2020 yi kendi çapımda güzel bitirme hedefim var...
#kitaptavsiyesi #kitapSeyir

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 8 / 14

Ottomania - Erim Şişman / 2020

Erim Şişman'ın Ağustos itibari ile raflarda olan üçüncü romanı. Yazarın hibrit tür olarak tabir ettiği Ottopunk türünde olan roman, anlatım olarak sade bir dile sahip olmasına karşın bence hikâyenin zaman kavramını tam olarak anlatamıyor. Yani bir şekilde olaylar gelişiyor ancak bu olayın gün-gece anında mı veya günler-yıllar sonra mı olduğu bazı noktalarda anlaşılamıyor. Bu karmaşayı yaşadığım anlarda hikâye kafamda oturtmak için hikayenin biraz gerisine döndüğüm anlar oldu. Bu durum o an sahip olduğum ruh halinin olumsuz bir etkisi de olabilir, sakin bir kafayla ileride okuduğumda bu durum farklı olabilir. Zaman kavramının haricinde hikâyenin post-apokaliptik atmosferi ilk sayfalardan son sayfalara kadar güzel şekilde oluşturulmuş. Yazar mekanları ve karakterlerin karşılaştığı olaylarda hissettikleri duyguları güzel anlatmış. Anadolu kültürü, fütürizm ve retrofütürizmin güzel bir eşkilde harmanlanması ile oluşturulan hikâyede yer yer Fallout havası aldım.

Hikâyeden kısa bir şekilde keyfi kaçırıcı olamadan bahsetmek gerekirse, doğal kaynak savaşlarının yaşandığı çağın sonrasında insanların hayatta kalmaya çalıştığı bir evren anlatılıyor. Hiyerarşik düzenin giderek belirginleştiği evrende devlet kavramı ortadan yok olmuş ve halk kaos içinde terör, çeteler, feodal yönetimler arasında yaşamaya çalışıyor. Hikâyenin geçtiği İstanbul'da bu durumdan muzdarip olan şehirlerden biri. Bu sivil ve yoksul yerleşimlerin yan sıra karadan uzak okyanus içlerinde kürekent olarak tabir edilen ve asillerin yer aldığı cennet diye tabir edilen kentler bulunmakta. Tahmin edebileceğiniz gibi burada yaşayan '' asil '' kesim kürekent dışındaki insanları umursamıyor. Ana karakterlerimiz olan Amir, Melina ve şu an adını söylersem keyif kaçıracak olan diğer önemli karakterlerin böyle düzende çocukluktan yetişkinliğine uzanan ve yetişkinlik döneminde şekillenen olaylardan hareketle bir hayatta kalma çabasına şahit oluyoruz. Romanda eleştireceğim bir nokta cinsellik konusu. Yer yer cinsellik işlense de bir nokta dışındaki diğer anlatımların hikâyeye etkisi olduğunu düşünmüyorum. Cinselliğin işlenmesine karşı değilim hatta güzel işlendiği takdirde olayların gelişimine büyük katkılar sağlayabilir ancak hikâyeye doğrudan bir etkisi yoksa anlatılmasının gereksiz olduğunu düşünüyorum.

Yukarıda da bahsettiğim gibi yazar kendi tabiri ile 1890-1910 yılları arasında İstanbul sokak kültürü ile fütürizmi harmanlıyor. Retrofütüristik bir hava hissettiğiniz Ottomania'yı türü sevenlere en azından bir şans vermesi için öneriyorum.

Meraklısı için;
-244 sayfa
-İthaki yayınlarından Ağustos 2020 itibari ile ilk baskısı çıktı.
-Amazondan 31,26 liraya aldım ancak diğer kitap satış sitelerinde ortalama 17 lira civarında bulunuyor. Kitapyurdunda şu an İthaki yayınlarına %45 indirim var, 14,30 liradan alabiliyorsunuz.
-Karton kapaklı, içinden ayraç çıkmıyor.

#Kitap #kitaptavsiyesi #KitapSeyir #Ottomania #Ottopunk #BilimKurgu

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Kısa ve Çabuk Adımlar/ Bir Çift Ayakkabı - Sunay Akın

Mevsimin ilk kar taneleri Londra Köprüsü'nün kulelerinde birikirken, Oakley Sokağı'ndaki tek odalı bir evde iki erkek çocuk, kırmızı kadife ceketini terzi makasıyla kesen annelerini seyretmektedir. Kadının, büyük oğlu Sydney'e ceketini bozarak diktiği palto ortaya çıktığında, bodrum katındaki odadan hıçkırık sesleri yükselir: "Okuldaki arkadaşlarım beni böyle görünce ne düşünecekler?"

