Hepimizin yani en azından bilinçli olanlarımızın şu günlerde karantinada olması gönüllü olarak kendimizi tecrit etmemiz malum. Bu zor zamanlarda yaşanan kötü olayları bir nebze göğüsde yumuşatarak karşılamak ve karantina sürecinde minimum mental dmg ile süreci sonlandırmak sanırım ortak arzumuz. Bu istek neticesine varmanın en kısa yolu ise oyunlardan geçiyor. Sizler için tam olarak zaman katili farklı türlerde tam 50 oyun derledim. Oyunları çok basitce anlatacağım zira sayı büyük. Elbette listeyi yaparken mümkün mertebe çok bilinmeyen oyunlar üzerinden ve PC odaklı yaptım. Yoksa “arkadaşlar call of duty diye bir oyun var...” demek epey saçma olurdu.Gelin karantinadaki adamın listesine birlikte göz atalım. #akış #evdekal #stayhome
Rastgele bakış için zar atabilirsiniz: http://diceroller.co/d50roller

1/ Elite Dangerous:

Uzayın sonsuzluğunda kaybolmak ve tüm kederinizi yıldızlar arası karanlığa gömmek için harika bir simülasyon. Oyuna başladıktan kısa süre sonra uranyum’un falanca yıldız sistemindeki fiyatını baz alarak kâr elde etme hesabı yapmaktan ötürü başka şey düşünemeyeceksiniz. Ayrıca online desteğinin olduğunu hatırlatmak isterim.

2/ Workers & Resources: Soviet Republic:

Sovyetler döneminde bir sovyet kentinin enerjiden tarıma, eğitimden çevre düzenlemesine kadar her şeyiyle yönetin. Son derece detaylı ve istenildiğinde kan kusturan zorlukta bir şehir kurma ve yönetim simülasyonu. Makrodan mikroya pek çok düzlemde şehrimize dair sayısız parametreyi optimumda tutmaya çalışıyoruz. Arada halkımızın mutluluğu için lenin heykeli dikmeyi de unutmuyoruz elbette.

3/ Warhammer Vermintide 1-2:

Warhammer fantasy evreni içersinde mücadele verdiğimiz 4 kişiye kadar online co-op destekli haritalarda hunharca düşman biçtiğimiz bir oyun. Zaman içinde görevler esnasında elde ettiğimiz artifact vb eşyalarla karakterimizi saldırılarımız ve pasif/aktif kabiliyetlerimizi geliştirebiliyoruz. Gore seviyesinin ve “vuruş hissi”nin tavan yaptığı bol kanlı bir eğlence için doğru seçim.

4/ WWI Verdun:

Birinci dünya savaşı cephe çarpışmalarını konu alan son derece gerçekci dinamikler üstüne kurulu online bir savaş oyunu. Oyunumuz başlarda bir ölüm simülasyonu gibi kafayı çıkarttığımız anda 4 mermi birden yediğimiz ancak zaman içinde ustalaşarak silah ve haritaları öğrendikçe kahramanlaştığımız bir oyun. Verdun gerçekci cephe savaşı atmosferi isteyenler için kesinlikle tavsiye edebileceğim bir oyun. Zorluğuna alışmak zaman istiyor.

5/ Dwarf Fortress:

Gelmiş geçmiş en derin ve sonsuz rpg/simülasyona merhaba diyin. Tamamen ücretsiz olan ve 2 matematikçi kardeş tarafından 15 yıldan fazla süredir geliştirilen Dwarf Fortress anlatılabilecek gibi bir oyun değil. Oyundaki her şeyin simüle edildiği ve her şeyin olabileceği sonsuz olasılıkların olduğu bir dünyada cücelerimizi olabilecek en uzun süre yaşatmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken acaip ve garaip madenler kazıyor eşyalar üretiyor ticaret yapıyor savaşıyor ve gerçek bir tarih yazıyoruz. Oyunu anlamak isteyenlere paticik forumlarındaki Gazanferin anlatımını ve forum sayfasını okumasını tavsiye ederim.

6/ Doraemon Story of Seasons:

Doraemon çok ama çook uzun bir anime serisi. Ve aynı zamanda karakterimizin ismi. Oyuna gelecek olursak oyunumuz PC de Animal Crossing isteyenlerin imdadına yetişiyor. Aynı tatlılık ve aynı sonsuz oynanabilirlik. Geceleri biraz olsun corona düşünmek yerine havuçlarınızı ve bamyalarınızı düşünmek sizi rahatlatabilir.

7/ Fishing PLanet:

“Her hafta sonu balığımı tutmadan yaşayamam” diyen bir veteran boomer mısınız? Öyleyse bu oyun tam size göre bir teselli. Online desteği de olan tuttuğunuz balık “boyunu” yarıştırarak etrafa hava atabileceğiniz son derece detaylı bir balıkçılık simülasyonu. Çeşitli ekipmanların olduğu yüzlerce saat gömülebilecek gerçek bir soy boi ve boomer oyunu sizlerle. J

8/ theHunter Call of the Wild:

Yılın bu mevsimi avcılık yapmadığımda nöbet geçiriyorum diyen bir zoomer-mısınız? Öyleyse theHunter tam size göre bir teselli. Çeşit çeşit bölgelerde gerçekci av kuralları ve doğa şartları eşliğinde türlü hayvanın kanına girebileceğiniz bu simülasyon ek paketleriyle bir tık üzse de standart sürüm bile sizleri onlarca saat oyalayacaktır.

9/ Talisman Digital Edition:

Masastü oyunun birebir dijital aktarımı olan Talisman oyun haritasında arkadaşlarınızla oynayarak ilk kimin kuleye varacağına dair bir oyun. Çeşitli tuzaklar zorluklar ve türlü bela ile karşılaştığımız oyun haritasında yer yer bir damla su için 15 yıllık arkadaşınıza kılıç saplayacaksınız. Fantastik bir düzlemde geçen bu harika oyunu arkadaşlarınızla evinizden çıkmadan oynamanın keyfi bambaşka.

10/ Tales of Maj’Eyal:

1755 açılabilir başarımı bulunan bu oldschool rpg deneyimi herkese göre değil. Ama grafik tarzını umursamayanlar için inanılmaz bir macera sizleri bekliyor. Büyülü bir diyarda kendimizi bulduğumuz derin bir yolculukta nelerin bizi beklediğini asla bilemeyiz.

11/ Strategic Command WWII: World at War:

Rezil grafikli ama inanılmaz detaylı strateji oyunları benim ayrıca hastası olduğum bir tür. Tür diyorum çünkü bu oyunların grafikleri bilerek bu şekilde yapılıyor. Oyunlar o kadar detaylı ve matematiksel kısaca mühendis zihniyle yapılmış ki grafikler olmasa dahi oynanabilir. Strategic Command Slitherine Ltd. (Ki bu tür oyunların ağababasıdır.) çıkışlı bir seri. Söz konusu oyun ise ikinci dünya savaşının kaderini ellerimize bırakıyor. Askerlerin kumanyasından tüfengine kadar her şeyin bir karşılığı olduğu bu manyak oyunda yüzlerce saat geçirmek işten bile değil.

