@gamsizm Yukarıdaki yorumuma da ekleme yaptım. Rutin işleyiş budur diyebiliriz. Amerika'da ve Avrupa Birliği'nde de önce özet kararı yayınlıyorlar genel olarak.
@gamsizm Yukarıdaki yorumuma da ekleme yaptım. Rutin işleyiş budur diyebiliriz. Amerika'da ve Avrupa Birliği'nde de önce özet kararı yayınlıyorlar genel olarak.
@gamsizm Yukarıda da yazdığım gibi önce kararın sonuç kısmını açıkladı; ardından gerekçeleri, belgeleri, muhalefet şerhini ve atıfları içeren esas kararı açıkladı. Rekabet Kurulu birçok şirketi ilgilendiren kapsamlı bir soruşturma yürüttü. Dolayısıyla, soruştuma dosyası da bir hayli kapsamlıydı; bu nedenle esas kararın yazımı da zaman almıştır diye tahmin ediyorum. Tabi kural olarak yine de bu kadar zaman almaması gerekirdi; belki de birilerinin olurunu beklediler yayınlamadan önce, bilemiyorum...
Rekabet Kurulu'nun vermiş olduğu karar ve karar kapsamında hükmolunan ceza bir idari işlemdir. İdari işlemler için hukuka uygunluk karinesi söz konusudur. Yani söz konusu kararı hükümsüz kılabilecek bir mahkeme kararı verilene karar; Kurul'un kararı hukuka uygundur. Bu kararı içindeki ifadelere atıfta bulunarak aktarmak haber niteliği taşır, bu da zaten TS'nin söz konusu haberi aktarması sebebiyle sorumlu tutulamayacağı anlamına gelir. Gelelim haber aktarmak maksadını aşarak söz konusu karar ve içeriği hakkında görüş beyan etmeye; bu da belirli sınırlar içerisinde kaldığında eleştiri hakkı kapsamında değerlendirilir yine TS'nin sorumlu tutulamaması anlamına gelir. Bu noktada, olumsuz olarak değerlendirilebicek tek nokta (downside) "eleştiri" kavramının sınırlarının subjektif olarak hakim tarafından çizilecek olmasıdır; bu da TS için bir belirsizlik yaratır. Şahsi görüşüm; TS haberi vermelidir, eleştiriyi de yapmalıdır. Yayıncılık bunu gerektirir. Ama burası Türkiye, yayıncılık ve adalet olması gerektiğinden çok daha farklı bir noktada. Bu nedenle, yapılması gereken eleştirinin yapılması, tabiri caizse elini taşın altına sokmaktır. Sonuç itibariyle, TS'nin elini taşın altına sokmaması, eleştirilebilir; ancak bir hata değildir.
Gelelim söz konusu kararı haber olarak aktarmama konusuna; normal şartlarda TS'nin söz konusu kararı görerek, yukarıdaki gerekçelerle aktarmaktan kaçınmasının herhangi bir açıklaması olamayacak olsa da; Rekabet Kurulu söz konusu ihlallere ilişkin kararın sonuç kısmını zaten çok daha önceden açıklamıştı ve yanlış hatırlamıyorsam o zaman da TS bunu aktarmıştı. Şimdi ise söz konusu karar gerekçesi ve dayanklarıyla -kararın verilmesine sebep teşkil eden belgelerle- tamamen açıklandı. Yani ortada yeni bir şey yok, Murat Gamsız'ın haber niteliği taşımıyor demiş olması da sanırım bu yüzden.
Türk Telekomla ilgili açıklanan zarar suni bir zarar. Türk Telekom hisselerinin yeniden devralınarak Varlık Fonu'na aktarılacağının duyumlarını aldım. Nihai amaç varlık fonunu kredibilitesi yüksek bir şirket haline getirip tahvil ihraç ederek dış borçlanmayı bu şirket üzerinden gerçekleştirmek. Bu sayede daha düşük faiz oranlarıyla (yüzde 3 ila 5) kredi alınabilecek.
LP'nin avukatlarla ilgili yorumları Amerikan vari falan değil. Romantik hukukçuluk yapmaya gerek yok, önemli bir davada mahkemeyi etkileyebilme yetisine sahip, alanında önde gelen bir uzmandan mütela almak bile 20.000 Dolarlar civarında, dahası işinin ehli avukatların saatlik ücretleri 1.000 Dolarlara kadar çıkabiliyor.
