• Keşfet
  • Videolar
  • Bloglar
  • İncelemeler

kontratak
  • Kullanıcıyı engelle
  • Kullanıcıyı bildir

Kayıt tarihi: 07.01.2019
  • kontratak @kontratak

    @oniki Bu deprem konusu, İstanbul'da yaşayan ve 99'daki depremleri çocukken hissetmiş, Avcılar'da enkaz altında ölen insanları görmüş biri olarak çok hassas olduğum bir konu. Bunu safsatalardan, bilim dışı söylemlerden arınıp ciddiyetle ele almak lazım. Ancak o zaman bu denli ölümcül olmaktan çıkartıp Şili ve Japonya'daki seviyelere ulaşabiliriz. Bunun ötesi retoriktir, insan hayatını kurtarmak istiyorsak laf kalabalığıdır. Bu nedenle bu retorikten uzak uzunca bir cevap yazmaya çalıştım:

    "Şemsiye rantçıları var diye meteorolojik tahminler sağanak yağış ve taşkın riskini işaret ediyor."

    Rantın, rantçının olması bilimsel literatürdeki gerçekleri değiştirmiyor. Bunun tersi mümkün olabilir tabii. "Sağanak yağış" tahmini var diye şemsiye satıcıları avuçlarını ovuşturabilirler, hava bulutlanınca çok pahalıya şemsiye de satabilirler. Fakat şemsiye satıcısının kâr marjı, atmosferdeki su buharının yoğunlaşmasını veya yağmurun yağma olasılığını değiştirmiyor.

    Bir kişinin "Prof." unvanına sahip olması da söylediklerini otomatik olarak geçerli kılmaz. Bilimde geçerli olan şey kişinin kartviziti değildir. Geçerli olan şey gözlemler, ölçümler, deneyler, modeller ve bunların bağımsız olarak sınanabilir sonuçlarıdır. Bunlara göre referanslı bir konuşma geçerlidir.

    "Cımbızlama" yaparak iyimserlik saçmak mümkündür elbet. İnsanın hoşuna giden birkaç çalışmayı ve o çalışmadan "hoş" kısımları seçip geri kalan literatürü görmezden gelmesi de mümkündür. Ancak kozmosun insanı mutlu etmek, gönlünü hoş tutmak gibi bir derdi yok. Fiziksel gerçekliklerin bir amacı, temennisi veya duygusal tercihi yok zira.

    Gönlünü hoş tutana inanma eğiliminde olmanı anlıyorum, gayet insani. Ancak bilim, insanın kendini iyi hissetme ihtiyacına göre çalışmıyor.

    Şimdi Marmara'ya gelelim:

    Burada önemli bir ayrımı doğru yapmak gerekiyor: Marmara Denizi'ndeki bütün fay segmentleri aynı davranmıyor ve farklı çalışmalar farklı segmentleri inceliyor.

    Lange ve arkadaşlarının 2019 yılında Nature Communications'da yayımlanan çalışması, Kumburgaz Havzası'ndaki Kuzey Anadolu Fayı segmentinde deniz tabanı akustik-jeodezik ölçümler gerçekleştirmiş. Yaklaşık 2,5 yıllık milimetre hassasiyetindeki ölçümlerde anlamlı bir fay yer değiştirmesi tespit edilmediği görülüyor. Çalışma, bu kesimin en az 3 km derinliğe kadar kilitli olduğunu ve daha derinde de kilitlenmenin devam ediyor olabileceğini ortaya koyuyor. Aynı çalışma, 1766'dan bu yana en az 4 metre kayma açığı birikmiş olabileceğini ve bunun yaklaşık Mw 7.1-7.4 büyüklüğünde bir depremin sismik momentine karşılık gelebileceğini hesaplıyor.

    Pierre Sakic ve arkadaşlarının 2016 tarihli Geophysical Research Letters çalışması da İstanbul-Silivri segmentinde deniz tabanı akustik ölçümleri yapmış. Altı aylık gözlem süresince anlamlı ve sürekli bir yüzey sürünmesi tespit edilmediği en altta kaynak olarak eklediğim çalışma linkinin içeriğinde görülebilir. Ölçümler, yüzeydeki kayma hızının sıfıra yakın olduğunu ve üst sınırın yaklaşık 6 mm/yıl olduğunu gösteriyor. Yani bu çalışma "fayda hiçbir yerde, hiçbir derinlikte sürünme yok" demiyor, ancak gözlenen kesimde, ölçüm hassasiyeti dahilinde önemli bir sürekli yüzey sürünmesine dair kanıt bulamıyor.

