@hkellecioglu A) Öncelikle virusler(HIV başta) özel ilgi alanım olmasına rağmen bakterilerde dirençten bahsedeyim. Antibiyotik direncinin biyolojik olarak iki temeli var. 1. Genetik(genotipik) 2. Fenotipik (bakterinin yapısı, enzimleri, memran efflux mekanizmaları, hareketliliği, besin gereksinimi, virülansı v.b.). Bakterinin ilaçlara dirençli olması fenotipik özellikleriyle ilgili.
Antibiyotik kullanan bir insanın başına bela olan bakterilerin ortamı (flora bağırsak için) ele geçirmesi sadece hassas bakterilerin ortadan kalkmasıyla olmak zorunda değil(genelde olan durum). İlaca hassas olan bir bakteri intrensek(atalarından gelen) olarak direnç geni bulundurabilir. Literatür taramamda 30.000 yıl yaşında kutuplarda bulunan bakteri öreklerinde (izole oldukları düşünülüyor bu sürede) günümüzde bulunan bütün antibioytiklere karşı direnç genleri tespit edilmiş. Bu da bize göre hassas görünen bir bakterinin kendisini zorlayan şartlara adapte olmasıyla açıklanıyor. İnsanlarda hassas bakteriler de yeterli tedaviye rağmen bile direnç geliştirebilir (gene expressyonu ile). Ayrıca literatürde dirençli bakterilerin, rekabette öne geçmek için bakteriosin (diğer bakterileri öldüren antibiyotik benzeri moleküller) sentezlediği de gösterilmiş. Hatta bazı bakteriler etrafta birçok canlı için zehir olarak kabül edilen ağır mettaleri bile besin kaynağı olarak kullanabildği kanıtlanmış.
B) Antibiyotik kutusunu bitirme meselesinde çok güzel bir konuya değindiniz. Türkiye'de kutu ile satılmakta ilaçlar. İdeali doktor reçeteye gün ve doz yazar, eczane hazırlar. O yüzden doktorun söylemesi gerekir süreyi. Örneğin basit idrar yolu enfeksiyonu 7 gündür maksimum. İlaç dozu da hakeza örneğin bilinen bir ilaç olan Pyelosptyl (Nitrofurantoin etkeni) türkiyede 3x50 mg yazılır genelde. Bu hesapla günlük doz 150 mg dır. Halbuki minimum 200 mg/gün verilmesi gerektiği literatüre girmiştir.
C) "Antibiyotik zehirdir" ifadesi kısmen doğrudur. Antibiyotik "iki tarafı keskin bir bıçaktır" demek daha doğru. Antibiyotikler toksik olabiir(genelde de eninde sonunda toksik etkileri olur). Nefrotoksik(böbrek) Hepatotoksik (karaciğer) olabilirler. Bu konular mevcut hasta durumu ile değerrlendirilir. Örneğin, böbrek yetmezliğinde ilaç dozu ayarlanır.
Ayrıca ilacın verilme süresi, verilme sayısı, miktarı da bu etkileri belirler. Fayda yönünde de yan etki yönünde de. Antibiyotik dışında pek çok ilacın az yada çok mutlaka yan etkisi olduğu unutlmamalıdır.
Antibiyotiklerin toksik yan etkileri dışında da yan etkileri olabilir. Örneğin bazıları tendinit(aşille tendonu) veya epilepsi atağı geçirme eşiğinin düşmesi, iştime kaybı, alerjiler v.b olabilir. Bu yan etkiler toksik veya toksik olmayan diğer mekanizmalar ile açıklanmaya çalışılır.
D) Mikroplar aleminde ayrıca Mantarlar, Parazitler(alt sınıfları var), Virüsler de diğer ana başlıklardır.
Saygılarımla
Ben Kızılay'a bağışta bulunmuyorum. Kurum çiftlik gibi. Sodalarına da elimi sürmem. Kurumda yıllardır çalışan bir abimiz de söyler bunu, kendisi de almaz o sodalardan.
Kan bulmak kendi sorumlulukları, kan karşılığında küçük de olsa maddi bir ödeme yapmaları gerektiğini düşünüyorum.
Üniversite Hastanelerinde tanımadığım insanlara kan veriyorum. Tromobosit verdim hatta. Bir saatten fazla makinaya bağlı kalıyorsunuz. Kan isteyen insanlara yardımcı olmaya çalışıyorum genelde. Fakat profesyonellik farklı bir konu. Profesyonel bir kurum bağışlara bel bağlayamaz. Muayene parasının, reçte katılım payının olduğu bir ülkede özellikle.