@theo Halk arasında "kıçın açıkta kalması" olarak da bilinir. 🙂
@oniki Anlatmak istediğinizi anlıyorum ama ifade ettiğiniz şeye bir noktada katılmıyorum.
Wireless'ı kablosuz olarak Türkçe'ye çevirmek bence çok daha doğru olmuş çünkü telsiz denildiği zaman kavram gerçekten anlaşılmaz. Telsiz, hem "telsiz" hem de "teli olmayan" sözcüklerini karşılıyor çünkü. Tercüman değilim ama sözcüğü her zaman olduğu gibi çevirmek pek mümkün olmuyordur kanımca. İngilizcem çok iyi olmadığı için wireless ile cableless arasında kulağa İngilizce'de nasıl bir fark geliyor onu bilmiyorum ama kablosuz bence harika bir çeviri örneği.
Çekiş ise bence doğrudan hatalı çeviri örneği. Tahrik önden olunca çekiş sözcüğünde sorun yok ama tahrik arkadan olunca işin karışacağı aşikar. Bir de dört çeker meselesi var. Tutunmayı da çekiş diye çevirmişler. İş tümden karışmış.
Drive: tahrik
Traction: çekiş/tutunma
Türkçe otomotiv jargonunda çekiş ve itişle anlatılmak istenen pull ve ve push değil ama Türkçe karşılığı aynı. Gel de çık işin içinden. 🙂
Arkadan çekişli ifadesi kulağa yanlış gibi geliyor ama aslında doğru. Otomobil terminolojisinde drive sözcüğünün Türkçe karşılığı çekiş olarak oturdu. Aslında anlamı en iyi karşılayan sözcük bence tahrik ama tahriğin bu anlamını günümüzde neredeyse bilen yok.
Arkadan itiş neden olmuyor? Gücünü 4 tekerleğe birden aktaran arabalar için de dört çeker/dört tekerlekten çekişli ifadeleri kullanılıyor. Dört itişli/dört tekerlekten itişli denmiyor.
Türkçe otomobil terminolojisinde çekişin nispeten doğru tercümesi traction'da yapılmış. Traction Ccntrol çekiş kontrolü olarak çevrilmiş, aslında tutunma olarak çevrilse bence daha doğru olurmuş.
Hem drive hem de traction çekiş olarak çevrilince iş elbette karışıyor. 🙂
@erhanm Bunu bilmiyordum, ekranı güzelmiş gerçekten. Creative'in ekranı dandikti. Yani dandik demeyeyim ama çağının gereklerini yerine getirebilen, ek özellik sunmayan bir yapıdaydı ama gerekli tüm bilgileri gösteriyordu. Bataryası dahili miydi bunun?
Bu cihazlara para verenler kaldı mı?
Yaşım itibarıyla taşınabilir müzik çalarlardan Walkman ve sonrasını bizzat kullanma fırsatım oldu. Maceram ilkokulda en ucuz Sony Walkman ile başladı. Ortaokul ve lise yıllarımı en ucuz Sony Discman ile geçirdim. Bunların ikisi de her anlamda zor cihazlardı. Yanınızda kaset ya da CD taşımanız gerekirdi. Sony Discman'ler MP3 çalmadığı, track çaldığı için çok da kullanışlı değillerdi. Yaşadığımız il Balıkesir'de görece kaliteli bir CD MP3 çalar bulamamıştık, hep aynı zamanda VCD de oynatan ve kalitesi içime sinmeyen cihazlar vardı ancak evden okula okuldan eve giderken iş görüyordu sonuçta. Tabi bunların pilleri her zaman dertti.