    Adalar, yani İngilizce kaynaklarda geçen ismiyle "Princes' Islands" segmenti için ise Ergintav ve arkadaşlarının 2014 tarihli GPS çalışması doğrudan gerinim birikimine işaret ediyor. Araştırmacılar bu segmentte kayma açığı birikim hızını yaklaşık 10-15 mm/yıl olarak hesaplamış. 1766'daki son büyük depremden bu yana geçen süre dikkate alındığında, model varsayımlarına bağlı olarak yaklaşık 2,5 ile 3,7 metre arasında kayma açığı birikmiş olabileceği hesaplanıyor. Çalışmanın vardığı sonuç şunu ifade ediyor: Princes' Islands segmenti, Marmara'daki Kuzey Anadolu Fayı üzerinde bir sonraki Mw > 7 deprem için en önemli adaylardan biri.

    Burada dikkat edilmesi gereken şey şu: Bilim insanları "kesin olarak şu tarihte Mw 7,34 deprem olacak" demiyor. Böyle bir iddia zaten sismolojinin bugün sahip olmadığı bir hassasiyetle yapılmış olurdu ki bu da mümkünsüz.

    Ancak mevcut jeodezik, sismolojik ve paleosismolojik veriler Marmara'daki bazı segmentlerde kayma açığının ve elastik gerinimin biriktiğini, bazı kesimlerin ise sürünme veya daha karmaşık deformasyon davranışı gösterebildiğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla bilimsel olarak söylenebilecek şey "deprem kesinlikle şu gün olacak" değil, bazı segmentlerin büyük deprem üretme kapasitesine sahip olduğu ve birikmiş deformasyonun deprem tehlikesi açısından ciddi biçimde dikkate alınması gerektiğidir.

    Küçük sarsıntıların devasa bir kilitli fay segmentini "rahatlatması" tartışmasını da duyageliyoruz, en azından ben 99'daki depremlerden beri her önemli depremden sonra televizyonda saatlerce konuşan uzmanlardan duyuyorum. Çok eskiden ilköğretim - lise zamanlarımda yani literatür sayfalarını karıştırmadığım, bu işlerin içine dalmadığım zamanlarda beni de rahatlatırdı bu söylemler. Fakat işler o kadar "basit" değil maalesef.

    Burada da sık yapılan bir kavramsal hata var.

    Evet, her deprem bir miktar sismik enerji ve moment açığa çıkarır. Küçük depremler yerel gerilimi azaltabilir, artırabilir veya yeniden dağıtabilir. Ancak birkaç küçük depremin, onlarca kilometrelik bir fay segmentinde yüzyıllar boyunca birikmiş metrelerce kayma açığını anlamlı ölçüde ortadan kaldırdığını söylemek için fiziksel bir temel gerekir.

    Mw ölçeği logaritmiktir. Sismik moment yaklaşık olarak büyüklük farkının 1,5 katının 10 tabanındaki üssüyle ölçeklenir. Örneğin Mw 7 büyüklüğündeki bir deprem ile Mw 4 büyüklüğündeki bir deprem arasında yaklaşık 31.600 kat sismik moment farkı vardır.

    Dolayısıyla "küçük küçük sallanıyor, rahatlıyor" şeklindeki anlatı bilimsel bir analiz değil. Küçük depremler fay sistemindeki gerilimi yeniden dağıtabilir. Fakat tek başlarına, büyük ve kilitli bir segmentte birikmiş kayma açığının önemli bir bölümünü ortadan kaldırdıklarını varsayamayız. Yıkılmak üzere olan bir barajdan damla damla su boşalacak beklentisine benzetebiliriz.

    Bilim insanlarından "10 yıl içinde nerede, kaç büyüklüğünde, hangi gün ve hangi saatte olacağını tam söylesin, bilemezse ceza alsın" diye kesin takvim istemek ise rasyonel bir bilimsel beklenti değil.

