Siber güvenlik e-Safe ile yeni bir boyuta taşınacak

e-Safe ile Güvenlikte Farklı Boyut

Siber güvenliği e-Safe ile yeni bir boyuta taşınacak

e-Safe kurucusu olan Musa Savaş, 30 Mart 2017 tarihinde yapılması planlanan Siber Güvenlik Zirvesi’ne ilişkin olarak, “Siber güvenlik konusu artık e-Safe ile yenib bir boyuta taşınacak. Yeni boyutun ismi, ülkenin bütün satıhları ile teknoloji temelli güvenliğidir” olarak ifade etti.

Yurt içi ve yurt dışından gelen muhtemel siber saldırılara ilişkin tedbirler değerlendirilecektir.BTK merkez binası içerisinde düzenlenecek olan zirvede, siber güvenlik kapsamında uzman isim ve sektör proffesyonelleri de yer alacaktır. Zirvede öncelikle yerel sorunlar konu edinecek.

Güvenlik tehditleri oluşturan unsurlara karşı önleyici tedbirler alma konusunda sektöre ışık tutması planlanan etkinliğe, bilişim uzmanları, bilişim sistemleri yöneticiler, teknoloji profesyonelleri, kamu kurumları ve konuyla ilgili birimler, kolluk kuvvetleri, siber güvenlik alanındaki uzmanlar, medya, üniversite akademisyenleri ve beraberinde ilgili bakanlık temsilcilerinin de katılması planlanmaktadır.

Ülkenin teknolojik güvenliği güçlenecek

e-Safe kurucusu olan Musa Savaş, yapılacak olan zirvenin önemine değinere, “Siber güvenlik konusu artık e-Safe ile yeni bir boyuta taşınmış olacak. Bu yeni boyutun ismi de, tüm satıhları ile ülkenin teknoloji temelli güvenliği olacaktır dedikten sonra şunları ekledi; “Ülkenin tüm teknolojik konularında güvenliğini anlatıyoruz”.

Siber güvenliklerden post kuantuma, savaş, doğal afetler ve sabotajlar üzerinde merkezlerin yazılım ve donanım güvenliklerine kadar farklı birçok konunu e-Safe’te tartışılacağını dile getirdi.

Kaynak:

http://aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/siber-guvenligi-e-safe-ile-yeni-bir-boyuta-tasiyoruz/776815

BeğenFavori PaylaşYorum yap

İnsanlık Tarihi Ne Zaman Başladı?

İnsanlık tarihi ne zaman başladı?

İnsanlık Tarihi Ne Zaman Başladı?

İlk insan olan Hz. Adem’den bu güne ne kadar zaman geçti ve bu konuda ileri sürülen yüzbin yıllık tarihler ne kadar doğrudur?

Günümüzde kabul edilen ifadelere göre üzerinde yaşadığımız dünyamız, 5.000.000.000 yıl önce oldukça sıcak ve yoğun bir gaz kümesi halindeydi. Bundan yine 4.000.000.000 yıl önce ise koyu kırmızı bir ateş topu şeklindeydi. Canlılar yani tek hücrelilerin ortaya çıktıkları kabul edilen zaman ise bundan 1.000.000.000 yıl öncesine dayanmakta.

Bu tahminler çağlar boyunca sürekli olarak zamanın hep aynı şekilde aktığı yahut sabit kaldığı düşüncelerinden yapılmakta. Oysa ki zamanın değişken bir boyut olduğu ve zamanın atomda, ışınlarda, olayın başında ve de sonunda farklı seyirler gösterdiği sonradan anlaşıldı. Bu durum aslında bir ırmağın yüzey şekilleri ve yüzey şartlarına göre değişik hızlarda akmasına benziyordu.

Zaman, ilk çağ dönemlerinde genişleme gösterip durgun bir şekilde akabildiği gibi, zamanımızdaki haliyle daha hızlı bir seyir gösterebilmekte. İlk çağ dönemindeki iri olan hayvan ve bitki türleri bizim zamanımıza göre kıyaslandığında 10 kat daha fazla yaşadıkları ifadesine bakılacak olursa, o dönemlerdeki zamanın 10 kat yavaş aktığını söyleyebiliriz. Yine aynı örnekle yola çıktığımızda o dönemdeki yaş hesaplamalarını şimdiki zamana göre hesapladığımızda 10/1 ölçüsünde küçültmek mantıklı gelecektir.

