• Keşfet
  • Videolar
  • Bloglar
  • İncelemeler

kontratak
  • Kullanıcıyı engelle
  • Kullanıcıyı bildir

Kayıt tarihi: 07.01.2019
  • kontratak @kontratak

    @narako Meydandaydı. Ulaşım ve tahribat son derece kolay, tamamen korumasız duruyorlar.

    28 Eylül 2026 - 12:51 Beğen
  • kontratak @kontratak

    Tahmin etmediğim bir durum çıktı. Birisi kata gelen fiberoptik kabloyu bükerek kırmış arıza ekibinin söylediğine göre.

    28 Eylül 2026 - 12:27 Beğen
  • kontratak @kontratak

    Geçtim. 12. günün sonunda o da geçti, internet yok. Bölgede inşaat filan da yok. Sürekli kesinti olunca tadı tuzu kalmıyor. TurkNet.

    28 Eylül 2026 - 00:09 Beğen
  • kontratak @kontratak

    Orası öyle. Millenicom da kendi altyapısı olmamasına rağmen o konuda fena değildi ama hız çok yetersizdi, ping değerleri kötüydü.

    27 Eylül 2026 - 16:12 Beğen
  • kontratak @kontratak

    Bölge sakin o konuda. Ona rağmen "bölgesel arıza" demişler.

    27 Eylül 2026 - 16:10 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    İlk hafta benim de öyle olmuştu. 12. günün sonunda fiberin ucu bombok bir yere çıktı.

    https://youtu.be/3ksNL9uJssw?si=90ZW8jGo5-G6ePkj

    27 Eylül 2026 - 15:02 Beğen
  • kontratak @kontratak

    Düzeltemezler veya düzelttikten sonra yeniden kesilirse öyle yapacağım 😀

    27 Eylül 2026 - 15:01 Beğen
  • kontratak @kontratak

    Bazı görselleri yapay zekaya yaptırıyorlar muhtemelen ama burada basit bir klavye ile yazım hatası var gibi görünüyor. Harflere hangi parmakla basıldığına bağlı olarak hızlı yazımda E ile T'nin yerini karıştırmak mümkün. Ben klasik on parmak metodunu kullanıyorum, E'ye de T'ye de sol elimin işaret parmağı ile basıyorum fakat bunu yazan kişi T harfine sağ el ile basıyor olabilir 🤔

    26 Eylül 2026 - 00:16 Beğen
  • kontratak @kontratak

    @protego Sivil katliamı tartışmasız bir gerçek, direkt soykırım yapıldı. Bunu belgeleriyle bilgileriyle anlatmıştım. Bunun tanımı budur. Hamas'ın kötücül bir örgütlenme olması İsrail devletinin yaptığının soykırım olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çoluğu çocuğu katlettiler dünyanın gözünün önünde.

    04 Eylül 2026 - 01:26 Beğen
  • kontratak @kontratak

    Öncelikle bu "sekt", "kült" tipi yapılanmalar hoşuma gitmiyor, bunu belirteyim. Ancak "doğrucu Davut" rolleri kesen ikiyüzlü şahıslar da hoşuma gitmiyor. Vicdansızca konuşarak bunu doğruculuk, "based" olmak gibi pazarlayan tiplemelerden biri bu şahıs.

    Bu sözleri de ilk duyulduğunda olaylardan habersiz kişilere esprili, hatta "mantıklı" gibi gelebilir. Sosyal medyada bu tarz çıkışların hızla alıcı bulması da gayet anlaşılır bir durum. Fakat meselenin ne olduğunu anlamak için biraz araştırıp incelediğimizde görüyoruz ki kurgu baştan aşağı "false equivalence" yani sahte denklik safsatası başta olmak üzere safsatalar ve ikiyüzlülükler üzerine kurulu.

    ABD'de federal düzeyde de New York eyaleti özelinde de devlet tarafından kimseye sırf "ibadethanede oturup bütün gün kitap okusun" diye doğrudan kişisel maaş bağlanan bir kamu düzeni yok. Mevzubahis şahıs burada ya İsrail'deki dini okul öğrencilerinin devlet ödenekleri tartışmasını bilerek New York'a yamıyor ya da izleyicisinden ucuz etkileşim koparmak için konuyu bilerek eğip büküyor. New York'taki bu insanların kamu bütçesiyle temas ettiği yegane alan, şartları sağlayan her dar gelirli vatandaşın alabildiği "Section 8" konut yardımı veya "SNAP" gıda desteği gibi genel sosyal programlar. Yani kimse kimseye "yeter ki odasında otursun, kitap okusun" diye özel bir bütçe tahsis etmiyor.