    Bu, meteorologa "2029 yılının 14 Mart günü saat 16.23'te tam olarak kaç damla yağmur düşeceğini söyle" demek gibi bir şey.

    Bu, falcılardan beklenebilir ve inanan da çıkabilir tabii. Veyahut medyada, Twitter'da, orada burada sürekli bir iddia paylaşıp, bu iddialardan birisi tutunca "ben demiştim" diyenlere de inanan çıkabilir. Bunun adı da var: Texas Sharpshooter Fallacy.

    Sismoloji bugün depremi gün ve saat düzeyinde deterministik olarak tahmin edemiyor. Ancak fay geometrisi, kayma hızı, kilitlenme durumu, sismojenik derinlik, geçmiş kırılmalar ve olasılıksal sismik tehlike analizleri üzerinden hangi bölgelerin ne tür bir deprem tehlikesi taşıdığını değerlendirebiliyor.

    Belirsizlik olması, hiçbir şey bilinmediği anlamına gelmiyor.

    Bir doktorun "bu kişinin tam olarak hangi gün kalp krizi geçireceğini söyleyememesi", hipertansiyonun ve damar tıkanıklığının risk faktörü olmadığı anlamına gelmediği gibi.

    Hatay meselesinde de rakamları doğru okumak gerekiyor.

    717.614 sayısı Hatay'ın bina stoğu değil, deprem bölgesindeki 11 ilde incelenen toplam hasar tespit havuzunu ifade ediyor. Bu nedenle bu sayıyı alıp yalnızca Hatay'daki ağır hasar veya yıkım sayılarıyla karşılaştırarak "%2 bina çöktü" sonucuna ulaşmak istatistiksel olarak yanlış bir payda kullanımıdır.

    Hatay için kullanılacak oranlarda, karşılaştırılan hasar sınıflarının ve toplam yapı sayısının aynı değerlendirme evrenine ait olması gerekir. 13.517 yıkık, 67.346 ağır hasarlı ve 8.162 acil yıkılacak yapı sayılarını topladığınızda 89.025 yapı elde ediliyor. Eğer yaklaşık 130.000 yapıdan oluşan doğrudan etkilenen aynı değerlendirme evreni esas alınıyorsa:

    89.025 / 130.000 * 100 = yaklaşık %68,48.

    Ancak burada metodolojik olarak önemli bir şart var: 130.000 sayısının gerçekten bu hasar sınıflandırmalarıyla aynı yapı evrenini temsil eden resmi kaynak tarafından tanımlanmış olması gerekir. Aksi hâlde doğru sayıları yanlış paydayla bölüp yanlış bir oran üretiriz.

    Yani "717.614'ü al, 13.517'ye böl, %2 çıktı" şeklindeki hesap zaten baştan elma ile bütün meyve reyonunu karşılaştırmak gibi bir şey.

    İstanbul için İBB ve Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi'nin "İstanbul İli Olası Deprem Kayıp Tahminlerinin Güncellenmesi Projesi", güncel bina, nüfus ve altyapı envanterlerini kullanarak kapsamlı bir deprem kayıp senaryosu ortaya koyuyor.

    Mw=7.5 büyüklüğündeki bu senaryo depreminde, İstanbul'da ortalama 135.000 (üst sınır 194.000) binanın orta ve üzeri düzeyde hasar göreceği öngörülüyor. Bu kapsamda 20.000 ila 30.000 binanın ağır, 2.500 ila 5.000 binanın ise çok ağır hasar sınıfına girmesi bekleniyor. Ayrıca, hasarlı inşaat alanı ve 2009 yılı birim maliyetleri üzerinden hesaplanan doğrudan yapısal hasar kaynaklı mali kaybın 25,6 milyar TL (günümüz parasıyla yaklaşık 650 milyar TL diyebiliriz), altyapı ve iş kaybı dahil toplam ekonomik kaybın ise 80-100 milyar TL (günümüz parasıyla yaklaşık 2-2,5 trilyon TL) mertebesinde olacağı tahmin ediliyor.

    Bunlar "kesinlikle böyle olacak" kehanetleri değil. Senaryo modellemeleri.

    Ama "senaryo olduğu için hiçbir anlamı yok" demek de aynı derecede mantık dışı.

