Vampyr (2018) İlk İzlenimlerim

05.06.2018 tarihinde PC, Playstation 4 ve Xbox One platformlarında beğenimize sunulan Vampyr oyunu aylardır Steam İstek Listemin en üst sırasında bulunuyordu. Bunun sebebi aslında oyun hakkında daha önce yayınlanan videoların kalitesi, internet üzerinde başlatılan tanıtım kampanyaları veya geliştirme süresince aldığı ödüller değildi. Aslında ne zaman bir fotoğrafına, videosuna veya hakkında okuduğum bir yazıya denk gelsem acaba buna vereceğim paraya yazık mı olacak diye kendimi sorguluyordum. Ancak bu oyunun beni çok kuvvetli çeken bir tarafı vardı, o da Vampir teması. Zamanında Vampire: The Masquerade oyunları damağımızda öyle bir tat bırakmıştı ki yıllarca unutamadık. Bu konu üzerine çok fazla oyun geliştirilmemesi de açıkçası tema üzerindeki açlığımızı arttırdı ve adeta çok ufak da olsa bir umut ışıltısı satan ilk yapıma balıklamasına atlama ihtiyacı duyduk.

Bir Tatlı Huzur Almaya Geldik Londra’dan

Hikayemizin geçtiği mekân Londra, zaman ise 20. Yüzyılın başı, 1918. Tüm şehir İspanyol Gribi olarak adlandırılan hastalığın etkisi ile adeta yok olma noktasına gelmiş, tüm günlük hayat ve ihtiyaçlar zorlanarak karşılanıyor hatta Londra’nın bazı bölgeleri karantina altına alınmış durumda. Oyunun en başında belirtildiği gibi aslında bize aktarılan hikâye yaşadığımız dünya tarihinde birebir yaşanmış olayları ele alıyor, ancak biraz daha heyecan ve aksiyon katması amacı ile gerçek dışı öğeler ile süslenmiş. Dolayısı ise az önce bahsettiğim İspanyol gribi gerçekleştiği zaman diliminde milyonların üzerinde ölüme sebebiyet vererek dünya nüfusunun %5’lik bir bölümünü kaybetmemize neden olan, geçtiğimiz yüzyılın en büyük felaketlerinden biridir.

Hayatın neredeyse felç olma noktasına geldiği Londra’da özellikle kan nakli konusunda bilinirliğe ulaşmış uzman Dr. Jonathan Reid olarak oyuna dahil oluyoruz. İdealist bir doktor olan Reid hikâyenin geçtiği zamanlardaki geleneksel yöntemler dışında geliştirdiği yeni metotlar ile yüzlerce hastayı kurtarmış olmasına rağmen, bu metotları geliştirme konusunda uyguladığı yöntemler ile de pek çok meslektaşından tepki çeken bir karakter olarak göze batıyor.

İyi Olacak Hastanın Ayağına Vampyr Gelir

Oyunun temposu günümüzde alıştığımı RPG oyunlarına göre oldukça yavaş ilerliyor. Pek çok ara sahne ile hikâye bize daha net anlatılmaya çalışılsa da bu temponun düşmesine ve sürekli aksiyonun içerisinde olmayı seven bazı oyuncu kitlelerini üzebilecek noktaya getiriyor. Bu sebepten dolayı oyunun teması pek çok kişiyi çekmeyi başarsa da altyazılarında Türkçe desteği bulunmaması ve yavaş temposu bazı oyuncuların hevesini kursağında bırakabilir.

Hikayemize tamamen bir yeni doğan vampir olarak başlıyoruz ve aslında nasıl bu hale geldiğimizi sorgularken kafamızda oluşturduğumuz soru işaretlerinin cevabını arıyoruz. Bu cevapları ararken şehirde bulunan pek çok karakter ile ister istemez bir diyalog halinde buluyoruz kendimizi. Diyalogların kalitesi çok başarılı ve etraftan edindiğimiz ipuçları ile yeni diyalog seçeneklerinin kilidini açarak konuştuğumuz karakterin sırlarını öğrenebiliyor ve bu karaktere bağlı olan diğer kişiler ve olayların da kapalı kapılarını aralamış oluyoruz.