Bu duruma göre Güneş Sistemi’nin yaşı 4.000.000.000.000 yıl değil de 400.000.000 yıl, hayatın başlangıcı ise 1.000.000.000 yıl değil de 100.000.000 yıl önce başladığı ve yine 100.000 yıl olduğu farz edilmekte olan insanlık tarihi için 10.000 yıl önce olduğu kanısı ortaya çıkar.

Cisimler hızlanıp ışık hızına eriştiklerinde yahut yaklaştıklarında mutlak sayılan değerler bir bir değişir. Örnek olarak ışık hızına yaklaşan birinin seyrettiği zaman bizlere göre 14 kat yavaştır. Yani o birey 1 yıl yaşadığında bizler 14 yaşına girmiş oluruz. Bu denli bir hızda hareket eden bir kişinin yalnızca zamanında değişikliklerin meydana gelmeyeceği, boyunda kısalmanın olacağı ve ağırlığında ise 3 katı artışın olacağı ifade edilmektedir. Yani yine bu duruma göre 50 kilodaki birinin ağırlığı 150 kiloya ulaşırken boyu ise yarı yarıya düşüş gösterir. İşte yine bu bireyin elinde duran saat, yerde olan bir insana göre 14 defa yavaşlamış olur. Böyle birinin böyle bir saat ile insanlık tarihini ve evreni ölçmesi halinde ulaşacağı sonuçlar doğru olabilir mi? Aynı şekilde yine yerde olan bir insanın da, enerji dünyasını normal cetvel ve saat ile ölçmesinde başarı olur mu?

Maddi alemdeki çap, kütle hesabı ve zamanı bu ölçülerde incelemeye çalışsak doğru sonuçları elde edemeyiz. Aynı hesaplama yöntemini, enerji dünyası içerisinde yaşayan enerji-varlık (cinlerden) biri yapmak isterse, enerjinin ölçüleri ile maddi dünyayı ölçmek isterse doğru sonuçları elde etmeyecek.

Radyoaktif elementler “yarı ömür” olarak ifade edilen sırlı bir olay ile, belirli bir zaman ardından gizemi bilinmeyen bir şekilde enerjiye dönüşür. Örnek: 1 kilo Uranyum, 1620 yıl sonra yarı yarıya düşecek. Bu zaman dilimi uranyumun yarı ömrüdür. Maddelerin bir şekilleri ve boyutları bulunurken, onların aslı ve hamuru olan enerjinin zamansız ve boyutsuz olan dünyasının sırlarına ne yazık ki henüz sahip değiliz. Ancak birgün tüm bunların çözüleceğine yürekten inanıyorum. Bizlerin bildiği enerjinin ışık hızında olduğu ve maddenin özelliklerini barındırmadığıdır. Maddeden farklı özellikler sergiler. Radyoaktif elementlerin de yine belirli bir zamandan sonra yarıya inmeleri, canlı türlerin özellikle yakın geçmişleri ile ilgili birçok ipucu verir. Ancak bilim insanları yapmış oldukları hesaplamaları genel olarak madde konusu üzerinden yapar. Mutlak ve kesin. Fakat bu hesabı madde üzerinden değil de enerji üzerinden yapacak olursak; elektron gibi pek çok kozmik parçacıklar ve atomaltı parçacıklar ışık hızında seyredecektir. Tabi bu hızda parçacık halinde değil ışık halinde olurlar. Bu durumda hesaplamalarımızda bir daha değerlendirme yaparak evrenin yaşının 14-20 milyar yıl olduğu değil de 14’te biri olduğu sonucuna ulaşırız.

Yukarıda yazdıklarımı destekleyen farklı bir mesele ise ivmeli artış gösteren dünya nüfusudur. Şayet insanlık tarihinin 15.000 yıldır devam ettiğini ve bu süre zarfında ortalama insan yaşının 70 yıl olduğu kabul edilirse, şuan günümüzde 1 trilyon civarında insan olması gerekirdi. Bu teoriye göre yüzbinler olduğu ileri sürülen insanlık tarihinin 15.000 yıldan da kısa olması gerekir. Yani insanlık tarihinin yüzbinler olduğu kabul edilince atalarımızın 600-1000 yıl yaşadıklarını kabul etmek zorunda kalırız.

