Vampyr (2018) İlk İzlenimlerim

05.06.2018 tarihinde PC, Playstation 4 ve Xbox One platformlarında beğenimize sunulan Vampyr oyunu aylardır Steam İstek Listemin en üst sırasında bulunuyordu. Bunun sebebi aslında oyun hakkında daha önce yayınlanan videoların kalitesi, internet üzerinde başlatılan tanıtım kampanyaları veya geliştirme süresince aldığı ödüller değildi. Aslında ne zaman bir fotoğrafına, videosuna veya hakkında okuduğum bir yazıya denk gelsem acaba buna vereceğim paraya yazık mı olacak diye kendimi sorguluyordum. Ancak bu oyunun beni çok kuvvetli çeken bir tarafı vardı, o da Vampir teması. Zamanında Vampire: The Masquerade oyunları damağımızda öyle bir tat bırakmıştı ki yıllarca unutamadık. Bu konu üzerine çok fazla oyun geliştirilmemesi de açıkçası tema üzerindeki açlığımızı arttırdı ve adeta çok ufak da olsa bir umut ışıltısı satan ilk yapıma balıklamasına atlama ihtiyacı duyduk.

Bir Tatlı Huzur Almaya Geldik Londra’dan
Hikayemizin geçtiği mekân Londra, zaman ise 20. Yüzyılın başı, 1918. Tüm şehir İspanyol Gribi olarak adlandırılan hastalığın etkisi ile adeta yok olma noktasına gelmiş, tüm günlük hayat ve ihtiyaçlar zorlanarak karşılanıyor hatta Londra’nın bazı bölgeleri karantina altına alınmış durumda. Oyunun en başında belirtildiği gibi aslında bize aktarılan hikâye yaşadığımız dünya tarihinde birebir yaşanmış olayları ele alıyor, ancak biraz daha heyecan ve aksiyon katması amacı ile gerçek dışı öğeler ile süslenmiş. Dolayısı ise az önce bahsettiğim İspanyol gribi gerçekleştiği zaman diliminde milyonların üzerinde ölüme sebebiyet vererek dünya nüfusunun %5’lik bir bölümünü kaybetmemize neden olan, geçtiğimiz yüzyılın en büyük felaketlerinden biridir.
Hayatın neredeyse felç olma noktasına geldiği Londra’da özellikle kan nakli konusunda bilinirliğe ulaşmış uzman Dr. Jonathan Reid olarak oyuna dahil oluyoruz. İdealist bir doktor olan Reid hikâyenin geçtiği zamanlardaki geleneksel yöntemler dışında geliştirdiği yeni metotlar ile yüzlerce hastayı kurtarmış olmasına rağmen, bu metotları geliştirme konusunda uyguladığı yöntemler ile de pek çok meslektaşından tepki çeken bir karakter olarak göze batıyor.

İyi Olacak Hastanın Ayağına Vampyr Gelir
Oyunun temposu günümüzde alıştığımı RPG oyunlarına göre oldukça yavaş ilerliyor. Pek çok ara sahne ile hikâye bize daha net anlatılmaya çalışılsa da bu temponun düşmesine ve sürekli aksiyonun içerisinde olmayı seven bazı oyuncu kitlelerini üzebilecek noktaya getiriyor. Bu sebepten dolayı oyunun teması pek çok kişiyi çekmeyi başarsa da altyazılarında Türkçe desteği bulunmaması ve yavaş temposu bazı oyuncuların hevesini kursağında bırakabilir.

Hikayemize tamamen bir yeni doğan vampir olarak başlıyoruz ve aslında nasıl bu hale geldiğimizi sorgularken kafamızda oluşturduğumuz soru işaretlerinin cevabını arıyoruz. Bu cevapları ararken şehirde bulunan pek çok karakter ile ister istemez bir diyalog halinde buluyoruz kendimizi. Diyalogların kalitesi çok başarılı ve etraftan edindiğimiz ipuçları ile yeni diyalog seçeneklerinin kilidini açarak konuştuğumuz karakterin sırlarını öğrenebiliyor ve bu karaktere bağlı olan diğer kişiler ve olayların da kapalı kapılarını aralamış oluyoruz.