    İşin asıl ikiyüzlülük boyutu ise bu tepkinin son derece seçici işlemesinde yatıyor. İnternette güvenilir kaynaklarda tarama yapıldığında görüleceği üzere aynı ABD'de kendi iç hukukunu yürüten, 1972 tarihli "Wisconsin v. Yoder" kararıyla çocuklarını seküler eğitimden çeken ve vergi mevzuatı uyarınca sosyal güvenlik priminden resmen muaf tutulan Amish toplulukları var. Diğer yandan muhafazakar eyaletlerde kamu eğitim bütçesini "school voucher" sistemiyle doğrudan kasasına aktaran köktendinci Hristiyan okulları ve milyarlarca dolarlık bütçeleri sıfır denetimle ve vergisiz yöneten devasa "mega-church" yapıları bulunuyor. Asmon denen elemanın bu Hristiyan muhafazakar yapılara, kilise vakıflarına veya dini cemaatlere tek kelime ettiğini görmek pek olası değil. Zira kendi takipçi tabanının büyük kısmını oluşturan kitleye dokunmak işine gelmez, izleyici kaybettirir. Kendi kitlesini ürkütmeden hedef gösterebileceği bir azınlık bulunca da hemen "bizim vergilerimizle yan gelip yatıyorlar" söylemine sarılıyor.

    Kaldı ki bu şahsın ahlaki omurgasını ve niyetini anlamak için siciline bakmak kafi. Canlı yayında Filistinliler için "aşağılık bir kültürden geliyorlar" diyerek sivil katliamına karşı zerre vicdani duygular hissetmediğini açıkça söyleyen birinden bahsediyoruz. İran'ın Minab kentindeki ilkokul vurulup çoğu çocuk 150'den fazla sivil hayatını kaybettiğinde, sivillerin ölümünü pişkince "collateral damage" (tali hasar) ve kendisine yönelik bir duygusal manipülasyon diye geçiştirebilmiş bir figür bu. Sınırda kadın çocuk demeden göçmenlerin vurulması gerektiğini savunup insanları "hayvan" diye yaftalayan bu şahıs, iş kendi kurumsal ortaklıklarına dokunup kurucu ortağı olduğu "Mythic Talent" ajansı ile ilişiğini kesme noktasına gelince ve platform yayınları tehlikeye girince anında tornistan edip özür dilemeyi gayet iyi bilir.

    Yani "kamu kaynaklarını düşünüyorum" ayağına ilkeli veya rasyonel bir yaklaşımı varmış gibi yine rol kesmiş. Tamamen algoritmanın ödüllendirdiği "rage bait" mantığıyla kitle toplayıp cebini doldurma refleksi var esasen. İş insani değerlere geldiğinde en vicdansız söylemleri savunan, iş menfaatine ve sponsorluklarına dokunduğunda ise hemen geri adım atan bu şahsın ucuz popülist laf yığını örneklerinden birisi bu söyledikleri de.

    03 Eylül 2026 - 20:31 Beğen
  • kontratak @kontratak

    @mrx Ben severim, sevmeyene de niye sevmiyorsun demem 😃

    27 Ağustos 2026 - 23:15 Beğen
  • kontratak @kontratak

    Aşure gibi tatlı var mı?

    27 Ağustos 2026 - 22:58 Beğen 2
  • kontratak @kontratak

    Sanırım henüz yayımlanmadığı için oturum kapalıyken öyle diyor. Oturum açık olunca saat 22.00'de geleceğini söylüyor.