Lisenin sonlarında/üniversiteye başlarken gerçekten çağ atladım ve Creative Muvo aldım, şu herkesin elinde olan, iki parçaya ayrılan, parçalardan biri USB bellek olarak da kullanılabilen model. Burada gerçekten taşınabilir müzik çalar deneyimim tamamen değişti çünkü devasa cihazlardan birden kibrit kutusu büyüklüğünde ve kendi depolaması olan bir cihazdan müzik dinleyebilmek inanılmaz bir konfordu. Pil de dert olmaktan çıkmıştı çünkü hem mekanik hareketli bir düzenek olmadığı için pili uzun gidiyordu hem de tek pille çalışıyordu. Bendekinin 512 MB depolaması vardı. Garantisinin bitmesine çok kısa süre kala bozuldu, aldığım yere götürdüm ve daha yeni model 1 GB olanıyla değiştirdiler. Üniversiteyi Creative Muvo ile bitirdim. Üniversiteye başladığımda kullandığım Nokia 3100'da sanırım müzik çalar yoktu, olsa bile depolaması yetmezdi ancak 2. sınıfta aldığım Sony Ericsson K790i müzik çalabiliyordu. Telefondan müzik dinlemek o yıllarda hayatıma girdi ancak Ericsson'dan gelen özel kulaklık portu işi bozuyordu çünkü orijinal kulaklık almak zorundaydınız ve kulaklık pahalıydı. Yanında gelen kulaklıktan bir şeyler dinlediğimi hatırlıyorum ancak Creative'in sürükle - bırak mantığı ile çalışan dünyanın en basit dosya yönetim sistemi nedeniyle sanırım yine Creative'i kullanmaya devam ediyordum. Taşınabilir bellek olarak kullanılabilmesi de harika bir özellikti. Kötü yanı, düşük malzeme kalitesi idi. Pil kapağı gevşer ve düşerdi. Cihazı oluşturan iki parça da gevşerdi, zamanla bantla tutturmak gerekebilirdi ancak öğrenci bütçemle gayet kolayca alabildiğimi hatırlıyorum. İnanılmaz yüksek bir f/p oranı vardı. iPod Classic ile de yurttan bir oda arkadaşım sayesinde 2005 yılında tanıştım, o zamana kadar hiç görmemiştim. Biz ufacık dandik aletlerle müzik dinlerken arkadaşımız iPod ile müzik dinliyordu. Tabi fiyatını aklımız almıyordu.
Üniversiteden mezun olurken Creative bozuldu. Ben de gittim bir iPod Shuffle (3. nesil, Turbo sakız formunda olan model) satın aldım. Ekranının olmaması dezavantajdı ancak sakız büyüklüğünde ve kalınlığında olması ve bence tatminkar ses kalitesi ile staj yılımda ve mesleğin ilk aylarında çok kullandım. O adliyeden bu adliyeye sürüklenirken kulağımda hep iPod Shuffle vardı. O dönem Nokia E65 kullanıyordum. Onda da 3,5 mm kulaklık girişi yoktu ve iş amaçlı bir model olduğu için doğru düzgün bir müzik çaları var mıydı hatırlamıyorum bile. Yani son iki telefonda artık yarı akıllı denebilecek cihazlara geçmiştim ancak onlarda da cihazla müzik arasında iyi bir entegrasyondan bahsedilemezdi.
2011 sonunda ilk gerçek akıllı telefonum olan iPhone 4'ü aldım ve taşınabilir müzik çalar hayatımdan çıktı. iPod Shuffle bozulmadan, bataryasının ömrü dolmadan emekliye ayrıldı. O dönemde iPhone'a MP3 atmak gerçekten dertti ama onu öğrenmiştim, bu nedenle bir daha müzik çalar bakmadım bile. O dönemde 2 ya da 4 GB ekransız Shuffle ile müzik dinleyeceğime 32 GB iPhone'a atıyordum MP3'leri. Hem yanımda bir cihaz daha taşımama gerek kalmıyordu.
Şimdi bırakın 6.000 USD'yi 3.000 USD'yi, bedava verseler şu cihazları yanında taşıyacak kaç kişi var? Evde müzik dinlemek için yatırım yaparım, 3.000 USD para harcanırsa evde ömür boyu kullanılabilecek kalitede bir sistem kurulur. Bu cihazların olayı yolda yürürken kullanmak. Yahu yolda yürürken benim önceklikli amacım hayatta kalmak, yüksek ses kalitesi almak değil. Kaldırımdan yürürken bile scooter çarpmasın diye ANC'yi asla açmayan adamım ben. Profesyoneller ve aşırı meraklıları dışında bunları kaç kişi telefona ek olarak yanında taşıyacak bu cihazları? Cihazı taşımakla bitmiyor ki, bunlar TWS ile dinlenilecek şeyler değiller. Bu cihaza uygun kulaklık taşımak lazım bir de. Hayatı müzik olan bir profesyonel için mantıklı, ona bir şey diyemem ama normal vatandaşların kaç tanesi böyle bir şey alacak, çok merak ediyorum.
Sahte değildir ama kontrol etmekte yarar var.