    Mühendislik zaten tam olarak bu yüzden var.

    Mühendislikte tasarım, "her şey muhtemelen iyi gider" varsayımı üzerine kurulmaz. Belirlenmiş tasarım senaryoları, yük kombinasyonları, sınır durumları, güvenlik katsayıları ve kabul edilebilir risk seviyeleri dikkate alınır.

    Hiçbir mühendis teorik olarak mümkün olan sonsuz sayıdaki felaket senaryosuna karşı sınırsız dayanıklılıkta yapı tasarlayamaz. Ancak "ortalama olarak muhtemelen sorun çıkmaz" diye de bina, köprü veya uçak tasarlamaz.

    Uçaklarda birbirini yedekleyen bağımsız sistemlerin, yedek hidrolik devrelerin, acil durum güç sistemlerinin ve çoklu hata toleranslarının bulunmasının sebebi de budur.

    Mühendis, "Nasıl olsa 10 bin metrede motorlara kuş sürüsü girmez, sensörler buzlanmaz ve pilot yanlışlıkla kontrol paneline kahve dökmez" diye tasarım yapmaz.

    Belirli hata ve arıza senaryolarını hesaba katar.

    Deprem mühendisliğinde de mantık budur.

    Bilimsel literatür "Deprem kesin olarak şu tarihte olacak" diyemiyor diye "o hâlde büyük deprem tehlikesini de hesaba katmayalım" sonucuna varmak, uçak mühendisine "motorun tam olarak hangi saniyede arızalanacağını söyleyemiyorsan ikinci hidrolik sistemi niye koyuyorsun?" demek kadar anlamsızdır.

    Ve son olarak başa dönelim:

    Ortada şemsiye satan biri olabilir.

    Birileri deprem korkusundan para kazanıyor da olabilir.

    Birileri deprem korkusunu abartıyor da olabilir.

    Birileri tam tersine deprem riskini küçümseyerek siyasi veya ekonomik çıkar sağlıyor da olabilir.

    Bunların her biri ayrıca araştırılabilir.

    Fakat bir kişinin ekonomik çıkarı olduğunu göstermek, fayın kilitlenme durumunu değiştirmez.

    Bir profesörün iyimser konuşması, GPS istasyonlarının ölçtüğü deformasyonu ortadan kaldırmaz.

    Birinin korku satması, deniz tabanındaki milimetre hassasiyetindeki jeodezik ölçümleri otomatik olarak geçersiz kılmaz.

    Bir başkasının "ben depremden korkmuyorum" demesi de kayma açığını sıfırlamaz.

    Doğa, kimsenin psikolojik konforunu optimize etmek zorunda değil.

    Bilimsel olarak yapılması gereken şey ise kulağa en hoş gelen senaryoyu seçmek değil eldeki ölçümlerin, verilerin ve modellerin gerçekten ne söylediğine bakmak.

    Çeşitli kaynaklar:

    https://www.nature.com/articles/s41467-019-11016-z

    https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1002/2016GL069600

    https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1002/2014GL060985

    https://academic.oup.com/gji/article/229/3/1785/6516328

    https://www.science.org/doi/10.1126/science.adz0072

    https://depremzemin.ibb.istanbul/tr

    https://depremzemin.ibb.istanbul/tr/istanbul-ili-olasi-deprem-kayip-tahminlerinin-guncellenmesi-projesi

    20 Ağustos 2026 - 17:41 Beğen
  • kontratak @kontratak

    "Korku tacirleri ve rantsal dönüşümcüler" ne bekliyor bilmiyorum ama bilimsel veriler Adalar segmentinin M~7 büyüklüğünde bir deprem üretebilecek potansiyelde olduğunu gösteriyor. Böyle ciddi bir konuda tedbir almanın önüne geçebilecek rehavetten sakınmak ve komplo söylemlerinden kaçınmak iyi olacaktır.

    20 Ağustos 2026 - 01:13 Beğen
  • kontratak @kontratak

    Fiyat/performans için şu ikisini tavsiye ederim:

    https://www.ikea.com.tr/urun/kajplats-isik-rengi-ayarlanabilir-beyaz-tonlari-1521-lm-led-ampul-e27-10611302

    https://www.ikea.com.tr/urun/bilresa-beyaz-7-cm-uzaktan-kumanda-70604172

    Herhangi bir router'a, hub'a gerek kalmadan doğrudan bağlanabilir. Matter over Thread protokolü üzerinden haberleşiyorlar.