12/ King of Dragon Pass:

Bir kabile şefi olarak ejder vadisinde kabilemizin tüm kararlarına ve seçimlerine hükmediyoruz. Hangi tanrıya adak adanacak. Adağın şekkli. Kabilemizde falanca kişinin kızı kaçırılmış kaçıranın kaderi. Savaşlar. Ayinler. Törenler. Her şeyiyle bir kabile yönettiğimiz ve kabilemizi canlı tutmaya çalıştığımız. Yer yer diğer kabilelelerle sorunlar yaşadığımız. Yer yer tanrıların hiddeti ve gazabını tattığımız bir oyun. Kesinlikle grafik takıntısı olan aramasın cinsinde olsa da harika el çizimi grafik sunumlar mevcut. Son derece detaylı ve yaptığınız her seçimin mutlak bir etkisini oyunda direkt olarak görebiliyoruz.

13/ Six Ages: Ride Like the Wind:

King of Dragon Pass yapımcılarının yeni oyunu olan Six Ages yine tüm kararların bize bırakıldığı harika bir RPG deneyimi. Grafik takıntısı olmayanlar için muazzam ve orgazmik bir lezzet.

14/ The Shrouded Isle:

Lovecraft temasında bir stratejik rpg oyunu. Steam sayfasındaki Shatargat isimli kullanıcının incelemesini olduğu gibi yapıştırıyorum: “Büyük bir adadasınız ve adadaki insanlar Lovecraftian diyebileceğim bir Tanrıya tapıyorlar. Siz de bu adanın kilisesinin başrahibisiniz ve otoriteyi sağlamanız gerekiyor. Tanrı üç sene sonra yeryüzünde uyanacak ve adanın buna hazır olması için her mevsim gerekli yaptırımları uygulamanız gerekiyor. Beş farklı haneden birer yardımcı seçiyorsunuz ve onların halkı etkilemesini sağlıyorsunuz. Halkı cahil ve itaatkar tutmanız, yanlışları ve hataları cezalandırmanız, inançlarını göstermeleri için teşvik etmeniz gerekiyor; öte yandan da hem her mevsimin sonunda seçtiğiniz yardımcılardan birini kurban etmeniz hem de hanelerin baş kaldırmasını önlemeniz gerekiyor.”

15/ Shakes and Fidget:

Shakes & Fidget, eğlenceli bir fantastik hiciv ve de aynı zamanda ödüllü bir RYO’dur! Kulağa çılgınca gelebilir, ama 50 milyondan fazla oyuncu S&F’ı dünyanın en popüler oyunlarından biri yapıyor! Kendi çizgi kahramanınızı oluşturun ve şeref listesinin tepesine çıkmak için mücadele edin! Kolay bir görev değil, çünkü geçrek takım arkadaşlarınız PVP arenasında zaferle aranızda sizleri bekliyor. Dost klanlarınızla daha güçlü, daha yenilmez olacak ve bir çok epik ganimet bulacaksınız! Görev yapın, heyecanlı maceralara atılın, seviye atlayın, altın toplayın, şeref kazanın, “en iyisi” olun,
Ve yaşayan bir efsane olun!

16/ Judgment: Apocalypse Survival Simulation:

İblisler yeryüzünü bastı ve kıyamet koptu. Az sayıda sağ kalanlar dünyaya dağıldı ve yaşamaya çalışıyor. Ancak iblislerle mücadele edebilmenin tek yolu kadim bilgeliğin sırlarını açığa çıkarmak. Rise to Ruins rimworld tarzı bir strateji/yönetim oyunu. Farklı olarak işin içine büyü ayin inanç ve ruhbanlık öğelerini katmış. Kesinlikle farklı bir deneyim ve bu türün severlerine şiddetle öneririm.

17/ The Quest:

El çizimi grafiklere sahip open-world grid bazlı harekketlere sahip old school bir rpg. Savaşların tur bazlı gerçekleştiği epik bir maceradan söz ediyorum. Kulak verin a dostlar tarzını eski bulup burun kıvırmadan önce The Quest e bir şans verirseniz sizi çok kısa bir süre içerisinde içine çektiğini göreceksiniz.

18/ Puzzle Pirates:

Open world 2 boyutlu bir korsanlık simülasyonu ile karşı karşıyayız. Yapılan tüm işlerin yani top doldurmakdan kılıç duellosuna kadar her şeyin günümüz mobil puzzle oyunları şeklinde gerçekleştiği bu bağımlılık yapan online deneyime bir şans verin derim.

19/ Project Zomboid:

Erken alpha aşamalarından beri takip ettiğim bir kickstarter projesi olan project zomboid gerçekci bir zombi salgını hayatta kalma oyunu. Oyunumuz izometrik bakış açısına sahip. Buna rağmen yaşattığı gerilim ve korku atmosferi paha biçilmez. Kaynak yönetimi ve zombilerden kaçıp günler geceler geçirdiğimiz bu oyunda hiç bir yer güüvenli değil. Safezone olarak düşündüğünüz bir evde ışıkları açmadan plastik kaşığınızla sessizce konserve köpek mamanızı yerken, salonda dolaşan bir sıçanın evin önceki sahiplerine ait bir vazoyu kırmasıyla aniden onlarca zombinin arasında yaşam savaşı verebilirsiniz.

20/ Pit People:

Tur bazlı şeker grafikli bir RPG strateji oyunu daha. Oyunumuz co-op oynanabilir. Esas olarak güçlü bir takım oluşturup gladyatör savaşları verdiğimiz bir oyun. Ancak gerek mizahı gerek absürt hikayesi ile Pit People inanılmaz eğlenceli bir deneyim. Bu türü sevenlere şiddetle tavsiye ediyorum.

21/ Organ Trail: Director's Cut:

Bir karavanın içinde arkamızdan gelen zombi güruhundan kaçarken zaman ve eşya son derece sınırlı. Biir yol macerası olan Organ Trail sizin kararlarınız sonucu şekillenen bir macera. Zombi ve kaçış temalı wasteland düzlemleri seviyorsanız bu oyun tam size göre. Grafik takıntısı olan aramasın.

22/ NGU Idle:

Idle türü denilen özünde kendi kendine oynanan oyunların zirvesi kabul edilen absürt mizahı sevenlere hitab eden NGU Idle ı denemenizi tavsiye ederim.

23/ Nethergate: Resurrection

Old school rpg özlemiyle yanıp tutuşan bir boomer için bulunmaz bir nimet. Antik çağdaki Britanyaya yaptığımız yolculukta türlü halkların folklörünü öğreniyor acaip ve garaip esrarları çözüyor ummadık belalardan sıyrılmaya çalışıyoruz. Nethergate 3 liralık fiyatıyla onlarca saatlik bir macerayı bizlere sunuyor. M-E-R-A-K-L-I-S-I-N-A...

24/ NEO Scavenger:

Fallout’un özüne sadık bir benzeri olan Neo Scavenger wasteland’da yetenek ve seçimlerimizin değerini bizlere gösteriyor. Karakterinizi ne kadar hayatta tutabileceksiniz? Bu dünyada merhamete yer yok...

25/ Nantucket:

Hiç Moby Dick dünyasında bir gemi kaptanı olarak RPG yapmayı düşündünüz mü? İşte fırsat bu. Natucket tam olara moby dick öyküsünün içinde gemimize dair kararlar veren bir kaptan konumuna getiriyor bizi. Oyunda gemimizle gerekli seyahetleri yaparken başımıza neyin geleceği belirsiz. 50 günlük bir yolculuk için depoladığımız gıda ani bir çavdar güvesi istilasıyla berbad olabilir. Veya gemide aniden bir salgın başlayabilir. Seçim ve karaarlarınız sonucu gelişen bir öyküde kaptan sizsiniz.

