Focusrite Scarlet 2i4 (Harici Usb Ses kartı) İncelemesi

Merhabalar.

Müzikle hobi amaçlı olarak uzun zamandır ilgileniyorum. Bir ses kartı almanın vakti geldi diye düşünmeye başladım çünkü onboard ses kartının bariz şekilde çok zayıf kalan kısımları var.

Öncelikle neden ses kartına ihtiyacım olduğunu anlatmam lazım. Bilgisayarda müzik yaparkan kayıt alabilmeniz, doğru giriş (in) ve doğru çıkış (out) lara sahip olmanız, müzik programında gecikme (latency) süresini düşürmeniz ve en önemlisi "doğru" sesi alabilmeniz lazım. Oyun için tasarlanan yüksek fiyatlı ses kartları ile müzik için tasarlanan kartların arasındaki en büyük fark giriş/çıkış portlarının farkları ve sesi size iletmedeki mantık farkıdır. Oyun için tasarlanan kartlar size "güzel" ses vermeyi sağlar. Müzik için tasarlanan kartlar ise size "doğru" ses vermek için tasarlanmışlardır. Ayrıca müzik için tasarlanan kartlarda kulaklık ve mikrofon amfileri (güçlendirici) karta dahildir.

Tüm bunları düşündüğümde ve bu noktada araştırdığımda Focusrite Scarlet 2i4 benim için fazlasıyla yeterli ve uygundu. Bir diğer özelliği olan 2x2 4 çıkış sayesinde DJ performansı/kayıt esnekliğine sahip olmasıydı.

Kartın özelliklerine geçmeden önce malzeme kalitesinden bahsedelim. Kartın dış yüzeyi (üst, alt, sol, sağ) kırmızı renk yekpare tek parça güçlendirilmiş aliminyumdan oluşuyor (anodised aluminium unibody). Ön ve arka kısımlar ise (düğme, bağlantı, vb) siyah renk çok sağlam plastik. Dolayısıyla çok sağlam ve güvenilir bir duruşu var.

Ölçüler ve ağırlık, 210mm(g), 48mm(y), 140mm(d), 890gr(a)...

Kartın ön kısmında mikrofon ya da enstruman kayıtlarında kullanacağımız iki adet XLR/ ¼ “ TRS bağlantısı bulunmakta. Ayrıca kayıt esnasında aşırı ses gitmesini engellemek için seviye (gain) düğmelerine sahipler (knob). 48V düğmesi (uygun mikrofona uygun ve güçlü elektrik akımı sağlar), Stereo/Mono seçici, kanal seçiçi, direct monitoring seviye ayarı düğmesi (knob)(o an alınan sesi mi yoksa bilgisaya kaydedilen sesimi dinleyeceğinizi istediğiniz seviyeye göre ayarlayıp dinleyebilmeniz için), input/playback düğmesi (knob), kulaklık girişi ve ses seviye ayarı (knob) 'na sahip.

Arka kısımda ise USB bağlantısı, midi in/out, 2x2 unbalanced(RCA), ve 2 adet balanced (TRS) çıkış bulunmakta. TRS balanced çıkış önemli keza eğer stüdyo kalitesinde (monitor) bir hoparlöre sahipseniz yapabileceğiniz en iyi bağlantı bu şekilde sağlanıyor. Bu kartı alma sebeplerimden biriside bu iki çıkışa sahip olmalarıydı.

Karta normal bir hoparlör bağlamayı ancak kulaklık çıkışından sağlayabiliyorsunuz. Bende Sennheiser HD 215 kulaklık var ve karta takıp ses seviyesini yarıya gelince kulaklıklar titremeye başladı. Yani kulaklık çıkışı amfisi çok çok kuvvetli. Bu iş için özel üretilen stüdyo (monitör) bir hoparlör aldığınızda ise arkadaki "gerçek" çıkışlara bağlıyorsunuz

24-bit, 96 KHz (96000 Hz) kayıt alabiliyor. Aynı fiyata daha yüksek Khz kayıt imkanı veren kartlar vardı ama 44100 Hz' nin ses CD si kalitesi olduğunu düşününce kartın değeri baya yüksek. Zaten yüksek Hz kayıtlarda sisteminiz çok zorlanıyor ve benim diyen adam bile aradaki farkı çok çok zor anlar.