İçerik üretenler içeriklerini tüketiciye sunabilecekleri tek mecranın YouTube olduğu ön kabulüyle devam ettikleri sürece ağlamaya devam ederler. YouTube gerçek anlamda bir tekel. Tekellerle anlaşmak uzlaşmak vs söz konusu olamaz, tekel tekel olarak kaldığı sürece istediği tüm şartları herkese dayatır. Tekele karşı yapılabilecek tek şey mücadele etmektir. Çevrimiçi bağımsız medyalar bu tekelle mücadele etmeye kararlı değilse (ki öyle bir kararlılık kimsenin gündeminde yok anladığım kadarıyla) yapacak bir şey kalmıyor.
Çin kendi sosyal medyasını oluşturup diğerlerini engelleyince kötü oluyor. Kuzey Kore tümünü çok keskin şekilde engelleyince "Ooo Kuzey Kore'de hayat mı var, orada diktatörlük var!" oluyor. YouTube tüm siteyi reklama boğunca hem üretici hem tüketici mağdur. Kimseyi memnun edebilmek mümkün değil. Kim ne istiyor, üreticiyle tüketicinin talepleri aynı potada buluşabiliyor mu? Buluşamıyor, buluşması da mümkün görünmüyor.
Çözüm nedir, onu konuşan da yok. Netflix, Sony, Amazon, WB vs istediği şartları dayattığı zaman korsan izleyince hırsız olarak adlandırılıyoruz. Reklam engelleyici kurmasak internet deneyimi keçi boynuzu çiğnemekten beter oluyor. Kimse kusura bakmasın, ben zevkim için keçi boynuzu çiğnemem. YouTube Premium'a para veriyorum çünkü izlediğim şeylerin çok büyük kısmı orada. Para vermemenin makul bir imkanını bulduğum anda para falan vermem.
Burada TS Plus vardı, yanlış hatırlamıyorsam geçerli olduğu sürenin büyük bir kısmında kendimce destek olmuştum. Sonra bir anda TS Plus gitti, YouTube'dan katıl seçeneği aktif edildi. Bizim doğrudan TS'ye verdiğimiz parayı TS kendi kendine YouTube ile paylaşmaya razı geldi, yani ipleri iyice YouTube'un ellerine bıraktı. Geri dönüp bulabilmem mümkün değil ama Sayın Pekcan önceleri "Bizim bir internet sitemiz var." meselesini videolarda, özellikle gündemlerle vurgulamak suretiyle bence son derece doğru bir konumdaydı ama "Bizim bir internet sitemiz var." söylemi zamanla kendini "Biz bir YouTube kanalıyız."a bıraktı. Dediğim gibi geri dönüp bulabilmem mümkün değil, üyeliğim 10 sene olsa da üye olmadığım 2-3 sene daha var öncesinde, geri dönüp böylesine bir arşivi tarayamam ama söylem ve tavırdaki bu değişimi Sayın Pekcan'ın kendisinden duyduğuma eminim.
Ben bir yandan korsan IPTV kullanan, dünya devi şirketlerin yazılımlarını elimden geldiğince korsan indiren, büyük stüdyoların filmlerini mümkün olduğunca sinemada değil evde korsan izleyen bir adamken, diğer yandan da takip ve takdir ettiğim oluşumlara bütçem dahilinde destek olmaya çalışan, küçük bütçeli bağımsız filmleri sinemada izlemeye gayret eden, TS ve benzeri sevdiğim ve takdir ettiğim oluşumlara bütçem dahilinde destek vermeye çalışan, bireylerin ve küçük şirketlerin yazılımlarından kullandıklarımı parasını verip alan bir adamım. Sony benim yüzümden bir bilet eksik sattı diye ben hırsız olmam ama küçük bir şirketin emek verip geliştirdiği yazılımı satın almazsam en başta kendime ayıp etmiş olurum. Bu nedenle doğrudan, şartları ayrıştırmadan "Hırsız" nitelemesinin son derece yanlış olduğunu düşünüyorum.
Bu arada, Sayın Pekcan'ın bu işten para kazanılamadığına dair şikayetleri de son derece yerinde. Nerede milyon takipçili kanal var, alayı reklam ajansından beter. Açık konuşayım, teknoloji konusunda güvenilecek tek kaynak bence burası. Yıllar boyunca gerek bizzat satın aldığım gerekse çevreme tavsiye ettiğim teknolojik ürünler bakımından bu husus kendini defalarca teyit etti. Bu nedenle bu oluşumda emeği geçen herkese ne kadar teşekkür etsem az.