26/ Master of Orion:

Bir oturuşta 40 saat gömdüğümö harika bir; Üstün uzay yolculuğu 4X strateji oyunu geri dönüyor! Epik Master of Orion destanında açılan bu yeni bölüm milyonlarca oyuncunun ilgisini çekecek.
İlk oyunların fanatik taraftarları, bu yeniden doğuşun Buenos Aires’deki NGD Studios işbirliği ile orijinal geliştirme ekibinin üyelerinin dikkatli gözleri altında geliştirilmiş olduğunu duymaktan mutlu olacaklardır! Master of Orion’u olması gerektiği gibi keşfedin: Tamamı orkestra ile çalınan müzikler, uzaklara yayılmış ve çok güzel canlandırılmış galaksilerin fonunda yıldızlar arası savaş ve araştırma. Düşman uygarlıklarla karşılaşın, gizemli uzaylılarla pazarlığa oturun, müttefikler ile bilgi paylaşın ve yeniden tasarlanan bu evreni keşfedin.

27/ Magicka 1-2:

Magicka çeşitli büyüleri birleştirerek inanılmaz kombinasyonler sayesinde yeni büyüler elde ettiğimiz co-op destekli komedi türünde bir macera oyunu. Örneğin elektrik ve lazer büyüsünü birleştirerek lazerli elektrik akımıyla düşmanlarımızı paramparça edebiliriz. Tüm puzzle ve eğlence bu büyüleri birbiirine katma işinden geçiyor. Kesinlikle tavsiye ederim.

28/ Knights of Honor:

Bnir kral halkına onur ve bilgelikle hükmeder! Oyunumuz eski ama son derece keyifli izometrik bakış açısına sahip bir strateji oyunu. Türün meraklılarına tavsiye ederim. Yenisinin THQ Nordic tarafından geldiğini de ekleyeyim.

29/ Kenshi:

Fallout2un yeni oyunlarından aradığınızı bulamadıysanız Kenshi tam size göre. Neredeyse tam özgürlük sahibi olduğumuz oyunda bir köle olarak başlayıp dev şehirleri yöneten bir savaş lordu veya karun kadar zengin bir tüccar belki de paramızı ödeyen için sorgulamadan her şeyi yapan bir paralı asker olabiliriz. Yada gölgelerde dolaşan bushido’nun inceliklerinde ustalaşmış bir suikastci.

30/ Ken Follett's The Pillars of the Earth:

Ken Follett’in aynı adlı romanından esinlenen bu oyun sizin kararlarınız sonucu gelişen bir öykü yapısına sahip harika bir baş yapıt. El çizimi grafikler ve konuya uygun orkestral bestelenmiş müziklerle duygu dolu gerçek bir macera sizlerle. Bir oturuşta gözlerim kan çanaklarına dönerek ve yer yer ağlayarak bitirdiğim harika bir oyun. Üstelik Türkçe dil desteği de mevcut. Bir katedralin çevresinde şekillenen hayatlar... Dizisi olduğunuda söylemeliyim.

31/ Holy Potatoes! A Weapon Shop?!:

Bir patates olarak silah dükkanı işletiyor ve çeşitli silahlar yapıp bunları maceracılara satıyoruz! Evet oyunun tam açıklaması bu. Devam oyunlarıda bulunan bu absürt komedi türündeki yönetim oyunu çaktırmadan sizden saatlerinizi alacak.

32/ Heroes of Might & Magic III - HD Edition:

Heroes serisi tur bazlı strateji konusunda inanılmaz bir zirveyi temsil eder. Seçtiğimiz ırkda kendi ekibimizi yaratarak düşmanlara karşı savaştığımız harita ele geçirme türünde tur bazlı bir strateji oyunu. Zaman içinde EXP kazanarak herolarımız kabiliyetlerini arttırıyor. Base yönetimi kısmında yeni birimler üretmek için altın ve çeşitli madenleri haritada savaşarak elde etmeliyiz. Yüzlerce saatlik destansı bir deneyim sizleri bekliyor.

33/ Disciples II

Dünya ikiye ayrılır, Disciples’ciler ve Heroes’ciler... Ben elbette Disciples ciyim. Disciples özellikle 2. Oyunu ile gönlümü fethetmiştir. El çizimi grafiklerle Melekler,Şeytanlar,Cüceler,Elfler, Ölümsüzler ve tabiat ırkları amansız bir savaş veririz. Hero ve heroya bağlı elit birimler şeklindeki 3-4 kişiden oluşan ünitelerimiz her savaşda biraz daha gelişir ve exp topladıkça şeklen ve stat bakımından değişime uğrar. Haritada türlü süpriz ve itemler de oyun için vazgeçilmezdir. Tanrı/Tanrıça’mızın büyü yapmak için ihtiyaç duyduğu kristalleri ve base geliştirmek için gereken altını da yine haritada savaşarak elde ederiz.
Başta kılıcını doğrultamayan bir İmparatorluk kadını zamanla dört kanadı ve başında haresiyle nûr saçan ve düşmanlarını yıldız ışığıyla biçen bir uluya dönüşebilir. Gothic çizim tarzı ve harika müzikleriyle kalbimi yıllar önce fetheden bu oyunu gog.com üzerinden satın almanızı tavsiye ederim.

34/ Capitalism Plus:

Oxford’da ders olarak oynatıldığı rivayet edilen Capitalism oyununda amacımız kendi şirketimizi kurmak. Belirlediğimiz bir sektör bazında pazara giriş yapmak ve pazarın hakimi olmak. Fabrika arge üretim satış ithalat ve ihracat detaylarının yanında borsa alım satım detayları dahi bulunan inanılmaz detaylı bir ekonomik yönetim oyunuyla karşı karşıyayız. Tek oturuşta onlarca saat bömülebilecek. Uzun vadede müptelası olunacak bir oyun. Dünyanın en zenginleri listesinde birince olmak için kıyasıya bir yarış sizleri bekliyor.

35/ Foundation:

Orta Çağ temasında bir köyü yönettiğimiz foundation son derece detaylı bir şehir kurma ve yönetim oyunu. Binaların modüler yapısı sayesinde sims kadar olmasa da son derece detaylı ve özgün bina tasarımları yapabiliyoruz. Kendi halkımız için gıda ve güvenlik temin ederken bir yandan da diyarın soylularına ve krala hesap veriyoruz.

36/ Empires of the Undergrowth:

Bir kalınca kolonisini yönettiğimiz oyunda amacımız karıncalarımız dış dünyanın tehlikelerinden koruyarak gerekli sayıda çoğalmak beslenmek ve soyu devam ettirmek. Enteresan bir konsepti olan oyun kısa sürede bağımlılık yapıyor.

37/ Eador Genesis:

Alexey Bokulev tarafından geliştirilmiş bağımsız bir tur bazlı strateji ve rol yapma oyunu olan Eador Genesis yönettiğimiz bölgenin dertlerini çözmek ve halkını refaha kavuşturmak maksatlı fantastik temalı bir oyun. Oyunumuzda karakterimizi geliştiriyor parti kuruyor yeni yetenekler kazanıyor ve türlü esrarları çözüyoruz.

38/ Dungeons & Dragons: Chronicles of Mystara:

D&D evreni ile klasik Capcom beat’em up türü birleşirse ne olur? Harika olur. İşte bu harika karışımın ürünü olan arcade salonlarından fırlamışcasına zevk veren eşsiz bir oyun.