Londra şehrinde az kalan insan nüfusu çeşitli bölgelere ayrılmış ve her bölgenin de kendine göre bir sağlık seviyesi bulunuyor. Bu bölgelerde yaşayan insanlarla konuşup hastalıklarını iyileştirmek veya onları etkimiz altına alarak kuytu bir yerde kanlarını emmek tamamen bizim elimizde ve bölgenin durumunu değiştiren bir karar oluyor. Bölgedeki insanlar azalıp, hastalık seviyesi yükseldikçe bölgelerdeki insanlar biraz süre sonra delirip önüne gelen herkese saldırmaya başlıyorlar ve dolayısı ile bu belli görevleri tamamlama zorluğunu da arttırıyor. Madalyonun öteki yüzünde ise sırlarını açığa çıkarttıkça karakterler hakkındaki kan iştahımız artıyor ve onların kanını emerek öldürürsek kazanacağımız tecrübe puanları da artmış oluyor. Burada taş-kâğıt-makas döngüsü ile birbirine bağlanmış bir sistem bulunuyor ve söz konusu seçimler oynadığınız bölge karakteristiğini tamamen değiştiriyor.

RPG Öğeleri ve Crafting Sistemi

Oyun içerisinde bulunan RPG öğeleri karakterimizi oynamak istediğimiz dövüş sitiline uygun olarak geliştirmemize imkân veriyor ve kendi alt dallarına ayrılarak o yeteneklerde uzmanlaşmamıza olanak sağlıyor. Çok fazla karışık olmayan ancak yeteri kadar doyurucu ayrımlara sahip olan yetenek ağacı, oyun şeklinize etkisi ile artı puan almayı başarıyor.

Oyun içerisinde Crafting sistemi genel olarak ikiye ayrılıyor. Öncelikle tıbbi malzemeler üreterek şehirdeki hasta kişilere şifa olabiliyor veya savaşta kullanacağınız serumlar ile avantaj sağlamaya çalışıyorsunuz.

Tıbbi malzemeler dışında kullandığınız silahlarınızı geliştirerek güçlendirebilir ve yeni özellikler kazanmasını sağlayabiliyorsunuz. Dövüş Sistemini doğrudan etkileyen önemli etkenlerden biri de kullanmayı seçtiğiniz silahlar olacaktır. Daha ağır hasar veren, yüksek stamina harcayan iki elli silahlar da kullanabilir, hızlı ve çevik saldırılar için bıçak ve kılıçları da tercih edebilirsiniz. Silahlar noktasında da oyun değiştirici nitelikteki seçimlerin bize bırakılmış olması benim için bir artı puan daha yazıyor.

Hiç Zorlanmadım

Dövüş sistemindeki ana istatistiklerimiz Can, Dayanıklılık ve Kan. Daha önce de benzer oyunlardan aşina olduğumuz bu üçlüde dayanıklılığımız bittiği zaman kılıç bile sallayamaz hale geliyoruz ve dolması için bir süre savaş alanında kaçıyoruz. Kan ise yetenek ağacında yoğunlaştığımız yetenekleri kullanabilmek için gerekli değeri belirliyor. Savaş sırasında düşmanlarımıza sersemleten saldırılar yaparak gardlarını düşürmelerini sağlayabiliyor ve kanlarını emerek bu değeri yeniden doldurabiliyoruz.

Oyun sisteminde dikkatli olmazsanız bir anda canınızın yarılandığını fark edebilirsiniz, bu sebepten dolayı dikkati elden bırakmamak fayda sağlıyor. Bunun dışında oyun içerisindeki menülerde oyunun zorluğu ile ilgili hiçbir ayar bulunmadığını fark edeceksiniz. Bunun sebebi oyunun dinamik zorluk kullanarak sizin sürekli öldüğünüz noktalarda zorluğu düşürmesi ve kolayca ilerlediğinizde de yavaşça yeniden yükseltmesi. Alışık olmadığım ancak yadırgamadığım bir sistem olmuş bu yeni dinamik zorluk sistemi.

Atmosferik Çalkantılar

Oyunun geçtiği yıllardaki Londra’yı çok detaylı bir şekilde bize aktarmaya çalıştıkları aşikâr. Özellikle sokaklarda gördüğümüz sivil toplum görevi çağrıları ve notlar bulunduğumuz dönemin ne kadar sıkıntılı günlerden oluştuğu konusunda hikâyenin atmosferine pozitif etki yaratıyor. Görsellerde kullanılan renk paleti de oldukça kasvetli ve temaya kesinlikle uyum sağlıyor, ancak biraz fazla “film grain” efektinin kullanıldığına dikkat çekmek lazım.