Ertesi sabah, okul yolundaki Sydney'in giydiği yalnızca annesinin ceketi değildir. Ayaklarında da, annesinin, yüksek topukları kesilen ayakkabıları vardır.

Alkolik olan baba erken yaşta öldüğü için öylesine yoksullardır ki, Sydney okuldan artakalan zamanlarında Londra'nın kırmızı otobüslerinde gazete satmak zorundadır. Bir gün, otobüsün üst katındaki boş bir koltukta bulduğu cüzdanın üstünü yolcular görmeden gazeteyle kapatır ve usulca cebine koyduktan sonra koşarak eve gelir. Annesi sinir nöbetlerinden birini geçiriyordur. Cüzdanın içindekileri yatağa boşaltır, fakat cüzdan hala ağırdır. Biraz daha kurcalayınca cüzdanın içindeki küçük bir gözde yedi tane altın lira bulur. Annesi bu işe çok sevinir ve önce çocuklarına güzel kıyafetler alır daha sonra hafta sonu onları tatile götürür. Sydney'in kardeşi o günü şöyle anımsayacaktır: "Denizi ilk kez görüyordum, hemen büyülendim. Parlak güneşin altında suya yaklaştığımda kocaman bir canavar kıvrılarak üzerime geliyor gibi bir duyguya kapılmıştım. Üçümüz de ayakkabılarımızı çıkarıp ayaklarımızı suya soktuk. Su bileklerimi ıslatıyor, ayaklarım yumuşak kuma gömülüyordu."

Yalnızca Sydney mi, kardeşi de çalışmak zorundadır. Küçük çocuk barlarda nergis çiçeği satar, oduncuda kesilen odunları dizer. Annesinin eski giysilerini pazarda satmayı da dener ama sadece bir jartiyeri bedelinden çok daha az bir paraya satabilir ve tabii bunun için eve döndüğünde annesinden fırçayı yer.

Küçük çocuk bir gün, Kensington'ın arka sokaklarında yaşlı bir adam ve oğluyla tanışır. Baba oğul, bir ayakkabıcıdan aldıkları eski ayakkabı kutuları, talaş, Noel kağıtları ve tutkalla oyuncak gemiler yapıp sokakta satarak geçiniyorlardır. Yoldan geçenlerin dikkatini çeken renkli ipler ve bayraklarla donatılmış oyuncak gemilerin çok sayıda alıcısı vardır. Bizim küçük kardeş, ayakkabı kutularından oyuncak yapımını öğrenmek arzusuyla babayla oğluna yardım etmeye başlar. Onlar mahalleden taşınınca da bu işi evde kendi yapmaya karar verir. Bir hafta içinde yaptığı üç düzine gemiyi zorlanmadan satar satmasına ama zaten küçük olan evlerinde dikiş işleri yapan annesinin malzemelerinden yer bulamaması ve kazandığı paranın az olması nedeniyle çok sevdiği oyuncakçılık işine istemese de son verir.

Annelerinin rahatsızlığı nedeniyle akıl hastanesine kaldırıldığı dönemlerde evde birbirine sokularak uyuyan iki kardeşten küçük olanı, yıllar sonra çocukluk günleriyle ilgili şunları söyleyecektir: "Yoksul mu yoksulduk. Küçük bir odada yaşıyorduk. Çoğu zaman yiyecek bir lokma ekmeğimiz olmazdı. Ayakkabılarımız da yoktu. Annem kimi kez potinlerini çıkarıp birimize giydirir, potinleri giyen de yoksullara dağıtılan çorbanın peşine düşer ve günlük tek aşımız olan çorbayı kapıp getirirdi."

Annesinin ayakkabısını giyen bir çocuğun adımları nasıldır? Ayağından büyük olan ayakkabılar çıkmasın diye kısa ve çabuk çabuk!..

Bizim kardeşlerin bir de büyükbabaları vardır. Ayakkabı tamircisi olan büyükbaba gut hastalığından dolayı elleri şişince, işini artık yapamaz olur. Zavallı kadın, akıl hastanesinde tedavi görmediği günlerde çocuklarını yanına alarak büyükbabanın evine gitmekte ve ona yardımcı olmaktadır.

Yoksulluk içinde geçen yılların ardından küçük kardeş, "yatağın altındaki farelere ayakkabılarını fırlatarak" geçirdiği on iki günlük bir gemi yolculuğuyla önce Kanada'ya, oradanda trenle New York'a ulaşır. Times Meydanı'nda tramvaydan indiğinde Amerika hakkındaki ilk izlenimleri şöyle olacaktır: "Hemen hemen her köşede seyyar ayakkabı boyacılarının karşısına oturmuş kısa kollu gömlekler giyen insanlar büyük bir rahatlıkla ayakkabılarını boyatıyordu. İnsanda sanki giyinip kuşanmalarını sokakta tamamlıyorlarmış izlenimini bırakıyorlardı."