39/ Dominions 5:

Oynadığım ve aşık olduğum uzun yıllardır arayıp bulduğum bir oyun bu. Tanrı simülasyon türünün hakkını veren bir oyun. Oyuna bir ırk seçerek başlıyoruz ki 86 oynanabilir ırk var. Ve her ırkın tamamen kendine has birim ve liderleri var. Ki bu toplam 3000 farklı ünite yapıyor. 500 den fazla öğrenilebilir büyü mevcut. 400’ü aşkın ritüel de cabası. 77 Kutsama ve 200 den fazla potansiyel tanrı. 300 ünite perki. 400 yaratılabilir eşya. 8 farklı ustalaşılabilir büyü yolu. 7 Büyü okulu. Büyülü alanlar. Her oyun için random harita üreticisi 3000 den fazla rastgele olay. Multiplayer desteği. Mod desteği. Ve daha neler neler...
Oyunumuza ırk seçimi sonrası bir suret yani put seçerek devam ediyoruz. Zira oyunda bir tanrıyız ve ölümlü kullarımız bizi zayıf zihinlerinde imaje edebilmek için dünyevi bir köprüye ihtiyaç duyuyorlar. Kan tanrısı olarak daima kan akan bir çeşme. Veya ete kemiğe bürünmüş bir beden. Bazen sadece bir ışık. Yada korkunç bir yaratık belki de bakirelerin ateşini çıkartacak delikanlıları kederinden öldürecek gebeleri düşükk yaptıracak derece güzellikte bir tanrıça bedeni... Bizim yeryüzündeki fiziki temsilimiz olabilir. Temsilimizi seçtikten sonra bir tanrı olarak inancımızı kafirler üzerinde hakim kılmak için kullarımızı yönlendiriyor onları büyülerle destekliyor türlü büyüsel itemler yaratarak onları donatııyoruz. Savaşlar doğrudan müdahalemiz olmadan gerçekleşiyor. Zira biz bir tanrıyız ve ölümlülere doğrudan bir müdahalede bulunmamız onları şımartır. Bu harika oyunu grafik takıntısı olmayan her strateji ve fantastik severe tavsiye ediyorum.

40/ Curious Expedition:

İngiliz kaşifler cemiyetinin saygın üyelerinden biriyiz. Bu cemiyette kimler yok ki? Darwin, Marie Curie, Rasputin ve nice diğer ünü insan bu cemiyetin oynanabilir üyeleri arasında. Ve tahmin edebileceğiniz gibi hepsinin özelliği ve kişiliği kendine has. Oyunumuzda amaç bu cemiyete en faydalı keşifleri yaparak ünümüzü ve servetimizi arttırmak. Yolculuklar esnasında random olarak yaşanan türlü olay bizim kararlarımız sonucu şekilleniyor. Ayrıca açlık susuzluk gerekkli ekipmanların toplanması ve akıl sağlığı gibi pek çok detay yolculuklar sırasında düşünmemiz gereken şeyler arasında. Defalarca yeniden oynanabilir bu oyunu kaçırmayın derim.

41/ Conquest of Elysium 4:

Dominions 5’in yapımcılarından gelen bu oyun sıra tabanlı inanılmaz detaylı rogue-like mekaniklere sahip fantastik bir strateji oyunu. Oyuna girdiğinizde saatlerin nasıl geçtiğini anlayamayacaksınız.

42/ Battle Brothers:

Oyunumuz bir tur bazlı RPG oyunu. Köy köy gezip adamlarımızı topladığımız ve türlü maceraya atıldığımız Battle Brothers gerçekten her oynayışta eşsiz deneyimler yaşatabilen bir oyun. Türlü macerada kararlarımıza göre şekillenen olaylar oyunu bağımlılık yapıcı bir seviyeye taşıyor. Nordic ve Beast isiimli iki ek paketi bulunan oyun ek paketlerle daha da zenginleşerek gore seviyesi artıyor.

43/ The Battle for Wesnoth:

Yıllardır geliştirilen ücretsiz bir RPG olan oyunumuzu grafiklerine takılmazsanız çok çok eğleneceğinizi söyleyerek herkese tavsiye ediyorum. Sonuçta ücretsiz. J

44/ Balrum:

Old School türünde izometrik bir RPG deneyimi olarak Balrum gayet iyi bir oyun. Yıllar önce bir felaket dünyayı vurdu ve ogünden beri insanlar ormanlık alanlarda küçük popülasyonlar halinde saklanıyor. Ancak olan biteni aydınlatmak ve bu yolda doğru kararlar vermek bize düşüyor.

45/ Xenonauts:

XCOM serisini seviyor musunuz? Daha fazlasını mı istiyorsunuz? O zaman Xenonauts tam size göre. Orjinal XCOM formülüne fazlasıyla sadık izometrik açılı bu oyun hile yaptığınız halde çıldırtacak kadar zor bir oyun. Evet denedim hile yaptım ama aşşalık oyun beni yine de çıldırtmayı başardı. Bu türün şerbetlileri ve kulağı kesiklerine şiddetle tavsiye ediyorum. İkincisi yolda...

46/ Master of Magic:

Bir büyü üstadı olarak bölgemizi yönetiyor gelişiyor ve büyü ilminde ystalık basamaklarında yükselerek diğer ustalara hakim olmaya çalışıyoruz. Eski bir oyun olsada bir oturuşta soluksuz oynanacak harika bir fantastik strateji.

47/ Pharaoh

Antik mısır çağında harika bir strateji oyunu. Yıllar geçsede eskiimeyen eğlenceli formülü ve daima oluşabilecek rastgele durumlarla defalarca oynanabilirliği olan harika bir oyun.

48/ Cogmind:

Sci-Fi türünde rogue-like bir macera oyunu. Oyunda bir robotuz ve çeşitli düşmanları alt ederek düşürdüğümüz parçalarla kendimizi geliştiriyoruz. Bulmacaları çözüyor ve ilerliyoruz. Kesinlikle grafiklerine aldanmayın. Cogmind modern ve son derece keyifli bir oyun.

49/ Stygian Reign of the Old Ones:

Yerli bir oyun firması olan Cultic Games’in Cthulhu temalı iki boyutlu el çizimi sanatsal grafiklere sahip rpg/macera oyunu. Geçtiğimiz günlerde Türkçe dil desteğine kavuşan oyun harika bir öykü anlatımı ve sizi içine çeken bir atmosfere sahip. Cthulhu mitosunu seviyorsanız kaçırmayın derim.

50/ Panzer Corps 1-2:

WWII panzer mücadelelerini yeniden yaşayabileceğiniz son derece detaylı bir savaş strateji oyunu.
BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 6

Kıyametcinin Corona Müjdesi

Merhaba, son günlerde Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan Corona tipi virüsle ilgili özellikle Türkiyede anlamsız ve aptallık seviyesinde kıyamet tellallığı gördüm ve buna bir ışık tutmak istedim. Corona virüsü ile ilgili şuanda net rakamlar yok. Kimisi 100 kişi öldü diyor kimisi 1000. Ben yüksekten alacağım. Korona virüsü 10000 kişiye bulaştı ve bunun 1000 tanesi öldü diye ki onlarında çoğu yaşlı ve çocuklarmış. Korkmayın kıyamet miyamet kopmuyor. Gelin size biraz ölümün büyüklüğünü hatırlatayım. Yıllardır her mevsim kapınızı çalan celladın suretini hatırlatayım.

 

GRİP: Orthomyxoviridae Familyasından RNA tipi bir virüs.