Londra şehrinde az kalan insan nüfusu çeşitli bölgelere ayrılmış ve her bölgenin de kendine göre bir sağlık seviyesi bulunuyor. Bu bölgelerde yaşayan insanlarla konuşup hastalıklarını iyileştirmek veya onları etkimiz altına alarak kuytu bir yerde kanlarını emmek tamamen bizim elimizde ve bölgenin durumunu değiştiren bir karar oluyor. Bölgedeki insanlar azalıp, hastalık seviyesi yükseldikçe bölgelerdeki insanlar biraz süre sonra delirip önüne gelen herkese saldırmaya başlıyorlar ve dolayısı ile bu belli görevleri tamamlama zorluğunu da arttırıyor. Madalyonun öteki yüzünde ise sırlarını açığa çıkarttıkça karakterler hakkındaki kan iştahımız artıyor ve onların kanını emerek öldürürsek kazanacağımız tecrübe puanları da artmış oluyor. Burada taş-kâğıt-makas döngüsü ile birbirine bağlanmış bir sistem bulunuyor ve söz konusu seçimler oynadığınız bölge karakteristiğini tamamen değiştiriyor.

RPG Öğeleri ve Crafting Sistemi
Oyun içerisinde bulunan RPG öğeleri karakterimizi oynamak istediğimiz dövüş sitiline uygun olarak geliştirmemize imkân veriyor ve kendi alt dallarına ayrılarak o yeteneklerde uzmanlaşmamıza olanak sağlıyor. Çok fazla karışık olmayan ancak yeteri kadar doyurucu ayrımlara sahip olan yetenek ağacı, oyun şeklinize etkisi ile artı puan almayı başarıyor.

Oyun içerisinde Crafting sistemi genel olarak ikiye ayrılıyor. Öncelikle tıbbi malzemeler üreterek şehirdeki hasta kişilere şifa olabiliyor veya savaşta kullanacağınız serumlar ile avantaj sağlamaya çalışıyorsunuz.

Tıbbi malzemeler dışında kullandığınız silahlarınızı geliştirerek güçlendirebilir ve yeni özellikler kazanmasını sağlayabiliyorsunuz. Dövüş Sistemini doğrudan etkileyen önemli etkenlerden biri de kullanmayı seçtiğiniz silahlar olacaktır. Daha ağır hasar veren, yüksek stamina harcayan iki elli silahlar da kullanabilir, hızlı ve çevik saldırılar için bıçak ve kılıçları da tercih edebilirsiniz. Silahlar noktasında da oyun değiştirici nitelikteki seçimlerin bize bırakılmış olması benim için bir artı puan daha yazıyor.

Hiç Zorlanmadım
Dövüş sistemindeki ana istatistiklerimiz Can, Dayanıklılık ve Kan. Daha önce de benzer oyunlardan aşina olduğumuz bu üçlüde dayanıklılığımız bittiği zaman kılıç bile sallayamaz hale geliyoruz ve dolması için bir süre savaş alanında kaçıyoruz. Kan ise yetenek ağacında yoğunlaştığımız yetenekleri kullanabilmek için gerekli değeri belirliyor. Savaş sırasında düşmanlarımıza sersemleten saldırılar yaparak gardlarını düşürmelerini sağlayabiliyor ve kanlarını emerek bu değeri yeniden doldurabiliyoruz.

Oyun sisteminde dikkatli olmazsanız bir anda canınızın yarılandığını fark edebilirsiniz, bu sebepten dolayı dikkati elden bırakmamak fayda sağlıyor. Bunun dışında oyun içerisindeki menülerde oyunun zorluğu ile ilgili hiçbir ayar bulunmadığını fark edeceksiniz. Bunun sebebi oyunun dinamik zorluk kullanarak sizin sürekli öldüğünüz noktalarda zorluğu düşürmesi ve kolayca ilerlediğinizde de yavaşça yeniden yükseltmesi. Alışık olmadığım ancak yadırgamadığım bir sistem olmuş bu yeni dinamik zorluk sistemi.
Atmosferik Çalkantılar
Oyunun geçtiği yıllardaki Londra’yı çok detaylı bir şekilde bize aktarmaya çalıştıkları aşikâr. Özellikle sokaklarda gördüğümüz sivil toplum görevi çağrıları ve notlar bulunduğumuz dönemin ne kadar sıkıntılı günlerden oluştuğu konusunda hikâyenin atmosferine pozitif etki yaratıyor. Görsellerde kullanılan renk paleti de oldukça kasvetli ve temaya kesinlikle uyum sağlıyor, ancak biraz fazla “film grain” efektinin kullanıldığına dikkat çekmek lazım.
Beni rahatsız eden asıl nokta ise oyun içi grafiklerinin ve dokuların kalitesi oldu. Oyunu PC tarafında oynuyorum ve maksimum ayarlarda sanki bir önceki nesil oyununun remastered halini oynuyormuş hissiyatına kapılıyorum. Oyunun indirme dosyasının 14Gb olması aslında ilk başta bende bu şüpheleri uyandırsa da açıkçası belki yanılıyorumdur diye düşünüyordum, fakat maalesef çok daha iyi grafikler beklerdim. Umarım ileriki zamanlarda HD Doku Paketi tarzı bir eklenti ile bir tık öteye taşırlar grafik kalitesini.
Müzikler ise ne pozitif ne de negatif olarak kafamda kaldı, rahatsız etmese de bir Dragon Age: Origins etkisi yaratmadı maalesef. Ses efektleri ve özellikle diyalogların kalitesi ise gayet olması gerektiği gibi, özen gösterilerek yapılmış.