Beni rahatsız eden asıl nokta ise oyun içi grafiklerinin ve dokuların kalitesi oldu. Oyunu PC tarafında oynuyorum ve maksimum ayarlarda sanki bir önceki nesil oyununun remastered halini oynuyormuş hissiyatına kapılıyorum. Oyunun indirme dosyasının 14Gb olması aslında ilk başta bende bu şüpheleri uyandırsa da açıkçası belki yanılıyorumdur diye düşünüyordum, fakat maalesef çok daha iyi grafikler beklerdim. Umarım ileriki zamanlarda HD Doku Paketi tarzı bir eklenti ile bir tık öteye taşırlar grafik kalitesini.

Müzikler ise ne pozitif ne de negatif olarak kafamda kaldı, rahatsız etmese de bir Dragon Age: Origins etkisi yaratmadı maalesef. Ses efektleri ve özellikle diyalogların kalitesi ise gayet olması gerektiği gibi, özen gösterilerek yapılmış.

Oyundur En Nihayetinde

Oyunu PC üzerinde oynadığımı daha önce belirtmiştim, fakat oyunu PC üzerinde oynarken kesinlikle bir Game Pad ile oynamayı da tavsiye etmeliyim. Oyunun tüm hareket ve savaş mekanikleri sanki konsol için dizayn edilmiş hissiyatı veriyor. Yürürken istemeden durakladığım ve istediğim yöne giderken zorlandığım pek çok an yaşadım. Daha ilk gün olduğu ve ileriki dönemde gelebilecek yamalar ile toparlanacağını ümit ettiğimden çok fazla eleştirmek istemiyorum, en azın en olmadık yerlerde oyun masaüstüne dönmüyor veya benzeri büyük hatalar barındırmıyor.

Son olarak belirtmeliyim ki oyun temposu ve mekanikleri açısından belli bir kesime hitap etmeyi planlayan Vampyr için ilk 5 saatlik deneyimimin sonucunu iyi olarak tanımlayabilirim. Özellikle benim gibi hikâyeyi ön plan çıkartan oyunlardan hoşlanıyorsanız sizin de beğenebileceğiniz düşünüyorum. Açıkçası ben biraz doktorluk biraz dedektiflik biraz da vampircilik oynamaktan keyif aldım. Etiket fiyatının PC için 180 TL olduğunu düşünürsek indirime girmesini ve yeni çıkacak yamalar ile geliştirilmesini beklemek daha mantıklı olabilir diye düşünüyorum.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

LG 34WK650 – 34” UltraWide 21:9 Full HD IPS HDR Monitör

LG 34WK650 – 34” UltraWide 21:9 Full HD IPS HDR Monitör

 

Önemli Özellikler

  • 34” (87 cm) 2560 x 1080 IPS Panel
  • HDR 10 Desteği
  • sRGB %99
  • AMD FreeSync Desteği
  • İnce Kenarlı Dizayn
  • MaxxAudio ile Güçlü Ses Performansı

 

İlk İzlenim

LG firmasının 2018 model monitörleri arasında yer alan 34WK650, 21:9 en – boy oranında ultra geniş sınıfında yer alan, 5 ms saniye tepki süreli IPS ekranı ile özellikle eğlence ve ofis kullanımında iddialı ürünlerden bir tanesi. Daha önceki senelerde yine 34” ve 29” boyutlarında ultra geniş ekranlı modellerini gördüğümüz LG firması WK650 ile Premium modellerde rastladığımız ArcLine monitör ayak yapısı ve devasa ekranı ile göze batıyor.

ArcLine stand, özellikle malzeme kalitesi, sağlamlık hissi ve tabii ki tamamlayıcı dizayn elementi olarak monitörü en şık ofis ortamlarında dahi rahatlıkla kullanabilmemiz için bizleri cesaretlendiriyor. Ayak malzemeleri kutunun içerisinden özenle sarılmış ve üç parça halinde çıkıyor. Kurulumu çok basit olan monitörde panel ve ayakları birleştirmeniz için herhangi bir tornavida veya benzeri alete ihtiyaç duymuyorsunuz. ArcLine ayakları ile monitör yukarı ve aşağı toplamda 11 cm ekseninde rahatlıkla hareket edebildiği gibi, öne doğru 5 derece ve arkaya doğru 15 derece yatarak da size en uygun ve ergonomik konumu bulmanıza yardımcı oluyor. Bu tarz büyük ekranlarda basit gibi gözükse de birkaç santimetrelik ayarlamalar tüm deneyimizi etkileyebiliyor.

