TT'deki servis kesintisi analizi

Merak edenler için Turk Telekom'daki servis kesintisine istinaden yaptığımız incelemenin biraz teknik de olsa detayını paylaşayım. Yaptığımız inceleme Turk Telekom ortamına erişimimiz olmadığı için bazı durumlarda varsayımlardan ibaret kaldı. Ancak bunları diğer ihtimalleri de düşünerek doğrulamaya çalıştık.

Turk Telekom'um uzun süre servis kesintisi vermesinin nedeni bir nevi baz istasyonları için DNS servisi gibi çalışan MME sunucularına olan kesintiden kaynaklanıyor. MME sunucuları, baz istasyonlarına cep telefonu ile ilk bağlantı yapıldığında hangi operatöre kayıtlı olduğunuzun sorgulandığı (HSS Service), aynı zamanda telefon görüşmesi yapacağınız kişinin hangi operatörün hangi baz istasyonuna bağlı olduğunu bulup aradaki bağlantıyı sağlayan, her operatörün bölge başına en az bir adet bulundurduğu servislerdir. Aldığımız duyuma göre (TT ortamına erişimimiz olmadığı için bu kısım duyum olarak kaldı) İstanbul bölgesinde master olarak ayarlanan MME sunucusu çöktüğünde İstanbul bölgesine yedek (slave) olarak çalışan MME sunucusunun devreye girmesi gerekiyordu. Ancak bütün MME servisleri master olarak ayarlandığı için (yanlış konfigürasyon yapılmış) ilk etapta prioritization yapılamadı ve yedek MME servisine erişilemedi. Bu durum detaylı analizler yapıldıktan sonra anlaşılabildi ve hata düzeltildi. Konfigürasyon değişikliği olduğundan durumun düzelmesi zaman aldı. Bu tahminimiz şu şekilde doğrulayabildik: Bazı kullanıcılar cep telefonları ile internete girebilmelerine rağmen başkalarını arayamadılar. Çünkü baz istasyonlarında veri iletimi S1-U denilen ayrı bir bağlantı ucundan sağlanmaktadır. Daha detaylı bilgi için: https://www.netmanias.com/en/?m=view&id=blog&no=5926

TT'den yapılan açıklamada servis kesintisine nedenin trafik yoğunluğu olduğu belirtildi. Ancak operatörlerde operasyonel olarak afet yönetimi kapsamında alınması gereken önlemler var ve bu önlemler yeterince alınmamış görünüyor. Trafik yoğunluğu ülke genelinde yaşandı ama diğer operatörlerde bu tür kesintiler olmadı. Bu durum diğer operatörlerde kriz yönetiminin daha etkin şekilde yapıldığını gösteriyor.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Akkuyu Nükleer Santrali ve Nükleer Santrallere Bakış

Nükleer ile ilgili tartışmalar uzun zamandır gündeme gelmeye başladı. Bir buçuk yıl Viyana'da Birleşmiş Milletler bünyesinde CTBTO'da (http://www.ctbto.org) çalışan birisi olarak, yan binada IAEA (http://www.iaea.org) bulunmasından ötürü aldığım sayısız eğitim, bir sürü seminer sonrasında edindiğim bilgilerin bir kısmını bir blog yazısında paylaşmak istedim. Aslında aldığım eğitimler çoğunlukla nükleer bombalar üzerineydi ama seminerlerden santraller hakkında da bilgi edinme şansı buldum.

CTBTO nükleer patlamalar ve sonrasında bu patlamayı isteyerek ya da istemeden gerçekleştiren ülkeyi saptayan ve yaptığı anlaşmalar çerçevesinde yaptırıma tabi tutan bir kuruluş. Dünya genelinde 1945 yılından beri aşağı yukarı 2000 adet nükleer bomba testi yapıldığı düşünüldüğünde, CTBTO'un önemi biraz daha artmakta.

Öncelikle nükleer santrallerin yapısından biraz bahsedelim. Nükleer santralleri prensipte termik santrallerden ayıran tek kısım suyu kömür yerine nükleer fisyona (çekirdek ayrışması) tabi tutulan uranyum çubuklarının zincirleme reaksiyonu sonrası elde edilen enerjiyle ısıtması. Tabi prensipte diyoruz aslında teknolojisi çok daha ileride olan bir yapı; bir nevi çelikten yapılmış bir reaktör içerisinde kontrollü olarak patlatılan bir nükleer bombadan bahsediyoruz. Elbette birden fazla gelişmiş güvenlik önlemi ile reaktör güvenliği sağlamlaştırılıyor. Reaktör içerisinde yer alan su uranyum yakıt çubukları ile ısıtıldıktan sonra buhar haline geliyor ve yüksek basınç ile bir hazneden püskürtülüyor. Bu buhar daha sonra bir türbini çeviriyor bu türbin de elektrik jeneratöründe hareket enerjisinden elektrik enerjisine çevriliyor. Aşağı yukarı basitçe bir döngünün ilk safhasını açıklamış olduk. Bundan sonraki problem bu su buharının tekrar soğutulma ihtiyacı. Bu su buharı doğrudan uranyum yakıt çubuklarına temas ettiği için radyoaktif ve kesinlikle atmosfere salınmaması gerekiyor. Bu nedenle soğutma kuleleri yardımıyla tekrar su haline getiriliyor ve aynı döngüyü tekrarlaması için reaktöre yönlendiriliyor.

