Akademik Tarih Blog dergisinde Atatürk ve Amerikan Genelkurmay Başkanı Mac Arthur'un yıllar içerisinde değiştirilen, soğuk savaş propagandası olan sahte görüşme metnini incelemeye çalıştım. Göz atmak isterseniz http://www.akademiktarihtr.com/ataturkvemacarthur/

Bir Soğuk Savaş Propagandası Olarak Atatürk – Mac Arthur Görüşmesi

Mustafa Kemal Atatürk’ün çeşitli sözleri çoğu zaman çarpıtılmış veya farklı amaçlarda kullanılmıştır. Bunun yanı sıra ona ait olmayan sözler de ona ait gibi gösterildiği olmuştur...
BeğenFavori PaylaşYorum yap

Merhaba, RAW formatına dönüşmüş harici diskten veri kurtarabilen var mı? Üniversitede bir hocamın diski RAW olmuş, fazla vaktim olmadığı için chkdsk e bırakacaktım, RAW formatı olduğu için chkdsk yapmadı windows. Disk yanımda değil hafta içi kontrol edeceğim o yüzden şu anda deneyemiyorum. Araştırdığım kadarıyla Ubuntu ile dosyalara erişebileceğimizi yazmışlar. Bir de EaseUS diye bir veri kurtarma yazılımı buldum onla scan etmeye bırakacağım. Daha önce böyle bir şeyi tecrübe etmiş olan var ise tecrübeleri paylaşırsa çok makbule geçer.

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Merhaba, Zenfone 5'i Garantiye vermem gerekli. Ankara'da Teleservice noktası var, onarım için elden götürüp onarım yaptırabiliyor muyuz bilgisi olan var mıdır? Yoksa kargo süreci mi işlemesi gerekiyor?

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Meclis dün müttefikan şekli hükümetimizi cumhuriyet olarak kabul etmiş ve alkışlar arasında Gazi Mustafa Kemal Paşa'yı Birinci Reisicumhur intihab eylemiştir. (30 Ekim 1923, İkdam Gazetesi)

Yaşasın Cumhuriyet!

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Dünyanın en salakça şeylerinden bir tanesi şehrin ortasında sokak düğünü yapmak. Güzelim balkan ezgilerinden çalsalar hadi neyse, cabo, ablan star bebeğim, markaa marka gibi aptal aptal nidalar ve sürekli aynı ritim ile bir şeyler çalıyorlar. Bitirmem gereken bir makale var saat 6 dan itibaren susmadılar. Bunun bir yasağı yok mu direkt 155i arayarak şikayet edebilir miyiz? (Çanakkale)

BeğenFavori PaylaşYorum yap

#tarih gündemde üst sıralara oynamış. Nacizane 2 yazımla katkıda bulunmak isterim.
http://www.tarihakli.com/turk-inkilabi/
http://www.tarihakli.com/ataturkun-son-gunleri-ve-son-sozu/

Türk İnkılabı'nın Yorumu | Tarih Aklı - "Tarih kainatın vicdanıdır"

 1. Türk İnkılabı'nın amacı Türk İnkılabı diğer bütün ihtilaller ve inkılaplar gibi ihtiyaç ve zaruret durumundan, bir amaç doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Bu zaruretin...
BeğenFavori PaylaşYorum yap

Merhaba, Mi 5 telefonumu fabrikaya ayarlarına döndürdüm kapandıktan sonra açılmadı. Servise göndereceğim masraf durumuna göre yeni telefon alabilirim. Mi 6, P20 Lite, Zenfone 5 arasında kaldım. Oyun nerdeyse hiç oynamam telefonda. Hangisini önerirsiniz ?

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 5 / 7

İyi akşamlar, bir önce ki Çanakkale ile ilgili yaptığım paylaşım az da olsa ilgi görmüştü bende bir benzerini tekrarlamak istiyorum. Kanal D de bir dizi başlamış Mehmed diye pek vaktim yok izleyemedim ancak Youtube bazı bölümlerine denk geldim onlardan esinlerek doğru bilinen yanlışlar hakkında birşeyler yazmaya karar verdim. Fatih hakkında tabii.