Yüz yıl sonraki insan nüfüsu hakkında hesaplama yapabildiğimiz gibi geriye dönük de hesaplama yapabiliriz. Yani bu işlemi yaptığımızda Hz. İsa döneminde (miladi takvim başlangıcı "0") nüfus 250.000.000 olduğu hesabı ortaya çıkar. Dünyada meydana gelen hastalıklar, salgınlar ve savaşlar sonucunda hayatını kaybeden insanların sayısı ancak nüfusun yüzde 3’üne tekabül ettiği kabul edilmektedir. Bu duruma göre insanlık ömrünün 100 binler yıl olduğu teorisi de geçerliliğini kaybetmektedir. Yalnızca nüfus artış hızının üzerinde yapılan hesaplamalar bile insanlık tarihinin 15.000 yılı geçemeyeceğini göstermektedir.

Günümüzdeki tarih hesaplamaları için kullanılmakta olan metot, termodinamik soğuma gibi olan kaba metotlardır. Radyoaktif yarılanmaya dayanmakta olan bu hesaplama metotları ise uzak zaman tarihleri için doğru sonuçları göstermemektedir. Bu duruma göre en güvenilir olan ve en doğru olan kaynak ise Kur’an ve hadis haberleridir. Günümüze kadar yapılan ilim sonuçları sürekli olarak Kur’an ile aynı sonuçlara denk gelmiştir ve birbirlerini çürütmemiştir. Zira kainat ve Kur’an, Allah’ın 2 ayrı kitabı olarak görülmelidir. Yalnızca bu iki kitabı doğru anlamamız ve doğru yorumlamamız gerekir.

 

Not: Konu dini bir paylaşım değildir! Gerçeklik kuralları çerçevesinde ele alınmış birkaç yerde ise din üzerinden örnekler gösterilmiştir.

Kaynaklar:

[1] Miller, C.Tyler. “Living In the Environment” Kaliforniya Amerika Birleşik Devletleri. 1975

[2] "İnsanlık Tarihi Ne Zaman Başladı?", Gerçeğe Doğru, cilt:4, s.304.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 9 / 14
  • Poolitex @jetpara_net

    Hadislere şahsımca da inanmam. Zira insanları kandırmak için uydurulmuş sözler olarak karşımıza çıkabiliyor. Ancak bu bir bilim araştırması.

  • Gerginix @gerginix

    Hz. Adem ve tek hücreli canlılar kavramlarını aynı yazıda kucaklayıp kullanmak oldukça ironik olmuş.

    • Poolitex @jetpara_net

      @gerginix kaynağın ben olmadığımı belirtmek istiyorum. Konu ilgimi çektiğinden dolayı özgünleştirip siz değerli teknoseyir üyeleriyle paylaşmak istedim. Kaynak belgelerde bu şekilde ifade edilmişti. Ayrıca konu başlığına bakılırsa "Canlı tarihi değil, insanlık tarihi hakkında açıklamalara yer verilmiş.

    • Gerginix @gerginix

      @jetpara_net Şahsa gönderme yapmıyorum. Birbirine iki düşman kavramın aynı yazıda kucaklaşması ironik diyorum.

  • Burak Yirmibeşoğlu @burak25

    Bu sacmaliklari kurumsal kullanici olarak mi yaziyorsunuz yoksa bireysel mi? Bu arada genel kulturunuz artsin bu tarz makalelerde 1.000.000.000.000.000 gibi rakamlar kullanilmaz 1 katrilyon (en azindan parantez icinde) dersin, okuyucunun okuma akisini kesmemis olursun bu sayede.

    • Poolitex @jetpara_net

      Bakış açınıza göre saçmalık yahut gerçeklik olgusu değişir. Saçmalık olduğunu düşünmeniz teorilere inanmamanızdan kaynaklanmaktadır. Ayrıca tavsiyeniz için teşekkür ederim. Bir sonraki paylaşımlarda bunu yapmaya özen göstereceğim.