Latency (gecikme) değerini Ableton Live 9'da 44100 Hz de 512 Samples'da 26,3 milisaniyeye kadar düşürebildim. Onboard ses kartında bu değer 8200 Sample ve 186 milisaniyeydi. Anlamayanlar için söyle izah edeyim. Midi klavye kullanırken ya da ses kaydı sırasında bilgisaya iletilen ses önce dönüştürülerek kaydedilir, kaydedilen ses ise dönüştürülerek hoparlöre/kulaklığa verilir. Bu işlem dolayısıyla bir vakit alır. Örneğin mikrofonla ses kaydı alırken onboard ses kartı kullanıyorsanız hoparlörden sesiniz geç çıkar. Bunun sebebi budur. Milisaniye değeri ne kadar düşükse o kadar iyi (gecikmesiz) ses alırsınız. Kısaca bu kartın gecikme değeri beni tatmin etti 🙂

Kartın fiyatı peşin 600 tl civarında. 200 tl ekleyip bu kartın bir alt modeli + kulaklık + mikrofon barındıran Focusrite Scarlet Studio versiyonunu alabilirsiniz. Fakat birkaç ekstra özellik ve TRS balanced özelliği yüzünden tercihim bu kart oldu. TRS balanced kulanma niyetiniz yoksa ve yeni başlıyorsanız Focusrite Scarlet Studio versiyonu sizin için daha iyi olabilir. Mikrofon ve kulaklık yeni başlayanlar için gayet iyi ve kaliteli.

Kutusunda Cd çıkmadı fakat güncel driver kullanıyoruz hepimiz zaten. Ableton Lite8 kodu, Scarlet Plug-in Suite kodu, ve Novation Bass Station adlı VST kodu bize hediye olarak veriliyor. Ha birde tabiki USB bağlantı kablosu var o kadar.

Bu kart segmentinde farklı markalarında iyi ses kartları mevcut. Almadan önce ihtiyaçlarınızı düşünerek karar verirseniz iyi olur.

Ben gönül rahatlığı ile bu kartı tavsiye ediyorum. Henüz bi yamuğunu görmedim 🙂

http://us.focusrite.com/usb-audio-interfaces/scarlett-2i4

BeğenFavori PaylaşYorum yap

The Stanley Parable

Bir süredir duyduğum ama oynama fırsatı bulamadığım The Stanley Parable (TSP) 'ı niyahet oynama şansına sahip oldum. Bir incelemeyi hakettiğini kesinlikle düşünüyorum.

TSP, sıradan olmayan ve çok fazla "son" a sahip olan bir keşif oyunu.

Half Life 2'nin oyun motorunu kullanıyor ve önceki senelerde bir "mod" olarak tasarlandı. İlk başta oyuncular tarafından algılanamayan bu mod geliştirildi ve bir oyun olarak karşımıza çıktı.

Öncelikle aklınızdaki klasik oyun mantığını ve dinamiklerini devre dışı bırakın. Oyunda bir düşmanımız ya da bir silahımız yok. Hatta zıplama bile yok. Hatta bir oyun mu oynuyoruz, oyun mu bizle oynuyor o kısmı hala çözemedim.

Stanley, ufak ofisinde patronlarından gelen emirleri bilgisayarının başında tuşlara basarak gerçekleştiren, mutlu bir ofis çalışanıdır. Birgün alışılmışın dışında bir olay olur ve bilgisayarına emir gelmemeye başlar. Üstelik ofis çalışanları etrafta yoktur. Bu andan itibaren oyunumuz start alıyor.

Stanley 'nin aklındakileri oynayıcıya belirten ve oyunu yönlendiren bir "dışses" var. Zeki, alaycı, espirili ve bir o kadar da sinir bozucu olabilen bir dış ses. Bu dış ses o an olan durumla ilgili bize bilgi ve öneri getiriyor ama bunu yapıp yapmamak size kalmış. Örneğin karşınıza gelen iki kapıda sol kapıdan gitmenizi söylerken siz sağ kapıyı tercih edebilirsiniz. Dışsesin sözünü dinlemeyip farklı yollardan giderseniz, size kızabiliyor veya sizin için endişelenebiliyor.