-Fatih, Bizans nedir bilmiyordu. Bizans çok sonraları Alman bir seyyah tarafından kullanılmış Bizantinyum kelimesinden gelen bir isimdir. Fatih döneminde devletin adı Romadır.

-Fatih, Babasına mektup yazmadı. Hani şu siz padişahsanız geçin devletin başına vs. diye olan. Böyle bir bilgi, kayıt, belge, tevarihlerde kanıt vs. kesinlikle yok.

-Ulubatlı Hasan diye biri yok. Fethe katılanların hiç biri böyle bir bilgi vermiyor. Bir papaz tarafından yazılan tarihte geçen bi Ulubatlı meselesi çok sonra ki bazı tevarihlere geçmesinden ibarettir.

-Fatih'in şu meşhur hadisten haberi yoktur.(İstanbul'u alan komutan...) Fetihnamesinde hiç bahsetmezken çağdaş kaynakların hiç birinde bırakın hadisi peygamber lafı geçmemiştir. İslam metodolojisi bana çok uzak ancak hadisin sahih olmadığı da biliniyor.

BeğenFavori PaylaşYorum yap
    • Ahmet Erdoğan #123+ #180+ @aerdogan17

      @arandur
      Bişr el-Ganevî radiyallâhu anh'den nakledildiğine göre o, Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinlemiştir:

      "İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan; o ordu ne güzel ordudur!.."1

      Kaynakları: İstanbul’un fethini, hemen hemen sekiz buçuk asır öncesinden, herhangi bir tereddüde yer bırakmayacak kesinlikte bir üslûp ile haber veren hadisimiz, Kütüb-i Sitte döneminde hatta öncesinde tasnif edilmiş kaynaklarda yer almaktadır. Ahmed b. Hanbel (v. 241/855)'in Müsned'i ve bizzat Buhârî (v. 256/870)'nin et-Târihu'l-Kebîr ve et-Târihu's-Sagîr'i, Ibn Ebî Hayseme (v. 279/892)'nin Kitâbu't-Târih'i, Bezzâr (v. 292/905)'in Müsned'i hadisimizin tasnif dönemine ait kaynakları olmaktadır.

      Daha sonraki dönemde Taberânî'nin el-Mu'cemu'l-Kebîr'i, Ibn Kaani (v. 351/962)'nin Mu'cemu's-Sahâbe'si, Hâkim (v. 405/1014)'in Müstedrek'i hadisimiz için önemli kaynaklardır. Hatîb Bagdâdî (v. 911/1505)'nin et-Telhîs (I, 283)'inden Suyûtî (v. 911/ 1505)'nin el-Câmiu's-Sagîr'ine kadar muahhar dönem eserleri de hadisimize yer vermektedirler.

      "Hadis diye uydurulmuş sözler" ile ilgili kitap yazmış ulemâdan hiç kimsenin, hadisimiz için "uydurma" iddiasında bulunmamış olmasına rağmen, kendisini Ebû Hanife ve Şâfiî'den daha âlim gören5, anlayış olarak da müsteşrik ve Şiîlere çok daha yakın bulunan Mahmud Ebû Reyye, "Bu hadisin Yezid b. Muaviye için uydurulmuş olması muhtemeldir, zira Kostantiniyye savaşında bulunan ordunun komutanı oydu"6 diye bir iddia ortaya atmaktadır. Böylece de ne kadar dayanaksız, ciddiyetsiz ve tarafgir bir yaklaşıma sahip olduğunu sergilemektedir. Zirâ hadisteki müjdeleme, Kostantiniyyeyi kuşatan değil, fetheden komutan ve ordu içindir. Bu yaklaşımı, Ebû Reyye'nin diğer görüşlerinde de ne kadar keyfî olabileceğini göstermektedir.

