#TozluRaflar yazımda sıra geldi Nintendonun üçüncü nesil, konsol tarihinin beşinci nesil konsoluna, yani Nintendo 64'e.

Sega, Atari ve Sonynin başlattığı beşinci nesil konsol piyasasına Nintendo, bir önceki nesil konsolunun daha taze olması ve hala para basması sayesinde girmekte pek acele etmemişti. Nintendo bu nesilde tok aslan(firmayı rencide etmek istemedim o yüzden aslanı kullandım ) rolünü üstleniyor. Firmanın bu nesilde bekle gör taktiğini üstlenmesi ile büyük beklentiler içine girer Nintendo kullanıcıları. İsterseniz laga lugayı bırakıp bu konsolun doğum hikayesine bakalım. Hikayemiz Amerikalı workstation üreticisi Silicon graphic firması ile başlıyor. Ürettiği Workstationlar ve bu sistemler için ürettiği gelişmiş grafik işlemcileri ile adından söz ettiren firma bu teknolojilerini halka indirmenin yolunu aramaktadır. Bu planı hayata geçirmek için oyun konsollarını gözüne kestiren Sgı(Firmadan ayrılan bir grup ekipde 3dfx i kurup bu misyonu üstlenmişti), kendisine müşteri olarak Segayı seçer. O sıralarda Sega kendi konsolu için büyük çalışmalara başlamıştır bile. 3 boyutlu oyunlar için iyi bir grafik işlemcisi arayan Sega Amerikanın dikkatini çeken SGI, Sega Amerika tarafından kendisini Japonyadaki merkeze davet ettiriyor. Sega Japonyanın ilgisini çekmeyen proje Nintendonun kulağından kaçmıyor. Seganın istemediği projeye dört elle sarılan Nintendo vakit geçirmeden (1993 yılında) Sgı firması ile antlaşma imzalar. Bu antlaşmaya göre Nintendonun konsolunun hardwareını geliştirecek olan Sgı, aynı zamanda konsol için oyun üretecek firmaların ihtiyacı olan geliştirme kitlerinide temin etmek ile yükümlü. 3D konsunuda tecrübesiz olan Nintendoya kendi bilgi birikimini ve yazılım geliştirmek için kendi grafik canavarı makinalarını seferber eden firma, bunun yanında üstün çabaları sayesinde konsol Kasım 1995te hazır hale getiriliyor. Ultra 64 ismi ile tanıtılır. Konsolun hardwareının tasarımı çok önceden bitmiş olmasına ve geliştirici kitlerini firmalara gönderilmiş olmasına rağmen Nintendo, oyun firmalarının sistem üstünde uzmanlaşması için 1996 yılının Nisan ayına kadar bekliyor ürünü marketlere dağıtmak için.Nintendo 64(sonradan bu isimde karar kılıyorlar) 1996 Haziranında Japonyada, aynı yılın Eylül ayında Amerikada ve 1997 yılının Mart ayında konsol piyasadaki yerini alıyor.(rakiplerinden 2 sene sonra)

Hikaye kısmı biter sıra gelir hardware'a(daha iyi bir geçiş bölümü yapabilirdim neyse). Grafik işlemcisinin Sgı firması tarafından üretirdiğini söylemiştim yazımın başında. Sgı ,sistemi geliştirilken Nintendo firmasına kullanacakları işlemci olarak kendilerinin uzmanlaştığı Nec üretimi Mips lisanslı işlemcilerini tavsiye eder. Risc mimarisine dayanan Mips işlemcileri o güne kadar pahalı serverlarda ve pahalı workstationlarda yer alıyordu. Normal bir vatandaşın ömrü boyunca göremeyeceği bu işlemci Nintendo sayesinde halk ile buluşuyordu(gerçi bir önceki nesil Mıps işlemcisi playstation 1 ile ilk karşımıza çıkıyordu ama kurduğum cümle böyle daha karizmetik durduğu için hiç bozmayacağım). NEC VR4300 işlemcisini kullanan sistem ,düşük bellek hattı yüzünden işlemci performansının tamamını gösteremiyordu. Sistemin ikinci büyük kahramanı Reality Coprocessor( gerçekçilik yardımcı işlemcisi gibi saçma bir çeviriside var)adı ile anılan bir elektronik sanat eseri. Bir paketin içerisinde RSP(Reality Signal Processor) ve RDP(Reality Display Processor) olmak üzere iki ögeden oluşan oluşmakta bu işlemci. İşlemcinin Rsp bölümü ses sinyallerini işlemek ve içerisindeki vektör işlemcisi sayesinde 3d işlemleri yapmak ile yükümlü. Bunun dışında rakiplerinde olmayan gerçek zamanlı anti-aliasing, texture mapping ve gerçek zamanlı derinlik hassasiyetini gibi özellikleri sunan bu ünite sayesinde rakiplerinin çok önünde yer alıyor.İşlemcinin Rdp bölümü ise shader, texture gibi şeylerin render edilmesinden sorumlu. Bu iki birimin bir arada uyum içinde çalışmaları(nerden biliyorsam) ile dönemi için ağız sulandıran grafikleri bizlere sunuyorlardı. Bunlara ek olarak dönemi için bir ilk sayılan(hem konsol hemde pc) ortak bir ram havuzundan yararlanma özelliğine sahip(Playstation 3, Xbox1 ile bu özelliğe kavuşuyorlar). Ne yazıkki bu havuz için seçilen ürün, daha sonraki yıllarda İntel ile bizlerin saçını başını yolduran Rdramler. Ramdus firmasının ürettiği rdramler yüksek gecikme süreleri ve işlemcinin düşük bant genişliği ile birleşince geliştiriciler için büyük bir handikap oluştururlar.(playstation 2 de bu ramlari kullanıyordu ama işlemcinin yüksek bant genişliğine destek vermesi ve daha hızlı ramler kullanılması, playstation 3 de ise rdramlerin gelişmiş versiyonu kullanılması sayesinde bu sistemler bir sıkıntı yaşamadılar. İntelin başarısız olmasının nedeni ramlerin ve anakartların pahalı olması yüzünden).