Ben de öyle düşünüyordum ama takmakta yarar var aslında. Ben Apple olmayan kulaklığımın kutusunu birkaç kere düşürdüm ve sağında solunda ezikler oluştu. Ezikler çok dert değil ama düşen kutunun kapağı anında açılıyor ve kulaklıklar sağa sola fırlıyor. Benim kulaklığım AirPods formunda olmadığı, yuvarlak olduğu için deli gibi yuvarlanıyor bir de. Bir keresinde yuvarlanıp apartmanın önündeki havalandırma/ışıklığa (kuranglez) düştü kulaklıklardan teki, güç bela alabilmiştim. Bir keresinde de otobüsten inerken düşürdüm, kulaklıkların biri kaldırıma biri yola zıpladı. Neyse ki tenha bir sokaktı da kolayca alabilmiştim. Bu nedenle bence kapak kısmı kilitlenebilen bir kılıf kullanmak bence faydalı olabilir.
Elma fedailerini takip etmediğim için ne dediklerini bilmiyorum ama göz ucuyla beklediğim Apple TV vardı, o bile itin makatına sokulup sokulup çıkarılmış yabancı basında. Bununla ilgili olumlu konuşanlar güzel turnusol, alayını anında engelleyip geçmek gerek.
Amacım elmayı savunmak değil, yanlış anlaşılmasın ama açıklanması gereken birkaç şey var sanırım.
Type-C'ye geçiş: Avrupa Birliği'nin zoruyla oldu. AB üyesi ülkelerde satılacak tüm şarj edilebilir cihazların elektronik atığı azaltmak amacıyla tek bir porttan, Type-C'den yapılacağına ve bu özelliğe sahip olmayan cihazların AB'de satılamayacağına karar verdi, elma da paşa paşa geçti.
Mac'te önce kaldırılan ardından geri gelen Magsafe: 13 yıldır Magsafe kullanıyorum ve gerçekten harika bir çözüm. Kaldırılması çok büyük bir hataydı, büyük tepki çekti. Mac'ler kasa değiştirirken geri getirdiler. Tükürdüklerini yaladılar yani.
Kelebek klavye switch kepazeliği: Gerçek bir kepazelik. Büyük batırdılar. Zaten kasa değişimini beklemeden klavyeyi modifiye ettiler, kasa değişirken eski tip makas switch'lere geçtiler.
Siz değinmediniz ama ben değineyim, MBP'den kaldırılan HDMI portu: Tıpkı Magsafe'de olduğu gibi büyük tepki çekti ve Mac'ler kasa değiştirirken geri getirdiler. Yine tükürdüklerini yaladılar yani. Esasında HDMI portunu dizüstü bilgisayardan kaldırmanın şartları bence yeni yeni oluşuyor. Thunderbolt'un yaygınlaşması, TB portlarındaki DP Alt Mode seçeneği ve Type-C'den HDMI'a ve DP'ye kabloların bollaşması nedeniyle 10 sene önce değil de şimdi kaldırsalar etkileri çok daha az hissedilir ve çok daha az tepki çekerler diye düşünüyorum. Çıkan sızıntılarda yakın zaman içinde tanıtılacak dokunmatik OLED ekranlı MBP'lerin mevcut MBP'lerden daha ince olacağı ifade ediliyor. Yeni kasaya HDMI portunu sığdıramazlarsa çok şaşırmayacağım.
Üzerinden epey uzun zaman geçtiği için artık hatırlanmıyor: iPhone 4'ün anteninin yanlış konumlandırılması nedeniyle telefon sinyal sorunu yaşıyordu ve Steve Jobs paşamız, "Telefonda sorun yok siz tutmayı bilmiyorsunuz." şeklinde hıyarca (çok daha fazlasını hak ediyor ama mesajımın silinmesini/ceza almayı istemiyorum) bir açıklama yapmıştı.
Bu yeni çıkan alet bakımından bence asıl sorun çerçeveler değil. Çerçeve ayrıntı. Asıl mesele şu: Bu alet hangi sorunu çözüyor? Kaç tane satacak? Bu öyle bir alet ki her sene yenilenmeyeceği aşikar. Görece çok satan kulaklıklar bile 3 senede bir yenileniyor Elma tarafında. Apple TV gibi görece kullanışlı ama gördüğü iş ve yetenekleri bakımından anormal pahalı bir cihaz dahi 4 senede bir yenileniyor. Bu cihaz öyle seneye falan yenilenmeyecektir. Az satarsa üretimi sonlandırılacaktır.