Aynı günlerde Amerikalı yönetmen Sennett, çekeceği otel sahnesini hazırlayan set işçilerini izliyordur. Bu sırada ucunu koparmak için ısırdığı purosunun tütününün yapıştığı dudaklarından şu sözcükler dökülür: "Bir komedi unsuruna ihtiyacımız var." Bu sözden sonra Sennett, yaktığı purosundan derin nefes çekerek, kenarda keşfedilmeyi bekleyen oyuncu adaylarından birine döner ve "Komedi makyajı yap. Ne olursa olsun fark etmez," der.

Genç adam, gardıroba doğru yürürken, böyle bir fırsatın bir daha eline geçmeyeceğini bilmektedir. Attığı her adımda, onlarca komik karakter gözünün önünden film şeridi gibi geçer... Bürüneceği karakter bir an önce zihninde oluşmalıdır, zamanı çok azdır... Oldukça bol bir pantolon bulacak, başına küçük bir şapka koyacak ve büyük ayakkabılar giyecektir. Gardırobun kapısını açtığında kararını vermiştir: "Üstümdeki her şeyin birbiriyle çelişkili olmasını istiyordum. Yani torba gibi bol pantolon giyerken ceketim bedenime sıkıca yapışacaktı, şapkam başıma küçükken ayakkabılarım ayağımdan fırlayacak kadar büyük olacaktı."

Yıllar yıllar sonra o küçük çocuk, yani Charlie Chaplin, sinema tarihinin en unutulmaz, en güzel komedi karakteri Şarlo ile annesinin ayakkabıları ayağından çıkmasın diye çorba almaya giderken attığı adımlarla bütün dünyayı güldürecektir, kısa ve çabuk çabuk!..

#Şarlo #CharlieChaplin #SunayAkın #kitaptavsiyesi #kitapSeyir #kitapönerisi #ekitap #KİTAP

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Arkadaşlar önerdiğiniz kitap var mı? Vakit buldukça daha fazla okumak istiyorum. Varsa önerinizi yazarsanız çok sevinirim. 🙂
Not : Tür önemli değil arkadaşlar. Sizler beğendiğiniz kitapları yazın liste yapıp okuyacağım. Fazla ilgilenemiyorum burayla kusura bakmayın. 🙂
#kitaptavsiyesi

BeğenFavori PaylaşYorum yap
Önceki yorumları gör 4 / 9

Kitabı okumamış olanlara anlamsız gelebilir ama çok iyi olmuş. Kitabı da ayrıca tavsiye ederim. Başta hoşuma gitmemişti ama bir yerden sonra aktı gitti. 🙂 #kitaptavsiyesi

BeğenFavori PaylaşYorum yap

Türk Tarih Kurumu yayınlarından çıkan ve Dr. Tümamiral Cihat Yaycı'nın kaleme aldığı "Yunanistan Talepleri (Ege Sorunları) Soru ve Cevaplarla" kitabını okudum. Kitap ciltli ve kuşe kağıda baskılı. Tam bir her evde bulunması gereken kitaplardan birisi bence.

Kitapta Yunanistan'ın Ege'de çıkardığı sorunlar, soru-cevap şeklinde ele alınmış. Her soru tarihte imzalanan taraf olduğumuz ya da olmadığımız anlaşmalar, yetkililerin açıklaması, bilimsel makaleler ele alınarak cevap bulmuş. Ege'de yer alan ada/adacık/kayalık, kıta sahanlığı, karasuları, uçuş malumat bölgesi vb. gibi sorunlar ayrı ayrı bölümlerle ele alınmış. Kitap toplam 7 bölümden oluşuyor. Anlatış tarzı ise son derece yalın ve açık. Kitapta ayrıca konular Yunanistan ne istiyor, Türkiye ne öneriyor şeklinde açıklanıyor. Yani tek taraflı bakış açısı ile yazılan bir kitap değil. Dediğim gibi kitap çok hoşuma gitti. Oturup okumasanız bile evinizde bulunması büyük bir ayrıcalık olur çünkü yarın kafanıza bir şey takılırsa, içindekiler bölümünden hemen o soruyu bulup cevap bulabilirsiniz. #kitaptavsiyesi

BeğenFavori PaylaşYorum yap

#kitaptavsiyesi
Kendimiz Olmak İçin Kimlerden Vazgeçebiliriz?
"İnsanın ailesi ile olan ilişkisi onun karakterinde çok belirleyici bir rol oynar. Ama bazen bu ilişki zorlayıcı bir hal alır. Bazı noktalarda bu ilişkiden kurtulma oranımız bizim kendimizi var etmemizi meydana getirir"

BeğenFavori PaylaşYorum yap