Bu tercihlerinizle beraber sayısız kombinasyona sahip bir ilerleme mantığı devreye sokuluyor. Keşfedebileceğiniz birden çok farklı yol ve son bulunuyor. En önemli nokta oyunda tek bir "son" yok. Oyun da dış mekan yok (yoksa var mı?). Ofis binasında geçiyor (nasıl bir ofis binası). Oyunun mantığı bu. Ya söylenene uy, ya da uyma. Ya da ikisini harmanla.

Minecraft ve Portal gibi oyunlara göndermeler yapılmış. Güncelliğini kaybetmiş oyun motoruna rağmen görsel tat ve grafik anlayış çok başarılı.

Oyunu anlamak ve keyfini çıkarmak için (dışses) belli bir düzeyde ingilizce (belkide iyi) bilmeniz gerekiyor. Türkçe altyazı desteği yok. Bunu için bir paket (unofficial) mevcutmuş ama detaylı bilgim yok.

Spoiler vermemek için daha fazla anlatmak istemiyorum ama spoiler vermek istesem bile bunu nasıl anlatabilirim gerçekten bilmiyorum. Uzun zamandan beri beni bu kadar içine çekebilen bir oyun oynamamıştım. Günümüz oyun piyasasında belli bir sıradanlık ve yaratıcılık eksikliği var. Genel olarak görsele yüklenilmiş durumda. Aynı Amerikan sineması gibi. Senaryo kıtlığından hiç bahsetmiyorum bile. Tüm bu durumları düşündüğümde TSP başlıbaşına çok farklı, çok başarılı ve orijinal olarak alınması gereken bir oyun.
Battlefield, Call of Duty gibi oyunlardan başka oyun algısı olmayanlar ve sıfır derecede ingilizce bilenler bu oyuna bakmasınlar.

Artılar:

Farklılık
Seslendirme ve sesler
Senaryo
Kombinasyon zenginliği
Güncel olmayan oyun motoruna rağmen başarılı görsellik.

Eksiler:

Türkçe altyazı desteği yok.
Hedef kitlesi kısıtlı.

http://www.stanleyparable.com

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Akai MPK Mini Midi Controller İncelemesi

Akai MPK Mini, bilgisayarla müzik yaparken çok yönlü olarak kullanabileceğiniz bir midi controller. Ben Ableton Live ve MPK Mini' yi aktif olarak kullanıyorum ve çok memnunum.

Önce konuya biraz yabancı olanlar için Midi Controller nedir, ne değildir olayına biraz girelim.

Bilgisayarda müzik yaparken kullandığınız müzik programı bize birçok parametre sunar. Biz bu parametleri klavye ve mouse ile konrol ederiz. (örmeğin Photoshop ta bir katmanın opaklık değerini 0-100 değer arası mouse ile ayarlarız)...Midi Controller bize bu parametleri kendi üzerinde bulunan tuşlara atayabilme ve bu tuşlar üzerinde mouse ve klavyeden bağımsız olarak kullanabilme olanağını sağlar. Kısaca Photoshop taki opaklık değerini sağa sola elimizle çevirebildiğimiz bir düğmeyle değiştirebileceğinizi düşünün. Ayrıca üzerinde bulunan piyano tuşlarla kullandığınız müzik programındaki seçili sesi çalabilime imkanı bize yaratır. (aşağıdaki fotoğrafta kullandığım müzik programındaki parametlerin MPK Mini nin tuşlarına atanmış halini görebilirsiniz. Dikkat ederseniz program ile aletteki parametre/tuş görünümleri aynı değerlerde)

Yukarıda saydığım olanaklarla klavye ve mouse tan bağımsız olarak iki elinizi kullanarak daha gerçeğe yakın ve doğal bir müzik üretme şansınız doğar. (ve daha kolay)

Bir Midi Controller bir org ya da synthesizer gibi tek başına ses çıkartamaz. Bir bilgisayara ve bilgisayarda kullandığınız müzik programına ihtiyaç duyar. Bir org ya da synthesizer gibi müzik aleti değildir. Adından da belli olduğu gibi bir kontrol arabirimidir. Dolayısıyla nispeten ucuz aletlerdir.

