Baba&Oğul&Otomobil

Arabaya bakmayı, arabacı olmayı babadan gördük. Balans, rot ayarı kaçar diye, jant çizilir diye park ederken kaldırımlara dan dun yanaşmamayı babadan öğrendik. Sağdan asla geçmemeyi, yolun ileri görünmüyorsa girmemeyi, büyük araçların sağ önünde kör noktasında kalmamayı defalarca her seferinde duyduk. Yeri geldi koskoca yolda çukura teker düşürdük diye azar işittik. Direksiyon sonuna kadar çevrilmişse daha zorlanmamalıydı. Orada öyle tutuyorum basmıyorum aslında açıklamaları yapılsa da o ayak o debriyajın üstünde durmamalıydı. Park ederken çok eski püskü vuruklu araçların önü arkası tercih edilmemeliydi ki aynı dikkatsiz adam sana da vurma ihtimali sıfırlanmalıydı.
Denize vs gidince akşam güneşinin yönü hesaplanıp araç ona göre ağacın altına çekilmeliydi. Yıkarken fırça sopası değmemeliydi çünkü çizerdi. O zamanlar wash mitler falan yoktu. Araç hortumla fırçayla yıkanırdı...
Süt ve et kokusu çıkmaz araba sattırırdı. Bu yüzden dökülmesine hiç izin verilmedi.
Başkalarının da olsa araçlara asla zarar vermemeyi de çocukken öğrendik. Demir fermuarlı kot montlar, demir düğmeli pantolonlarımız olurdu. İki arabanın arasından sıkışıklıktan falan geçerken bunların arabayı çizebileceği pantolonumun düğmesi daha tampon yüksekliğindeyken anlatılmıştı bi şekilde.
Arabanın içi yaşam alanıydı. Her ne kadar ayakkabı ile de girsek soluk aldığımız yerdi. Dışı pis olsa da içi temiz olmalıydı...

 

Yazı DonanımHaber forumu üyesi 'supremum' adlı kullanıcıdan alıntıdır. Hoşuma gitti yayınlamak istedim

#otoseyir

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Tüm blog yazılarını gör