    Parlaklık ve sıcaklık ayarı var. Kaydırma tekerlekli Bilresa, üç farklı grubu kontrol edebiliyor. Eğer tek bir grup lamba için ise biraz daha ucuz olan iki butonlu Bilresa alınabilir, ama arada pek fiyat farkı yok:

    https://www.ikea.com.tr/urun/bilresa-beyaz-7-cm-uzaktan-kumanda-10604165

    Daha düşük parlaklıkta olan (806 lm) şu lamba da var:

    https://www.ikea.com.tr/urun/kajplats-isik-rengi-ayarlanabilir-beyaz-tonlari-806-lm-led-ampul-e27-30611481

    Kajplats ismindekiler Matter kullanıyor, Tradfi isminde olanlar Zigbee kullanıyor. Ona dikkat etmek lazım. Stok sorunu da internet mağazalarında çok, her modele her an erişilemeyebilir.

    Bu arada, aslında Ikea'nın Matter donanımı olan cihazları Zigbee ağına bağlanabiliyor. Doğrudan birbirlerine bağlanmak için hepsi Zigbee Touchlink kullanıyor. Yani hub alınmayacaksa, daima doğrudan lambaya bağlı kullanılacaksa Zigbee'li ürünler de alınabilir. Örneğin şu:

    https://www.ikea.com.tr/urun/styrbar-beyaz-uzaktan-kumanda-30488363

    10 Ağustos 2026 - 18:06 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    @srkndmrgl ¿qué quieres decir?

    05 Ağustos 2026 - 23:33 Beğen
  • kontratak @kontratak

    @srkndmrgl İyi de bu senin "yiyip yememenle" ilgili değil ki. Bu Türkçe ile öğretmen olunabiliyor ise Newton mekanikleri bilgisi ve ileri matematik hesaplamalarla Ay'a elbette gidilir. Tsiolkovsky Roket Denklemi, Vis-Viva Denklemi, Hohmann geçiş yörüngesi gibi basit bir iki kavramdan bahsetsem ne olduğunu bilebilecek misin ki "Ay'a gidilmedi, çünkü ben öyle söylüyorum" diyebilecek cüreti bulabiliyorsun? Newton'ın top güllesi düşünce deneyinden bile haberinin olmadığını, şu an bu mesajımla ilk defa okuduğunu iddia ederim.

    05 Ağustos 2026 - 23:27 Beğen
  • kontratak @kontratak

    1969 - 1972 arası Ay'a 6 kez insanlı sefer düzenlendi ve iniş yapıldı. Uzay yarışının kızışmasıyla NASA yine geçtiğimiz Nisan ayında Artemis II görevi ile insanlı seyahat gerçekleştirdi, iniş yapılmadı. Artemis IV görevi çerçevesinde 2028'de insanlı iniş yapılacak.

    05 Ağustos 2026 - 22:50 Beğen
  • kontratak @kontratak

    @tarikx Ben televizyonda açıkken telefonda veya web'de de açtığımda çalıştı aksamadan. Dünya Kupası zamanında birçok kez böyle izledim farklı odalarda aynı maçı açarak.

    Turkcell'in dediğine göre de TV içeriği aynı anda 3 cihazdan, HBO içeriği 2 cihazdan izlenebiliyormuş.

    02 Ağustos 2026 - 23:45 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    @tarikx Rica ederim.

    02 Ağustos 2026 - 23:23 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    @tarikx TV+ x HBO Max / Aylık olarak geçiyor. Senelik almıştım geçen, o bitince bir aylık fiyatı uygun diye bundan devam ettim.

    02 Ağustos 2026 - 23:16 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    @tarikx Gayet akıcı bir seneyi aşkın zamandır. Pek sorun yaşamadım. Web, akıllı TV ve Android uygulamalarını kullanıyorum.

    02 Ağustos 2026 - 23:11 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    @tarikx Evet evet. 1 haftalık akıştan seçilebiliyor.

