https://www.youtube.com/watch?v=tCzwCdYn_hU
50 yaşına gelince insan bazı şeyleri daha iyi anlıyor. Meğer çocukluğum, o zamanlar hiç farkında olmadığım kadar güzelmiş. 80’lerde çocuktum; sabah gözümü açar açmaz sokağa fırlardım. Annemin pencereden “Akşam olmadan eve gel!” diye seslenişi hâlâ kulağımda. Dizlerimiz yara içinde, ceplerimiz misket dolu, üstümüz başımız toz toprak olurdu. Bazen bir topun peşinde saatlerce koşar, bazen de kaldırımın kenarında oturup elimizdeki gazozu paylaşırdık. Eve geç kaldığımda kapıyı açan annemin yüzündeki kızgınlıkla merakın birbirine karışmış hâlini bugün çok iyi anlıyorum. Babamın eve geldiğinde ayakkabılarını çıkarıp televizyonun karşısına oturuşu, sobanın yanında kuruyan çorapların kokusu, bayram sabahları erkenden uyanıp yeni ayakkabılarımı giymek için sabırsızlanmam... Hepsi dün gibi. Şimdi kendi hayatım, sorumluluklarım, telaşlarım var. Ama bazen eski bir şarkı duyduğumda içim birden burkuluyor; sanki zaman geri sarılıyor ve ben yeniden o dar sokakta, dizlerim yara içinde, cebimde üç beş misketle eve dönüyorum. Keşke o günlerde bir gün durup etrafıma bakabilseydim. Çünkü şimdi biliyorum ki o sıradan sandığım günler, hayatımın en kıymetli günleriymiş.

Vangelis - To the Unknown Man (Audio)

Vangelis - To the Unknown Man (Audio)Listen on Spotify - http://smarturl.it/VangelisspotifyListen on Apple Music - http://smarturl.it/vangelis-appleAmazon - ...
BeğenFavori PaylaşYorum yap