Return to Castle Wolfenstein

Zamanında return to Castle Wolfenstein'a yazdığım inceleme 🙂 İmla düzeltmesi bile yapmadım. Nostalji olsun. Sene 2002
,
Bazı oyunlar vardır ki çıkacağını duyduğunuz ilk andan itibaren o oyunun çok iyi olacağını ve beklentilerinizi sonuna kadar karşılayacağınızı bilirsiniz. Return to Castle Wolfenstein da benim için böyle oyunlar dan biriydi. ID software’in ( single player’ın yapımını Gray Matter multiplayer’ın yapımını da Nerver software yapmış olsa da ) bu eski ve güzel oyunu günümüzün grafik teknolojisi ile yeniden yapacağını duyunca gerçekten heyecanlanmıştım. Çünkü o zamanın grafik ve ses teknolojisiyle bile bana uzun zaman keyifli vakit geçirten bir oyunun günümüz teknolojisi ile nasıl olacağını düşünmek bile heyecan vericiydi. Zaten sadece yapımcı olarak ismi geçse de ID software’in ilk gözağrısının ismine leke sürdürecek bir oyun yapacağını düşünmüyordum. Sonuçta zaman su gibi akıp geçti ve oyun artık ellerimizde. Masamıza yatırıp incelemeye başlayalım.

Oyunumuzun introsundan yıllar önce yaşamış ve karanlık güçlerle işbirliği yapmış birisinin tam dünyayı yönetme amacına ulaşacakken büyük bir büyücü tarafından durdurulmasını ve
günümüzde de bu mezarın naziler tarafından bulumasını görüyoruz. Brifingler sonucunda da anlıyoruz ki Nazilerin arasında amacı savaştan farklı olan bir grup vardır. Bu grubun amacı bu ölmüş kralı yerinden çıkararak onun ölüleri yerinden kaldırıp ordu oluşturma gücünü nasıl elde ettiğini anlamaktır. Biz de bu grubu incelemek üzere nazilerin arasına karışan ama yakalanan ajan Blazkowicz’i canlandırıyoruz. Amacımız hem paçayı kurtarmak hem de nazilerin amacına ulaşmasını önlemek.

Oyunumuz grafik motoru olarak Quake 3:Team Arena’yı kullanıyor. Half Life bilmem kaçıncı patchini çıkartmasına rağmen hala oturmuş bir motor ortaya koyamamasına rağmen Quake 3:Team Arena ile ( ki bence mükemmel ötesi zevkli bir oyundur. ) bu işi mükemmel bir şekilde başarıyor. Ayrıca oyun içi grafiklerinden de anlayabildiğimiz gibi bu motor çok detaylı bir şekilde modifiye edilebiliyor. Konsol komutları ve giriş ekranı benzemese oyunun Quake 3 ile herhangi bir ilgisini kimsenin bulabileceğini sanmıyorum. Ayrıca oyun içindeki bütün insan,yaratık grafikleri ve silah efektleri özenilerek yapılmış ve çok kaliteli. Sadece insanların ölüm animasyonları pek etkileyici olmamış. Gore seviyesini düşük tutmak için bundan ödün vermişler ama iyi olmamış bence.

Oyunumuzun oynanışı inanılmaz gibi gelse de yıllar öncesinin Wolfenstein 3D’si ile tamamen aynı. Önünüze geleni öldürün. Duvarlarda,portrelerde ve bayrakların arkasında gizlenmiş odaları bul ve hazineleri topla. Basit bir oynanış biçimi ama arada sırada insanın böyle kafasını yormadan önüne geleni öldürerek oyun oynamak istediği de olmuyor değil. Şahsen bana bu bakımdan ilaç gibi geldiğini söyleyebilirim. Karşımızdaki bilgisayarın yapay zekasının gayet iyi olduğunu söyleyebilirim. FPS kaşarı olmuş benim gibi bir adama karşı bile gayet iyi mücadele ediyorlar. Bir kere direk kafadan vurmazsanız kesinlikle karşıdan kurşun yiyorsunuz. 2-3 saniye içinde adamı öldüremezseniz zaten ölüyorsunuz. Çünkü karşıdakiler çok iyi saklanıyor ve isabetli atışlar yapıyorlar. Başıma gelen birşeyi anlatayım. Bir kapıyı açtım ve içerde bir dolu adam olduğunu gördüm. Hemen geri çekildim bir bomba attım bir kaç saniye sonra bomba patladı,içeri dalayım dedim. Ama bir de baktım kimse ölmemiş. Ne alaka derken bir bomba daha attım. Karşıdaki subay da benimle dalga geçer gibi attığım bombayı ayağıyla bana doğru tekmeledi. Ben öldüm ve F9’a bastım. Olay böyle arkadaşlar yani kolay diye birşey yok uğraşacaksınız. Klasik F5 save F9 load taktiği her zamanki gibi geçerli.