Ekranın 34” yani 87 cm diyagonal uzunluğu özellikle satın alma evresinde kafamı en çok karıştıran özelliklerin başında geliyordu. Daha önce kısa bir süreliğine 32” bir monitör (ViewSonic VX3211-MH FHD modeli) kullanmış biri olarak bu boyutun dahi monitör kullanımı için fazla olabileceğini düşünüyordum. Tabii ki burada 32” monitörlerin 16:9 oranından dolayı daha yüksek olmasından dolayı yakından daha rahatsız edici olmasının da etkisi yok değil.

Tüm şüphelerime rağmen monitörün masamın üzerinde duruşuna ve renk kalitesine hayran kalmıştım. Üstelik endişelendiğim gibi de rahatsız edici bir ekran büyüklüğü yoktu. Tabii ki ilk alışana kadar biraz zaman geçmedi değil, ancak IPS ekranın kalitesi beni büyülemeye başlamıştı bile.

HDR 10 ve Windows 10

İlk deneyimlemek istediğim özelliklerden bir tanesi panelin desteklediği HDR 10 özelliğiydi. Bildiğiniz gibi Windows Creators Güncellemesi ile artık HDR destekli içerikleri çok daha uyumlu halde izleyebilecek, bu özelliği sunan oyunlarda farklı deneyimler yaşayabilecektik.

Windows ayarlar bölümünde bulunan HDR özelliğini aktif etmem ile beraber yaşadığım deneyim gerçekten beklediğimden çok farklı oldu. Ekrandaki bütün o güzel renkler gitmiş, aşırı keskinlikten dolayı kırılmaları gördüğümüz ve rahatsız edici tonlardaki renkler gelmişti. Tabii ki anında HDR özelliğini kapatarak ürünün resmî sitesindeki makalelere bakmaya koyuldum. Ne yazık ki ürün Türkiye’de resmi olarak satışa sunulsa da benim aldığım Mayıs 2018 tarihi itibarı ile LG Türkiye sitesinde bulunmuyordu. Amerika’da Ocak 2018 satışa çıktığı için oradaki içeriği inceledim ve SDR yani standart görsellerde HDR etkisinin beklendiği gibi olmayacağı ancak bunu Windows üzerindeki ayarlardan düzeltebileceğimiz yazıyordu. Windows kontrol panelindeki ayar sadece aç-kapa ve parlaklığı ayarlayan bir çubuktan oluştuğundan HDR ve PC ilişkisi için alınacak daha çok yol olduğunu anlamam uzun sürmedi. Bu konuda yabancı forumlarda yazılan içeriklerde ise monitörün harika olduğundan ancak HDR fonksiyonunun tam olarak nasıl kullanılacağını çözememekten bahsediliyordu.

Sanırım benim PC’deki HDR hayallerim bir başka bahara kalacaktı, ancak çok da önemli değildi açıkçası.

Film İzlemek Gerçekten Büyük Bir Keyif

HDR faciasından sonra hemen soluğu Netflix web sitesinde aldım. TV görselliğine hayran kaldığım “Lost in Space” dizisinin giriş bölümünü açtım, heyecanla beklerken ikinci hayal kırıklığım başladı. Mükemmel renkler sunabilen 21:9 sinema oranındaki ekranım görüntüyü tam ekranda 16:9 veriyor ve yan taraflarda siyah boşluklar bırakıyordu. Hiç zaman kaybetmeden Youtube içeriğini denedim. Sonuç aynıydı.

Tam acaba 21:9 alarak bir hata mı yaptım diye düşünmeye başlarken çok basit bir Google araması ile bu işlerden mustarip arkadaşların geliştirdiği bir Chrome Eklentisine rastladım. Çok küçük boyutlardaki bu eklenti, Görüntüyü 16:9’dan 21:9 oranına çevirmeyi başarıyor, bunu yaparken de şaşırtıcı bir şekilde görüntüyü bozmuyordu.