    27 Ağustos 2026 - 01:36 Beğen 2
  • kontratak @kontratak

    @arandur Yakalandık 😃

    26 Ağustos 2026 - 18:56 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    .

    25 Ağustos 2026 - 18:55 Beğen 2
  • kontratak @kontratak

    @oniki Bu deprem konusu, İstanbul'da yaşayan ve 99'daki depremleri çocukken hissetmiş, Avcılar'da enkaz altında ölen insanları görmüş biri olarak çok hassas olduğum bir konu. Bunu safsatalardan, bilim dışı söylemlerden arınıp ciddiyetle ele almak lazım. Ancak o zaman bu denli ölümcül olmaktan çıkartıp Şili ve Japonya'daki seviyelere ulaşabiliriz. Bunun ötesi retoriktir, insan hayatını kurtarmak istiyorsak laf kalabalığıdır. Bu nedenle bu retorikten uzak uzunca bir cevap yazmaya çalıştım:

    "Şemsiye rantçıları var diye meteorolojik tahminler sağanak yağış ve taşkın riskini işaret ediyor."

    Rantın, rantçının olması bilimsel literatürdeki gerçekleri değiştirmiyor. Bunun tersi mümkün olabilir tabii. "Sağanak yağış" tahmini var diye şemsiye satıcıları avuçlarını ovuşturabilirler, hava bulutlanınca çok pahalıya şemsiye de satabilirler. Fakat şemsiye satıcısının kâr marjı, atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasını veya yağmurun yağma olasılığını değiştirmiyor.

    Bir kişinin "Prof." unvanına sahip olması da söylediklerini otomatik olarak geçerli kılmaz. Bilimde geçerli olan şey kişinin kartviziti değildir. Geçerli olan şey gözlemler, ölçümler, deneyler, modeller ve bunların bağımsız olarak sınanabilir sonuçlarıdır. Bunlara göre referanslı bir konuşma geçerlidir.

    "Cımbızlama" yaparak iyimserlik saçmak mümkündür elbet. İnsanın hoşuna giden birkaç çalışmayı ve o çalışmadan "hoş" kısımları seçip geri kalan literatürü görmezden gelmesi de mümkündür. Ancak kozmosun insanı mutlu etmek, gönlünü hoş tutmak gibi bir derdi yok. Fiziksel gerçekliklerin bir amacı, temennisi veya duygusal tercihi yok zira.

    Gönlünü hoş tutana inanma eğiliminde olmanı anlıyorum, gayet insani. Ancak bilim, insanın kendini iyi hissetme ihtiyacına göre çalışmıyor.

    Şimdi Marmara'ya gelelim:

    Burada önemli bir ayrımı doğru yapmak gerekiyor: Marmara Denizi'ndeki bütün fay segmentleri aynı davranmıyor ve farklı çalışmalar farklı segmentleri inceliyor.

    Lange ve arkadaşlarının 2019 yılında Nature Communications'da yayımlanan çalışması, Kumburgaz Havzası'ndaki Kuzey Anadolu Fayı segmentinde deniz tabanı akustik-jeodezik ölçümler gerçekleştirmiş. Yaklaşık 2,5 yıllık milimetre hassasiyetindeki ölçümlerde anlamlı bir fay yer değiştirmesi tespit edilmediği görülüyor. Çalışma, bu kesimin en az 3 km derinliğe kadar kilitli olduğunu ve daha derinde de kilitlenmenin devam ediyor olabileceğini ortaya koyuyor. Aynı çalışma, 1766'dan bu yana en az 4 metre kayma açığı birikmiş olabileceğini ve bunun yaklaşık Mw 7.1-7.4 büyüklüğünde bir depremin sismik momentine karşılık gelebileceğini hesaplıyor.

    Pierre Sakic ve arkadaşlarının 2016 tarihli Geophysical Research Letters çalışması da İstanbul-Silivri segmentinde deniz tabanı akustik ölçümleri yapmış. Altı aylık gözlem süresince anlamlı ve sürekli bir yüzey sürünmesi tespit edilmediği en altta kaynak olarak eklediğim çalışma linkinin içeriğinde görülebilir. Ölçümler, yüzeydeki kayma hızının sıfıra yakın olduğunu ve üst sınırın yaklaşık 6 mm/yıl olduğunu gösteriyor. Yani bu çalışma "fayda hiçbir yerde, hiçbir derinlikte sürünme yok" demiyor, ancak gözlenen kesimde, ölçüm hassasiyeti dahilinde önemli bir sürekli yüzey sürünmesine dair kanıt bulamıyor.