Çeviri konusuna gelecek olursak, çevirmenin de tıpkı asıl eser sahibi gibi yaptığı çeviri üzerinde fikri mülkiyet hakları bulunmakta. Pasif olarak, maddi kazanç sağlamadan, ve bazı kurallara riayet ederek; asıl eser sahibinin iznine ihtiyaç duymaksızın söz konusu eserin çevirisini yapabilirsiniz. Ancak yaptığınız çevirilerden maddi kazanç sağlıyorsanız artık eser sahibinin iznini almak zorundasınız, aksi halde eser sahibinin fikri haklarını ihlal etmiş sayılırsınız.
Açılın ben avukatım.
Gamende'ye ne olmuş diye gezinirken bu konuyu gördüm ve yorum yazayım diye en nihayetinde üye oldum.
Her ne kadar ticaret ve rekabet hukukçusu olsam da ceza hukukuna da biraz aşinalığım var. TCK kapsamında hakaret suçunun oluşabilmesi için bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak gerekiyor.
Bu noktada, tartışma şerefsiz insanların da hukuken korunmaya değer bir şerefi olup olmadığı noktasında ortaya çıkıyor. Konu Türk doktrininde tartışmalı olmakla beraber baskın görüş şerefsizlerin de korunmaya değer bir şerefinin olduğu yönünde. Bu nedenle, hırsıza hırsız ya da dolandırıcıya dolandırıcı denilmesi (hakkında söz konusu suçlardan dolayı verilmiş bir mahkumiyet kararı bulunsun yahut bulunmasın), her ne kadar takdir yetkisi hakimde olsa da, hakaret suçunun işlendiğinin tespiti açısından yeterli sayılabilir.
Bilgilerinize efendim.
Son bir saat içinde 170 ziyaretçi, 18 kayıtlı kullanıcı giriş yaptı.
Günün sonunda, TS'nin bir şirket olduğunu ve tüm şirketler gibi nihai amacının kar elde etmek olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Eğer ortada gerçekten payları halka dağılmış bir şirket olsaydı ve TS sizlerin istediği gibi Aral'a ya da diğer şirketlere giydirseydi ve bu da bırakın herhangi bir cezai sorumluluk doğurmayı; iktisadi açıdan TS'nin üzerinde olumsuz bir etki bıraksaydı; yöneticileri paysahiplerine karşı sorumlu olurlardı. Bu insanların bir şirket yönettiğini, belirli bir sektör içinde belirli kişilerle temas halinde bulunmalarının bir zaruriyet olduğunu unutmamak gerek. Burada ayrıca TS'nin makul olmayan bir faaliyet sürdürdüğünü de düşünmüyorum. Gelip bu insanları egoist olmakla suçluyorsunuz; bu insanları, dünyadan bir haber saygısız üsluplarınızla karalayıp bir de sizlere istediğiniz perdeden açıklama yapmasını nasıl beklediğinizi de inanın anlamıyorum. TS editörlerinin/yöneticilerinin sizlerin ipe sapa gelmez her türlü yorumuna oturup tek tek yanıt verip kendilerini, sizlerin arzu ettiği şekilde, izah etmelerini nasıl beklersiniz? Bu insanların sizlere karşı herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, ticari olmayan tek sorumluluklarının yıllardır yarattıkları marka değerine karşı olduğunu lütfen unutmayın. Bu bağlamda, TS marka değerinin, TS'nin aboneleri nezdindeki mi yoksa iş yaptığı şirketler nezdindeki itibarı nazara alınarak belirleneceği ayrı bir tartışma olsa da; günün sonunda, şirket değerinin belirlenmesi açısından, TS'nin paylarının üçüncü şahıslara satılması gündeme geldiğinde hangisine itibar edileceğini belirtmeme gerek olmadığını düşünüyorum, bir başka ifadeyle bilanço aktifleri içerisinde abone sayısı diye bir kalem var da ben mi bilmiyorum? Lütfen biraz daha anlayışlı ve hoşgörülü olun. Yoksa sonunuz ve yolunuz teknolojinin psikopatlarından geçer...