Bunu keşfettikten sonra açtığım ilke içerik 4K tanıtım demoları oldu ve sonuç adeta harikaydı. Renklerin kalitesi ve netliği salondaki 4K televizyon ile yarışırcasına coşmuştu. Tabii ki 6+2 FRC panelden 8 bit e ulaşan bir panel 10 bitlik bir televizyonla baş edebilmesini beklemiyorum ancak 6+2 çekindiğim kadar kötü çıkmamıştı.

Görüntüleri izlerken bir yandan da seslerin ne kadar kaliteli olduğunu fark ettim. Monitörün üzerindeki 2 x 5 Watt gücündeki hoparlörlerin yaşattığı deneyim MaxxAudio tarafından elden geçirilmişti. MaxxAudio özellikle film ve müzik endüstrisindeki profesyonel kayıtların gerçekleşmesinde ses mühendisliği rolü üstlenmiş ve kayıt endüstrisine yaptığı katkılardan dolayı Grammy Teknik ödülüne layık görülmüş bir firma olan Waves bağlı bir marka. Bu kadar ince bir monitörden bu kalitede bir ses alabiliyorsak, kendilerinin bayağı emeğinin geçmiş olduğu çok belli. Tabii ki de sesin üretilmesi aşamasında kullanılan materyallerin boyutunu mühendislik sınırlarını çok aşıyor ve monitör üzerindeki çok güçlü ve doyurucu olsa da harici bağlanan ses çözümleri kadar başarılı olmasını beklememek gerekiyor.

Sinematik Oyunlar

Monitörün bana sunabilecekleri konusundaki merakım tabii ki Youtube videoları ve Netflix ile sınırlı değildi. Özellikle oyunlar konusunda yapabilecekleri ve FreeSync – Gsync gibi adaptif senkronizasyon teknolojilerinin farklarını çok merak ediyordum.

Bundan önce kullandığım monitör Asus Rog Swift 248Q idi. G-Sync destekli 1920 x 1080 çözünürlükteki bu monitörü SLI modunda çalışan iki adet Nvidia GTX970 ile besliyordum. G-Sync ve 144Hz oyun konusunda çok keyifli bir akıcılık sağlasa da TN panel sebebi ile ofis ve üretkenlik konusunda bazı sıkıntılar yaşatıyordu.

Teorik olarak saniyede sabit 60 FPS değerini 60 Hz hızında çalışan bir monitöre uyguladığımızda herhangi bir senkronizasyona ihtiyaç duymadan akıcı bir oyun deneyimi elde edebiliyorduk. Peki bu pratikte nasıl oldu? Aynen teoride olduğu gibi hiçbir yırtılma veya ghosting efekti ile karşılaşmadan çok keyifli bir oyun deneyimi yaşadım. Ayrıca daha geniş ekran ve IPS panel adeta oyunu ilke defa bu kadar güzel görüyorum hissiyatı yaşatmıştı.

Tabii ki FreeSync desteği AMD ekran kartı kullanıcıları için benim deneyimim de bir tık üstüne koyup, görüntüyü 60 FPS ye sabitlemek için ince ayar çekmeye ihtiyaç duymadan tam keyfiyle yaşayacaklardır.

Biraz da Çalışmak Gerek…

Daha önce bahsettiğim gibi TN panelin beni en çok rahatsız eden yanlarından bir tanesi de çalışma hayatımdaki üretkenlik safhalarında oluyordu. Daha hızlı çalışabilmek için iki adet monitör kullanıyordum ve kullandığım ikinci monitör daha küçük ancak IPS panel olmasına rağmen aynı görseller monitörler arasında dağlar kadar fark yaratıyordu. Bazen acaba hangisi daha doğru renk tonu ile kendimle çelişmeye başlamıştım.

34” Ultra Geniş Ekran bir monitör tercih etmemin sebeplerinden bir tanesi hem masamın üzerindeki monitör ve kablo sayısını azaltarak çalışma ortamımı ferahlatmak hem de yaptığım hafif yaratıcı içerikler için daha doğru renklerle çalışmaktı. Monitörün kutusunu açtığınızda içerisinden fabrika çıkışı olarak kalibre edildiğinin ve sRGB renklerinin %99’u kapsadığını gösteren bir doküman buluyorsunuz. Tabii ki bu profesyonel monitörlerde olduğu gibi sRGB %125 ve Gerçek 10 bit gibi özellikler sunmuyor ancak benim o kadar yumuşak renk geçişlerine iş ortamında ihtiyacım olmadığı için TN panelden sonra adeta aylarca yaptığım işleri ilk defa görüyormuş gibiydim.