    Adalar, yani İngilizce kaynaklarda geçen ismiyle "Princes' Islands" segmenti için ise Ergintav ve arkadaşlarının 2014 tarihli GPS çalışması doğrudan gerinim birikimine işaret ediyor. Araştırmacılar bu segmentte kayma açığı birikim hızını yaklaşık 10-15 mm/yıl olarak hesaplamış. 1766'daki son büyük depremden bu yana geçen süre dikkate alındığında, model varsayımlarına bağlı olarak yaklaşık 2,5 ile 3,7 metre arasında kayma açığı birikmiş olabileceği hesaplanıyor. Çalışmanın vardığı sonuç şunu ifade ediyor: Princes' Islands segmenti, Marmara'daki Kuzey Anadolu Fayı üzerinde bir sonraki Mw > 7 deprem için en önemli adaylardan biri.

    Burada dikkat edilmesi gereken şey şu: Bilim insanları "kesin olarak şu tarihte Mw 7,34 deprem olacak" demiyor. Böyle bir iddia zaten sismolojinin bugün sahip olmadığı bir hassasiyetle yapılmış olurdu ki bu da mümkünsüz.

    Ancak mevcut jeodezik, sismolojik ve paleosismolojik veriler Marmara'daki bazı segmentlerde kayma açığının ve elastik gerinimin biriktiğini, bazı kesimlerin ise sürünme veya daha karmaşık deformasyon davranışı gösterebildiğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla bilimsel olarak söylenebilecek şey "deprem kesinlikle şu gün olacak" değil, bazı segmentlerin büyük deprem üretme kapasitesine sahip olduğu ve birikmiş deformasyonun deprem tehlikesi açısından ciddi biçimde dikkate alınması gerektiğidir.

    Küçük sarsıntıların devasa bir kilitli fay segmentini "rahatlatması" tartışmasını da duyageliyoruz, en azından ben 99'daki depremlerden beri her önemli depremden sonra televizyonda saatlerce konuşan uzmanlardan duyuyorum. Çok eskiden ilköğretim - lise zamanlarımda yani literatür sayfalarını karıştırmadığım, bu işlerin içine dalmadığım zamanlarda beni de rahatlatırdı bu söylemler. Fakat işler o kadar "basit" değil maalesef.

    Burada da sık yapılan bir kavramsal hata var.

    Evet, her deprem bir miktar sismik enerji ve moment açığa çıkarır. Küçük depremler yerel gerilimi azaltabilir, artırabilir veya yeniden dağıtabilir. Ancak birkaç küçük depremin, onlarca kilometrelik bir fay segmentinde yüzyıllar boyunca birikmiş metrelerce kayma açığını anlamlı ölçüde ortadan kaldırdığını söylemek için fiziksel bir temel gerekir.

    Mw ölçeği logaritmiktir. Sismik moment yaklaşık olarak büyüklük farkının 1,5 katının 10 tabanındaki üssüyle ölçeklenir. Örneğin Mw 7 büyüklüğündeki bir deprem ile Mw 4 büyüklüğündeki bir deprem arasında yaklaşık 31.600 kat sismik moment farkı vardır.

    Dolayısıyla "küçük küçük sallanıyor, rahatlıyor" şeklindeki anlatı bilimsel bir analiz değil. Küçük depremler fay sistemindeki gerilimi yeniden dağıtabilir. Fakat tek başlarına, büyük ve kilitli bir segmentte birikmiş kayma açığının önemli bir bölümünü ortadan kaldırdıklarını varsayamayız. Yıkılmak üzere olan bir barajdan damla damla su boşalacak beklentisine benzetebiliriz.

    Bilim insanlarından "10 yıl içinde nerede, kaç büyüklüğünde, hangi gün ve hangi saatte olacağını tam söylesin, bilemezse ceza alsın" diye kesin takvim istemek ise rasyonel bir bilimsel beklenti değil.

    Bu, meteorologa "2029 yılının 14 Mart günü saat 16.23'te tam olarak kaç damla yağmur düşeceğini söyle" demek gibi bir şey.

    Bu, falcılardan beklenebilir ve inanan da çıkabilir tabii. Veyahut medyada, Twitter'da, orada burada sürekli bir iddia paylaşıp, bu iddialardan birisi tutunca "ben demiştim" diyenlere de inanan çıkabilir. Bunun adı da var: Texas Sharpshooter Fallacy.