      Hadisleri değerlendirmede çok rahat hareket eden araştırmacı Nâsiruddin el-Albânî de, hadisimizin râvilerinden Abdullah b. Bişr el-Ganevî hakkındaki Ibn-i Hibbân'in müsbet görüşünün kendisini tatmin etmediği gerekçesiyle, "Bana göre hadis sahih değildir." demekte ve "zayıf" olduğuna işaret etmektedir.7

      Böyle bir gerekçeye dayalı kişisel kanaatin, dikkate alınacak bir tarafının bulunmadığı da ortadadır.

      1. Ahmed bin Hanbel, IV, 335; Buhârî, et-Tarihu'l-Kebîr, I (ikinci kisim), 81; et-Târihu's-Sagîr, I, 341; Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, II, 24; Hâkim, Müstedrek IV, 422; Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, VI, 219; bk. Hadislerle Gerçekler, c. 2; s. 251-254)
      2. Bk. Ali Yardim, "Fetih Hadisi Üzerinde Bir Araştırma", Diyanet dergisi XIII, 2. syf, 116-123, Ankara, ts.
      3. Kasimî, Kavâid, s. 82.
      4. Bk. Buhârî, cihad, 93, 157; Ebû Dâvûd, cihad, 22; fiten, 6; melâhim, 3-4; Tirmizî, fiten, 5; Ibn Mace, cihad, 11; fiten, 35; Dârimî, Mukaddime, 43.
      5. Bk. S. Murtaza er-Razavî, Me'a ricâli'l-fikr fi'l-Kâhire. S. 292.
      6. Bk. Muhammedî Sünnetin Aydinlatilmasi, s.145.
      7. Bk. Silsiletu'l-ehâdisi'z-zâife, II, 268-269.

    • Ahmet Erdoğan #123+ #180+ @aerdogan17

      @arandur niyetim tartışma çıkarmak değil ve umarım konu burada kalır ama "-Fatih’in şu meşhur hadisten haberi yoktur." bu nasıl kanıtlanır ki 🙁

    • arandur @arandur

      @aerdogan17 bilemiyorum. Güvenmiyorum artık hiçbir şeye.

    • Ahmet Erdoğan #123+ #180+ @aerdogan17

      @arandur sorma cidden o durumdayız şuan hemen hemen her konuda 🙁

    • Ufuk @horizon

      @aerdogan17 Hemen açıklayayım nasıl bulduğumuzu. Yukarıda bahsetmişim ancak pek okumadınız sanırım. Tarih belgeyle yapılır.

      -Fatih, kendi yazdığı Fetihnamesinde böyle bişeyden bahsetmemektedir. Fethin nedenlerini söyler, sonuçlarını söyler. Ancak bu müjdelenmiştir falan dememiştir ki böyle önemli birşeyden haberi olsa kullanırdı. Çünkü zaten ilk olarak Ulema'yı Fethe ikna etmesi gerekmiştir. Meşruiyet kaygısı o dönemde herşeyden önce gelir.

      -Çağdaş Tevarihlerde(Dönemin de yazılan eserlerde), fethe katılan askerlerin yazdıklarında, fetihten sonra yazılan ancak 1. el kullanan tevarihlerde, Roma vekainamelerinde kısacası bilimsel olarak bakılacak hiç bir yerde bu görülmez. Böyle önemli bir şeyi Askerlere sunması ve moral vermesi gerektiğini bilecek bir Padişahtı Fatih ama böyle bir şeye karşılaşmıyoruz.

      -Fatih'in çeşitli yerlere fetihten sonra gönderdikleri fetihnameler var. Bunların biri de Mekke Şerifine. Burada da hadisle ilgili tek kelime geçmiyor. Sanırım haberi olsaydı müjdeye nail olduklarından bahsederdi.