Elimizdeki silah koleksiyonumuz abartı derecesinde geniş. Klasik silahlarımız bıçak,tabanca (susturucusu var), 3 adet hafif makineli,1’i dürbünsüz diğeri dürbünlü iki adet ağır makinalı,2 adet sniperın yanında elimizde 1 adet öküz ölüsü gibi ağır ve karşınızdakini kurşuna boğan minigun,bir adet bazuka,alev makinesi ve Quake 3’teki Shaft ayarında bir silah var. Gördüğünüz gibi silah menümüz çok geniş ama inanın ki karşınıza bu silahların hepsini kullanmanız gereken her türlü şey gelecek ve silah menüsünün genişliğine dua edeceksiniz.

Oyunumuzu yükleyince göreceksiniz ki single player ve multiplayer olmak üzere iki ayrı versiyonu var. Single da güzel ama birazcık kısa. Oyunun multiplayer versiyonu ise tam manasıyla bir şaheser. Zibidi Counter Strike’a ( 6.2’ye kadar saygım var sonrası çöplük ) 5 veya 10 basar karar veremedim kaç basacağına. 2 ayrı taraf var. Allied ve Axis olarak. Bu iki tarafta seçebileceğimiz çeşitli classlarımız var.

Soldier: Klasik askerimiz her türlü silahı kullanabilir. 100 health’i vardır.
Engineer: Aşmanız gereken engelleri onun patlayıcıları ile aşmalısınız. Veya savunma yapıyorsanız onunla bu patlayıcıları etkisiz hale getirebilirsiniz. Bozulan makineli tüfek yuvalarını tamir edebilir.
Medic: Sağlığını sürekli yeniler ve ölen kişileri yarı sağlığı ile ayağa kaldırır. Ayrıca yaralılar için yere sağlık paketleri atar.
Commander: İşte multinin baba adamı. Dürbünle baktığı yerlere topçu saldırısı düzenletebilir. Duman bombası attığı yere ise hava saldırısı düzenlenir. Ayrıca yere cephane de atabilir. Başka ne istenir ki.

Takım oyununun dışında tek kişilik kahramanlıkların hiçbir işe yaramayacağını size söylemeliyim. Counter Strike’taki gibi 7 tane headshot yapma gibi bir lüksünüz yok kısaca. Çünkü hem silahlarımız ona göre tasarlanmış hem de biri ile direk kombata girince çoğunlukla kritik bir sağlıkla çıkıyorsunuz. Kelimelerle pek anlatabileceğimi sanmıyorum. Sadece bir kere arkadaşlarınızla karşılıklı Normandiya sahillerinde Omaha Beach çıkarmasını oynayın. Sonra da oynamaya devam edin.

Uzun zamandır eksikliği çekilen kaliteli FPS ihtiyacını uzun süre karşılamaya yetecek bir oyun Return to Castle Wolfenstein. Böyle oyunları çıktığı anda alıp oynayın ve ilerde,böyle bir şeyi nasıl kaçırdım diye hayıflanmayın derim ve çekilirim arkadaşlar.

Grafik : 9.5
Ses : 9.5
Oynanabilirlik : 10
Atmosfer : 10
Genel : 9.5

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Bu ürünle ilgili tüm incelemeler