    02 Ağustos 2026 - 23:09 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    Ben de pek beğenmesem de Turkcell TV+ kullanıyorum bu aralar. Çok alternatif yok zaten.

    02 Ağustos 2026 - 22:51 Beğen 2
  • kontratak @kontratak

    @bobrekus Sen benziyorsundur, doğrudur 😃 Ben de sarışınım mesela büyük ölçüde.

    Ama sana bana bakan neo-nazi ne diyor biliyor musun? "Schwarzkopf" (kara kafalı), "Kanake", "Kümmeltürke" (kimyon Türk'ü), "Knoblauchfresser" (sarımsak yiyici)...

    Al sana stereotip 😃 Sarımsak mı kokuyorsun? Büyük ihtimalle hayır. Mesela ben sarımsağı pek sevmem. Ama ırkçı orada durur mu, yapıştırır önyargıyı. Avrupa mutfağında sarımsak yok sanki. Pasifikli misin, Hawaiili misin? Hayır. Yine durmaz, alakalı alakasız demeden "Kanake" der geçer. Yani demem o ki olduğumuz noktadan biz dünyayı siyah beyaz görüyorsak, diğer noktadaki kişi de oradaki zıt renklerle görüyor.

    Bu arada, Vikinglerin boynuzlu olması olayı da tamamen modern çağ uydurması 😃

    02 Ağustos 2026 - 22:28 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    @bobrekus Ben Hollywood tarafına tamamen apatik yaklaşıyorum bu konularda. Efsanevi, masalsı, kurgusal işlerde de istediklerini oynatsınlar. Neyi nasıl izlediğimizi bilmeden, bilinçsizce izliyorsak zaten her propaganda bizi doğrudan manipüle eder. Çok okumak, farklı kaynakları araştırmak, düşünmek gerekiyor bundan kaçınmak için. Herhangi bir Hollywood filmini Hollywood filmi olduğunu bilerek izlemek, İran filmini de İran filmi olduğunu bilerek izlemek bilinçli bir yaklaşım olur.

    Bu arada Yunanlar, Spartalılar, Anadolular genel olarak sarışın fenotipte değiller ki. Hatta İtalyanlar, ABD'de ırkçılığa maruz kalıyorlar zamanında "kara kafalı" oldukları için basite indirgemek gerekiyorsa. Yani tek olay teninin rengi değil. Sen tenine takılırsın, bir ırkçı da çenesinin şekline takılır. Japonlara sorsan Çinliler gibi görünmediklerini söylerler.

    02 Ağustos 2026 - 22:17 Beğen
  • kontratak @kontratak

    @bobrekus Yok yahu, eğer illa fenotip farkından konuşacaksak İskoç ile Anadolulu insan arasında bayağı fark var. Kuzeyli insan ile Akdeniz insanı aynı görünüşte değil. İskoç'a, Alman'a Yunan rolü verilince pek ses edilmemesi Batı üstünlükçü bakışın ürünü diyebiliriz. Mısırlı mitolojik karakterleri de Batılı oyunculara oynatageldiler bugüne kadar. Böyle bir rahatsızlanma olmamıştı pek. Mitolojik karakterin farklı yorumlanması, günümüze uyarlanmasının neden rahatsız edici olacağı da ayrı bir konu. Barack Obama efsanevi bir yaratık olsaydı Kıvanç Tatlıtuğ canlandırabilirdi bence. Ben film çeksem Türkleri basarım mesela 😃Bunca yıl ABD'lilerin dünyayı kendi etraflarında döndürmesinden bıktım zira.

    02 Ağustos 2026 - 21:58 Beğen
  • kontratak @kontratak

    @oniki Zaten demek istediklerimin bir bölümü de her şeyin politik olduğu. Aşağıda mesela 300 Spartalı filminden bahis açılmış, onda da hangi politikaya ilişkin bir içerik iddiasında bulunulduğunu anlatmaya çalıştım. Nolan'ın bu filmi de (kendisi her ne kadar İngiliz olsa da) diğer filmleri gibi ABD merkezli bir kafanın ürünü ve konjonktüre uygun. Diğer yandan, herkes kendi yorumuyla film çekebilir mi? Evet. Çekmiş işte. Dante de kendi yorumuyla kitap yazmış, Shakespeare de kendi Sezar'ını tiyatroya aktarmış. Benim böyle bir sinema gücüm olsa, ben nasıl çekerdim peki? Anadolu'da geçen, Türklerin başrollerde olduğu bir Odisseia yaratırdım. Mis gibi.