Şimdi gelelim Akai MPK Mini ye

Öncelikle fiziksel özelliklerinden bahsedelim. Alet; çook ufak ve çook hafif. Genişliği 31 cm, derinliği 18 cm, yüksekliği ise 5 cm civarında. 13" Macbook Pro nun önüne hizaladığımda genişliklerinin aynı olduğunu gördüm. Ağırlığı ise tam 1 kg....(aşağıdaki fotoğrafta kurşun kalem ile oranlayabilirsiniz)

Sadece bilgisayarda kullanabiliyorsunuz ve giriş çıkış olarak sol yan tarafında bir adet USB çıkışı var.

Alet 4 bölgeden oluşuyor. Sol tarafında programlama, oktav, vb. gibi ayarlarını yaptığınız 10 adet ışıklı tuş, orta tarafında 8 adet pad, sağ tarafında 8 adet knob, alt tarafında ise 25 adet yarı hassasiyetli mini piyano tuşları var.

Pad: Kare şeklinde parmağınızla üzerine vurarak kullandığınız hassaslık derecesi olan alan. Pad lere vurarak davul çalabilirsiniz.

Knob: Soldan sağa çevirerek kullandığınız yuvarlak düğme.

Pad lerin ve piyano tuşlarının hassasiyeti gayet yeterli. Piyano tuşları standart piyano tuşlarına göre baya küçük. İlk başta zorlanabiliyorsunuz ama alışınca ufak olmasının avantajı var.

Malzeme olarak ilk başta kalitesiz bir izlenim aldım ama kullandıkça malzemenin dayanıklılığı beni şaşırttı. Pad lerine baya acımasız davranmama rağmen ilk günkü gibi çalışmaya devam ediyor.

Akai MPK Mini nin bence en önemli özelliği üzerinde hiçbir fazlalık yok. Programda kullanacağınız en basit ve temel özellikleri barındırıyor. Kısaca çok ufak ama çok işlevsel 🙂 Ayrıca boyutları ve
hafifliği sayesinde çok rahat taşıyabiliyorsunuz. Mesela eski 13" Macbook Pro laptop ım la beraber sırt çantama koyup caddebostan sahilde kullanmışlığım var.

Şu an MPK Mini mk2 diye yeni versiyonu çıktı. Boyutlarını yine aynı ve bazı birkaç özellik eklemişler fakat bu versiyonu da gayet yeterli.

Fiyatına gelince çok ilginç bir durum var. Ben 15 ay önce 188 TL civarında bir parayla aldım. Şu anda 400 TL üzerinde bir fiyattan satılıyor. Bizlere hissettirilmiyor ama Türkiye'nin durumu iyi diyen insanlara kapak olsun demekten başka bir lafım yok arkadaşlar...

Merak eden arkadaşların sorularını cevaplamaya hazırım. Ayrıca youtube dan videolarına bakabilirsizin. Yazım dilinde hata etmişsem şimdiden kusura bakmayın...

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 6 / 8
  •   @pauselife

    Güzel yazı olmuş buna benzer cihazı ilk şu klipte görmüştüm 🙂 http://youtu.be/PkQ5rEJaTmk böyle parçalar çalıyorsan paylaş dinleriz

  • automatte @automatte

    Teşekkürler. Klipteki cihaz Teenage Engineering OP-1. Hem Synthesizer hem de controller...Çok güzel ama fiyatı da öyle malesef (900 dolar yurtdışı)...Klipteki gibi piyasa parça yapmıyorum. Keza profesyonel değilim. Daha depresif parçalar çıkıyor benden. Dinlemek istersen https://soundcloud.com/automatte

  • ismail alagaş @ismailalagas

    2020nin sonunda Merhabalar 🙂
    ben akai mpk mini3 aldım fakat olayın çok acemisiyim. cihazı hangi programla ve nasıl kullanacağımiza dair bilgiler verebilir misiniz. Şimdiden teşekkürler

    • automatte @automatte

      Ableton Live ile kulanıyorum. Nasıl kullanılacağı konusu çok uzun bir anlatım gerekir. Youtube' da sürüyle video var. Kullandığınız programa göre oradan tutorial video izlemeniz bence daha doğru bir öğrenim süreci oluşturur. "mapping midi controller", "using midi controller" gibi kelimelerle youtube araması yapmanızı tavsiye edebilirim.