    Sismoloji bugün depremi gün ve saat düzeyinde deterministik olarak tahmin edemiyor. Ancak fay geometrisi, kayma hızı, kilitlenme durumu, sismojenik derinlik, geçmiş kırılmalar ve olasılıksal sismik tehlike analizleri üzerinden hangi bölgelerin ne tür bir deprem tehlikesi taşıdığını değerlendirebiliyor.

    Belirsizlik olması, hiçbir şey bilinmediği anlamına gelmiyor.

    Bir doktorun "bu kişinin tam olarak hangi gün kalp krizi geçireceğini söyleyememesi", hipertansiyonun ve damar tıkanıklığının risk faktörü olmadığı anlamına gelmediği gibi.

    Hatay meselesinde de rakamları doğru okumak gerekiyor.

    717.614 sayısı Hatay'ın bina stoğu değil, deprem bölgesindeki 11 ilde incelenen toplam hasar tespit havuzunu ifade ediyor. Bu nedenle bu sayıyı alıp yalnızca Hatay'daki ağır hasar veya yıkım sayılarıyla karşılaştırarak "%2 bina çöktü" sonucuna ulaşmak istatistiksel olarak yanlış bir payda kullanımıdır.

    Hatay için kullanılacak oranlarda, karşılaştırılan hasar sınıflarının ve toplam yapı sayısının aynı değerlendirme evrenine ait olması gerekir. 13.517 yıkık, 67.346 ağır hasarlı ve 8.162 acil yıkılacak yapı sayılarını topladığınızda 89.025 yapı elde ediliyor. Eğer yaklaşık 130.000 yapıdan oluşan doğrudan etkilenen aynı değerlendirme evreni esas alınıyorsa:

    89.025 / 130.000 * 100 = yaklaşık %68,48.

    Ancak burada metodolojik olarak önemli bir şart var: 130.000 sayısının gerçekten bu hasar sınıflandırmalarıyla aynı yapı evrenini temsil eden resmi kaynak tarafından tanımlanmış olması gerekir. Aksi hâlde doğru sayıları yanlış paydayla bölüp yanlış bir oran üretiriz.

    Yani "717.614'ü al, 13.517'ye böl, %2 çıktı" şeklindeki hesap zaten baştan elma ile bütün meyve reyonunu karşılaştırmak gibi bir şey.

    İstanbul için İBB ve Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi'nin "İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi", güncel bina, nüfus ve altyapı envanterlerini kullanarak kapsamlı bir deprem kayıp senaryosu ortaya koyuyor.

    Mw=7.5 büyüklüğündeki bu senaryo depreminde, İstanbul'da ortalama 135.000 (üst sınır 194.000) binanın orta ve üzeri düzeyde hasar göreceği öngörülüyor. Bu kapsamda 20.000 ila 30.000 binanın ağır, 2.500 ila 5.000 binanın ise çok ağır hasar sınıfına girmesi bekleniyor. Ayrıca, hasarlı inşaat alanı ve 2009 yılı birim maliyetleri üzerinden hesaplanan doğrudan yapısal hasar kaynaklı mali kaybın 25,6 milyar TL (günümüz parasıyla yaklaşık 650 milyar TL diyebiliriz), altyapı ve iş kaybı dahil toplam ekonomik kaybın ise 80-100 milyar TL (günümüz parasıyla yaklaşık 2-2,5 trilyon TL) mertebesinde olacağı tahmin ediliyor.

    Bunlar "kesinlikle böyle olacak" kehanetleri değil. Senaryo modellemeleri.

    Ama "senaryo olduğu için hiçbir anlamı yok" demek de aynı derecede mantık dışı.

    Mühendislik zaten tam olarak bu yüzden var.

    Mühendislikte tasarım, "her şey muhtemelen iyi gider" varsayımı üzerine kurulmaz. Belirlenmiş tasarım senaryoları, yük kombinasyonları, sınır durumları, güvenlik katsayıları ve kabul edilebilir risk seviyeleri dikkate alınır.

    Hiçbir mühendis teorik olarak mümkün olan sonsuz sayıdaki felaket senaryosuna karşı sınırsız dayanıklılıkta yapı tasarlayamaz. Ancak "ortalama olarak muhtemelen sorun çıkmaz" diye de bina, köprü veya uçak tasarlamaz.