    • Burak Yirmibeşoğlu @burak25

      @jetpara_net "adyoaktif elementler “yarı ömür” olarak ifade edilen sırlı bir olay ile, belirli bir zaman ardından gizemi bilinmeyen bir şekilde enerjiye dönüşür." Yahu bunun gerceklikle filan bir alakasi yok cahillikle alakasi var. Yari ömur nedir neden olur, nasil olur, neden hidrojende olmazken uranyumda olur hepsinin aciklamasi son derece net olarak var.
      Yazdiklariniz tamamen sallama ifadeler. Daha duzgun ve gecerli kaynaklar kullanin. Burada bir suru genc insan var. Onlarin bunlari yanlis ogrenip, sacma sapan konulara sapmamasi icin yaziyorum bunlari.

    • Poolitex @jetpara_net

      @burak25 Yarı ömür, genel olarak, azalmakta olan bir maddenin baştaki miktarın yarısına düşmesi için gereken zaman. Bu zaman T1/2 olarak gösterilir. Birimi zaman birimidir. Yarı ömür kavramı özellikle radyoizotop denilen izotopların tükeniş (bozunum, decay) hesaplarında kullanılır.

      ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Yar%C4%B1_%C3%B6m%C3%BCr )

      "Gerçekte, bir radyoizotopun herhangi bir atomunun ne zaman değişim geçireceğini bilmek mümkün değildir. Ancak, değişim geçirme ihtimali bellidir. Bir deney tübündeki milyarlarca atom bir arada incelenerek, o izotopun bozunma sürati ölçülür. Deney tübünde radyoizotopa ait atom sayısı radyoaktivite sebebiyle sürekli olarak azalır. O izotopa ait atom sayısının yarıya indiği süreye yarı ömür denilir" (Wikipedia)

      {Sonraki paylaşımlarda kaynakları daha güvenilir olanları ekleyeceğim sayenizde ben de bu konudan şüphe duymaya başladım 😀 Silmem gerekiyorsa bildirebilirsiniz. }

  • Paralelport @paralelport

    @jetpara_net Yazdığınızın farkında mısınız? Hz Muhammed'e inanmamakla eşdeğer bu dediğiniz. Dininizi bilemem ama ben sizi baştan uyarmış olayım. Hadis konusunda bir şey bilmediğiniz belli; gidin bir araştırın.

    Bilimsel dediğiniz metinde de verdiğiniz rakamlar daha ilk paragraftan yanlış. Onları görünce gerisini okumadım bile. 4.5 milyar yıl yaşında kayalar şu an yeryüzeyinde duruyor. Gidip dokunabilirsiniz. En temel bilgi.

Eski Mısır’ın Sırlarla Çevrili İnşa Teknolojisi

İnşa Teknolojisi

Sırlarla Dolu Mısır ve İnşa Tekonolojisi

Eski Mısır’ın Sırlarla Çevrili İnşa Teknolojisi

Antik Mısır dönemi içerisinde inşası yapılan ve bugüne kadar halen bile büyük hayranlık içerisinde izlenen dünya için en önemli eserler şüphesiz ki gizemli piramitlerdir. Mısır piramitlerinin arasında en ihtişamlı olan piramit ise “Büyük Piramit” olarak kabul edilir. Zira dünya üzerinde inşa edilmiş olan ve ayakta duran en büyük yapıdır. Bu piramitlerin ve Büyük Piramit’in nasıl inşa edildiğine dair birçok teori mevcut ancak inşası konusunda Herodot tarihlerinden beri farklı pekçok teori ortaya atılmıştır. Bu teoriler arasında sık olarak rastlanılanı ise, bu piramitler yapımında kölelerin çalıştırıldığı ve basamaklı piramitten rampa tekniğine kadar birçok yöntemin kullanıldığını savunmasıdır. Kullanıldığı söylenilen yöntemlerin bizlere yansıyan manzarası ise şu şekildedir;

  • Bu piramitleri köleler inşa ettiyse buradaki kölelerin minimum sayısı 250.000 civarında olması gerekiyor.
  • Şayet rampa teknikleri kullanılarak yapılmış olsalar piramit yapımı biterken bu rampanın yıkılabilmesi için 8 yıl gerekirdi. Mısır bilimcilerinden Garde-Hansen’e göre oldukça saçma bir teoridir. Zira bu rampaların yıkımındaki atıklar ve dev molozların yakın bir yerde bulunması gerekirdi. Ancak bu şekildeki hiçbir delil bulunamadı.