Nükleer santrallerin su kaynaklarının yakınlarına kurulma ihtiyacı işte bu yüzden. Soğutma Kuleleri denizden aldığı suyu metal bir korunağın etrafına ileterek kapalı kutunun içerisindeki reaktör ağır suyunun soğutma işleminin gerçekleştirilmesi sağlanıyor. Hatırlarsanız reaktör suyunun radyoaktif olduğunu söylemiştik. Bu yüzden metal bir kutunun içerisine radyoakfif olan su alınıyor. Deniz suyu ile de bu metal kutunun dış cephesi soğutuluyor. Ve haliyle içindeki su da soğutulmuş oluyor. Bu sayede reaktör suyu hiçbir şekilde denize ya da atmosfere temas etmiyor.

Uranyum metali doğadan çıkarıldığı halde kullanılamıyor. Öncelikli olarak zenginleştirme olarak adlandırılan, Uranyum madenindeki "fissionable" yani zincirleme reaksiyona uygun olan u235 izotopu ayrıştırma işleminden geçiriliyor. Reaktör kullanımı için u235 oranının yakıt hücresindeki oranı en az %10 seviyesinde olması gerekiyor. Bomba yapımı için ise bu oran %90. Nükleer zenginleştirme yapan ülkeler az sayıda olduğu için uranyum yakıtı bu ülkelerden temin etme ihtiyacı doğuyor. Aynen petrolde olduğu gibi nükleer yakıt piyasasının siyasileştirilmiş olması bu nedendendir.

Türkiye kesinlikle nükleer teknolojiye sahip olmalı. Buna karşı çıkan çok fazla kişi olduğunu sanmıyorum. Ama Akkuyu modeli doğru bir model değil. Hükümet kanadından "En iyisi olacak" dışında bir anlatım gelmedi. Haliyle kimsede net bir bilgi yok ya da herkes yanlış düşünüyor. Yanlış bilgileri sıralayalım:

1- Nükleer doğalgaz bağımlılığını bitirecek deniyor. Uranyum ağaçta yetişen birşey değil, yine yurtdışından ithal edilecek. Doğalgaz bağımlılığı bitecek uranyum bağımlılığı başlayacak.
2- Rosatom'un yap işlet devret modelinde Ruslar santralin hisselerinin en az %51'ine sahip olacaklar. Santral en az 15 yıl Ruslar'a ait olacak sonrasında Türkiye'ye devredilecek. Yani Türkiye'nin santrali olacak falan değil. Baya baya Ruslara ait olacak. Ruslar yapacak, Ruslar işletecek, istedikleri parayı kazandıkları zaman bize devredecekler.
3- Ruslara birim başına 12.5 cent’ten 15 yıl (yani 70-80 milyar dolar gibi bir para ediyor) alım garantisi verildi. Dolar her geçen gün artıyor. Her arttığında elektrik faturası da artacak. Enerji ucuzlamayacak daha da pahalılanacak.
4- Ruslar depleted (yani kullanılmış) uranyumu yani nükleer atıkları geri almayacak. Bu atıklar Akkuyu santralinde bulunan su depolarında sonu belli olmayan bir tarihe kadar saklanacak. Türkiye henüz atıklarla ilgili herhangi bir ülkeyle anlaşma yapmış değil. Yaptığı zaman (ki eğer yapılırsa) bir de ona para verilecek. Astarı yüzünden pahalı olacak.
5- Anlaşma teknoloji transferi öngörmüyor, yani Ruslar bize bu teknolojiyi öğretmeyecek. Silah yaparız falan diye ümitlenmeyin.