  • Ufuk @horizon

    @aerdogan17 Hadisin sahih olduğu ile ilgili yapıştırdığınız yer sanırım sorularlaislamiyet sitesi. Bu kaynak akademik olmamakla birlikte, güvenirliği tabi ki tartışmalı.
    Ben bu bilgiyi nereden edindiğimi hemen aktarayım. 29 mayıs Üniversitesinin İstanbul ile ilgili çok güzel ve çok ciddi sempozyumları var. 2. ve 3. e katıldığımda bunlardan bahsedildi ve hadisin sahih olmadığı çok kez tekrarlanmıştı. Yayınlanmış makale kaynak isterseniz sempozyum bildirilerinden bakarak bulabilirim. İsrafil Balcı'nın sanırım vardı. Bu bahsettiğim sempozyumda Fetih ile ilgili ciddi isimler bunlarından bahsediyor. Feridun Emecen başta olmak üzere İlber Ortaylı gibi isimler de bunları tekrar etti.

    Ancak dediğim gibi ben alanım olmayan bir konu hakkında iddialı olamam. Sadece konu da yapılmış, literatürde ciddi alınan ve benim okuduğum "akademik" çalışmaların hepsinde hadisin sahih olmadığı geçiyor.

    • Ahmet Erdoğan #123+ #180+ @aerdogan17

      1. Ahmed bin Hanbel, IV, 335; Buhârî, et-Tarihu’l-Kebîr, I (ikinci kisim), 81; et-Târihu’s-Sagîr, I, 341; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, II, 24; Hâkim, Müstedrek IV, 422; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, VI, 219; bk. Hadislerle Gerçekler, c. 2; s. 251-254)
      2. Bk. Ali Yardim, “Fetih Hadisi Üzerinde Bir Araştırma”, Diyanet dergisi XIII, 2. syf, 116-123, Ankara, ts.
      3. Kasimî, Kavâid, s. 82.
      4. Bk. Buhârî, cihad, 93, 157; Ebû Dâvûd, cihad, 22; fiten, 6; melâhim, 3-4; Tirmizî, fiten, 5; Ibn Mace, cihad, 11; fiten, 35; Dârimî, Mukaddime, 43.
      5. Bk. S. Murtaza er-Razavî, Me’a ricâli’l-fikr fi’l-Kâhire. S. 292.
      6. Bk. Muhammedî Sünnetin Aydinlatilmasi, s.145.
      7. Bk. Silsiletu’l-ehâdisi’z-zâife, II, 268-269.
      = "akademik"
      "-Fatih’in şu meşhur hadisten haberi yoktur." bu ne kadar akademik bir dil sizce ilber ortaylı'nın bu akademik dille yazılmış bir metni yada kaydı var mı?

    • Ufuk @horizon

      @aerdogan17 Ben burada akademik yayın yaptığımı iddia etmedim ki zaten benim dilim neden akademik olsun? Buraya yazdığım şeyi hakemli dergiye göndermediğimi varsayıyorum. Hadis konusunu uzatmayacağım alanım olmayan bir konuda siz gibi kopyala-yapıştır ile cevap veremem. Zaten bunu çok kez belirttim. Bu bilgiye nereden mahsar olduğumu da söyledim. Alanım olan konu da ise yukarıda cevabı verdim. Onun hakkında bir şey diyecekseniz cevap verebilirim.

      Yukarıda yazdıklarınız hepsi akademik kaynak değil. Yazılan her kitap akademik olmaz kusura bakmayın ve yazdıklarınızın hepsi hadis ile ilgili bilgiler vermiyor. Ayrıca yazıda başka yerlere referans olan kaynakları vererek konuya ne kadar hakim olduğunuz anlaşılıyor. Yani yukarıda İslam metodolojisi ile ilgili bir şeye referans olup dipnot düştüğü kaynağı hadis kaynağı diye yazmanız. Kopyala yapıştır ile olacak iş değil bu kusura bakmayın.

