Yazın başından bu yana oyun oynamak olsun kitap okumak olsun yaptığım bir işi yüksek konsantrasyonla yapabiliyordum. Kendimi eserin dünyasına verebiliyor ve bundan keyif de alabiliyordum. 4-5 beş gün önce üzücü bir haber aldım. Bütün keyfim kaçtı. Şuan ruhsuz bir vaziyette, 4-5 gün öncesine kadar keyifle oynadığım oyuna 5dk tahammül edemiyor, kapatıyorum. İzlemek için açtığım bir videoya konsantre olamıyor, melankolik ve nihilist duygularla sonunu getiremiyorum. Sanırım içinde hikaye ve düşünce niteliği olan eserler benim için hiçbir zaman bir kaçış nesnesi olamayacak, yani içimde bulunduğum durumu unutmak için yöneldiğim bir "painkiller" olmayacak çünkü çoğu zaman işe yaramıyor. Belki bazen unuttursa da bazı şeyleri durumu düzeltmek için alabileceğin kıvılcımı da beraberinde götürebiliyor. Oyunlar ya da diğer kültür ürünleri birer kaçış nesnesi değil, ancak özneyi bir yönüyle gerçekliğe sevk eden, hayatın farklı bir yönünü daha iyi fark etmesini sağlayan bir düşünce ürünü olduğunda şahsımda bir kıymeti harbiyesi oluyor. Böylelikle bazen oradan aldığın bir ilhamla da güç bulabiliyor ve kendi gerçekliğine yön verebiliyorsun. O yüzden normal zamanlarda salt eğlence ürünü olan film ve oyunlara yönelemiyorum. Onun dışında kişinin gerçeklik algısının dumura uğradığı kötü zamanlarında da çok az kültür ürünü, depresif hislere merhem olabiliyor. Aklımda kalan geçmişte yaşadığım karanlık dönemlerde gene dram yönüyle öne çıkan bazı film ve oyunlar bana kendimi iyi hissettirmiştir. Onu da kısaca "hayat işte böyle bir yer, çok da anlam arama burada, kasvetin ve neşenin zamansız ayan olabildiği, anlamsızlık ve acılarla dolu bir serüven hayat" temasını aşılayarak...


🙁