Yılda 500 MİLYON insana bulaşıyor. 5 milyon kişi gribe bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu hastanelik oluyor. GRİP HER YIL 300 BİN İNSAN ÖLDÜRÜYOR!

 

PNÖMONİ: (ZATURRE) Havadan bulaşan korkunç bir bakteri kompozisyonu sonucu alveol iltihaplanması. Her yıl 450 milyon insana bulaşıyor ve 5-8 MİLYON ARASI İNSANI ÖLDÜRÜYOR!

 

HIV:  Human Immunodeficiency Virus / İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü...

1959 da Belçika Kongosunda yaşayan bir adam iktidarsızlık sorunu nedeniyle çözüm olacağına inanarak bir maymuna tecavüz etti. Ve HIV 0 noktası doğmuş oldu. Dünyada 40 milyondan fazla HIV konağı olduğu düşünülüyor. Ve bugüne kadar 32 MİLYON İNSANI ÖLDÜRDÜ!

 

Kısacası "Aman tanrım corona bu sığınaklraaaaa!" dememiz için Corona virüsün 500 milyonun üzerinde insana bulaşması ve en azından 300.000 insanı öldürmesi ve bunu 1 yıldan kısa birr sürede yapması gerekir. Sakin olun. Ellerinizi sabunla yıkamaya kalabalık ortamlarda maske takmaya ve basit bir hastalık belirtisinde dahi doktora gitmeyi ihmal etmediğiniz sürece sorun yok. Doktora gidin arkadaşlar. ekşide medet aramayın. Ateşiniz mi çıktı? Doktora. Halsizliğiniz mi var? Aman geçer mevsimdendir demeyin doktora gidin. Sadece doktorun verdiği ilacı doktorun verdiği miktarda kullanın. Antibiyotik almaya çalışmayın. doktorun verdiği neyse onu kullanın ve kıyamet senaryosu yazmayı acilen bırakın. Sağlıklı bilinçli mutlu günler dilerim.

 

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 9
Pix50Adam paylaştı.

Teknoloji ve Bilim Notları

Referans video 🙂

 

Tüm ekibi tamamladığım için bu da bonus olsun. 🙂

@hkellecioglu @gamsizm @leventp @can

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 7 / 16

Dwarf Fortress Nedir

Merhaba dostlar. Öncelikle Dwarf Fortress nedir ne değildir bundan başlayacağım Hayatında bu ismi ilk defa duyanlar için Dwarf Fortress en gelişmiş Similasyon/Strateji/RPG oyunudur. en gelişmiş derken elbette grafik bakımından değil alt yapı bakımından. Çünkü bildiğim kadarıyla başka hiç bir oyunda oyuna başlarken gerçek bir Dünya oluşturamazsınız. Öyle ki Dwarf Fortress da oluşturduğunuz Dünya GTA nın Dünyasından çok daha canlı ve gerçekten yaşayan bir dünyadır. Script bazlı hareketler veya önceden belirlenmiş yaşam rotaları yoktur. Tamamı matematik ile oluşturulur ve bu oluşturma birebir gerçektir. Ve evet bu devasa oyun tamamen ücretsiz.

http://www.bay12games.com/dwarves/index.html

Adresinden kullandığınız platforma göre indirip hemen dalabilir ve 5 saniye içinde oyunu silebilirsiniz. Bu nedenle lütfen acele etmeyin. Oyunumuz 2 matematikçi kardeşin 13 seneden fazla bir süredir geliştirmekte olduğu bir proje. Fakat geliştirmek derken Steam deki erken erişimlerle karıştırmayın lütfen. Oyun gayet oynanabilir halde ve sonsuz bir gerçekliğin kapısına dönüşmüş durumda. Oyunumuz grafik sistemi olarak ASCII karakterleri kullanıyor. Her karakterin bir anlamı var ve buna alışmak son derece zor. Bu nedenle oyunumuzu grafik paketleri ve daha bir çok arttırılmış özellikle kullanmak en iyisi. Gönüllülerin yazdığı şu modu indirirseniz hem oyunun son versiyonunu hemde dediğim gibi ASCII den kurtulmak için gerekenleri indirmiş olacaksınız.;

http://dffd.bay12games.com/file.php?id=7622

Oyunu başlarken anlamak tahayül etmek sindirmek zor. Bu rehberi bu nedenle hazırlıyorum. Arkadaşlar oyunumuza başlarken sadece size özel ünik bir dünya oluşturuyorsunuz. Ve bu dünyanın tarihi yazılıyor. Yine sadece size özel. Yüzlerce yıllık (ne zaman duracağına siz karar veriyorsunuz) bir tarih yaratılıyor. İşin muhteşem kısmı bu tarihsel olaylar bizim dünyamız oluşurken gerçekten yaşanıyor ve bitiyor. Dedim ya 2 matematikçi kardeş geliştiriyor. Bu adamlar acaip bir iş yapmış ve hiçbir oyunda olmayan gerçek fizik ve matematiksel hesapları oyuna aktarmışlar. Yani suyun piksellerle ifade edildiğine bakmayın. O suyun gerçekten her tür dinamiği oyuna matematiksel formüller olarak verilmiş durumda. Yani maden kazarken es kaza bir yer altı denizine vurursanız kazmayı o suyun ne şiddetle akacağı nasıl ve nereye ne hızda dolacacağı vs tamamen matematiksel hesapla gerçeğine birebir şekilde script içermeden uygulanıyor. Dedim ya bu dünyada her şey gerçek!

Tarihe dönecek olursak dünyanızın tarihi kayıt altında ve mesela 82. yılın falanca ayında Bilmem ne dağlarına bir tüccar dükkan açtı. Satışları son derece iyiydi 95 yılının falanca ayında koboldların saldırısına uğradı ve katledildi yazıyor diyelim. İşte siz o falanca dağa gittiğinizde o adamın kalıntılarını görüyorsunuz. Veya kurulup yıkılan krallıklar yaşayıp ölen insanlar geride bıraktıkları her şey oyun dünyamızda gerçekten yaşanıyor ve izleri kalıyor. Hatta Adventurer modda bilmem ne yılında falanca cüceler bir krallık kurdu diyorsa gidip onlarla tanışabilirsiniz. Hal böyle olunca en gelişmiş gerçek dünya demek bence hiç yanlış değil. Çünkü bu tarih siz kendiniz oyunu oynarkende akmaya devam ediyor. Yaşanan olaylar sizi etkiliyor dünyanızı değiştiriyor. Bir yerde bir pirit krizi yaşanıyorsa bir grup elf tüccar size prit için yüksek fiyat teklif edebiliyor. Veya goblinler sırf madenlerinizde prit çıktığını haber aldıkları için tüm gücüyle size saldırabiliyor.

Amaç ne?

Amaç yok... Gerçek bir similasyon deneyimi. İster Moria madenlerini kuran cücelerin başı olun. İster küçük bir madende kendi halinizde yaşayın. Ne yapmak istediğiniz tamamen size kalmış.

Öyleyse oynayalım!

Yukarıda verdiğim ikinci linkten Starter Pack Launcher ı indirdiğinizde oyunumuzu ordan çalıştırıyoruz. Launcher bize grafik modları kullanmanın yanında Laptoplarda numpad yoksa ayarları buna uygun hale getirmeye de imkan veriyor. Çünkü oyunumuz tamamen klavye oyunu. Yani aldım elime mouse u yada gamepad i diye bir seçeneğimiz yok.  Zaten insanları oyundan uzak tutan bu öğrenme dik açısı. Çünkü klavye tuşlarını bilmeden oyunu oynamanız zor değil tam olarak imkansız. Hadi bunu beraber öğrenelim.