Şimdi piramitlerin ziyaretini yaparken şaşırtıcı olan bu görüntüleri zihninizde canlandırın: 5.000 yıl önce yapılan taş ocağı işçileri, günde 330 taş blok üretiyor. Yağmurların şiddetlendiği dönem ve mevsimlerde ise günde 4.000 blok taş Nil nehriyle taşınarak Giza platosuna getiriliyor. Giza platosuna gelindiği zaman bu blok taşlar platodan taşınıp piramidin inşa edileceği bölgeye kadar getiriliyor. Şimdi bu durumu rapor haline getirmeye çalışırsak bu taşıma işlemleri dakikada 6,67 blok taşın taşınması gereklidir.  Elde edilen bu sonuçlar karşısında teori geçersiz kalmakta ve çürümektedir.

İşte tüm bunlarda, piramidin bir yüzeyinin alanı yaklaşık 2.5 hektarlık alan olduğu düşünülürse, her bir yüzey bu değere göre yaklaşık olarak 115.000 kaplama taşı ile kaplanmış olmalıdır. Bu taşlar yerlerine öyle usta bir şekilde yerleştirilmiştir ki birçok yerinde taşlar arasındaki mesafeye bir kağıt bile geçmemektedir.

Tüm bu elde edilen bilgiler, piramitlerin yapımı ile ilgili olan sırların, günümüz teknoloji ve bilim adamlarınca dahi çözülemediğini gösteren bilgilerden yalnızca bazılarıdır.

Kaynak:

[1]. Moustafa Gadalla, sf.115
[2]. Moustafa Gadalla, sf.116

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Işık Hızından Daha Hızlı Bir Şey Var Mıdır?

Işık Hızı Geçilebilir Mi?

Işıktan Daha Hızlı Bir Şey Var Mıdır?

Işık bilineceği gibi dünya üzerinde tanımlanan en hızlı etmendir. Işık saniyede yaklaşık olarak 300.000 km hızla hareket edebilmektedir. Dünyamızın içerisinde bu durumu düşününce bu hıza ulaşmanın imkansız olabileceğini öngörebilmekteyiz. Yine dünyamızda bu hıza yani bu muazzam hıza ulaşabileceğimiz bir teknoloji oldukça heyecan vericidir. Öyle ki ışık, bir saniye içinde üzerinde yaşadığımız dünyanın çevresini 7 defa gezebilmektedir. Dünya’dan Ay’a ulaşım mesafesi ise yine 1 saniye gibi bir süreden azdır. Buna bağlı olarak bizler de ışık hızında olabilseydik Dünyanın en uzak bölgelerine saniyeler içerisinde giderek zamanda yolculuk edebilmiş olurduk. Lakin evren büyüklüğü ve sonsuzluğu göz önüne alındığında sanırım ışık hızı da insanlara yetersiz gelecektir.

Eğer ışık hızında yaşıyor olsaydık ve ışık hızında gidebiliyor olsaydık güneşimize sekiz dakikada ulaşabilirdik. Yine evrenin muazzam büyüklüğü sayesinde bizlere en yakın galaksi olan Andromeda galaksisine ise 2 milyon yılda ulaşabilirdik. Albert Einsthein görelilik kuramına baktığımızda ışık hızından daha yüksek bir hızın olmadığını görebiliriz. Yani ışık hızı limit noktası olarak kabul edilir.