Yıllardır Mac ve iPhone kullanıyorum ama bu paraları verip de Apple TV asla almam. Eminim güzel cihazdır ama fiyatı ve yetenekleri yapacağı işin çok ötesinde.
Güzele benziyor, fiyat uygunsa alınabilir. Bu kutu herhalde sadece AA pilleri şarj ediyor. Konvansiyonel pil şarj aletlerinde hem AA hem de AAA piller şarj edilebiliyor sanırım, fiyatı değerlendirirken bu hususu da göz önünde tutmak gerekir diye düşünüyorum.
@agab OLED’in ucuzu olarak düşünmek gerek muhtemelen. Bilindik bir markanın son nesil OLED’i değil de giriş seviyesi performansı beklemek daha gerçekçi olacaktır sanırım.
120 USD civarına bilindik markalardan (Asus, MSI, Viewsonic vs) yüksek renk doğruluğu gerektirmeyen işler için gayet güzel iş görecek temel özelliklere (FHD ve 60 hz) sahip monitörler alınabiliyor. Daha alt seviye markalarda aynı özelliklerdeki monitörler daha ucuza alınabiliyor elbette.
@xahve sokağa çıkıp gezince elma sahiplerinin %95'inin (94 ya da 96 değil, 95) gösteriş amacıyla cihazlarını satın aldığına dair orana erişeceğime kani oldum. Yarın çıkıp gezip bu veriyi doğrulayacağım. Eksik olmayın.
Peki sizce ben ne taraftayım? %5 mi %95 mi?
@xahve
"Apple kullanıcılarının %95i bu dikkat çekim etkisi için Apple kullanıyor."
Elinizde veri var mı?
@oniki
"Apple kullanıcıları 'dikkat çekim etkisi' için kullanıyor, diğer fold kullanıcıları da (ki fold ürünler hep en pahalı) bu nedenle mi kullanıyor yoksa sadece Apple kullanıcıları mı?"
Size de aynı soruyu sorayım, elinizde veri var mı?
Fiziksel olarak çekici suçluların kamuoyu tarafından yüksek ilgi görmesi ne yeni, ne de bie özgü. 90'lı yıllarda ABD'de pek çok çekici suçlunun kamuoyundan çok büyük ilgi gördüğünü hatırlıyorum, Türkiye'deki gazeteler ve televizyon kanalları bu olaylarla ilgili çok sayıda haber yapmışlardı.
Katlanan telefonların düz kullanıcılar için hangi sorunu çözdüklerini hala anlayabilmiş değilim.
Düz kullanıcı diyorum, profesyoneller için de hangi sorunu çözdüğünü anlayabilmiş değilim ama biraz temkinli yaklaşmak istedim meseleye. Hele telefon ve üretkenlik kavramları yan yana geldiğinde gülmekten kendimi alamıyorum. Evet telefonların kameraları anormal gelişti ve düz kullanıcıyı bile ortalama bir "içerik üreticisi" yapabilecek kapasiteye geldi ancak bu cihazların telefon olmalarından kaynaklanan başka form faktörleri olmak üzere çok sayıda kısıtlayıcı unsura sahipler. Aynı durumun tabletler için de büyük oranda geçerli olduğunu düşünüyorum. Evet 10 sene öncesine göre tabletler inanılmaz kabiliyetler kazandı, fotoğraf ve video düzenleyecek seviyeye geldiler ancak yazı yazılması gerektiği noktada, hele birden fazla pencere kullanılması gereği varsa bilgisayarın yerini hala hiçbir şey tutamıyor.
Ben avukatım, haliyle yüksek işlem gücüne ihtiyacım yok. Aslında en basit bir bilgisayar bile işimi görür. Bugün en pahalısından bir tablet alsam, elektronik imza çalıştırmak hala sıkıntı. Gerçi yakın zaman önce birkaç uygulama yapıldı, fena da çalışmıyorlar ancak bilgisayardaki kadar sorunsuz değiller, örneğin UYAP'ın mobil versiyonu Celse uygulamasını elektronik imza ile açabilmek mümkün değil telefon ve tablette (Android tarafını bilmiyorum, yazdıklarımın tümü Elma için geçerli).
Birazcık detay isteyen bir dilekçe yazmam gerektiği zaman en az 3 pencere açık oluyor önümde: Biri dilekçe, biri mevzuat, biri bilirkişi raporu/karşı tarafın dilekçesi/karar vs. Bazen buna bir de kitap ya da içtihat motoru ekleniyor, al sana 4 pencere. Telefon istediği kadar profesyonel olsun, işlem gücü gerektirmeyen ve bundan 30 sene önce daktilo ile yapılan işlerde dahi sınıfta kalıyor.