    Uçaklarda birbirini yedekleyen bağımsız sistemlerin, yedek hidrolik devrelerin, acil durum güç sistemlerinin ve çoklu hata toleranslarının bulunmasının sebebi de budur.

    Mühendis, "Nasıl olsa 10 bin metrede motorlara kuş sürüsü girmez, sensörler buzlanmaz ve pilot yanlışlıkla kontrol paneline kahve dökmez" diye tasarım yapmaz.

    Belirli hata ve arıza senaryolarını hesaba katar.

    Deprem mühendisliğinde de mantık budur.

    Bilimsel literatür "Deprem kesin olarak şu tarihte olacak" diyemiyor diye "o hâlde büyük deprem tehlikesini de hesaba katmayalım" sonucuna varmak, uçak mühendisine "motorun tam olarak hangi saniyede arızalanacağını söyleyemiyorsan ikinci hidrolik sistemi niye koyuyorsun?" demek kadar anlamsızdır.

    Ve son olarak başa dönelim:

    Ortada şemsiye satan biri olabilir.

    Birileri deprem korkusundan para kazanıyor da olabilir.

    Birileri deprem korkusunu abartıyor da olabilir.

    Birileri tam tersine deprem riskini küçümseyerek siyasi veya ekonomik çıkar sağlıyor da olabilir.

    Bunların her biri ayrıca araştırılabilir.

    Fakat bir kişinin ekonomik çıkarı olduğunu göstermek, fayın kilitlenme durumunu değiştirmez.

    Bir profesörün iyimser konuşması, GPS istasyonlarının ölçtüğü deformasyonu ortadan kaldırmaz.

    Birinin korku satması, deniz tabanındaki milimetre hassasiyetindeki jeodezik ölçümleri otomatik olarak geçersiz kılmaz.

    Bir başkasının "ben depremden korkmuyorum" demesi de kayma açığını sıfırlamaz.

    Doğa, kimsenin psikolojik konforunu optimize etmek zorunda değil.

    Bilimsel olarak yapılması gereken şey ise kulağa en hoş gelen senaryoyu seçmek değil eldeki ölçümlerin, verilerin ve modellerin gerçekten ne söylediğine bakmak.

    Çeşitli kaynaklar:

    https://www.nature.com/articles/s41467-019-11016-z

    https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1002/2016GL069600

    https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1002/2014GL060985

    https://academic.oup.com/gji/article/229/3/1785/6516328

    https://www.science.org/doi/10.1126/science.adz0072

    https://depremzemin.ibb.istanbul/tr

    https://depremzemin.ibb.istanbul/tr/istanbul-ili-olasi-deprem-kayip-tahminlerinin-guncellenmesi-projesi

    20 Ağustos 2026 - 17:41 Beğen
  • kontratak @kontratak

    "Korku tacirleri ve rantsal dönüşümcüler" ne bekliyor bilmiyorum ama bilimsel veriler Adalar segmentinin M~7 büyüklüğünde bir deprem üretebilecek potansiyelde olduğunu gösteriyor. Böyle ciddi bir konuda tedbir almanın önüne geçebilecek rehavetten sakınmak ve komplo söylemlerinden kaçınmak iyi olacaktır.

    20 Ağustos 2026 - 01:13 Beğen
  • kontratak @kontratak

    Fiyat/performans için şu ikisini tavsiye ederim:

    https://www.ikea.com.tr/urun/kajplats-isik-rengi-ayarlanabilir-beyaz-tonlari-1521-lm-led-ampul-e27-10611302

    https://www.ikea.com.tr/urun/bilresa-beyaz-7-cm-uzaktan-kumanda-70604172

    Herhangi bir router'a, hub'a gerek kalmadan doğrudan bağlanabilir. Matter over Thread protokolü üzerinden haberleşiyorlar.