LG Web Sitesinden indirebileceğiniz OnScreen yazılımı ile ekranı kolayca 1:1 boyutlarda yatay ve dikey, 3 parçalı ve size özel diğer kombinasyonlarla tek tuşla bölüp eski haline getirebiliyorsunuz. Bu sayede tek monitörle bile çalışsanız pencereler arasında geçiş yapmayı minimum indirip hız kazabiliyorsunuz.

Son Sözü Fiyat Söyler

Performans ve dizayn açışından beklentilerimi fazlasıyla karşılayan LG34WK650 için fiyatlandırma konusu çok kritik bir noktada. Satın aldığım tarihte Türkiye Fiyatı KDV dahil 1.999 TL, Amerika fiyatı ise 399$ (Yaklaşık 1795 TL) idi. Bulunduğu fiyat bareminde TN panele sahip oyuncu monitörleri, 28” 4K monitörler bulunuyor. Hatta iki adet orta kalite 24” civarı IPS monitörü de alıp çift monitör kullanabilmeye imkân sağlayan bir bütçeden bahsediyoruz sonuçta.

Daha yüksek çözünürlükte benzer bir panele geçmek istediğinizde ise fiyat yaklaşık olarak katına çıkıyor.

Bu noktadan sonra da herkesin kendi öncelikleri öne çıkıyor, ancak özellikle eğlence ve ofis işlerini aynı bilgisayardan yürütüyor, oyunlardaki milisaniyelik head shotları kaçırmak sizi çok üzmüyorsa ve bilgisayarın başından biraz kalkıp uzandığınız yerden de bir şeyler seyredebilmek istiyorsanız sanırım doğru monitörü buldunuz.

 

Amatörce Çektiğim Resimler

 

 

Full Teknik Özellikler (Üzgünüm Ama İngilizce)

http://www.lg.com/us/monitors/lg-34WK650-W-ultrawide-monitor

https://www.displayspecifications.com/en/model/d1881086

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 23
  • SERDAR CANKAYA @serdariko_1

    Merhaba, Öncelikle oyun performansınızda fps olarak yaklaşık olarak %25 - %30 bir düşüş olacaktır. Çünkü 2M pixel den 2.7 M pixele çıkıyorsunuz. Fiyat olarak 1.600 TL civarı çok yüksek değil, ancak burada önemli olan 16:9 dan 21:9 geçtiğinizde memnun kalıp kalmayacağınız. 16:9 çok standart bir oran ve her şey buna dizayn edilmiş durumda. Benim 21:9 a geçmemdeki ana sebep masa bulunan 2 monitör adedini 1 e indirmek istememdi. Çalışma alanında büyük kolaylık sağladığı kesin. Ancak saf oyun ve medya deneyimi olarak 16:9 bence daha uygun. Oyunlar desteklese dahi bazı ara sahnelerin 16:9 render edilmesinden dolayı yanlarda siyah boşluklar kalabiliyor. Bunlar sizin bahsettiğiniz rekabetçi oyunlarda fark etmeyecektir hatta daha geniş bir bakış açısına sahip olacaksınız. CSGO ve PUBG de denemedim ancak yaklaşık 6 aydır kullanıyorum oyun içi hiçbir sıkıntı veya desteklemeyen çözünürlükle karşılaşmadım. Monitör büyüklüğü olarak tatmin edecektir diye düşünüyorum. Ayrıca ekran kartınız kartınız 4K için uygun olmasa da LG 27UD58-B 27” 5ms (2xHDMI+Display) FreeSync 4K UHD IPS Monitör modelini değerlendirebilirsiniz. İleriye dönük daha mantıklı bir yatırım olabilir.

  • Enes Giden @enesgidn

    S.a sana ulaşmam lazım kardeş

  • Hakan Gökçe @hakan-gokce

    75 hz değil mi bu monitör lg nin sitesinde öyle yazıyor siz 60 hz demişsiniz

  • Meraklı @wizwizok

    Merhaba [email protected] bu ürünü alanlar bana ulaşabilir mi? Çözünürlükle alakalı bir sıkıntı yaşıyorum bir türlü düzeltemedim.