Bunlar aldığım eğitim ve araştırmalar sonucunda edindiğim bilgiler. Yanlış olduğunu düşünen ya da daha iyi bir kanıtı olan varsa yazsın tartışalım. Doğru bir modelle ülkenin nükleer enerjiye sahip olması kararlaştırılsın herkes destekler. Kimse bilgisizliğinden karşı çıkmıyor. Herkes ülkede atılan bir adımın doğru atılmasını istiyor. Nükleer teknoloji sadece santral ya da bomba yapımı için sahip olunması gereken bir teknoloji değil. Ucu açık ve gelişmekte olan bir teknoloji. Büyük şirketler temiz nükleer reaksiyonların çaresini arıyorlar. (bkz. mr. fusion :)) Uranyum dışında çevresel atıkları füsyona tabi tutmanın yollarını arıyorlar. Türkiye de bu teknolojiye sahip olması gerekir elbet. Ama amatörce anlaşmalar yaparak değil. Kararlı bir politika izleyerek.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 8 / 13
  • ALİ KÖPRÜLÜ @alikoprulu29

    Bomba gibi bir yazı olmuş 😀 Bundan 15 yıl önce bu santral bitmiş olsaydı bugün %100 sahibi olmuş olurduk, zaman çabuk geçer, ayrıca bir çok konuda bilgi sahibi olur, ürün üretir ve üretimde çeşitlilik sağlamış olurduk. Yetişmiş insan sahibi olmuş belki de uranyum zenginleştiren ülkelerden birisi olmuş olacaktık. Şimdi bu dediklerim ancak 2020 sonrası yıllarda gerçekleşecek.

    • wilhem @wilhem

      @alikoprulu29 Teşekkürler. 🙂 Tabi nükleer santral bittikten 15 yıl sonra tamamen bize ait olacak mı olmayacak mı bunu zaman gösterecek. Herhangi bir anlaşma metni paylaşılmış değil henüz detayları yüzde yüz bilmiyoruz. Teknolojisini elde etmek daha çok ilgimi çekiyor. İzleyip göreceğiz 🙂

  • Fatih Kınık @fatihkinik

    Ruslar zekidir, kolay kolay bedavay bir şey vermezler. böyle olduğu zaten biliniyor. ama teknolojiyi öğretmiyecekleri konusunda şüpheliyim. Bize santral şöyle yapılır şu kiriş buraya konur demeyeceklerdir , fakat Rusyada akkuyu için yetişen bir sürü öğrenci var. onlar sonuçta bu işi orada öğrenip gelecekler. bu işler akşamdan sabah olmaz. bir yerden başlamak gerek. ki zaten baya geç kaldık.

    • wilhem @wilhem

      @fatihkinik 1982 yılından beri zaten Türkiye'de Hacettepe ve İTÜ'de Nükleer Mühendislik bölümü var. 1000'e yakın da mezun verilmiş bu zamana kadar. Bu öğrencilerin Rusya'ya gidiyor olmalarının sebebi siyasi sebeplerin dışında hem mevcuttaki nükleer mühendislerin yurtdışına göç etmiş olmaları nedeniyle oluşan açığı kapatmak hem de kurulacak olan reaktörün yapısını öğrenmek. Dünyada daha önce hiç kullanılmamış bir reaktör tipi kurulacak ve bu konuda tek eğitimi Rusya'daki üniversite veriyor. Haliyle kendi icatları olan reaktörün eğitimini de kendileri veriyorlar gibi düşünebiliriz.

  • Fırat Duran @firat_duran

    Pahalı olabilir ama durum herşeyde böyle. Sonuçta işin ucunda "öğreneceğiz" kelimesi var. Yani bir çok kişi eğitim için çoktan Rusyaya gitti ve eğitim görüyor. Santral için gerekli materyal ve bilgilere de sahip olacağız. Birincisi ikincisi pahalı olabilir ama sonunda ucuzlayacak. Çünkü herşeyde böyledir. 20gb hdd zamanında bir asgari ücretken şimdi 200 liraya TB alıyoruz. Bir de 80-90 milyar dolar 15 yılda birşey değil.
    Devletin de artık güneş panellerine ve rüzgar enerjisine daha da yönelmesi gerek. Konutları da bu yönde teşvik ettirmeli bence.

    • Fatih Kınık @fatihkinik

      birşeyleri öğrenene kadar böyle tatsız anlaşmalar yapacağız çare yok

    • wilhem @wilhem

      @firat_duran Pahalı olmasının sebebi Dünyadaki uranyum maden rezervlerinin veriminin düşmesi. Eskiden yüzde 5'in üzerinde verimi olan madenler pahalı bulunup tenezzül edilmezken şimdi binde birlik madenlerde mecburen işlemek zorunda kalınıyor. Bu verim düşüşü madenin işleme maliyetini her geçen gün daha da arttırıyor. Malesef zamanla ucuzlayacak birşey değil.

  • Emre @emre1393

    Kaba inşaatını Mehmet Cengiz yapıyor, yoksa nükleer falan hikaye. Şu an ki fiyattan da daha pahalıya elektrik satacaklar millete ihaleye göre.