Evet uzun bir teknik yazıdan sonra sıra geldi konsulun dış kısmına. Nintendonun daha önceki nesil konsollarında(Snes ve Nes) yaptığı Japonyada farklı dizayn Amerikada farklı dizayn anlayışına gitmeyen firma, dünyanın her tarafında tek bir dizayn anlayışı ile piyasaya girer. İlk defa siyah renk kasa kullanan firma yuvarlak hatlara sahip bir dizayn deniyor. Kasanın üst kısmında power tuşu ve reset tuşları kendilerini belli etmemek için kamufre olmuş durumdalar, bunun dışında küçük bir kapak sistemin hafıza genişleme portunu saklamak için yerini alıyor. Üst kısımda havalandırma kanalı ve gri kartuş portu dışında hiç bir detay göze çarpmıyor(zar zor okunan bir nintendo yazısı var birde). Neeee kartuş portu mu? Bütün konsollar(atari dışında) cd ye geçmiş ve bunun tadını çıkartırlarken Nintendo hala kartuş mu kullanıyor diyebilirsiniz merak etmeyin bunuda ilerde açıklayacağım. Konsolun ön yüzünde dört tane(vaooov) kontrolcü portu ve yeni Nintendo 64 ün logosu ile birlikte Nintendo 64 yazısının bulunduğu bir etiket yer alıyor(nintendo 64 yazısındaki 64 ü eklemeyi unutmuşlarda sonradan koymuşlar gibi eğreti duruyor). Önceki nesillerde ayrıca satın alacağınız aksesurlar ile desteklenen 4 port bu konsolda kendi içerisinde gelmesi sayesinde karabalık arkadaş gruplarını mutlu etmeyi başarmış Nintendo.

Dış kısmıda bitirdik sıra geldi kontrolcüye. Yani konsolun en zayıf yanlarından birine. Eski shooter oyunlarındaki uzay gemilerini anımsatan şekli ile görenleri hayrete düşüren kontrolcü eşi görülmemiş bir şekilde üç tane tutamak kısımlarına sahip.Kontrolcünün sol kısmında geleneksel D-pad'e yer verilirken, sağ tarafta iki büyük aksiyon tuşu ve 4 fonksiyon tuşu(başta kamera açılarını ayarlamak için tasarlanmış ama sonra değişik fonksiyonlar için kullanılmış) Bunun dışında her iki tarafta tek bir omuz tuşu Snesteki gibi yerini alıyor. Kontrolcünün orta tutacağında bir adet anolog joistiğin ve hemen üstünde Nintendonun alıştığımız Start tuşu(select tuşu sizlere ömür) yerini alıyorlar. Orta tutacağın arkasına tetik tuşu koyan Nintendo bu sayede fps oyunlarında büyük kolaylık sunmayı hedefliyor. Nintendonun düşüncesi 3d oyunlarının kamera açılarının smooth bir şekilde değiştirme ihtiyacı duymayacağı, ama bugün hepimizin bildiği gibi bu düşünce doğru çıkmıyor. Nintendonun planı kullancıların bu kontrolcüyü iki farklı kontrolcü gibi kullanması. 2d oyunlarda d-pad in ,3d oyunlarda anolog joistikli tarafının kullanılacağını şekilde planlayan Nintendonun bu planı tutmaz. Bir çok 3d platform oyunun kamera açılarını değiştirmeye ihtiyaç duyması Nintendonun başına dert olur.

Evet konsolun içli dışlı tanımış olduk Yazım gine çok uzun olmaya başladığı için yazımı bölüyorum. Part II de konsolun eksi yanlarından ve konsol için çıkmış aksesuarlardan bahsedeceğim. Beni okuduğunuz için teşekkür ederim. PArt II yazısında görüşmek üzere hoşçakalın.

Kaynak:
http://www.videogameconsolelibrary.com/pg90-n64.htm#page=reviews
http://en.wikipedia.org/wiki/Nintendo_64
https://www.youtube.com/watch?v=Txoc2fcXK7w

BeğenFavori PaylaşYorum yap