Öncelikle indirdiğimiz RAR dosyasını bir klasöre çıkartıyoruz.

Çıkarttığımız klasörde "Starter Pack Launcher (PyLNP)" exe yi çalıştırıyoruz. Şöyle bir ekran karşılıyor bizi;

Burada en alt kısımda Key Bindings kısmında Laptop kullanıyorsak ve numpad e sahip değilsek Laptop (no numpad) ayarına çift tıklayarak seçiyoruz.

Graphics sekmesine tıklayarak grafik paketi ve renk şeması seçebiliriz. Ben Grafik paketi olarak

DungeonSet kullanıyorum. Siz denemeler yaparak zevkinize uygun bir paket bulabilir yada internetteki diğer paketleri oyun versiyonu ile uyumlu olduğu sürece indirip kullanabilirsiniz.

Choose sekmesinden grafik modumuzu seçtikten sonra Customize kısmından renk paleti seçebilirsiniz. Bunu tavsiye ederim çünkü oyunun ön tanımlı renk paletinde mesela alt alta yazılan seçenekler arasında seçim yaparken o an hangisinin üstünde olduğunuz pek anlaşılmıyor. Seçilmemiş yazılar beyaz seçilmiş veya o an üstünde durduğunuz seçenek parlak beyaz renginde. Haliyle görmesi zor. Ben Taffer_Pastel tercih ediyorum.

Bu ayarları aktifleştirmek için tek yapmanız gereken çift tıklamaktır.

Şimdi 2 saattir gözümüzün içine bakan Play Dwarf Fortress! butonuna tıklayarak oyuna girelim. 🙂

Sevimli bir açılış introsu ve Beyond Quality! sloganından sonra şöyle bir ekran geliyor karşımıza:

Create New World diyoruz. Unutmayın bu dünya tek oyunluk değil yani cücelerimizle Fortress modunda (oyunun ana modu) kale kurduk maden kazdık ve öldük... Ölmek gayet doğal çünkü yüzlerce sonsuz acı veren ölüm bu oyunda. Madeninizi su basarak, lavlar sizi içine alarak, ejderha eğitmeye çalışırken yem olarak öleceksiniz. Goblin mızrakları sizi deşerken, elfler ihanetle size saldırırken, veya çok derin kazdığınız için kadim iblisleri uykusundan uyandırarak öleceksiniz. Açlıktan, sıcaktan veya dondurucu soğuktan, isyanlardan ve iç huzursuzluklar sonucu kendi kendinizi yok ederek öleceksiniz. Delirerek, zehirlenerek tüm cüceleriniz dağılarak öleceksiniz. Çünkü bu deneyimin size neler getireceği belirsiz. Mutlu madeninizi kazarken zombilerin, gul yabanilerin ve hortlakların saldırısına uğrayacaksınız. Çünkü tamahkarlığınız gözünüzü kör edecek. Ve asla kimseciklerin gitmemesi gereken lanetli yerlere kale inşa edip mücevher bolluğuyla güç sarhoşluğu yaşarken, ensenizde hisettiğiniz o soğuk nefes yaşadığınız son anın tek hatırası olacak... Mezarlarınız asla ışık görmeyecek. Öhöm neyse yeterince psikolojik gerilim verdiysek devam edelim. Oyunumuz genel itibariyle Fortress modunda bir grup cüceyle hayalinizin madenini kazarak başlıyor. Ama dedim ya öldüğünüzde yani tüm cüceleriniz yok olduğunda yeni bir dünya yaratmayın. Aynı dünyanın farklı bir yerinde farklı maceralar yaşayın. Dünyanızı özümseyin o sizin dünyanız onu sevin. 🙂

Create New World dediğimizde bu ayarları böyle bırakalım ve y tuşuna basalım.

Bakınız Dünyamız oluşuyor bu süreçte Enter ile durdurabiliriz. Resmi çektiğim anda 20809 olay yaşanmış Ve evet bunlar gerçekten yaşandı ve bitti kitap gibi okumanızda mümkün. Bu olaylara denk gelmeniz yaşayanlarla konuşabilmeniz kalıntılarını bulmanızda mümkün. 1124 kişi ölmüş durumda. 🙁 Bu tarihi 55 yıllıkken duraklattım istersem 300 yıl daha devam ederim. Yada binlerce yıl. Fakat tarih arttıkça bunun sistem yüküde artıyor. Dedim ya her şey matematik. Grafikleri nedeniyle hafife almayın oyun bir nevi işlemci killer. Çünkü çok fazla hesaplama var. Her cücenin o anda Dünyada yaşayan her karakterin zevkleri hobileri sevdiği sevmediği şeyler yaptıkları yapmakta oldukları. Her şey hesaplı kitaplı kayıt altında ve diğer olaylara etkisi var. Örneğin cücelerinizde biri hayaletlerden korkuyorsa ve sizde gidip lanetli ormana yerleştiyseniz o cücenizin kısa zaman içinde delirme olasılığı hatta delirip madeni başınıza yıkması. Veya geceleri sinsice diğer cücelerinizi katletmesi olası. Sağda görünen yer bizim dünyamız. O dünyadan mini minnacık bir kısım bizim oyun alanımız olacak. ama o dünya tamamiyle sizin yani istediğiniz bir yerine yerleşin. Hatta sonra başka bir yerine. Ve o dünyanın tamamen yaşadığına emin olabilirsiniz. Yeterince tarihimizi ilerlettiysek (zevkinize kalmış) enter ile durdurduk ve U tuşuna basıyoruz. İstersek p tuşuyla bilgi ve dünyamızın resmini alabiliriz.

Bundan sonraki kısım çok çok detaylı olduğundan ve resimlerle anlatamayacağım için sizi aşşağıdaki arkadaşın video rehberine sevk ediyorum. 🙂 Kanalla veya videoyu çekenle hiçbir bağım yoktur. İyi eğlenceler. Sorularınız olursa sormaktan çekinmeyin. 🙂

 

 

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Geleneksel Tıraş

Merhabalar. Tıraş olmak sanıyorum bazıları için işkence bazıları için zorunluluk bazıları içinse bir keyif. Genelde tıraş yapmayı keyifli bulanlar bunu dakikalar hatta saatler süren bir ritüele çeviren geleneksel tıraş sevdalılarıdır. Ben esasında sakal uzatmayı seven biri olsam da geleneksel tıraş ilgimi çekiyordu. Bu sebeple hadi bende şu kitleye katılayım dedim ve araştırmaya başladım.

Öncelikle geleneksel tıraş elektronik makina yada şu permatik tarzı aletlerle değil içine yaprak jilet konulan eski tip aletlerle veya daha da ötesi sığır derisinde aşındırılan usta işi ustura tıraşı oluyor. Bu noktada ustura gerçekten ustalık istiyor ve eli yatkın olmayanlar için tehlike barındırıyor. Zaten ustura tıraş sevenler de genelde yıllardır müşterisi oldukları esnek elli berberlere kendilerini ve sakallarını emanet ediyorlar. Ev tipi geleneksel tıraşda genellikle yaprak jiletli tıraş makinaları tercih ediliyor. Yine basınçlı tüpdeki köpükler değil kıl fırçayla köpürtülen tıraş sabunları kullanılıyor.