Oyundur En Nihayetinde
Oyunu PC üzerinde oynadığımı daha önce belirtmiştim, fakat oyunu PC üzerinde oynarken kesinlikle bir Game Pad ile oynamayı da tavsiye etmeliyim. Oyunun tüm hareket ve savaş mekanikleri sanki konsol için dizayn edilmiş hissiyatı veriyor. Yürürken istemeden durakladığım ve istediğim yöne giderken zorlandığım pek çok an yaşadım. Daha ilk gün olduğu ve ileriki dönemde gelebilecek yamalar ile toparlanacağını ümit ettiğimden çok fazla eleştirmek istemiyorum, en azın en olmadık yerlerde oyun masaüstüne dönmüyor veya benzeri büyük hatalar barındırmıyor.
Son olarak belirtmeliyim ki oyun temposu ve mekanikleri açısından belli bir kesime hitap etmeyi planlayan Vampyr için ilk 5 saatlik deneyimimin sonucunu iyi olarak tanımlayabilirim. Özellikle benim gibi hikâyeyi ön plan çıkartan oyunlardan hoşlanıyorsanız sizin de beğenebileceğiniz düşünüyorum. Açıkçası ben biraz doktorluk biraz dedektiflik biraz da vampircilik oynamaktan keyif aldım. Etiket fiyatının PC için 180 TL olduğunu düşünürsek indirime girmesini ve yeni çıkacak yamalar ile geliştirilmesini beklemek daha mantıklı olabilir diye düşünüyorum.

Merhaba, Öncelikle oyun performansınızda fps olarak yaklaşık olarak %25 - %30 bir düşüş olacaktır. Çünkü 2M pixel den 2.7 M pixele çıkıyorsunuz. Fiyat olarak 1.600 TL civarı çok yüksek değil, ancak burada önemli olan 16:9 dan 21:9 geçtiğinizde memnun kalıp kalmayacağınız. 16:9 çok standart bir oran ve her şey buna dizayn edilmiş durumda. Benim 21:9 a geçmemdeki ana sebep masa bulunan 2 monitör adedini 1 e indirmek istememdi. Çalışma alanında büyük kolaylık sağladığı kesin. Ancak saf oyun ve medya deneyimi olarak 16:9 bence daha uygun. Oyunlar desteklese dahi bazı ara sahnelerin 16:9 render edilmesinden dolayı yanlarda siyah boşluklar kalabiliyor. Bunlar sizin bahsettiğiniz rekabetçi oyunlarda fark etmeyecektir hatta daha geniş bir bakış açısına sahip olacaksınız. CSGO ve PUBG de denemedim ancak yaklaşık 6 aydır kullanıyorum oyun içi hiçbir sıkıntı veya desteklemeyen çözünürlükle karşılaşmadım. Monitör büyüklüğü olarak tatmin edecektir diye düşünüyorum. Ayrıca ekran kartınız kartınız 4K için uygun olmasa da LG 27UD58-B 27” 5ms (2xHDMI+Display) FreeSync 4K UHD IPS Monitör modelini değerlendirebilirsiniz. İleriye dönük daha mantıklı bir yatırım olabilir.
S.a sana ulaşmam lazım kardeş
75 hz değil mi bu monitör lg nin sitesinde öyle yazıyor siz 60 hz demişsiniz
Evet bende bu monitör var ve 75 hz de oyunları oynuyorum. Arkadaş nasıl 60 hz demiş merak ettim.
Merhaba [email protected] bu ürünü alanlar bana ulaşabilir mi? Çözünürlükle alakalı bir sıkıntı yaşıyorum bir türlü düzeltemedim.