  • Nedim Baysal @nedimbaysal

    İncelemeniz için teşekkürler, 7 yıl sonra bile birilerinin işine yarayabiliyor. Ben de 1 haftadır bulduğum her videoyu izleyerek bu hafta bir MPK Mini Play edineceğim fakat aklımdaki tek soru FL Studio , Ableton, Garage Band vs farketmez bir yazılımı öğrendikten ve mapping işini çözdükten sonra, mouse kullanmadan veya bilgisayar ekranına bakmadan midi controller üzerinden loop devam ederken diğer kanala (farklı enstrümana) geçiş yapabiliyor muyuz? Yani Üst üste 6-7 kanal loop için bilgisayar mouse ile uğraşmadan midi controller üzerinden bu geçişleri sağlayabiliyor muyuz? Şimdiden teşekkürler.

    • automatte @automatte

      Geç cevap verebiliyorum kusura bakmayın. Bildiğim kadarıyla öyle bir seçenek yok. Ableton' ın kendi arabirimi Push gibi kontrolcülerle (Push, Akai APC40, vb) dediğiniz özelliği kullanabiliyorsunuz. Henüz satın almamışsanız ve bütçeniz Akai MPKmini sınırındaysa NATIVE INSTRUMENTS KOMPLETE KONTROL M32 tavsiye ederim. Dediğiniz özellik onda da yok sanırım ama yanında gelen yazılım, ses paketi ve kalitesiyle daha iyi bir seçenek olacaktır. Tek eksiği üzerinde pad ler yok.

Bilgisayarla müzik ve Ableton Live 9 programı

Arkadaşlar öncelikle bu yazıda bilgisayarla müzik yapmaya başlamayı düşünenler ve bu paralelde kullanılabilecek popüler bir program olan Ableton Live 9'ı giriş seviyesinde anlatmaya çalışacağım.
Daha anlaşılabilir olması ve işin mantığını kavrayabilme açısından belli bir düzende madde madde ilerlemeyi düşünüyorum.

Ses
Önce biraz sesin tanımlamak gerek. Ses yaşadığımız dünyada maddedeki moleküllerin titreşmesi sonucunda oluşan basit bir mekanik düzensizliktir. Örneğin gitar çalarken gitar telinin çekilip bırakılması sırasında telde oluşan yüksek hızdaki titreşim havayla çarpışarak ses ortaya çıkartırlar. Uzun bir sopayı kılıç gibi salladığımızda çıkan sesi düşünün.

Müzik
Sesin biçim ve belli kurallar dahilin de anlamlaşdırılması olarak anlatmak yanlış olmaz. Müzikte devamlı olarak süren bir ses yoktur. Örneğin bir baterist belli aralıklarla davula vurur (ritim). Bir vokaist aynı konuşma gibi belli ses tonlarını belli aralıklarla çıkartır. Bugün binlerce çeşit müzik tarzı var ama genel olarak hepsi yukarıda anlattığım tanım çerçevesinden çıkmıyorlar.

Bilgisayarla müzik
Arkadaşlar öncelikle elektrik olmadan bilgisayarla müzik olmazdı. Bunu bilgisayar elektrikle çalışıyor mantığından anlamayın. Öncelikle geçmişi 1800'lü yıllara giden ve 1900'lü yılların ortalarında patlayan "synthesizer" durumlarını anlatmam gerekiyor ki mantığı anlayabilelim.

Telgrafın bulunan ilk elektronik müzik aleti olarak kabul edildiğini biliyor muydunuz? Telgraf, bir telgraf şebekesindeki elektrik akımını açıp kapatan bir anahtardır. Dolayısıyla burada elektrikle oynuyoruz. Eğlence şimdi başlıyor.