Evrende yolculuk uzun sürelerden beridir insanoğlunun kafasında yer almakta ve en büyük hayallerden biri olmuştur. Televizyon veya internetten izleyebileceğiniz birçok bilim kurgu filminde ve belgesellerde de ışık hızı ötesi konuları görebilmekteyiz. Günümüzdeki bilim adamları yaptıkları deneyler sonucunda böyle bir şeyin mümkün olabileceğine kanaat getirdi. Bilim adamlarınca yapılmış olan ve halen bile devam eden bu proje İsviçre CERN deneyinde, atomik boyutlarda olan parçacıklar çarpıştırıldı. Yani bunu "jet gibi geçti" ifadesinin yanına bile getiremeyiz. Bu şekilde gerek evrenin oluşumu gerek ise ışık hızı hakkında farklı ve oldukça önemli birçok bilgi elde edinildi. Kimi parçacıkların az bile olsa ışık hızını geçtikleri kayıt edildi. Bu konuda yanlışlık olabileceğini düşündükleri için bu tekrarı tamı tamına 15 bin defa tekrarladır ancak yine sonuç aynı çıktı. Işık hızından daha hızlıydı.

Takyonlar

4453_3

Işık hızından yüksek hızların mümkün olduğunu söyleyen teorilerden biri Takyon'lardır. Teorinin özünde sanal sayılar vardır. İzafiyet teorisine göre E = m.c²’'dir. Burada E: enerji, M: kütle, c: ışık hızıdır. Yani enerji ve kütle,hıza bağlı olarak değişir.

 

Kaynakça:
http://www.sabah.com.tr/Dunya/2011/09/24/isik-hizi-gecildi
http://tr.wikipedia.org/wiki/Takyon
http://tr.wikipedia.org/wiki/I%C5%9F%C4%B1k_h%C4%B1z%C4%B1

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 4 / 14
  • Samet ŞEKER @sametseker-tr

    @aglaknecmi Bu açıklamanın özü aslında ışık hızına ulaşılınca neler olacak kimse bilmiyor, bence nesnelerde hızın sınırı yok ışık hızı bizim nesneleri görebilme oranımız, bir nesne ışık hızını geçerse görülmezlık seviyesine gelir ışık bükülür, karadeliklerin temel mantıgı yani başka bir teori olarak da bu atılmıştır, ışık hızını geçen nesneler yok olmuş gibi ilk ışıgı bükülür sonra da kendisi görünmezlik seviyesine gelir.

  • Poolitex @jetpara_net

    @sametseker-tr Hocam sorularınız gerçekten oldukça harika 🙂 Umut ediyorum ki bilim birgün tüm bunlara kesin ifadeler getirecektir. İnsanlar bu düzeni bozmaz ise.

  • Poolitex @jetpara_net

    @aglaknecmi Albert Einstein'ın birçok teori üzerinde yorumları mevcut ve yine birçok teoriye olan yorumları kanıtlanarak çürütüldü. Kimi teoriler Einstein'ın savunduğu bilgilerin aksini gösterdi yani Einstein yanıldı çünkü gerçek kanıtlar bulunarak doğru oldukları saptandı. Yine bu konudaki teori de birgün çürüyecektir diye düşünüyorum.
    Ayrıca şahsi fikrim "evren bu kadar büyük ve genişse ve biz insanların da aklı var ise bu evrenin birçok yerine ulaşabiliriz. Bu teknolojimizin ilerlemesine göre belirlenecek ama düşüncem imkansız diye bir şey yoktur." Birgün bunların olacağına inanıyorum. Belki gözden kaçırdıkları bir şeyler vardır.

  • Burhan KARADERE @burhan07

    Bütün mesele Zamandır, zaman durduğunda her yere bir anda gidebilirsin, tüm kainatın yaratıcısı yüce Allah c.c bu kudreti istediğine verdiğinde zaman ortadan kalkan ve an kavramı başlar an 1 sn gibi düşünebilirsiniz göz açıp kapamak ile geçen süre... . Olaylara sadece madde bilimi yani akli ilim ile bakmamak lazım zaten bunların yaratıcısı da Allahdır. İlim ikiye ayrılır akli ilim ve nakli ilim Kesbî ve Vehbi ilimde denir. Madde ilmi yani bilim mana ilmi ise manevi bilimdir. Bunu anlamak için bakınız Perygamberin S.av. Miraç hadisesine. Peygamber ışıktan hızlı hareket etti bu teorinin çökmesi çıkmadan 1500 yıl önce gerçekleşti 🙂