    Parlaklık ve sıcaklık ayarı var. Kaydırma tekerlekli Bilresa, üç farklı grubu kontrol edebiliyor. Eğer tek bir grup lamba için ise biraz daha ucuz olan iki butonlu Bilresa alınabilir, ama arada pek fiyat farkı yok:

    https://www.ikea.com.tr/urun/bilresa-beyaz-7-cm-uzaktan-kumanda-10604165

    Daha düşük parlaklıkta olan (806 lm) şu lamba da var:

    https://www.ikea.com.tr/urun/kajplats-isik-rengi-ayarlanabilir-beyaz-tonlari-806-lm-led-ampul-e27-30611481

    Kajplats ismindekiler Matter kullanıyor, Tradfi isminde olanlar Zigbee kullanıyor. Ona dikkat etmek lazım. Stok sorunu da internet mağazalarında çok, her modele her an erişilemeyebilir.

    Bu arada, aslında Ikea'nın Matter donanımı olan cihazları Zigbee ağına bağlanabiliyor. Doğrudan birbirlerine bağlanmak için hepsi Zigbee Touchlink kullanıyor. Yani hub alınmayacaksa, daima doğrudan lambaya bağlı kullanılacaksa Zigbee'li ürünler de alınabilir. Örneğin şu:

    https://www.ikea.com.tr/urun/styrbar-beyaz-uzaktan-kumanda-30488363

    10 Ağustos 2026 - 18:06 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    @srkndmrgl ¿qué quieres decir?

    05 Ağustos 2026 - 23:33 Beğen
  • kontratak @kontratak

    @srkndmrgl İyi de bu senin "yiyip yememenle" ilgili değil ki. Bu Türkçe ile öğretmen olunabiliyor ise Newton mekanikleri bilgisi ve ileri matematik hesaplamalarla Ay'a elbette gidilir. Tsiolkovsky Roket Denklemi, Vis-Viva Denklemi, Hohmann geçiş yörüngesi gibi basit bir iki kavramdan bahsetsem ne olduğunu bilebilecek misin ki "Ay'a gidilmedi, çünkü ben öyle söylüyorum" diyebilecek cüreti bulabiliyorsun? Newton'ın top güllesi düşünce deneyinden bile haberinin olmadığını, şu an bu mesajımla ilk defa okuduğunu iddia ederim.

    05 Ağustos 2026 - 23:27 Beğen
  • Durum (23)
  • Yorum (627)
  • Takipçi (6)
  • Takip edilen (1)
  • Favori (1)

Teknoseyir gündemi

#akış#honor#rezillik#vibecoding#ücretsizoyun#KonuDışı#AirFryer#Metro2033#AmazonTR#metrolastlight#TozluRaflar

Öne çıkan videolar

Yurtdışından alışveriş yaparken gümrükte takılmamanın yolları

1.076

Karlı günlerde zincir yerine kar çorabı nasıl takılır?

38

Samsung Galaxy Z Fold 8 Ultra, Fold 8 ve Flip 8 - İlk İzlenimler!

9

Rowenta Silence Force Extreme Elektrikli Süpürge İncelemesi

149

Sony'nin lens kamerası: Cyber-shot QX10

104
Tümünü gör

Öne çıkan bloglar

Microsoft Store Uygulamalarını Offline İndirme(İndirme butonu aktif olmayanlar dahil)

8

iPhone Pil Şarj Döngüsünü Görme Kestirmesi

9

Sokaktan Sahiplenebileceğiniz Kedi Cinsleri ve Karakterleri

17

İhtilal Kutu Oyunu - Yakın Siyasi Tarih

9

Baz İstasyonunun Yerini Bulma - Baz İstasyonu Konum Bulma

2
Tümünü gör

Öne çıkan incelemeler

zhulinniao qingluan z4 kulak içi kulaklık incelemesi

5

Renault Megane III 1.5 dci - Expression (2011)

13

Rotring 500 Mekanik Kalem

12

JoyToKey (Gamepad'e Klavye Tuşları Atama Programı)

10

Lenovo Tab Plus İncelemesi

Tümünü gör

Son bir saat içinde 328 ziyaretçi, 43 kayıtlı kullanıcı giriş yaptı.

  • © 2026 TeknoSeyir
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Kullanım Koşulları
  • Gizlilik Politikası
  • Sosyal Ağ Kuralları
    RAM desteği bilendenal.com tarafından sağlanmaktadır.
    Sunucu desteği DGN Teknoloji tarafından sağlanmaktadır.
Secured By miniOrange

Giriş yap

Aşağıdaki servisleri kullanarak hızlı giriş yapabilirsin
Şifremi unuttum