İnsanlar elektrik akımının (sinyallerin) oluşturulup dalga boyuyla oynayarak farklı sesler çıkartabildiğini fark ettiler. Zamanına göre hızlı ilerleyen teknoloji yardımıyla da klasik müzik aletlerinin seslerini çıkartabilen aletler yapmaya kalkıştılar. (en basit anlatımı böyle) 1800'lü yılların sonunda ilk "synthesizer" yapılmıştı bile.

Bir synthesizer nedir ve nasıl işler.

Robert Arthur "Bob" Moog 1900’ lü yılların ortalarında bugünkü halk arasındaki adıyla "org" olarak bilinen synthesizerların gerçek ve popüler anlamda kullanılabilir hali olan "Moog synthesizer" ı bir ürün olarak ortaya çıkardı. Dolayısıyla anlatırken "Moog synthesizer" ı örnek vermek istiyorum.

Üç veya dört oktavlık bir tuş sayısı olan üzerinde düğmeler ve kablolar olan ahşap bir kutu şeklinde bir "org" düşünün. (Google a bakabilirsiniz) Kutunun tuşları ise basit bir mixer, elektrik frekansını oluşturan (sinyal) üç adet "oscillator" adı verilen düğme alanı. ( üst üste üç tane akım sesini bindirip kombinasyon sayısını attırabilmek ). Bu akımların frekans ve dalga boylarını (sesi) bükebilen bir filtre alanı (cutoff, attack, decay, vs.) ve oluşan seslerin doygunluğunu ve en alt/üst seviyesini/süresini ayarlayan envelope alanı. Kısaca elektrik sinyalleriyle ses oluşturulur, filtrelenir, doydun hale getirilir ve bağlı olan amfiye iletilerek hoparlörden kulağımıza güzel bir ses olarak verilir. (Bu anlatımı neden yaptığı yazının ilerleyen kısmında anlayacaksınız.)

Günümüzde bilgisayarla müzik yaparken aynı photoshop gibi belli programlar kullanmamız gerekiyor. Photoshop'ta katmanları (layer) üst üste koyarak ya da renk tonlarını düzenleyerek çalışmalar yapılıyorsa müzik programlarının da çalışma mantığı aynı. Aradaki tek fark belli bir zaman diliminde ilerliyor olması. Müzik yapabilmemiz için kullandığımız üç adet yöntem var.

1- Gitar, vokal, vb. şekillerde ses kaydı almak.

2- Hazır ses loop ları (sample) kullanmak.

3- Midi sinyallerini müzik programında dönüştürerek ses oluşturmak.

Bilgisayar programları kendi içinde synthesizer' ı yapay ( yazılımsal ) olarak taklit eder. Yani yukarıda anlattığım Moog synthesizer mantığı programlarda yapay olarak bulunur. Midi sinyallerini alır ve aynı moog synthesizer' da olduğu gibi ses üretir. Günümüzde VST denilen (Virtual Studio Technology) yapay synthesizer ve efekt modülleri vardır. Bunları photoshop ta kullandığımız plugin olacakta düşünebilirsiniz. Fakat bunlar temel bir synthesizer’ a göre daha kapsamlıdırlar. (temel aynı)

Kısaca hazır ritim loop (sample) ları kullanarak ritmi, yapay synthesizer (veya VST) kullanarak basları oluşturup vokal kaydınızı oluşturulan müziğe koyarak en temel haliyle müzik yapabilirsiniz. Bura da tercih size kalmış. İsterseniz sadece ses kaydıyla da olayı bitirirsiniz.

Nelere ihtiyacımız var

( Bilgisayarla müzik ucu bucağı olmayan bir alan. Ben sadece yeni başlayanların ve ilerletmek isteyenlerin ihtiyacı olabilecek şeyleri listeliyorum. )

1- Bilgisayar.
2- Müzik programı.
3- Ses kartı.
4- Midi Controller.
5- Referans hoparlör ve kulaklık.
6- Mixer.

Bilgisayarınızın işlemcisi orta karar da yeterli. Kullandığınız Ram en az 4 GB olmalı. SSD kullanmanız büyük oranda programınızın performansını arttıracaktır. Çünkü sample ses dosyalarını bol bol kullanacaksınız. Hangi müzik programını seçeceğimiz önemli. Ableton Live dışında FL Studio, Reason, Cubase ve sadece mac için üretilmiş Logic gibi programlar şu an aklıma gelenler.