    • Ahmet Erdoğan #123+ #180+ @aerdogan17

      @horizon sadece bu madde bile başlı başında bir akademik kanıt zaten değerleri kaynakların ne kadar birbirini doğrular netilkte olduğunu gösteriyor o yüzden özellikle ekledim... "1. Ahmed bin Hanbel, IV, 335; Buhârî, et-Tarihu’l-Kebîr, I (ikinci kisim), 81; et-Târihu’s-Sagîr, I, 341; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, II, 24; Hâkim, Müstedrek IV, 422; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, VI, 219; bk. Hadislerle Gerçekler, c. 2; s. 251-254)"
      kopyala yapıştır yapmamın sebebi bu eserlerin isimerlinin ve eserlerde konunun geçtiği noktaların net olması... aynı kaynaklar konu ilgili yapılan tüm araştırmalarda referans gösterilmiş çünkü tartışmasız tüm islam alemi tarafından güvenilirliği kabul görmüş kimselerin eserleri...

  • Ufuk @horizon

    Mantıklı bir eleştiri teşekkürler, nedenini hemen açıklayayım. Tarih biliminin metodolojisi böyle işliyor. Çünkü mektup zaten yok da mektuptan bahseden yakın dönemi hiç bir kaynak yok. Tamamen popüler tarih. Bu alan tarih olduğu zaman böyle ikilemlere düşmeniz normal.

    Bunu şöyle düşünün Hubble teleskobunun uzak bir galakside baktığı bir alan var ve diyorlar ki bu baktığımız alanda bir gezegen yok.
    Bunu neye dayanarak diyorlar
    1. Gözlem, görmüyorlar çünkü
    2. Alanda ki diğer gök cisimlerinin hareketleri var gibi davranmıyor (Kütle çekimi kaynaklı bir hareket yok)
    Gibi kanıtlarla burada gezegen olmadığını söylüyorlar. Peki burada nereden bilelim belki şu an ki teknolojimiz yetmiyor göremiyoruz veya uzaylılar saklıyor bence burada gezegen var diye cevap verirsek bu ne kadar doğru ve bilimsel olur? Umarım anlatabilmişimdir.

    Bunu ukalalık olarak görmeyin lütfen. Karl Popper'in Bilimsel Araştırmanın Mantığı isimli kitabı okumadıysanız şiddetle tavsiye ederim. Orada bu durumu çok net ve güzel bir şekilde açıklıyor.

  • Ufuk @horizon

    @johnsmith "Bu mektubun orjinali birden ortaya çıksa (ki böyle bir olasılık var elbette), bu mektup yok diyenler ne diyecek? Mektup yoktan var oldu mu diyecek?"

    Çok doğru bilimsel yöntem dediğimiz de bu zaten. Eğer böyle bir kanıt ortaya çıkarsa bu dediklerimin hepsi ve yayınlamış bütün makaleler çöp demektir. Bilimin güzel tarafı da bu zaten. Bu bilimin temel kuralıdır "iddia makamı ispatla mükelleftir". Bu mektubun var olduğunu iddia eden biri var olduğuna dair kanıt göstermek zorundadır, gösteremez ve yok olduğuna dair parametreler ve kanıtlar var ise bilimsel nazariyede bu mektup yok hükmündedir.

    Bim örneğinde verdiğiniz örnek ise tamamen aynı çünkü siz mendilin satılmadığını gözlem yaparak gördünüz ve rasyonel temele dayandırıyorsunuz. Diyorsunuz ki ben bimde satıldığını görmedim. Biri çıkıp hayır kardeşim satılıyor al bak burda diyene kadar önermeniz geçerli bir önerme(doğru demiyorum geçerli). Ancak örnek çok doğru olmamış çünkü hepimiz bimde mendil satıldığını biliyoruz 🙂 ve bu örnek ile çok anlaşılmıyor aslında. Bunu hukukta ki masumiyet karinesi olarak da düşünebiliriz. İspat edilene kadar herkes suçsuzdur. Dediğim gibi bilim bu şekilde işliyor.

    Çok güzel bir söz vardı "Adımızı bilen son kişi öldüğünde hiç doğmamış olacağız..." Yani evet hepimiz eğer büyük isim yaratmadıysak 1 yüzyıl sonra hiç varolmamış olacağız.