Elma cenahının aklı katlanır ayfonun açılma ve katlanma efektini gördüğü anda gitti ancak bir efekte akıl gidiyorsa orada ciddi bir sorun olmalı. Kesintisiz olarak 15 yıldır iPhone, 13 yıldır Mac kullanıyorum ancak geçen sene iPhone Air, bu sene iPhone Duo derken bence son derece işlevsiz cihazlar yapıyor Apple. Macbook tarafı bence hep iyi, fiyat bir yana güzel ve kaliteli cihazlar. Zaman zaman sektörde çok tartışılan ancak öncü olarak adlandırılabilecek şeyler (DVD sürücü ve USB-A'nın kaldırılması, Magsafe vs) yaptılar. Silikon MBP'lerde hatalarından dönüp HDMI portu ve Magsafe'i geri getirdiler. "Normal" iPhone modelleri de iyi, son yıllarda eksiklerini büyük ölçüde tamamladılar (Yaygın hızlı şarj protokolüne geçiş, 120 HZ ekran vs) ve sektör standartı olan donanımlara zorla da olsa (USB-C, Qi kablosuz şarj vs) geçtiler.
Ellerim büyük, en büyük boy telefonları bile tek elle sorunsuz kullanabiliyorum. Bundan birkaç sene öncesinde büyük boy telefonlar tek elle kullanıma uygun değil diye eleştiriliyordu. Şimdi katlanır telefonlar var ve bunların hiçbiri tek elle tam kullanıma doğaları gereği uygun değiller ancak bir katlanır çılgınlığı aldı gitti. Bana biraz fazla zorlama geliyor bu cihazlar, gerçi satmasalar 10 yıldır piyasada olmazlardı ama hala tam olarak oturmadı bir şekilde. Yanlış anlaşılmasın, katlanır telefonlara tümden karşı değilim ancak ikna edici bir örneği çıkıp düz ekran telefonlara göre oldukça anlamlı ve işlevsel bir kullanım ortaya koyamadıkları sürece benim için anlamsız olarak kalmaya devam edecekler.
Son bir saat içinde 155 ziyaretçi, 11 kayıtlı kullanıcı giriş yaptı.
Ben bu teknolojinin günlük hayatta insanların hangi derdine çare olduğunu hala anlayabilmiş değilim, ekranmış parlaklıkmış bunlar bence ikincil konular. Markaların da katlanabilir ekranlı telefonun hangi derdi çözdüğünü anlatmak gibi bir derdi yok, onlar işin gırgırında.
Katlanır telefon kullandı bizim jenerasyon. Ben de kısa bir süre Nokia 6170 kullanmıştım. Onun da dışta ufak bir ekranı vardı, gelen bildirimleri oradan görebiliyorduk. Katlanması hiçbir sorunu çözmüyor, aksine hem cepte ciddi şişkinliğe neden oluyor hem de telefonu tek elle kullanmak konforundan mahrum bırakıyordu. Katlanır telefonlar dertten başka bir şey ortaya koymadığı ve ekranlarının ufak olması zorunluluğu nedeniyle piyasadan silindiler. Mevcut katlanır telefonlar da mevcut halleriyle hiçbir sorunu çözmüyorlar. Bar tipi/phablet/tek parça telefonlara göre daha az dayanıklı olacakları aşikar. Yapısal gerekçelerle amiral gemi telefonların donanımlarına hala sahip değiller. Eskisine göre daha kullanışlı olsalar da kullanımları hala phablet'ler kadar konforlu değil.
Apple kullanıyorum, seviyorum, memnunum ama bu amansız övücüler (https://www.youtube.com/watch?v=rWbMf6m95II&list=PL5-2R9iCT2Htujk6Fb-im4SBPzuGLaS4M) gerçekten kepaze tipler. Mehmet Üzüm denen bir amansız övücünün Apple TV 4K incelemesini izledim, adam 22.499 TL'lik fiyat için "belki fiyatı çok az daha aşağıda olabilirdi" eleştirisini yaptı (https://youtu.be/ZktXUrZRGUc?si=Ayd_9f9X6n4rP5S4&t=552). Çok az daha aşağıda ne demek ulan, 21.999 TL olsa fiyat tamam mıydı, uygun muydu doğru muydu mesela?