Araştırma aşamasında markaları keşfettim. Ülkemizde yerel veya ithal pek çok ürün bulunuyor. Tıraş makinası olarak Mühle,Feather,Edwin Jagger,Wilkinson,Fuji ve Gilette en çok rağbet edilenler. Bu noktada Hippi tarzının yükselişiyle markalar pahalı ve bir o kadar süslü ebonit,kemik,ahşap gibi malzemelerle yaptıkları gövde kaplamalı makinaları son derece al beni yaratıyor. Tabii aynı markaların görsellikten öte işlevselliğe yönelik ucuz ancak kalite bakımından aynı düzeyde makinalarıda var. Makina dediğime bakmayın yaprak jiletli tıraş aletlerinden söz ediyorum. Ben bu noktada tercihimi Edwin Jagger markasından yana kullandım. Ve dışı kemik rengi kaplaması, askı ve fırçasıyla satılan Edwin Jagger S81M35711SR Jiletli Tıraş Seti ürününden yana kullandım. 210 Tl gibi bir fiyatı vardı. Ancak dediğim gibi markanın aynı kalitede daha az gösterişli 40-50 lirayada ürünleri var. Ve bu ürünler iyi davranıldığı sürece evladiyelik. Yani oğlunuza torununuza dahi bırakabileceğiniz kalitede. Zaten söz konusu yüz tenine temas edecek bir ürünse gidipde 15 liralık neüdü belirsiz çin malı tezgah ürünü kullanmak istremezsiniz. Zira bu makinaların kalitesi bir mecburiyet. Aynı zamanda modellerde görsellik dışında sap dokusu veya açı gibi farklarla cildinize yapacağı muamale bakımından birbirinden ayrılmış durumda. Bazısı yumuşakca temas ederken bazıları daha sert açıyla kösele kıvamına gelmiş sert sakallı yüzlere hitap ediyor. Tabii en önemli 2. faktör kullandığınız yaprak jilet. Yine araştırdığımda pek çok marka ve çeşit çıktı. Benim tercihim Mühle 10lu yaprak jilet oldu. 9 Tl kutusu. 2 kullanımlık olduğunu varsayarsak tıraş başı maliyet 50 kuruş. elbette yine benzer kalitede yerli markalar çok daha ucuz.

 

Mühleyi tercih etmemdeki esas sebep araştırdığımda cilde daha merhametli davrandığı yönündeki söylemdi. Zira dediğim gibi sert sakallı insanlar jiletinin çok daha keskin veya hunharca olmasından yana çok şikayet etmiyor. Örneğin yukarda aldığımı söylediğim makinanın yanında gelen Feather marka jilet daha çok tecrübeli kullanıcılara öneriliyor. Ve Mühleden bir miktar daha keskin. Mühlenin 2 adım yumuşak olmasının sebebi daha çok benim gibi hassas ciltli ve yumuşak sakallı kimselere hitap etmesinden ötürü.

Makinaya dönecek olursam jileti yerleştirmek ve kullanıma hazır hale getirmek sadece 1 dakika sürdü. Son derece basit ve kullanışlı bir vida sistemi söz konusu. E tabi bir diğer önemli faktörde cildimizi hazırladığımız ve sakallarımızı tıraş için uygun kıvama getirdiğimiz sabun meselesi.

 

Sabun konusunda da yine baba kokusu olarak akıllarda yer eden Arko kremli tıraş sabunu karşımıza çıkıyor. Pek çok insanın öncelikli tercihi arko ürünleri. Ve gerçekten rüştünü ispat etmiş. Memur kesimin yoğun olduğu bir toplumda kendini kanıtlamış. Gün aşırı tıraş olan insanlara kendini sevdirmiştir. Bu koku meselesi öyle meşhur hale gelmiş ki zamanında berber kokusu denmeye başlamış. Haliyle sevenide olmuş nefret edenide. Ancak ben yine tercihimi ithal bir üründen yana kullandım. Pek az insanın bildiği ve kullandığı Badger tıraş sabununu tercih ettim. Beni bu tercihe yönelten sabunun odunsu kokusu olduğunu yazmaları. Ve birazda paket üzerindeki retro tarzdaki porsuk (badger) çiziminin tatlılığı oldu. 🙂

 

Tıraş sonrası balsam için yine Hippi tarzının yükselişiyle ön plana çıkmış yıllardır üretim yapan firmalardan olan Proraso oldu. Aslında bu bir tercih değildi zira balsam almayı unutmuştum. Alışveriş yaptığım site 25 ml lik bir Proraso göndererek hem merak ettiğim marka hakkındaki merakımı giderdi hemde memnuniyet açısından gönlümü kazandı. Aloe Vera özlü balsam koku itibariyle sevdiğim notalar içeriyor. Şimdi gelin ilk tıraşım ve sonrasını sizlere anlatayım.

 

Öncelikle ilk tıraş beni biraz korkuttu. Zira daha önce böyle bir makina kullanmamıştım. Tahriş olurmuyum. Kendimi çok kesermiyim diye epey endişe duydum. Hatta bu endişem mukabilinde Ali Bıyıklı marka kibrit formunda kullan at kantaşı paketi aldım ki iyi ki almışım. Yüzümü güzelce sıcak suyla yıkadıktan sonra fırçayı sabuna sürdüm ve krema kıvamına gelene kadar bir kaç dakika köpürttüm. Köpüğü suratıma fırçayla sürerken oluşan his ve duyduğum koku epey hoşuma gitti. Ardından makinayı yavaşca suratıma sürdüm. Ne permatik nede elektrikli makina bunca zaman kesmiyormuş gibi geldi. Yani öyle ki jilet yüzüme değmeden sakallarımı uçurmuştu. Haliyle önceki tecrübeler kör bir bıçakla ekmek kesmek gibiymiş dedim. Makina yüzümde dans ediyor adeta "bu da sakal mı bana taş suratlı birini getirin" diyordu. dakikalar sürmesini beklediğim tıraş beybi face sakallarımda saniyeler içinde bitmişti :D. Adeta makina benimle dalga geçiyordu. Adettendir diye 2. perdeyi yaptım. Suratımı yıkarken ilk defa suratımın "kaygan" olduğunu hisettim. Sanki bebek tenine dönüşmüştü. Işıl ışıl parlıyor ve her sakal tıraşı olan erkeğin hali olan 10 yaş gençleşme durumunu yaşıyordum. Karşımda bebeksi bir pürüzsüzlük vardı. 😀 Kısaca bu iş beni mutlu etmişti. Sanıyorum sakal uzatmaya geri dönmeden önce 1 hafta memur gibi her sabah tıraş olacağım. Ondan sonra biraz uzatmaya dönerim. ama bu eğlenceli aktivite sanırım yakın zamanda tekrar beni kendine çekecek. Son olarak Ali Bıyıklı marka kantaşı (şap) kıl köklerimde oluşan zerrelik kanamalar için birebir oldu. Zira cildim böyle birşeye alışık değildi ve haliyle kanadı. Ancak acemi olmama rağmen kendimi hiç kesmedim. Ürünler hakkında soru sormak isterseniz çekinmeyiniz. Ve size tavsiyem gerçekten geleneksel tıraşa bir şans verin. Zamanında 50-60 Tl verdiğim kullan at makinalarına üzülüyorum. Umarım yazımı beğenmişsinizdir. Bol köpüklü günler. 🙂

 

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 8 / 36
  • ggzmkst1 @ggzmkst1

    Bu yazı benim bir işime yaramayacak ( 😀 ) ama yazı hoşuma gitti, erkek arkadaşıma attım linki, belki o da beğenir. Arko'yu kim unutabilir zaten babaların markası.