    Kurgusal, mitolojik, efsanevi işlere geldiğimizde olay biraz değişiyor. Basketbol filmi daha somut gerçekliği olan bir film olarak yaratılacaksa cüce insanların basketçi olması elbette absürt olurdu. Ama Space Jam filminde Looney Tunes kahramanları oynuyordu, yani daha absürt ne olabilir? 😃

    02 Ağustos 2026 - 21:51 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    @bobrekus Gerçeğe bağlılık takıntısı üzerinden gidiyorsak 300 Spartalı filmi o kadar fazla kurgusal, anlatısal farklılıklara, yorumlara sahip ki üstte yazdığım yorumdan daha uzun bir yorum gerektirir anlatmaya kalksak😃 Fenotip desek, zaten İskoç'tan Ispartalı mı olur yahu? Bir başka Hollywood filmi işte nihayetinde.

    Politik tarafına biraz bakalım o hâlde. George W. Bush dönemi ABD politikasına uygun propaganda amaçlı çekilmiş olduğunu öne süren akademik çalışmalar var. Amerikan neo-muhafazakar milliyetçiliğinin sinemadaki yansıması olarak ele alınabilir. "Uygar Batı" ile "Barbar Doğu" formülü filmde görülebilir. Spartalıları "özgürlük savaşçısı" olarak gösteren filmden tarihi isabet beklemek olmaz zaten.

    Hollywood her zaman kendi perspektifinden sunma eğilimindedir her olayı. Gerçekten objektif bir yapımı Hollywood'da bulmak samanlıkta iğne aramak gibidir. Zaten "gerçekten objektif" bir yapımı nerede buluruz, o da başka bir tartışma konusu.

    02 Ağustos 2026 - 21:39 Beğen
  • kontratak @kontratak

    @oniki Esasen günümüze kadar birçok eser, birçok mit, kurgu vs. farklı farklı biçimlerde yorumlanmış farklı farklı kişiler, ekipler, sanatçılar tarafından. Mesela Grimm Kardeşlerin masalları ile Disney'in 1930'larda yarattığı senaryoların, karakterlerin arasında hayli farklılıklar mevcut. Grimm Kardeşler de aslında masallarını sıfırdan yazmamış, halkın arasında ağızdan ağza anlatılagelen masalları kendi tarzları ve yorumlarıyla yazmışlar.

    Homeros, bu efsaneleri kendisi yaratmamış, var olan anlatıları derlemiş, trajikleştirerek şiir olarak kendi tarzında yazıya dökmüş. Miken medeniyetinin çöküşünden sonra Yunan dünyası yazıyı kaybediyor zaten. Yaklaşık 400 yıl boyunca bu savaşlar, kahramanlar ve tanrı mitleri gezgin ozanlar tarafından ezberden söylenerek yaşatılıyor. Yani aslında "orijinal anlatıdaki" Helen kimdir, necidir, pek de bilinmez. Homeros'un tanımlamasında ise soylulara has olan o "ten beyazlığı" vardır, zira soylu bir kadın tarlada güneşin altında çalışmaz. Saç renginin ise sarı olduğuna dair bir ibare yok. Mitolojik bir varlık nihayetinde. Birisine benzeteceksek bizim Egeli kadınlara benzetmek coğrafi olarak daha isabetli olur, Kuzeyli Almanlara benzeyecek hâli yok 🙂

    Bu "kendi yorumu" işinin 14. yüzyılda Dante de İlahî Komedyada benzerini yapmış. Bilinen odur ki Dante, Homeros'un eserinin orijinalini hiç okumamış fakat Homeros'un karakterlerini baştan kurgulayıp Odysseus'un Odysseia'daki sonunu değiştirerek adamı Cehennem'e atmış.

