.
6. bölümde Ocasek denen karakteri seslendiren kişi bir Türk imiş. 🙂 https://www.youtube.com/watch?v=JQ7d52tMQrg