  • jack of all trades @master-of-none

    kickstarter'da şunu almamın üzerine bu konu iyi denk geldi. bi türlü karar veremedim, bunun mat siyah olanını mı yoksa jet siyah olanını mı alayım?

    https://www.kickstarter.com/projects/supply/the-single-edge-safety-razor-20

    ilk traş bıçağım gillette mach 3'tü. liseye giderken hocaların kıllığı yüzünden almak zorunda kalıp "bari iyisi olsun" diyerek almıştım. lakin benim için traş olma kavramı başlı başına bir "işkence" olduğu için böyle "fetişlerim" olmadı hiç 😀 hatta dedem hep böyle traş olurdu, çocukken ben de taş devri zamanlarından bi sahne izliyormuş gibi izlerdim 😀 her seferinde sanki o traş bıçağını ilk defa görüyormuş gibi hissederdim 😀 teknolojik ya da modern görünümlü olmayan şeylere karşı bir alerjim var küçüklükten beri 😀

    tabi traş olma zorunluluğundan üni dönemi hariç bir türlü kurtulamadığım için gillette'ten daha doğrusu marka bağımsız olarak bu tarz bıçaklardan ölesiye tiksinir hale geldim. kickstarter'da da bu kampanyayı görünce "bi de şansımı bundan yana deniyeyim" dedim ve siparişi verdim. bakalım nasıl olacak çok merak ediyorum. -muhtemelen parayı çok b*ktan bi şeye gömdüm ama hayırlısı 😀

    traş makinesi benim için kullanım kolayığı açısından masterrace. yalnız traş makinesinde de olay basitlikten çıkıyor. bıçak değiştirmeye bi de elek değiştirme eklenince ben de yeniden gillette'e döndüm ve şu anda pro glide kullanıyorum. böyle sıkıntıları olmasa traş makinesinden şaşmazdım. muhtemelen yukarıda siparişini verdiğim üründen de pişman olmıycam, yine de traş makinesinin yanında çok gereksiz geliyor bana. ancak gillette tarzı ürünlerden bariz çok üstün yanları olması beni ikna etti. ürün elime geçtiğinde detaylı bir inceleme de yapıcam.

    şu alet çok baba duruyor yalnız 😀 bununla traş olan Don Vito Corleone'ye dönüşür, çok net.

    https://www.kickstarter.com/projects/257125380/the-beluga-razor-a-barber-quality-shaveminus-the-b

    son olarak berber kokusu arko benden uzak olsun diyorum ve herkese traşsız günler diliyorum 😀

    • Pix50Adam @zero2900

      Esasında bu ürünler gibi pek çok ürün geleneksel traş forumlarında incelendi. Ancak ne yazık ki yine pek doğruyu bulamamışsınız. Gerçek traş klasik traşdır. Cilt deneysel projelere emanet edilemeyecek kadar hassas bir duyu organı. Size önerim gilette dahil elinizdeki her şeyi çöpe atıp yukardaki resimdeki gibi KLASİK TRAŞ MAKİNASI almanızı öneririm. Bu deneyimi yaşasaydınız dedenizin aklına hayran kalırdınız. Gerisi sadece işkence 🙂

    • jack of all trades @master-of-none

      @zero2900

      "benim için traş olma kavramı başlı başına bir işkence" detayını atlamışsınız. o bıçağı değiştirirken sinir krizi geçirmemem mümkün değil 😀 yukarıdaki ürünü almamın önemli etkenlerinden biri de bu oldu zaten. bu açıdan aldığım ürünle yarışabilecek bir klasik traş makinası olduğunu sanmıyorum.

      cilt konusunda söylediklerinize katılıyorum yalnız anlayamadığım konu benim aldığım makinanın hangi açılardan klasik traş makinası sayılamayacağı ya da klasik traş makinasına göre eksiklikleri.

      eğer "klasik traş makinası böyle olur, sizin aldığınız ürün öyle görünse bile aynı olmayacaktır kesinlikle." diyorsanız, verebileceğim bir cevap yok.

      (şahsi bakış açımı netleştirmek adına, benim için önemli olan asıl konu ise sadece "ürünün" kendisinin değil o ürünün temsil ettiği "fikrin" de görece "çağ dışı" oluşu 😀 klasik traş makinaları en başta burdan kaybediyor benim için. -bu çok kişisel bakış açısı, kesinlikle bir argüman değildir)

    • Pix50Adam @zero2900

      @master-of-none Ürün elinize ulaştı mı? Memnun musunuz? Eski yazıalrı kurcalarken yorumunuzu görünce merak ettim 🙂

  • yuri gagarin @gagariny60

    Geleneksel traş bir sanat'tır çok çeşit jilet kulandım fakat geçenlerde bir arkadaşın tavsiyesiyle beyazıt yeni polonya pazarı girişinde Gillette platınum mavi jilet aldım çok rahat ve tahriş etmiyor orda polsilver jilet de mevcutmuş fakat şimdi kalmamış

Pix50Adam paylaştı.

Levent Pekcan Emoji Serisi ve Duvar Kağıtları

Merhaba herkese,

Mevlüt'ün Arthapot Tv'deki LP eskizinden sonra aklıma geldi, o gün oturdum çizdim 🙂 Aslında bardak tasarım muhabbetinden beri aklımdaydı, bu denli ilham gelmemişti. Aklıma gelen tüm bilenen replikleri / durumları için birer tane yaptım. Murat Gamsız, Levent Pekcan ve Hamdi Kellecioğlu eğer isterlerse sitede emoji olarak kullanabilirler. Orjinal dosyalarıda yollarım.

Emojiler içinde bir tanıtım videosu hazırladım. Videodaki LP'nin sesini bulmak videoyu yapmaktan uzun sürdü 😀 Kaç tane video taradım bilmiyorum. Bulduklarımda ya arkada oyun sesi yada Murat abinin sesi vardı. Ancak bu kadar temizleyebildim. İdare edin 🙂

 

 

 

Bunun dışında size bu emojilerden oluşan 18 tane 4k duvar kağıdı oluşturdum. Tüm duvarkağıtlarına videonun açıklama bölümündeki veya aşağıdaki yandisk bulut depolama linkinden ulaşabilir ve indirebilirsiniz.

 

Duvar Kağıtlarını İndir

 

Murat Gamsız ve Hamdi Kellecioğlu'nun Emojilerini de hazırlıyorum. Bu abilerimin yüz yapıları daha kemikli olduğundan 🙂 LP emojileri ile aynı tarzda olmuyor malesef. Beceremedim aynı tarzı yakalamayı. Daha çok çizgi roman tarzı oluyor (Örn: Otisabi) Üzerine çalışıyorum. Murat abinin gülmesi ve Hamdi Abinin fan kırması (ninja) yakında ... 🙂

Tanıtım videosunu kanalına koyduğu için Arthapot Tv Kanalının sahibi Mevlüte teşekkür ediyorum burdan 🙂 Arkadaşımı deskteklerseniz de sevinirim 🙂

Umarım Beğenirsiniz. Sürç-i lisan ettiysek affola. Duvar Kağıtlarınızı indirmeyi unutmayın 🙂

@leventp @gamsizm @hkellecioglu #lpemoji #teknoseyiremoji #arthapot

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 19 / 69