    Benzer işleri Shakespeare de yapmıştır mesela. Julius Caesar oyununda antik kaynakları kendi süzgecinden geçirip Sezar'a dediği hiçbir şekilde kanıtlanamayan "Sen de mi Brütüs?" lafını söyletmiş, otopsi raporundaki 23 bıçak yarasını 33'e çıkarıp 3 yıllık süreci birkaç güne bağlamıştır.

    Metinlerarasılık (Intertextuality) denilen bir şey var, bu belki yeni bir olaymış gibi duruyor ama değil. Dante zamanında sosyal medya olsaydı neler denirdi, merak etmiyor değilim 😃

    Geri dönelim. Diyelim ki Truva Savaşı gerçek ve Helen de M.Ö. 1300 yıllarında o coğrafyada yaşayan gerçek bir insan olsaydı neye benzerdi? Bilimsel literatür verilerine göre üç aşağı beş yukarı tanımlamalarını yaptırdım, şöyle bir kadın ortaya çıkıyor:

    02 Ağustos 2026 - 20:40 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    Alman yapınca problem yoktu 😀 Alman'dan Ispartalı Helen oluyorsa, Nijeryalıdan da olur.

    Nolan, Interstellar'da "dünyayı kurtaran ABD'li kahraman" klişesini gözümüze sokarken olduğu gibi bu filmde de ABD merkezli bir bakışı dünyaya yedirmeye çalışmış görünen odur ki.

    Koca dünyada NASA'dan başka uzay kurumu yoktu. Dünya denilen gezegen ABD'den ibaretti.

    02 Ağustos 2026 - 19:50 Beğen 1
  • kontratak @kontratak

    30 günlük süreyi 10 güne düşürüyorlar demektir, çünkü mevcut yönetmelikte 2022'de yapılan değişiklikle bu süre 30 gün olarak belirlenmişti.

    "Bir mal veya hizmetin indirimden önceki satış fiyatının tespitinde indirimin uygulandığı tarihten önceki otuz gün içinde uygulanan en düşük fiyat esas alınır. Meyve ve sebze gibi çabuk bozulabilen mallara ilişkin reklamlarda indirimin miktarı veya oranı hesaplanırken, indirimli fiyattan bir önceki fiyat esas alınır. Bu hususlara ilişkin ispat külfeti reklam verene aittir. "

    26 Temmuz 2026 - 19:35 Beğen 3
  • Durum (22)
  • Yorum (612)
  • Takipçi (6)
  • Takip edilen (1)
  • Favori (1)

Teknoseyir gündemi

#Oyun#silenthill#GeyTahaAltı#Pırasa#Röportaj#BatmanGünü#sistemtoplama#YapayZeka#AI#Emulatör

Öne çıkan videolar

Yeni Citroën C1 incelemesi

68

BİM'de Satılan Oyun Konsolu Polosmart'ı Alıp İnceledik

23

Piranha 1315 Araç içi Kamera İncelemesi

19

TCL 75C8L - 2026 Model SQD-MiniLED TV!

10

Canon i-SENSYS MF752cdw - Çift Taraflı, Renkli Lazer!

10
Tümünü gör

Öne çıkan bloglar

Gerçek Hava Durumu v10.7.56 yayında!

14

Şekilli MSN Nickleri

18

Türk Telekom Sil Süpür Çıkmıyor Çözümü

29

Telefon ekranında ışıksız bölge oluşması

6

Vivo X200 FE Kullanıcı Değerlendirmesi

11
Tümünü gör

Öne çıkan incelemeler

Next 2023 HD Uydu Alıcısı

5

Renault Megane III 1.5 dci - Expression (2011)

13

NEXT 64 HD Uydu Alıcısı

10

Xiaomi Pistons 2

15

T.C. Yeni Kimlik Kartı İncelemesi

116
Tümünü gör

Son bir saat içinde 52 ziyaretçi, 16 kayıtlı kullanıcı giriş yaptı.

  • © 2026 TeknoSeyir
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Kullanım Koşulları
  • Gizlilik Politikası
  • Sosyal Ağ Kuralları
    RAM desteği bilendenal.com tarafından sağlanmaktadır.
    Sunucu desteği DGN Teknoloji tarafından sağlanmaktadır.
Secured By miniOrange

Giriş yap

Aşağıdaki servisleri kullanarak hızlı giriş yapabilirsin
Şifremi unuttum