Bilgisayarınızda standart olarak gelen ses kartınız öğrenme aşamasında fazlasıyla işinizi görecektir. Fakat ses kaydetme gibi bir olaya girmek istediğinizde harici ses kartı gibi çözümlere ihtiyaç var. Giriş seviyesi olarak Focusrite Scarlet Studio iyi bir çözüm olabilir. Kutu içeriği ise harici ses kartı, Mikrofon ve kulaklıktan oluşuyor.

Midi controller kullandığınız programdaki özellikleri aldığınız alete atayabildiğiniz, seçiminize göre org gibi tuşları olabilen aletlerdir. Programını bilgisayar klavyesi ve mouse dışında aletten iki elinizle kontrol etmeniz yapacağınız müziğin akışını ve doğallığını arttırır. Ayrıca adı üzerinde, müziğinizde daha fazla kontrollü olursunuz. Sanılanın aksine çok ucuz çözümleri var. Ben "Akai MPK Mini" kullanıyorum. Boyut olarak 13"macbook pro genişliğinde. Kullanımı rahat ve sorunsuz. Rahatlıkla tavsiye edebilirim.

İyi müzik yapmak için sesi en doğru şekilde duymanız gerekir. Bunu içinde iyi ses aralığına sahip bir kulaklık (DJ kulaklıkları ilk aşamada işinizi görür) ve doğru sesi veren stereo bir referans hoparlöre ihtiyacınız var. Referans hoparlör iyi ses vermez, gerçek sesi verir. Siz referans hoparlörde iyi bir ses yakaladığınızda normal hoparlörlerdeki ses işlendiğinden yaptığınız şarkı çok doygun ve temiz olacaktır. Yani referans hoparlör iyi ses yerine doğru ses için yapılmıştır. Normal hoparlörle ise doğru ses yerine iyi ses mantığından giderler. Pahalı sistemlerdir. İyi bir ses aralığına sahip kulaklık kullanmanız ilk aşamada mantıklı olacaktır.

Müzik için kullanacağınız alet edevat arttıkça bir mixer’ e ihtiyaç duymanız kaçınılmaz.

Ableton Live 9

Live, techno' nun anavatanı olan Almanya'da 2001 yılında ilk versiyonu Robert Henke ve Gerhard Behler öncülüğünde piyasaya çıktı. Popüler hale gelmesi 2007' de çıkan Live 7 versiyonu ile başladı. Çünkü en temel farkı ritimleri sayarak kullandığınız sesi siz komut verdikten sonra otomatik olarak bekleyerek uygun ritimde çalmaya başlatmasıdır. (her DJ' in olmazsa olmazı) İsminin Live olmasının da en temel sebebi budur. Fakat Live genel anlamıyla bir DJ programı değildir. Live, müzik oluşturma ve icra etme programıdır. Ve icra etme kısmı diğer müzik programlarına göre daha etkin ve başarılıdır.
Ara yüzü süslü püslü değildir. Son derece minimal ve işlevsel olarak tasarlanmıştır. Ara yüzü, içerisindeki ayarla beraber istediğiniz ölçüde ufaltıp büyütebilirsiniz. Eğer program çöker ya da birden kapanırsa çalışmanız en son hali ile açılır. Yani kurtarma özelliği efsanedir.
Programın en güzel özelliklerinden birisi ise internetten indirilebilen “pack” leridir. Özel bir şıkıştırmaya sahip olduklarından 10 mb’ lık bir dosya program tarafından açıldığında 100 mb tutabilir.

Live'ın ara yüzü nu görsellerle anlatmaya çalışıcam....derken en fazla 5 görsel eklendiğini öğrenmiş bulunuyorum 🙂 Nu yüzden açıklamalı görselleri aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.

https://yadi.sk/d/HkOBzh1pZi2Bp

Umarım bu konudaki soru işaretlerini biraz olsun giderebilmişimdir.

Bağlantılar:
https://www.ableton.com
http://www.moogmusic.com/products
http://us.focusrite.com/usb-audio-interfaces/scarlett-studio
http://www.akaipro.com/product/mpkmini

BeğenFavori PaylaşYorum yap